Dünya ekonomisinin yeniden yapılandırılması

Joyce Kolko
Çeviren: İsmail Kaplan

Somut koşulların somut tahlili Marksizmin yaşayan ruhudur. Son 15 yılda dünya ekonomisinde ortaya çıkan yeni eğilimlerin değerlendirilmesi, kapitalist sistemdeki yeni gelişmelerin toparlanması, sermayenin ve devletin bu dönemdeki stratejilerinin irdelenmesi, sosyalist ülkelerdeki yeni düzenlemelerin anlaşılması, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ekonomideki etkilerinin incelenmesi, işçi sınıfının strateji ve taktiklerinin, polikasının belirlenmesi açısından vazgeçilmez bir önem taşıyor. Son 15 yılın gelişmeleri, kapitalist dogmalara sarılan yeni reformistlerin iddia ettiği gibi Marksist teoriyi geçersiz mi kılıyor? Yoksa bütün bu gelişmeler Marksizm-Leninizm'in güçlü ve canlı bir öğreti olduğunu mu doğruluyor? Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, kapitalist sistemin bunalımını mı çözüyor, yoksa bu sistemin iç çelişmelerini ve bunalımını daha da keskinleştirerek yeniden mi üretiyor? Amerikalı Marksist araştırmacı Joyce Kolko, Dünya Ekonomisinin Yeniden Yapılandırılması adlı kitabında son 15 yılın gelişmelerini ayrıntılarıyla inceliyor. Dergimiz bu kitabın çeşitli bölümlerini çevirerek okuyucularına sunacaktır, ilk sayımızda kitabın teorik çerçevesini açıklayan giriş bölümünü sunuyoruz.

İnsan soyunun sağ kalması sorunu 80'li yıllarda milyonlarca kişiyi harekete geçiriyor. Ne var ki, içinde bulunduğumuz gerçeğini henüz kıyamet sözcüğüyle adlandıramayacağımız felaketler belirtiyor. Savaşların yol açtığı ölüm ve yıkım, baskı ve açlık her gün sayısız insanı etkiliyor. Milyonlarca kişi zar zor geçinmeye çalışırken, sayılan yine milyonları bulan başka bir kesim uzun süreli işsizlik, yoksunluk ve güvensizlikle yüz yüze bulunuyor.

On yılı aşkın bir süredir evrensel bir ekonomik bunalımın yaşanmakta olduğu gözlemcilerin çoğu tarafından kabul ediliyor. Kimileri bu olguyu enerji, para sistemi, borç, ticaret, besin gibi alanları kapsayan bir bunalımlar dizisi olarak görüyor; kimileri onu genel dönemsel, yapısal veya sistemsel bir bunalım olarak nitelendiriyor. Ekonomi politiğin tek bir alanı bile bunalımın dışında kalamamıştır.

Bütün gözlemciler ağır ekonomik sorunlarla dolu bir on yıl yaşandığını kabul ediyor, ama kimileri bunalım sözcüğüne itiraz ediyor. Onlar bunalım (kriz) sözcüğünü ekonominin loptan durması veya çökmesiyle bir tutuyorlar. Ama bu terim daha sınırlı bir ekonomik anlamda kullanılabilir. Webster sözlüğündeki tanımla, kriz, geçmişle geleceği, değişik dönemleri birbirinden ayıran kritik dönüm noktasıdır. Kapitalizmde bunalım bir birikim bunalımıdır, birikim sorununun ve biçiminin üretken genişleme olmaktan çıktığı noktada meydana gelir.

Kimi akademisyenler on yılı aşkın bir süredir devam eden bu bunalımın farkında olmayabilirler, ama kapitalist ülkelerdeki kapitalistler ve hükümetler durumun farkındadır. Kapitalistlerin ve hükümetlerin dünya ekonomisini "yeniden yapılandırma" ihtiyacını ' duymaları bunun kanıtıdır. Sermaıyenin üretken genişlemesindeki duraklamanın kurbanları da bunalımın farkındadırlar.

Kuşkusuz 1974'ten bu yana üretimde dönemsel yükselme ve düşüşler -canlanma ve gerileme dönemleri- kaydedilmiştir. Üstelik 1975-80 yılları arasındaki canlanmanın 1933-37'den beri görülen en uzun canlanma dönemi olduğunu hoşnutlukla belirten iktisatçılara hala rastlamak mümkündür. Ne var ki, "canlanma" dönemleri sırasında dünya ekonomisi bir yandan da yıkımın eşiğinde bulunuyordu. İleri ölçüde bütünleşmiş bu sistemde zincirleme bir reaksiyon başlatabilecek sayısız hassas nokta vardı. Bu noktalar sayıca arttığı gibi, sürekli olarak daha kötüye gitmiştir. Ama 1929-33 yıllarına benzer bir çöküş meydana gelmemiştir, Hangi karşı böyle bir çöküşe engel olmuştur?

