Program sorunu üzerine 1

Komünist harekette "Birlik" sorunu herşeyden önce ideolojik-teorik düzlemde tartışmaları, ortak "evet" ve "hayır"ların saptanmasını gerekli kılıyor. Komünistlerin ideolojik-politik-örgütsel birliğinin ifadesi olacak komünist partisinin programı bu temel "evet" ve hayır"lara dayanacak. Şu anda komünist hareketin önüne getirilen TBKP programı, bugün reformist anlayışın yetkin bir örneği olmakla kalmıyor, aynı zamanda, LEnincilerin temel "hayır"larının saptanması bakımından da elverişli bir malzeme sunuyor. Program sorunu üzerine başlıklı yazımızın ikinci ve ve son bölümünü önümüzdeki sayıda sunacağız.

Kemal Bilgi

Türkiye komünist hareketinin önüne bir program getirildi: TBKP programı.

Bu program ülkemiz işçi sınıfının politik hareketinde bir dönüm noktasına işaret ediyor. Keskin bir yol ayrımındayız: Ya Markizm-Leninizm'in devrimci yolunda yürüyerek emperyalizme ve kapitalizme karşı sosyalizm savaşımını sürdüreceğiz ya da uzlaşma ve reformizm çizgisini benimseyerek burjuva kamplının bataklığına gömüleceğiz. Üstelik kömünist hareketin böylesi bir yol ayrımına, işçi sınıfının, diğer emekçi katmanların, gençliğin ve Kürt halkının savaşımının yeniden yükselmeye başladığı, toplumsal protesto ve hareketliliğin arttığı, Türkiye toplumunun yeni bir devrimci yükseliş döneminin eşiğinde bulunduğu bir sırada geldiğini de belirtmeliyiz.

Söz yok, Türkiye kömünist hareketinin önünde bir program sorunu vardır. Dünyadaki ve Türkiye'deki yeni gelişmeler, emperyalizme bağımlı Türkiye kapitalizminin evrimi ve buna bağlı olarak sınıf güçlerinin karşılıklı yeralımındaki değişiklikler ve geçmiş programın kimi yetersizlikleri yeni bir programı zorunlu kılıyordu. Peki TBKP proğramı bu zorunluluğu gidermek amacıyla mı hazırlanmış? TBKP programını kaleme alanlar, bu programı her şeyden önce TKP ile TİP'in birlişmesinde bir kaldıraç olarak gördüklerini belirtiyorlar (sf. 6) bir başka deyişle nesnel – bilimsel yaklaşım bir yana bırakılarak pragmatik anlayış benimsenmiş; program, yani işçi sınıfı partisinin ideolojik-politik zemini örgütsel-pratik bir gereksinimi karşılamak amacıyla kurban edilmiştir. Nitekim KBKP ile TSİP'in birliği gündeme gelince programı yeniden kaleme alma çalışmalırının başlatılması, bu pragmatik anlayışı çarpıcı biçimde bir kez daha ortaya koymuştur. TBKP programını kaleme alanlar, bilimsel yaklaşımı, Marksizm-Leninizm'i değil pragmatizmi kendilerine bayrak yapmışlardır. Bu nedenle de TBKP programı, işçi sınıfının ve konünist hareketin bugünkü gelişmişlik düzeyini yansıtmıyor, dolayısıyla da komünist hareketin birliğini sağlayacak bir platform olamıyor; bu program, sınıfın yolunu aydınlatmıyor, karartıyor.

Kendini işçi sınıfımıza ve emekçi halkımıza karşı sorumlu hisseden tüm komünistlerin önünde ertelenemez bir görev duruyor: Reformizmi teşhir etmek ve karşısına işçi sınıfının bağımsız devrimci çizgisini çıkarmak.