Bu bunalım genel hatlarıyla bile olsa önceden niçin görülememiştir? Bu miyopluk sorunun önemli bir öğesidir. Çünkü tek tek işletmelerden hükümetlere, özel yatırımcılardan toplumsal hareketlere kadar ekonomide yer alan bütün güçlerin beklentileri, öngörüleri, tahminleri ve varsayımları bu güçlerin bugünkü eylemlerini belirlemede kritik bir rol oynar. Bu eylemler de kısmen geleceği biçimlendirir. Davranışları öncelikle belirleyen şey, bugünün algılanışı ve bu algılayışlara dayalı tasarılardır. Ekonomiye ilişkin birçok kritik inceleme belirli yapısal özellikler -tekel, uluslararası işbölümü, borç krizleri, hegemonyalar vb.- üzerinde yoğunlaşarak geleceğe yönelik kestirimlerde bulunmaya devam ediyor. Geçmişi ve bugünü anlamakta ve geleceğe yönelik beklentileri belirlemede bu tür incelemeler son derece etkili bir hale gelmişlerdir. Sözünü ettiğimiz incelemelerin çoğu yeni amprik araştırmaların çerçevesini belirleyen mini-teoriler, zihinsel modeller veya paradigmalar oldular. "Tekelci sermaye", "yeni kapitalizm", "sanayi ötesi toplum", "karşılıklı bağımlılık", "konverjans" (yakınsama), "askeri sıpai kompleks", "mucize ekonomileri (önceleri Federal uzun dönemli Almanya ve Japonya için kullanılan bu kavram, günümüzde yeni sanayileşmiş ülkeler içinde kullanılıyor.) ve benzeri kavramları bu duruma örnek olarak gösterebiliriz.

İncelemelerin çoğu yapısal bir değişiklik olan pahalı enerji olgusunu gelecek için de geçerli bir model saydılar.daha da önemlisi sermayenin ve devletlerin politikası da bu varsayıma dayandırılmıştı. Dolayısıyla bu politikalar ekonomide yeni yapısal değişikliklere yol açtı. Söz konusu politikaların hepsi geçici ve değişken etkenlere sıkıca bağlıydı.

Gerçekçi olmayan çıkar beklentileri bile bu konuda belirli bir rol oynar. Kapitalistler uzun dönemli stratejilerini geliştirirken dahi kısa görüşlü davranırlar. Bu, ekonomiyi düzenlemek veya reforma tabi tutmak isteyenlerin bütün gayretlerini boşa çıkaran sistemsel bir özelliktir. Anlayışların ve nesnel ortamın değişme hızı da önemli bir etkendir. Nesnel etkenler ve bu etkenlerin algılanışı ile öznel davranış arasında temel bir etkileşme süreci vardır. Algılar yanlış istatistiklere veya gerçek deneyimlere dayalı olabilir. Ne var ki, kapitalist sistemde davranışları belirleyen şey, doğrusuyla yanlışıyla bu algılardır. Bu nedenle elinizdeki incelemede, algılar sorunu nesnel gerçekten ayrı çok önemli bir etken sayılmıştır. Algılara dayalı eylemler nesnel gerçeği etkileyebilir veya biçimlendirebilir. Sözgelimi, yatırım kararlarında veya devletlerin kalkınma stratejilerinde, geleceğe ilişkin tahminler belirleyici rol oynar.


Tahminler

Güncel durumun yanlış anlaşılması, gözlemlenen yapısal koşulların gelecekte de devam edeceği varsayımına dayalı tahminlere yol açar. Bu durumun sayısız örneği vardır.

İtibarlı hükümetleri ve iktisat bilgilerini bir araya getiren Roma Klübü 1972'de sanayileşmiş ekonomilerde hüküm süren etkenleri anlamak yeteneğinden tümüyle yoksun olduğunu gösterdi. Fiziksel kaynakların olası tükenmesi dışında hiçbir etkenin durduramayacağı bir sürekli büyüme dönemine girileceği tahmininde bulundu. Aynı şekilde, Birleşmiş Milletlerin İkinci Kalkınma On Yılı olarak' ilan ettiği 1970'ler için tahminde bulunan bütün kalkınma uzmanları, OECD üyesi sanayileşmiş ülkelerde 1960'larda kaydedilen gelişmenin hiç azalmadan devam edeceğini iddia ettiler. Birçok solcu da sürekli silahlanmayı, tüketim toplumunu ve emperyalizmi gerekçe göstererek kapitalizmin bunalım sorununu esas itibariyle çözüme kavuşturduğu sonucuna vardı.

1977 yılında Massachusetts Institute of Technology (MİT) himayesinde bir araya gelen, on beş ülkeden otuz beş "uzman", petrol talebinin durmadan artışına karşılık arzının düşmesi nedeniyle bir "felaket"in yaklaşmakta olduğu tahmininde bulundu. Merkez bankalarının bankası olan Uluslararası Ödemeler Bankası 198O'de, görünür bir gelecek boyunca OPEC ülkelerinin elinde her yıl 120 milyar dolarlık bir fazla oluşacağı tahminini yaptı. OPEC ülkelerinin parlak geleceği konusundaki bu tahminin daha mürekkebi kurumadan, yeni sanayileşen ülkelerin ileride ne kadar güçlü olacağına dair kehanetler ortalığı sardı.

1979'da anlı şanlı kurumlar, 80'li yıllarda ekonomik ve politik güç odağının Avrupa'dan Brezilya ve Meksika'ya kayacağını tahmin ediyorlardı. 1980'lerin modası, Japonya'nın ekonomik başarısını yönetim tekniklerine bağlamaktır. Amerikan çağı olarak adlandırılan 1960'larda da aynı şey olmuştu: Amerikan başarısının sırrı uygulanan yönetim tekniklerindeydi. Bu algılamaların her ikisi de ekonomi üzerinde etkide bulunmuştur, çünkü herkes bu "başarı sırrı"nı taklit etmeye çalışmıştır.

İleri derecede bütünleşmiş bir dünya ekonomisinde iktidar dizginlerini ellerinde tutan güçlerin geleceğe yönelik açığa vurulmayan varsayımları geniş kapsamlı sonuçlar doğurur. Kapitalistlerin tahminleri kâr beklentisine ilişkindir. Kapitalistlerin davranışını rekabetin günlük zorunlulukları -pazar payını korumak veya yükseltmek ve maliyetleri azaltmak-biçimlendirir. Merkezi planlı ekonomilerde ve az gelişmiş ülkelerde devletler dünya piyasasının genişleyeceği tahmininde bulundular. Kendi iç gelişme süreçlerini bozma pahasına ihracata yönelik sanayiler kurmak için borçlandılar. Enflasyonun "sonsuza dek" süreceğini tahmin eden sanayi işletmeleri borca girerek yatırım yaptılar. 1980'de pahalı petrol fiyatlarına göre yapılan tahminler, kömür gibi hammaddelerin durumunu etkileyerek dünya ekonomisinin bütününde yansımalara yol açtı. İki yıl sonra durum tersine döndü; sanayiler, bankalar, hükümetler ve bu yanlışların bedelini ödemek zorunda bırakılan dünya emekçileri ağır bir sonuçla karşı karşıya kaldılar.

Geriye bakıldığında şunlar tahmin edilebilirdi demek kolaydır. Ama günün ve geçmişin eğilimlerinden yola çıkarak yapılan kestirimler ve belirlenen davranışlar çoğu kez geleceğin gerçeklerine uygun çıkmaz.

Hiç kuşkusuz, geleceğin kestirimlerine dayalı davranış yaşamın gereğidir. Bütün kurumlar geçmişin ve günün algılanması temelinde geleceği planlanmalıdırlar. Olağanüstü yanlışlar yapıldığını söylemek, kimilerini geleceğe hazırlanmak, kimilerini de geleceği öngörmek yükümünden kurtarmaz. Bütün güçlüklere ve tehlikelere rağmen şu ya da bu biçimde öngörüde bulunamazsak bunalımı tahlile kalkışmak anlamsız olurdu. Gelecek herkesi ilgilendirir. Belirli olayları tahmin etmek mümkün olmasa da, bunalımın ampirik özelliklerini, hatta genel nedenlerini ve koşullarını ele almakla yetinemeyiz. Daha öteye gitmek, olayların yönünü kestirmek için bir yöntem belirlemeye çalışarak neyin muhtemel, neyin mümkün olduğunu çıkarmak zorundayız. Bu yüzden belirli bir yapısal koşul üzerinde değil çeşitli etkenlerin etkileşimi üzerinde durmalı ve süreci bir bütün olarak görmeliyiz.

Ekonomik sorunlar gün geçtikçe dünya kapsamında -dünya piyasası, dünya fabrikaları, dünya sistemsele alınıyorlar. Toplumlar hiç bir dönemde bu kadar birbirine yakın ve bütünleşmiş değillerdi. Dünya ekonomisinin evrenselliğe yaklaşan bu bütünleşmesi, ulusal kapitalizmin temel çelişmesiyle diyalektik etkileşim içinde bulunuyor. Kapitalist devletlerin özgül ulusal gelişim düzeyi değişiklik gösterse de, ABD'den Japonya ve isveç'e, Hindistan'dan Federal Almanya Cum-huriyeti'ne veya Şili'ye kadar uzanan bu yelpazenin ortak paydasına bunalım dönemlerinde yaklaşabiliyoruz. Dünya ekonomisinin nesnel bütünleşmesi ulusal özgünlükleri sınırlandırıyor. Üstelik bir zamanlar devletin yetki alanına giren birçok önemli konu -ulusal maliye, para arzı, ekonomi politikası, ticaret ve hatta istatistik- artık önemli ölçüde ulusal kontrol dışında kalmış bulunuyor.


Yöntem

Elinizdeki kitap dünyanın her yanında şaşırtıcı bir benzerlikle hüküm süren kapitalist sistemin bunalımını ele alıyor. Bunalımın kimi özelliklerini bağlantıları ve ilişkileri içersinde tanımlıyor ve enlemesine inceliyor. Bu olanağı sağlayan şey, dünya ekonomisinin, kapitalizmin geleneksel toplumsal ilişkilere tamamen yabancı olduğu, IMF politikalarının emperyalizmi ve/veya devlet/şirket güdümlemesi yoluyla dıştan dayatıldığı kapitalist olmayan toplumları bile kapsayacak* derecede fiilen bütünleşmiş olmasıdır. Dünya ekonomisini, sözgelimi, ABD'nin dünyanın çeşitli bölgelerine yönelik dış politikasını araştırır gibi inceleyebiliriz. Bunun için ayrı ayrı her bölgenin uzmanı olmak gerekmez.