Ülkemiz bugün tarihsel açıdan çok önemli bir uğrakta bulunuyor. 12 Eylül 1980 faşist karakterli askeri darbesi, finans oligarşının mutlak egemenliğinin hukuksal çerçevesini belirleyen 1982 Anayasasını yürülüğe soktu. İşçi sınıfının ve emekçi yığınların en temel demokratik hakları gaspedildi. Bir yandan işkence ve zorbalık, öte yandan toplumsal demagoji, bireyciliğin yaygınlaştırılması, "köşeyi dönme", "her koyun kendi bacağından asılır", "gemisini kurtaran kaptan" anlayısının körüklenmesi, komünistlerin doğru örgütlenme ve savaşım taktiklerini oluşturup yaşama geçirmekte başarısız kalmalarıyla birleşince korkunç bir yıkıma yol açtı. Politika alanı tekelci burjuvazinin dikensiz gül bahçesi haline getirildi. Ne var ki, yığın eylemleri (işçi grev, gisteri ve yürüyüşleri, Kürt yurtsever hareketi, gençliğin akademik-demokratik haklar savaşımı, cezaevlerindeki devrimcilerin 1980'den beri süren direnişi, kadın hareketi vb.) ve burjuvazinin iç çelişmelerinden kaynaklanan sürtüşmeler nedeniyle rejim "istikrar" bulamadı. Ekonomik bunalım aşılamadı. Rejimin manevralarına rağmen, ne işçi ve emekçi yığınlar "cansız bir kütle" durumunda tutulabildi; ne de burjuva muhalefetin güçlenmesi engellenebildi. Bu durum, ülkemizdeki finans oligarşinin mutlak erkinin "istikrar" kazanmasının uzun vadeli olamayacağını ve derinleşen ekonomik bunalımın da eklenmesiyle siyasal bunalımın olası ortaya çıkışını koşullandırıyor. Dolayısıyla komünist hareket, bunalımı devrimci yoldan aşma programını işçi sınıfına ve geniş emekçi yığınlara benimsetme, diğer politik akımlarla bu biricik olumlu çözüm etrafında bağlaşıklar kurma tarihsel fırsatına sahiptir. Komünist hareketin bu konudaki her gecikmesi, toplumsal muhalefetin burjuvazinin şu da da bu sosyal demagojik programının kuyruğuna takılmasına yol açabilir. Komünist hareket, kapitalizme son vermeyi amaçlayan devrimci bir program çerçevesinde güçlü bir alternatif olmalı, işçi ve emekçi yığınları kendisine çekmelidir.

Bu sonuç bizi, kendilerini işçi sınıfının enternasyonalist hareketiyle, Marksizm-Leninizm'le ve ülkemiz işçi sınıfıyla bağlı gören tüm komünistleri devrimci bir program etrafında birleştirme savaşımıyla yüzyüze getiriyor. Ülkemizde bu ölçütlere uyan çok sayıda devrimci örgüt ve çevre vardır. Bu yoğunlukların, bilimsel-torik bir platform üzerinde, birlik sürecinin örgütsel-yöntemsel gereklerine de saygı göstererek anlaşabileceklerine inanıyoruz. Bu noktada temel ortak "evet" ve "hayır"ların belirlenmesi ilk adımı oluşturabilir. TBKP Programı, gerek ideolojik-politik zemini, gerekse oluşum sürecinin pratik-yöntemsel yanı açısından özellikle temel "hayır"ların somutlanabileceği bir örnek niteliğindedir. TBKP Programı'yla reformist çizgi kendisini sonut ve net olarak ortaya koymuştur. Kendisini işçi sınıfımıza ve emekçi halkımıza karşı sorumlu hisseden tüm komünistlerin önünde ertelenmez bir görev duruyor: Reformizmi teşhir etmek ve karşısına işçi sınıfınını bağımsız, devrimci çizgisini çıkarmak. Hareketimizin bu dönüm noktasında işçi sınıfının devrimci politikasını somutlaştırmak ve temellendirmek için atılması gereken ilk adım, TBKP Programı'yla köklü ve nihai biçimde hesaplaşmaktır. Bu hesaplaşma devrimci programın ana noktalarıyla belirlenmesi sonucunu da verecektir.

Yazımızda öncelikle, Marksizm-Leninizm'in genel teorik belirlemelerine, temel ilkelerine değinmek, komünist hareketin geçmişte bu soruna nasıl yaklaştığını ortaya koymak istiyoruz. Program konusundaki genel yaklaşımı ve bir komünist parti programının vazgeçilmez esaslarını açıkladıktan sonra TBKP Programı'nı ele alacağız. Bu programın tek tek her noktasını teorinin ışığında, somut olarak değerlendireceğiz. TBKP Programı'nı kaleme alanların bugünkü dünyaya ve özellikle de ülkemizin dünya içersindeki yerine nasıl baktıklarını, ülkemizin tarihsel gelişimi konusundaki görüşlerini, günümüz Türkiye'sinde toplumsal güçlerin karşılıklı yeralımına nasıl yaklaştıklarını ve somut olarak neleri önerdiklerini irdeleyeceğiz. Ayrıca, programın genel teorik çerçeveye sığmayan özgünlüklerine, iç tutarsızlıklarına, çelişme ve eksikliklerine ve belirsiz noktalarına değineceğiz. Son olarak da TBKP Programı'nı bir bütün olarak değerlendireceğiz.

İşçi sınıfının sınıfsal programı, tarihsel olarak, tüm emekçilerin ve toplumun kurtuluş programıdır.