Kuşkusuz bir tercih yapmamız gerekecek: Ekonomi politiğin belirli bir sorununu mikroskopla inceler gibi mi ele alacağız, yoksa bir dizi etkenin ilişkiler ağını kavramaya mı çalışacağız? Her iki yaklaşımını İehinde ve aleyhinde bulunmak mümkündür. Birinci yaklaşım bir sorunun tüm yönlerini derinlemesine anlama olanağını verir, ama diğer sorunlardan nasıl etkilendiğini ve onları nasıl etkilediğini yeterince değerlendiremeyebilir. İkinci yaklaşım belirli konularda yüzeysellikle suçlanabilir. Ama günümüzde teknolojik değişim nedeniy-Je maliye, üretim ve ekonomi politikasının tüm yönleri ulusal sınırları bir soyutlamaya çevirecek derecede içice geçmiştir. Diğer yandan da uluslar hala güçlüdürler ve dünya çapında keskinleşen rekabet ortamı içersinde mücadele ediyorlar. Bu çelişmeler ve değişmeler ekonomiyi nesnel olarak yeniden yapılandırmıştır. Ticaret sorunları ile borç sorunlarını birbirlerinden kopuk olarak nasıl inceleyebiliriz? Dünya ekonomisinin bütünleşmesi toplu (global) bir incelemeyi mümkün hatta zorunlu kılmıştır. Parçaları eksiksiz anlamak için bile toplu incelemeye ihtiyaç vardır. Bu inceleme birbirlerini etkileyerek siyasal ve ekonomik ortamı oluşturan sistemsel ve yapısal nesnel etkenlerin tanımlanmasını içerir. Bülün hareketli; etkileşen parçalar dinamiktir. Ne var ki, bütün bu benzemez öğeler birbiriyle ilintili ve etkileşim içinde olmakla birlikte tutarlı bir global stratejiye duyarlı değillerdir. Ayrıca, bu bütünüyle nesnel bütünleşmenin doğurduğu çelişmeler bir dağılmaya yol açar. Sonuçta ortaya çıkan tablo bireylerin, sınıfların, devletlerin eylem, algı ve tepkilerinin bir diyalektiği, sürekli mücadelenin dinamiğidir.

Kapitalizm evrensel bir sistemdir; ama bir doğa olayı değil, sınıf-lararası/içi bir ilişki olduğu için, bu ilişkiyi dinamik bir süreç olarak incelemek ve zayıf noktalarla çelişmeleri bulmaya çalışmak zorunludur. Günümüzdeki bunalımın bileşenlerini incelerken sistemsel (içkin) ve yapısal (geçici) öğeleri ayır-detmek yararlı olabilir. Sistemsel özelliklerin günlük etkileşimini gözden kaçırmak geleceğin olasılıkları ve olanakları konusunda yanılma tehlikesini içinde taşır. Sistem ve yapı terimleri çok farklı anlamlara geldiği için kimi tanımlar vermek gerekiyor. Sözünü ettiğim terimler bu incelemede kullanılan yöntembi-limin en güç noktasını oluşturuyor.


Sistemsel özellikler

Dünya kapitalizminin ekonomik bunalımı esas olarak sistemseldir. Aynı zamanda, çelişme ve uzlaşmazlıkların kapitalist sisteme içkin olması anlamında kaçınılmazdır. Bu terimle şu temel özellikleri anlatmak istiyorum:

1-Sermaye birikimini başlı başına amaç edinerek örgütlenmiş bir toplum,
2-Kapitalistlerin kararlarını günün ve/veya geleceğin kâr beklentilerine göre belirlemesi,
3-Rekabet,
4-Sömürüye ve emeğin metalaştırılmasına dayalı üretim ilişkileri ve buna bağlı sınıf mücadelesi,
5-Sistemin koruyucusu ve kollayıcısı olarak devlet ve
6-Piyasa ilişkilerinin anarşisi.**

Çoğu kişi sıraladığımız sistemsel özelliklerin kapitalist sistemi bir ölçüde tanımladığını kabul edecektir. Ama geleceği tahlil etmek ve öngörmek için bu evrensel bir sistemsel özelliklerin hâkimiyetini ve ekonomi politiğin yapısal özellikleriyle diyalektik bir etkileşim içinde olduğunu kavramak gerekir. Sistem var olduğu sürece bu içkin özellikler sabit kalacaktır. Demek ki bu ekonomi reforma tabı tutulamaz, yani onun için özellikleri değiştirilemez; buna karşılık yeniden yapılandırılabilir ve şu anda zaten yeniden yapılandırılıyor. Bil söylediklerim gereksiz bir tekrar gibi görünebilir. Ne var ki, günümüzü anlamak ve özellikle de geleceği öngörmek açısından vazgeçilmez olan bu özelliklerin etkileşimi iktisat araştırmacıları tarafından sık sık unutuluyor. İktisatçıların çoğu bu özelliklerin varlığını kabul ederek işe başladıkları halde teorilerini veya tahlillerini yapısal bir özellik üzerine kuruyorlar, sistemsel ve yapısal özellikler arasındaki etkileşimi ve gerilimi gözardı ediyorlar. Kâr peşinde koşan tek tek kapitalistlerin, l günlük faaliyet kararlarıyla dünya çapında reform şöyle dursun, ülke çapında reforma yönelik bütün gayretleri bile boşa çıkarması Örneğinde görüldüğü gibi, sistemsel özelliklerin hâkimiyeti büyük önem taşır. Analitik kavrayışta görülen savrulmalar, dikkat odağının sistemsel özelliklerden kayarak kimi zaman hızla, kimi zaman yavaşça değişen yapısal özellikler üzerinde sabitleşmesinin sonucudur.