TBKP'nin genel tutumunun zaten bilindiği, izlediği gündelik politikanın çeşitli yönleriyle hem bizler, hem diğer çevreler tarafından bir çok kez eleştirildiği, bu nedenle yeni TBKP Programı'nın böylesine ayrıntılı biçimde irdelenmesinin acil bir teorik-ideolojik görev olmadığı ileri sürülebilir. Bu görüşü Lenin'in sözleriyle yanıtlamak istiyoruz: "Şu anda hareketimizin acil sorunu, bundan önceki dağınık, 'amatör' eylemlerin geliştirilmesi değil, birlik-örgütlenme sorunudur. Bu, programı zorunlu kılan bir adımdır."(1) Yani sağlam bir birliğe giden yol, herşeyden önce program konusunda netliğe ulaşmaktan geçmektedir. Öte yandan bir partinin gerçek bir parti sayılması için, Marks ve Engels’in dediği gibi, “halkın elinde bayraklaşan”(2) ve “parti hareketinin düzeyini”(3) ortaya koyan bir programa salip olması gerekir. Engels ekliyor: “Genel olarak bir partinin resmi programının, o partinin hareketlerinden çok daha az önemli olduğu doğrudur. Ama yeni bir program herkesin gözü önünde yükseklere çekilen bir bayrak gibidir ve herkes parti hakkında hükmünü buna göre verir”(4)


Tarihten Süzülüp Gelen

İşçi sınıfının ayrı bir politik programa sahip olması, onun, toplumun diğer sınıf ve katmanlarından ayrı, bağımsız çıkarlar olması nesnelliğinin bir ifadesidir ve işçi sınıfının tarihsel misyonunu somut olarak ortaya koyar. Kapitalist toplumun sömürülen ve ezilen sınıfı temel olan proletarya aynı zamanda toplumun tümünü sömürü ve ezgiden kurtarmadıkça, kendisini burjuvazinin sömürü ve ezgisinden kurtaramaz. Dolayısıyla işçi sınıfının çıkarları geniş emekçi yığınların çıkarlarıyla bağdaşır. Emekçi yığınlar bakımından ise, kapitalist sömürü ve ezgiden kurtulmanın biricik yolu gelecekteki çıkarlarını savunmaya hazırlanarak proletaryanın bakış açısını benimsemekten ve onun savaşımına bağlanmaktan geçer. Bu bağlamda işçi sınıfının sınıfsal programı, tarihsel olarak, tüm emekçilerin ve toplumun kurtuluş programıdır. İşçi sınıfının bağımsız politikası, bu misyonu, bu programı gerçekleştirme savaşımıdır. Program, işçi sınıfının bağımsız bir politik güç olarak politika sahnesinde yer almasının temelini oluşturur. Program, işçi sınıfının bağımsız bir politik güç olarak politika sahnesinde yer almasının temelini oluşturur. Program, aynı zamanda, burjuvazinin egemenliğinden ideolojik düzeyde net bir kopuşu deli getirir.

İşçi sınıfının bağımsız bir politik programa sahip olması gereği bir kez belirlendikten sonra tutulması gereken halka, hangi göstergelerin hareket noktası olarak alınacağıdır: İşçi sınıfının kapitalist üretim biçiminde, bir sınıf olarak tuttuğu yerden ve bu yerin doğrudan bir sonuç olan sınıfsal çıkarlarından, amaçlarından ve tarihsel misyonundan mı hareket edilecek; yoksa bu nesnelliği ölü bir tarihsel gerçek olara bir yana atıp, gerçekçilik adına sınıfın bugünkü bilinç düzeyi, onun güncel toplumsal psikolojisi mi temel alınacak? Bu ayrım, öncülük ile kuyrukçuluk arasındaki ayrımdır.

Markizim-Leninizm, daha en başta bu sorun karşısında net bir tavır alışla belirlenmiştir: “sorun bir proleterin veya bütün proletaryanın şu anda kendi amacını nasıl gördüğü değildir. Sorun, proletaryanın ne olduğu ve bu oluşun kaçınılmazı sonucu olarak neyi yapmak zorunda olacağıdır. Proletaryanın amacı ve tarihsel eylemi, onun kendi hayat konumunda ve bir bütün olarak günümüzün burjuva toplumu düzeninde inkâr edilmez bir şekilde açıkça bellidir.”(5)

Nesnellikten yana konulan bu açık ve bilimsel tavır, bir yandan hazırlanacak programın özünü belirlerken, öte yandan da partinin, işçi sınıfının bir adım önünde olmasını gerekli kılar.

Bu çerçevede program toplumsal gelişme süreçlerinin bilimsel bir genellemesidir. Programda hem partinin önüne koyduğu amaçlar, hem de bu amaçlara ulaşmayı olanaklı kılan görevler belirlenir. Öngörülen amaçlara ulaşmak ve belirtilen görevleri yerine getirmek için ne gibi nesnel olanaklar bulunduğuna işaret eder.

İşçi sınıfı partisi için hazırlanan ilk kapsamlı programatik belge Komünist Partisi Manifestosu’dur. Bu temel yapıtta bugün güncelliğini yitirmiş kimi saptamalar ve istemler de yer almakla birlikte, esas olarak bugün ve işçi sınıfı tarihsel misyonunu yerine getirene kadar her zaman geçerli olacak temel belirlemeler, ana ilkeler ve yönelimler somutlanmıştır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

“Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir.”(6)

“Burjuva sınıfın varlığının ve egemenliğinin esas koşulu sermayenin oluşması ve çoğalmasıdır; sermayenin koşulu ücretli emektir. Sanayiin, burjuvazinin elinde olmayarak teşvik ettiği ilerleyişi, emekçilerin rekabetten ileri gelen yalıtılmışlıklarının yerine birlikteliklerinden ileri gelen devrimci dayanışmalarını kor. Demek ki, modern sanayiin gelişmesi, burjuvazinin ayaklarının altından, bizzat ürünleri ona dayanarak ürettiği ve mülk edindi temeli çeker alır. Şu halde, burjuvazinin ürettiği, her şeyden önce, kendi mezar kazıcılarıdır. Kendisinin devrilmesi ve proletaryanın zaferi aynı ölçüde kaçınılmazdır.”(7)

“Komünistler öteki işçi sınıfı partilerinden yalnızca şunlarla ayrılırlar: 1. Farklı ülke proleterlerinin ulusal savaşımlarında, her türlü milliyetten bağımsız olarak, tüm proletaryanın ortak bağımsız olarak, tüm proletaryanın ortak çıkarlarına işaret eder ve bunları öne sürerler. 2. İşçi sınıfının burjuvaziye karşı savaşımının geçmek zorunda olduğu çeşitli gelişme aşamalarında her zaman ve her yerde, tüm hareketin çıkarlarını temsil ederler.”(8)

“Komünistlerin acil hedefleri, bütün öteki proleter partilerininkiyle aynıdır. Proletaryanın bir sınıf olarak oluşması, burjuva egemenliğinin yıkılması, siyasal gücün proletarya tarafından ele geçirilmesi.”(9)

“Kısacası komünistler her yerde mevcut toplumsal ve siyasal düzene karşı her devrimci hareketi destekliyorlar.”(10)

Bu temel yapıtta yer alan hiçbir cümle, hatta hiçbir sözcük yersiz ya da rastgele kullanılmamıştır. Bunun bilinçli bir eylem olduğu, Marks’ın Gotha ve Engels’in Erfurt Programlarına yaptıkları eleştiriler okunduğunda açıkça görülmektedir. Marks ve Engels, bu eleştirilerinde her sözcüğü, her kavramı tek tek süzgeçten geçirmişlerdir. Eş anlamlı gözükse bile, gereksiz yere farklı sözcükler kullanılmasına karşı çıkmışlardır. Burada hem program metinin dilbilimi kurallarına varıncaya dek nasıl büyük bir titizlikle hazırlanması gerektiğini öğreniyoruz.

"Program, bizim temel görüşlerimizi formüle etmeli; acil politik görevlerimizi kesinlikle ortaya koymalı; ajitasyon eylemlerimizin alanını tayin edecek, acil taleplerimizi (...) göstermelidir"

Komünist Partisi Manifestosu kısa, açık ve özlü bir broşürdür. Bu da önemli bir noktadır. Engels, Erfurt Programı’nı eleştirirken, bu konuda şöyle diyor: “Bence program mümkün olduğu kadar kısa ve sınırları belli, açık seçik olmalıdır.”(11) Ve ekliyor: “Oysa bir programda fazla şeylerin bulunması o programı zayıflatır.”(12)

Komünist Partisi Manifestosu’nda, broşürün merkezinde yer alan düşüncelereden biri proletarya enternasyonalizmidir. Bu ana vurgu Marks ve Engels’in tüm yapıtlarında da yer almaktadır. Marks ve Engels, proletarya enternasyonalizmi anlayışının programda mutlaka gerçek anlamıyla yer almasından yanaydılar. Gotha Programı’nın eleştirisinde Marks bunu açıkça belirtiyor “Besbelli ki, işçi sınıfı mücadele edebilmek için sınıf olarak kendi ülkesinde örgütlenmelidir, ve her ülke ayrı ayrı bu sınıf mücadelesinin sahnesidir. İşte işçi sınıfının mücadelesi bu anlamda ulusal nitelik taşır, içerik açısından değil, ama Komünisit Manifesto’nun da dediği gibi ‘şekil bakımından” ulusal”(13)