Yapısal özellikler

Yapısal özellikler kapitalist sisteme içkin olmayan, ekonomik ve politik etkenlerin dinamik etkileşiminin ürünü olan özelliklerdir. Yapısal özellikler belirli dönemlere Özgüdürler ve durmadan değişirler. Bu özellikler, nesnel güçler veya öznel planlarla "yeniden yapılandırılabilir", ama istenen sonuca Pek seyrek olarak ulaşılabilir, Sömürgecilik, yeni sömürgecilik, yeni uluslararası işbölümü, tekel, ucuz veya pahalı enerji, teknolojik gelişmeler, ulusal hegemonyalar sanayi alanındaki değişmeler, para sal ve ticari yapılar enflasyon, deflasyon, borç, yavaş gelişme ve benzerleri kapitalizmin yapısal özellikleri arasındadır. İşçi sınıfının yapısındaki değişiklikler, ekonomiye devlet müdahalesi, "silahlanma ekonomisi", mali bunalım ve durgunluk da yapısal özellikler arasından. Görüldüğü gibi, belli bir dönemde ekonomide yapılan ve toplumu önemli ölçüde etkileyen bütün düzenlemeler yapısal özellik terimiyle ifade edilmiştir.

Yapısal özellikler savaş, devrim, depresyon gibi büyük tarihi olayların, bilim ve teknoloji alanındaki önemli gelişmelerin veya ekonomi politik alanındaki daha yavaş değişimlerin sonucu olarak ortaya çıkabilir. Ne var ki ekonomi alanındaki tek bir yapısal özelliğe dayanarak teori kurmak tehlikelidir, çünkü yapısal özellikler on yıldan on yıla önemli oranda değişmişlerdir. Hatta petrol bunalımı döneminde olduğu gibi bu değişim çoğu kez daha da hızlı olmuştur. Ayrıca pek çoklarının sürekli bir özellik saydığı devletin ekonomik yaşamdaki rolünün artışı eğilimi bile mali bunalımla birlikte çelişmelerle karşılaştı ve geriledi. Belirli ülkelerde yaşam standardının durmadan yükseleceği görüşü de günümüzde kitlelerin yaşam standardında görülen düşüş ve yüksek işsizlik oranlarının resmen benimsenmesi gerçeğiyle karşı karşıya bulunuyor.

Ekonomi tahlil yaparken, ekonomi politik alanında, değişik dönemlerin ve bunalımların özgül niteliğini belirleyen eğilimleri ve yeni yapısal koşullan ortaya çıkarmak mümkün ve gereklidir. Ne var ki kapitalist sistemde bu eğilim ve koşullar düz bir hat izlemezler, birbirlerini karşılıklı etkileyerek yeni bir şeye dönüşürler. Söz gelimi, tekele, yeni bir uluslararası işbölümüne, durgunluğa, enflasyona veya deflâsyona yönelik eğilimler ekonomi politiğin sistemsel özellikleri ve diğer yapısal bileşenleriyle diyalektik bir etkileşime girerler, böylece yeni ve değişik bir ortama yol açarlar. Ama bu, gözleme ve geleceğe yönelik kestirimlere izin veren evrimsel bir süreçle değil, çelişik, zikzak bir gelişimle gerçekleşir. Bu süreç bütünüyle bireyler, sınıflar, sektörler, uluslar, çıkarlar ve bunla-nn ekonomi politiğin mikro ve makro düzeyde yarattığı nesnel güçler arasında mücadele ve değişim sürecidir. Ortaya çıkan çelişmeler üzerinde öncelikle durmak gerekir. Elde edeceğimiz sonuç sürekliliğin ve değişimin bir diyalektiğidir. Ama bu süreklilik sistemin ömrüyle sınırlıdır. Ekonomi politiğin belli bir yapısal özelliğine ilişkin olarak hiç bir zaman "asla" veya "sonsuza dek" sözcüklerini kullanamayız. Buna karşılık sistemsel özellikler sabittirler ve her zaman aktif etkenler olarak sürece katılırlar. Yalnızca sistemsel özelliklerin sürekliliğini varsayabiliriz. Kapitalist sistemde varolan bütün "yasaları" sadece ve sadece sistemsel özellikler belirler.

Geleceğe yönelik tahlillerde diyalektik bir yöntem kullanmalı, yani mevcut yapısal koşulların sürekliliğini varsaymak yerine, ekonomik, politik ve sosyal sürecin bütün yönleri arasındaki uzlaşmaz çelişmeleri aramak ve izlemek büyük önem taşır. Çünkü statükoyu değişmez saymakla dinamik kabul etmek arasında önemli bir fark vardır.

Sistemsel olanla yapısal olan, nesnel olanla öznel olan arasındaki etkileşim her şeyden önemlidir. Çünkü bu ilişki diyalektiktir: yapısal özellikler sürekli bir değişime uğrarken, sistemsel özellikler aşarlar ve sürerler. Ve bu ilişki devletlerin özünde anarşik olan bir sistemi yeniden yapılandırma, planlama, reforma tabi tutma veya yönetme gayretlerini boşa çıkarır. Kapitalizmin işleyişi kavranabilir ama kontrol altında tutulamaz.

Kuvvet görünümünün ardındaki zayıflıklan ve çelişmeleri, zayıflık görünümünün ardındaki kuvveti, yapısalı aşan sistemseli ve öznel politikalarla nesnel süreç arasındaki diyalektiği aramak zorundayız.