Marks ve Engels’in temelini attıkları dünya görüşünün kilit noktalarından biri proletarya diktatörlüğüdür, proletaryanın egemen sınıf olarak örgütlenmesidir. Marks ve Engels, Manifesto’da şöyle yazıyorlardı: “proletarya siyasal egemenliğini, tüm sermayeyi burjuvaziden derece derece koparıp almak, bütün üretim araçlarını devletin, yani egemen sınıf olarak örgütlenmiş proletaryanın elinde merkezileştirmek için ve üretici güçlerin tamamını olabildiğince çabuk arttırmak için kullanacaktır.”(14) Her ne kadar Kautsky gibi dönekler ve kimi Marksologlar, Marks’ın bu terimi yanlışlıkla, ‘rastlantı’ olarak kullandığını öne sürmüş olsalar ve bunun proletarya diktatörlüğü olmadığını söyleseler de, Marks’ın kendisi, 1852 yılında Weydemeyer’e gönderdiği ünlü mektupta şöyle diyordu: “…Ve bana gelince, modern toplumdaki sınıfların ya da bunlar arasındaki savaşımın varlığını keşfetmiş olma onuru bana ait değildir. Burjuva tarihçileri bu sınıf savaşımının tarihsel gelişimini, burjuva iktisatçılar da sınıfların ekonomik anatomisini benden çok önce açıklamışlardı. Benim yeni olarak yaptığım: 1. Sınıfların varlığının ancak üretimin gelişimindeki belirli tarihsel evrelere bağlı olduğunu; 2. Sınıf savaşımının zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne vardığını; 3. Bu diktatörlüğün kendisinin bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız bir topluma geçişten başka bir şey olmadığını tanıtlamak olmuştur.”(15)

Marks, ayrıca Gotha Programı’nın Eleştirisi’nde de bu noktaya değinir. “Kapitalist toplumla komünist toplum arasında, birinden ötekine devrim yoluyla geçiş dönemi girer. Buna bir siyasi geçiş dönemi tekabül eder ki, burada devlet proletaryanın devrimci iktidarından başka bir şey olamaz.”(16)

Konunun, hem işçi sınıfının ilk bağımsız politik programı sayılabilecek olan Manifesto’da yer alması, hem de Marks’ın Gotha Programı’nın eleştirisinde bu noktaya değinmesi, proletarya diktatörlüğünün komünist partisinin programında yer alması gereken temel ilkelerden biri olduğunu açık bir biçimde gösteriyor.

Son olarak, Manifesto’da devrimde öncülük konusunda ne söylendiğini de görelim: “Bugün burjuvazi ile karşı karşıya gelen bütün sınıflar içersinde yalnızca proletarya gerçekten devrimci bir sınıftır. Öteki sınıflar modern sanayi karşısında erirler ve nihayet yok olurlar; proletarya ise onunu özel ve temel ürünüdür.”(17)

Lenin döneminde işçi sınıfının iktidar perspektifinin güncelleşmesiyle birlikte parti programı konusu daha da önem kazanıp somutlaştı. Lenin programla ilgili çalışmalarına 1895-1896 yıllarında sürgündeyken başlamış ve bu çalışmaların sonucu olarak 1899 yılında “Partimizin Programı Taslağı” adlı yazıyı kaleme almıştır. Lenin, söz konusu yazıda, proramın gerekliliğini ve acilliğini belirttikten sonra, Emeğin Kurtuluşu grubunun 1885 tarihli program taslağını ele araka şunları söylemektedir:

“Taslak, diğer ülkelerde olduğu gibi Rusya’da da sosyalizm için bağımsız olarak savaşabilme yeteneğine sahip tek sınıf olarak işçi sınıfını, ‘sanayi proletaryası’nı göstermektedir. Bu sınıfın amacını ortaya koymaktadır: ‘Bütün üretim araçlarının toplum mülkiyetine geçirilmesi’, ‘meta üretimine son verilmesi’ ve ‘bu üretimin yereni yeni bir toplumsal üretim sisteminin alması’. Taslak, ‘toplumsal ilişkilerin yeniden düzenlenmesi için’, ‘kaçınılmaz ilk şartın’, ‘siyasi iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesi’ olduğunu belirtmekte; proletaryanın enternasyonal dayanışmasını ve ‘her ülkenin sosyal demokratlarının programlarında, kendi özel şartlarına bağlı olarak, farklılıkları’ olması gerektiğini ortaya koymakta; Rusya’nın bir özelliği olarak ‘gelişmekte olana kapitalizm ve can çekişen ataerkil ekonomi gibi ikili bir boyunduruk altında, emekçi halk kitlelerinin açı çektiğini belirtmekte; Rus devrimci hareketi ile ‘en hassas, en hareketli ve en gelişmiş yeni bir sınıfın, sanayi proletaryasının’ (gelişen kapitalizmin güçleri tarafından) yaratılması süreci arasındaki bağıntıyı göstermekte; ‘devrimci bir işçi sınıfı partisinin’ kurulmasının gerekli olduğuna işaret etmekte ve ‘bunun ilk siyasi görevinin mutlakıyeti yıkmak’ olduğunu belirtmekte; siyasi mücadelenin araçlarını göstermekte ve bunun temel taleplerini kesin ve açık bir şekilde anlatmaktadır. Kanımızca bu unsurların hepsi, bir sosyal demokrat işçi sınıfı partisi programı için mutlaka gereklidir.(18)

Lenin aynı yazıda program konusundaki kendi görüşlerini de çok net bir biçimde şöyle formüle etmiştir:

“Öyleyse, kanımızca, şu hususlar Rus Sosyal Demokrat İşçi Sınıfı Partisi’nin programının ana unsurları olmalıdır: 1. Rusya’nın ekonomik gelişmesinin temel özelliklerini belirten bir açıklama; 2. Kapitalizmin kaçınılmaz sonuçlarını belirten bir açıklama; yoksulluğun artması ve işçilerin gittikçe artan öfkeleri; 3. Hareketimizin temel unsuru olarak, proletaryanın sınıf mücadelesini belirten bir açıklama; 4. Sosyal demokrat işçi sınıfı hareketinin nihai amaçlarını –bu amaçlara varmak için siyasi iktidarı kazanma mücadelesini- ve hareketin enternasyonal niteliğini belirten bir açıklama; 5. Sınıf mücadelesinin özünde siyasi bir nitelik taşıdığını belirten bir açıklama; 6. Halkın haklarından yoksun olmasını ve ezilmesini sağlayan ve sömürüyü himaye eden Rus mutlakıyetinin işçi sınıfı hareketi için en büyük engel olduğunu ve dolayısıyla toplumsal gelişimin sağlanması için siyasi özgürlüğün kazanılmasının Parti’nin en acil görevi olduğunu belirten bir açıklama; 7. Partinin otokrasiye karşı mücadele eden ve hükümetimizin demagojik entrikalarıyla savaşan bütün partileri ve kesimleri destekleyeceğini belirten bir açıklama; 8. Temel demokratik taleplerin tek tek sıralanması; ve ardından . İşçi sınıfı yararına öne sürülen talepler; ve 10. Köylülük yararına öne sürülen talepler ve bu taleplerin genel niteliklerinin açıklanması”(19)

Lenin bu ayrıntılı değerlendirmeyi şöyle genelliyor: “Program bizim temel görüşlerimizi formüle etmeli; acil politik görevlerimizi kesinlikle ortaya koymalı; ajitasyon eylemlerimizin alanını tayin edecek acil taleplerimizi… göstermelidir”(20) bu acil taleplerle ilgili oraka da Lenin şunları söylüyor: “Demek oluyor ki programın bu bölümü hazırlanırken iki tip aşırılıktan kaçınmaya gayret etmeliyiz: bir yandan tüm işçi sınıfı için büyük önem taşıyan hiçbir temel talebi ihmal etmemeli; öte yandan programı lüzumsuz yere dolduracak ufak ayrıntılara girmemeliyiz.”(21)

Programda mutlak yer alması gereken noktaları belirtirken, Lenin, programda bulunmaması gereken şeylere de değiniyor: “(otokrasiyle mücadele eden diğer savaşçılarla karşı tutumuzu gibi prensiple ilgili en önemli sonlar hariç olma üzere) Taktik sorunlar programda yer almamalıdır. (22) Çünkü programda ayrıntılara girmek partinin elini kolunu bağlamak demektir.

Marksizm-Leninizm’in bu temel programatik tespitlerinden bu yana çok zaman geçti. Ana ilkeler geçerliliğini korumakla birlikte, bu ilkelerin yanına kimi eklemeler yapmak da zorunlu duruma geldi. Sosyaliz, o günden bugüne, önce tek ülkede, sonra da dünya çapında bir sistem olarak yaşayan bir gerçeklik oldu. İlk sosyalist devrimin zafere ulaşmasıyla yeni bir nitelikle boy atan ulusal kurtuluş savaşları, sosyalist sistemin kurulmasının ardından emperyalizmin klasik sömürgecilik sisteminin çözülüşüne yol açtı. Sosyalist ülkeler, kapitalist ülkeler işçi sınıfı hareketi ve ulusal kurtuluş hareketleri bileşiminden oluşan dünya devrimci süreci, emperyalist-kapitalist sistemin dünya ölçüsündeki mutlak egemenliğine son verdi. Dünya devrim sürecinin bileşenleri arasındaki dayanışma, proleterya enternasyonalizminin daha etkin ve üst biçimlerinde kendini göstermesine zemin oluşturdu. Ulusal bağımsızlığa yeni kavuşmuş ülkelerin oluşturduğu Bağlantısızlar Hareketi uluslar arası arenada saygın ve etkin bir güç olarak yerini aldı. Bu büyük deneyimler boyunca, komünistlerin programatik ilkelerinin doğruluğu kanıtlandı. Böylelikle bu konudaki ilkesel bilimsel öngörüler birer yasallık düzeyine ulaştı. Öte yandan, sosyalist sistemin bir gerçeklik haline gelmesi, işçi sınıfının taleplerinin somutlaştırılmasını kolaylaştırdı. Soyutlamaların yerinin somut göstergeler aldı. Bunun yanı sıra reel sosyalizmin etkilerinin doğrudan bir sonucu olarak, kapitalist Ülkerlerde, tekelci burjuvazinin sınırlı da olsa reformcu politikalar izlemek zorunda kalması, sosyalizmden planlama gibi kimi ekonomik araçları –kendi çıkarlarına uygulama temelinde- ödünç alması, bu tür reformların derinleştirilmesiyle sistemin sosyalizme “dönüşebileceği” yolundaki reformist aldanmaları güçlendirdi. Bu durum komünist partilerin saflarında reformizmin boy verme tehlikesini arttırdı. Bu tehlikeye karşı kararlı bir savaşım yürütme gereği daha da belirginleşti.