Yeniden yapılandırma

Dünya ekonomisini yeniden yapılandırma, başlığı altında hem sistemsel ve yapısal özelliklerin etkile-şimiyle ekonomi politiğin yeniden yapılandınlmasını, hem de sermaye ve devletin, bunalımı algılayışlanna göre oluşturduklan öznel yeniden yapılandırma startejilerini inceleyebiliriz. Bütün hükümetler ve birçok önemli sanayi dalı, günümüzün kalıcı bunalımım çözmek için "karşılıklı bağımlı" bir dünya ekonomisinin gerçeklerine uyum sağlayıcı bir yeniden yapılanmadan söz ediyor. Çeşitli çıkar ve ideolojileri yansıtan bu planlar, ekonominin nesnel özellikleriyle başlangıçta amaçlanmamış biçimlerde etkileşirler.

Yeniden yapılanma kavramı, birikim bunalımı, rekabet, sınıf mücadelesi, devletin rolü, piyasanın nesnel anarşisi ile öznel planlama veya stratejilerin diyalektiği gibi konuların bütün esaslarını incelememizi sağlar. Ayrıca bize, dinamik ve diyalektik bir etkileşim olan sürecin hareket ve değişimin toplumsal gerçeğini sunar. 1980'lerde iktidarı ellerinde tutan güçlerin dillerine doladıkları yeniden yapılanma kavramı az çok yeni bir kavramdır. Büyük depresyon döneminde hiç kimse dünya ekonomisini yeniden yapılandırmayı düşünmüyordu. Sanayinin sürekli planlı bir indirime tabi tutulması veya yeniden düzenlenmesi kavramı da yoktu. Sadece canlanma kayramı vardı ortalıkta. Aynı durumu İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra da görüyoruz: Hedef canlanmaydı. Hâlbuki imar hareketi günümüzde yeniden yapılandırma olarak adlandırılan kapitalist planlama sürecinin bir önceki halkasıydı. Savaştan sonra Avrupa aslında ekonomisini Amerikan modeline göre yeniden yapılandırmıştı. Yeniden yapılandırma teriminin içinde bulunduğumuz dönemin gerçeğini niçin verebildiği önemlidir. Nesnel gelişmeler çerçevesinde yeniden yapılandırma kavramının nasıl ortaya çıktığını birinci bölümde inceleyeceğim.

Dolaysız algılara dayalı anlık tepkilerle strateji belirlemelerini ayırdetmenin de önemli olduğunu düşünüyorum. Belli bir strateji güttükleri sanılan devletler bile aslında çıkarlarına yönelik güncel tehditlere göre anlık tepkiler vermekten başka bir şey yapmıyorlardı. Devletler gerçek dünyanın içinde hareket ederler, ama politikaları istedikleri sonuçları vermez. Yine de devletlerin eylemleri ve stratejik planlan nesnel yeniden yapılandırma sürecinde belirli bir rol oynar. Sistemin bütünü kısımlar üzerindeki hükmünü sürdürür. Bununla birlikte bütün kapitalist devletlerin dünya ekonomisini yeniden yapılandırmaya yönelik tutarlı bir stratejisinden söz edilebilir.

Yeniden yapılandırma stratejileri çeşit çeşittir ve sistemin sınırlarını ve bu sınırlar içerisindeki seçeneklerinin çoğunu gözler önüne sererler. Ekonomik koşulları restore etmek, eski haline getirmek veya değiştirmek isteyen Ortodoks politikalar bu stratejiler arasındadır. OECD ve IMF stratejileri, geleneksel kalkınma stratejileri ve ABD ile İngiltere'de girişilen daha kaba parasala denemeler sözünü ettiğimiz Ortodoks politikaların örnekleridirler. Bu stratejiler, sadece piyasa güçlerine dayanan stratejilerden, süreci yönlendirmek üzere değişik ölçülerde devlet müdahalesini öngören stratejilere kadar uzanarak geleneksel ideolojik, yelpazeyi bütünüyle yansıtırlar.

Uluslararası Keynes’çi reformist yeniden yapılandırma stratejileri de vardır. Bunlar yeni uluslararası ekonomik düzen önerilerinde ve Fransa, Yunanistan ve İspanya sosyal demokrat hükümetlerinin programlarında somutlanmıştır. Bu stratejilerle daha öncekiler arasında, pratikte, ne gibi ayrımlar vardı? Reformist yeniden yapılandırma stratejilerini belirleyen sistemsel ve yapısal sınırlar nelerdi? Dahası var. Merkezi planlı ekonomiler, kendilerini egemen durumdaki dünya kapitalist piyasa ekonomisiyle bütünleştirmek yolunda hızla ilerliyorlar. Bu gelişme nereden kaynaklanmış ve ne sonuç vermiştir?

İktidarda bulunanların durumu algılayışları, devletlerin son yıllardaki politikalarını kesin olarak etkilemiştir. Bütün ülkeler, ard arda, ekonomilerini yeniden yapılandırma yolunda önlemler alarak ekonomik bunalımı çözmeye ve uluslararası piyasalarda daha iyi rekabet etmeye çalışmıştır. Bütün bu çabalar anlaşmazlıklara yol açtığına göre, değişik ülkelerin nesnel manevra alanı ne kadardır?