İnsanlık tarihi faşizm belasını tanıdı. Toplumsal yaşamın her alanında köklü geri gidişler ve kazanılmış mevzilerin yitirmesi anlamına gelen anlamına gelen bu devlet tipi, komünist partilerin programlarının acil politik görevler bölümünde kimi değişiklikler yapılmasını zorunlu kıldı, cephe anlayışına temel oldu.

Kapitalist sistem içindeki tekellerin egemenliklerinin kesinlik kazanması kapitalist sisteme karşı verilen savaşımın anti-tekel bir biçim almasına neden oldu. Tekellerin devletle bütünleşmesi ve devletle bütünleşmiş tekelci kapitalizm biçimini almasıyla devletin kapitalist düzendeki rolü daha da somutlandı, tekellere karşı atılan her adım doğrudan kapitalist devleti karşısında bulur oldu. Uluslar ötesi tekellerin emperyalist-kapitalist sistemi içinde egemen konumlara gelmesi, işçi sınıfı savaşımının enternasyonal karakterinin daha kararlı bir biçimde ortaya koydu, komünist partilerin enternasyonalist dayanışmalarının düzeyinin yükseltilmesini gerekli kıldı.

Kapitalist-emperyalist sistemdeki bu değişikliklerin sonucu olarak, işçi sınıfının yapısında da önemli değişiklikler oldu. Bir yandan yeni yeni katmanların da işçi sınıfın saflarına katılmasıyla, işçi sınıfının sayısında önemli artışlar oldu. Bilimsel-teknolojik devrimin de etkileriyle işçi sınıfının entelektüel düzeyi gelişti Böylelikle, bir yandan işçi sınıfının kapitalist toplumdaki yeri ve rolü hızla büyür ve potansiyel gücü çoğalırken, bir yandan da sınıf içindeki ayrışmalar daha belirgin hale geldi, işçi sınıfının değişik katmanlarının farklılaşması gözlemlendi. Bu durumda tüm sınıfın ortak programatik taleplerinin saptanması çok daha özenli bir çabayı gerektirir oldu.

Kapitalist-emperyalist sistem içinde emperyalist odaklar arası çelişkiler keskinliğini sürdürürken ve yeni sömürgeci paylaşım sürecinde belirgin bir biçimde dışa vururken A.B.D emperyalizmi başat konumunu korudu. Yanı sıra kapitalist-emperyalist sistem içinde entegrasyonun (bütünleşmenin) boyutları büyüdü. Bu ekonomik, politik ve askersel entegrasyonun örgütleri olan IMF, OECD, Dünya Bankası, AET, NATO vb. gibi birliklerin sistem içinde oynadıkları rol arttı. Kapitalist-emperyalist sistem içinde eşitsiz gelişme yasası uyarınca serpilip boy atan ve kimi ortak özelikler taşıyan, kapitalizmin orta düzeyde geliştiği bir grup ülke ortaya çıktı. Bu ülkelerde emperyalizme bağımlı, devlet tekelci kapitalizmi çizgileri belirdi. Öte yandan uluslararası ilişkiler, bilimsel-teknik devrimin de gelişmesinin katkılarıyla, bilimsel-kültürel, iletişimsel vb. her alanda büyük bir gelişme gösterdi. Deyim yerindeyse dünya çok küçüldü Buna bağlı olarak, komünist partisi programındaki, mücadelenin uluslararası yanıyla ilgili bölümüm önemi arttı. Bu durum, somut olarak, komünist partisi programında dünyadaki gelişmelerin analizine daha çok yer ayırmasını, bugün için de barış savaşımının ortak uluslararası görev olarak her komünist partinin programında önemli bir yer tutmasını zorunlu kıldı. Öte yandan azami kâr yasalar yasasıyla hareket eden tekellerin bilimsel-teknik devrimin sonuçlarından insanlığın çıkârlarını göz ardı ederek yararlanma anlayışı sonucu ortaya çıkan ve günümüzde ağırlıklı bir biçimde kendini hissettiren çevre sorunları (ekolojik sorunlar) da komünist partisi programlarında çözüm aranan sorunlar arasına girdi. Dünyada artan açlık, gelişmekte olan ülkelerin yeni-sömürgeciliğe bağlı olarak günden güne artan dış borçları vb. gibi sorunlar da komünistlerin uğrunda mücadele ettikleri savaşsız ve sömürüsüz bir dünya idealinin çözüm bekleyen sorunlar yumağına katıldı.