Gelişmiş kapitalist ekonomilerin hizmet ekonomisine göre yeniden yapılanarak "sanayi ötesi" bir çağa girdikleri veya yeni bir uluslararası işbölümüne gidildiği gibi yaygın: görüşlerin temeli var mıdır? Yeniden yapılanma dünya çapında piyasa güçlerine daha fazla yönelme anlamına mı geliyor? Yeniden yapılanma emekle olan ilişkilerin yeniden düzenlenmesi mi demektir? Yoksa teknolojik devrimin bir sonucu mudur? Borçlar ve açıklar ekonomiyi ve siyasal ilişkileri nesnel olarak ne ölçüde yeniden yapılandırabilir? Demek oluyor ki "ye niden yapılanına" konusu, içinde bulunduğumuz dönemde dünyanın değişik bölgelerinde sermaye, devlet ve emek arasındaki asli ilişkileri ortaya koyabilecek bir dizi can alıcı sorunu kapsıyor.

Son olarak, sınıf mücadelesi olarak yeniden yapılanmadan söz etmeliyiz. Yeniden yapılanma, emeğin geçmişte sermaye ve devletten kopardığı nesnel kazanımları temelden değiştirmiş midir? Bunalım, başından sonuna dek, üretim ilişkileri çevresinde, sınıflararası ilişkiler çevresinde cisimleşir. Marks'ın yüz yılı aşkın bir süre önce dile getirdiği gibi, parçaları bütünle olan ilişkisi içinde kavrama olanağını veren bu merkezi toplumsal ilişkiyi dikkat merkezimizde tutmalıyız. Hiç kuşkusuz, içinde bulunduğumuz dönemde sermayenin ve devletin dikkat merkezinde bu ilişki bulunuyor. Tek başına bu ilişki bunalımı kaçınılmaz hale getiriyor. Elinizdeki incelemenin kategorilerini belirleyen de işte bu ilişkidir.


Kategoriler

En temel kategoriler sermaye, devlet ve emek ekonomi politiğin yatay düzlemde tahlili için tamamıyla verimli bir işlev görmeye devam ediyor. Çünkü sermaye, devlet ve emek arasındaki ilişki dünyamızın toplumsal gerçekliğini belirliyor. Sözü edilen temel kategorilerin her biri sistemsel ve yapısal özelliklere sahiptir. incelememde 1- Ekonomi politiğin bunalım sırasında nesnel işleyişiyle, 2-Sistemin içerisinde iktidarı elinde tutanların öznel tepkileriyle bu süreç ve politikalara ya karşı koymak ya da bu süreç ve politikaların kurbanı olmak durumunda olanların öznel tepkilerini biçimlendiren algılayışlar ve 3-Sözü edilen tepkilerin ekonomipolitikle ve ekonomi politiğin çerçevesi içersindeki etkileşimi arasındaki ilişkileri vurgulamaya çalışacağım.

Birinci bölümde bunalımın başlangıcı olan 1974'ten itibaren önemli faktörlerin etkileşimini tarih sırasıyla inceleyeceğim. Bu faktörler birbirlerini nasıl etkilediler. başlıca aktörler bunalımın çeşitli aşamalarında nasıl bir tutum aldılar, devlet politikalarıyla sistemsel bir özellik olan özel sermayenin anlık tepkileri arasındaki çelişmelere nasıl yaklaştılar. Tutumlar, politikalar ve nesnel ekonomi nasıl yeniden yapılandırıldı.

Temel gelişmeleri tarih sırasına göre inceledikten sonra bunalım ile sistemin esas kategorileri olan sermaye, devlet ve emek arasındaki ilişkileri tahlil edeceğim.

Sermaye birikimi sistemin özüdür. Sermaye birikiminin yeni biçimleri bizzat birikim sürecini tehlikeye düşürmüş müdür? Özel sektörün gerçek yatırım stratejileri var mıdır? Sermaye yeniden yapılanmayı sınıf mücadelesinde bir silah olarak nasıl kullanır. bu bunalım devlet/şirket ilişkilerinde neyi açığa vurmuştur? Kimler niçin kazanacak, kimler niçin kaybedecektir? Sanayi alanındaki yapısal değişimler, fabrikaların taşınması, küçük ve ayrı birimlere bölünmesi, eskimesi, uluslararası işbölümünün etkisi ve hizmetekonomisine dönüşüm konusunda bir çok genellemeler yapılmıştır. Bütün bunları belirleyen etkenler nelerdir? Bu etkelerin birbirleriyle ve bunalımla bağlantısı nedir? Çeşitli sektörlere ilişkin kimi can alıcı sorunlar üzerinde durarak sözkonusu ilişkileri irdeleyebiliriz. Değişiklikler geçici midir, kalıcı mıdır? Rekabet ve tekel sistemsel/yapısal ikiliğine örnek olarak verilebilir. Hangisi sistemsel, hangisi yapısaldır? Hangisi sistemin temel güdüsü ve dürtüsüdür? Bunlardan hangisi geleceğe daha çok ışık tutar?

Bankacılık, çelik, tarım, kaynak ve silahlanma sektörlerindeki bunalımın genel bunalım içerisindeki yeri nedir? Özel sermaye açısından dünyanın her bir bölgesinin -OECD üyesi sanayileşmiş kapitalist ülkeler, az gelişmiş ülkeler ve merkezi planlı ekonomiler-özgül niteliği nedir.

Kapitalist ülkelerde sermaye ile devleti, özellikle emeğe karşı tutumları itibarıyla, birbirinden ayırmak hemen hemen olanaksızdır. Ayrım stratejiye ilişkindir. Sermaye kar peşinde koşar ve süreç içinde yeniden yapılandırır; devlet ekonominin bütününü veya sektörlerini yeniden yapılandırmak için plan ve politikaları hazırlar.

Çeşitli devletler sınai, teknolojik ve coğrafi yeniden yapılanma için kendi önlemlerini alıyorlar. kimi zaman tek başlarına hareket ediyor, kimi zaman birlikte davranıyorlar; kimi zaman işbirliği yapıyor, kimi zaman çatışıyorlar. Bu alandaki belli başlı çelişmeler nelerdir? Karışık güdüler ve ideolojiler nelerdir? borçlar, açıklar, mali bunalım nedeniyle bizzat devletin birikim ihtiyacı bunalımı nasıl yoğunlaştırmıştır? tek tek ülkelerin ekinden başka ülkeleri yeniden yapılanmaya zorlayacak, söz gelimi İMF türünden, hangi araçlar ve yollar vardır? Borçlar, parasal ilişkiler ve ticaret alanındaki değişmelerin önemi nedir? Ulusal yeniden yapılanma programlarının yol açtığı ululararası çatışmaların niteliği nedir? Değişen kuvfet ilişkilerinin ve kalıcı ekonomik bunalımın damgasını taşıyan bu istikrarsız dönemde ekonomi hangi anlamda uluslararası, hangi anlamda ulusaldır? Devletin ekonomideki rolü hem artıyor, hem de azalıyor. bu çelişmenin sonuçları nedir? Nesnel yeniden yapılanma süreci devletlerin gücünü etkilemiş midir? savaştan sonra devletin ekonomideki rolü büyümüştür, günümüzün "özelleştirme" yönündeki uluslararası tutkusu nereden kaynaklanıyor?

Çoğu kes sermayenin ve devletin yeniden yapılandırma stratejilerinin sermaye ve devletin işçi sınıfına kaptırılmış saydıkları şeyleri geri almak üzere düzenlendiğini ve uygulandığını görüyoruz; yani yeniden yapılandırma stratejileri sınıf mücadelesine açık bir saldırı anlamına geliyor. işçi sınıfı tanımının sistemsel ve yapısal özellikleri nelerdir? Sanayileşmiş ülkelerde bizzat istihdamın niteliğinde bir yeniden yapılanmadan söz edilebilir mi? "Yeni" bir işçi sınıfıyla mı karşı karşıyayız? Yüksek oranlı işsizliğin sonuçları nelerdir? Bu işsizliğin ne kadarı sistemin nesnel işleyişinin sonucu, ne kadarı devletlerin yeniden yapılandırma stratejilerinin ürünüdür? ekonomik bunalımın bu döneminde işçi sendikaları nasıl yeniden yapılandırılmıştır? yaşam standardının düşmesi ne gibi sonuçlara yol açıyor? Bu konudaki tepkiler neler oldu.

İçinde bulunduğumuz dönemde bilimin ve teknolojinin kritik bir rolü vardır: hem ekonomik yapıyı yeniden biçimlendiren nesnel bir güç olarak hem de sermayenin ve dervletin, ekonomiyi yeniden yapılandırmak ve/veya bunalımı çözmek için sarfettikleri bilinçli gayretler çerçevesinde kullandıkları stratejik bir araç olarak. Yeni bilimsel ve teknolojik gelişmeleri (ekonominin bütününde büyümeye yol açan buharlı makina, demir yolları ve otomobil sanayii gibi) bir devrim saymak mümkün müdür? Yoksa bu gelişmeler emek maliyetlerini düşürmek ve merkezi kontrol alanını genişletme gayretlerinin bir devamı olarak ekonominin genelinde daralma sonucunu mu veriyor? Bunalımın bu dönemi-sanayi, hizmet ve tarım sektörlerinde emek açısından ne gibi sonuçlara yol açıyor.

Bu sorular, her şeyin birbirine bağlı olduğu, uyumla değil çatışmayla belirlenen, bunalım sürdükçe şiddetlenen, öznel yeniden yapılandırma stratejileri sonucunda çözüm şansını elinden kaçırdığı gibi daha da kötüye giden bir süreci gözler önüne seriyor. Amacım bütün bu sorulara eksiksiz yanıtlar vermek değil, bu ilişkilerin hangi özelliklerinin bize geleceğin olasılıkları konusunda daha anlamlı bilgiler sunduğunu göstermektir. Bu özelliklerin hangileri yapısal ve değişken, hangileri sistemsel ve kalıcıdır? Hangi özellikler kapitalist sistemdeki yeniden yapılandırma sürecinin sınırlarını belirliyor?


*Marksizm’in eski ve yeni kuşaktan gerçeği çözümlemek ve kavramlaştırmak için dünya sistemi, bütünlük ve ekonomi politiğin çeşitli öğelerinin diyalektik etkileşimi kavramlarım kullandılar. Bununla birlikte bu kavramlarla günümüzde "dünya sistemleri" ekolü adı verilen akımı artık birbirinden ayırt etmek gerekiyor;

**Marks bu özellikler için yapı terimini kullanmıştır. Ama ben kitabımın yönlembilimsel amacını ve yapısal ve yeniden yapılanma terimlerinin yaygın kullanımını göz önünde tutarak, kapitalist ekonomi sisteminin içersindeki sürekli ve geçici özellikleri ayırdetmek istiyorum. Sürekli özellikler için sistemsel, geçici özellikler için yapısal terimini kullanıyorum.



İrtibat: posta@urundergisi.com Telefon: 0212 - 245 28 11