Bu saptamalardan sonra, artık sanırız bu bölümün bir özetini çıkarabilir ve komünist partisinin programı konusunda genel bir teorik çerçeve çizebiliriz.

Bu programda birinci olarak, temel Marksist ilke ve görüşlere yer verilmelidir: Marksist tarih anlayışımız, kapitalizmin genel gelişme yasallıkları, bu yasallıkların toplumsal sonuçları, sınıfsız toplumun kurulmasının zorunluluğu ve kaçınılmazlığı, proletarya diktatörlüğünün gerekliliği, işçi sınıfının tarihsel misyonu, onun toplumsal mücadeledeki öncü rolü, proletarya enternasyonalizmi kısaca ortaya konmalıdır. İkinci olarak, dünyanın ve bu dünya içinde ülkenin analizine yer vermelidir. Dünyadaki gelişmenin temel özelikleri, barış savaşına, ekolojik vb. sorunlar, bu dünyada ülkenin tuttuğu yer, ülkede sınıfların karşılıklı yeralımı, ülkenin özgül özelikleri ve sosyo-ekonomik gelişmesi ele alınmalıdır. Üçüncü olarak, Partinin önünde duran acil politik göreve yer verilmelidir. Partinin önündeki stratejik hedef, içinde bulunulan stratejik aşama belirlenmeli, hangi iktidarın yıkılacağı, nasıl bir iktidar kurulmasının hedeflendiği vurgulanmalı, bu aşamada gerçekleştirilecek temel istemler sıralanmalıdır. Dördüncü ve son olarak da, mücadelenin araç ve yöntemlerine yer verilmelidir: Partinin öncü örgüt olması, kurulması gereken bağlaşıklıklar, ülke düzeyinde mücadele araç ve yöntemleri belirlenmelidir.

Bu çerçevede gözden kaçırılmaması gereken birkaç nokta daha var: Yığınların toplumsal psikolojisiyle ve bunun somut göstergesi olan verili güçler oranıyla ilgili belirlemeler politik taktiklerle bağlı olmalı ve dolayısıyla programda yer almamalıdır. Programda kullanılacak her sözcük özenle seçilmeli, rasgele kullanımlardan kaçınılmalıdır. Tek sözle “Program, bir partinin amaçladığı ve uğrunda savaştığı şeylerin kısa, açık ve özlü bir anlatımı” (23)

Şimdi TBKP program taslağını bu çerçeve ve ölçülere göre incelemeye geçebiliriz.


İNCİR YAPRAĞINI ATAN REFORMİZM

A)Giriş ve temel belirlemeler

Öncelikle şuna işaret etmek gerekir ki, TBKP program taslağı 70 sayfası içinde kimi doğru saptamalara yer vermekle birlikte bunların mantıksal sonuçlarını dışlayarak, bunlara uygun yol ve yöntemler önermeyerek bu doğru saptamaların da özünü boşaltıyor.

Komünist partisi, proletaryanın devrimci misyonunun örgütüdür. Kendi varlık nedenini inkar etmedikçe,iktidarı amaçlamayan bir strateji izleyemez.
Eklektik karakteriyle bu program, kimi komünistlere arandığında bulunacak ve “savunulacak” tutamaklar sağlayabilir. Ancak biz bu eleştirimizde programdaki ana fikri, bununla bağlı analizleri ve çözüm yol ve yöntemlerini ele alacağız. Dolayısıyla TBKP programını savunan ya da değerlendiren çevrelerin öncelikle, programda saptadığımız bu ana mantığın doğruluğunu ortaya koymaları, bunu da programda cımbızla çekilmiş alıntılar yoluyla değil, genel doğrultusu itibarıyla yapmaları gerekecektir.

Programın giriş bölümünde, TBKP, önünde gördüğü stratejik aşamanın amacını, bunun programını, bu programın ana hedeflerini, bu hedeflere ulaşacak güçleri belirtiyor. Ardından ülkenin temel sorunlarının çözüme kavuşturulabilmesi, açısından sosyalizmin zorunluluğuna, kapitalizmden sosyalizme devrimci bir süreçle geçilebileceğine işaret ediyor. Bu sürecin demokratik yolla sağlanmasını öngörüyor. Görevini ise, halkımızın ezici çoğunluğunun çıkarlarını, Türkiye’nin ve insanlığın çıkarlarını emperyalizmini başta Amerikan emperyalizminin, uluslarötesi tekellerin ve egemen burjuvazinin gerici ve militarist politikasına karşı savunmak olarak ortaya koyuyor. Programın izleyen sayfaları bu bakış açısının dayandırıldığı analizleri ve bunların mantıki sonuçlarını sergiliyor. Bu analizleri ele almadan önce, bu genel sunuşu daha bir yakından irdelemek yerinde olacaktır.

“Programımın, 80’li yıllarda ülkede ve dünyada oluşan karmaşık durumda barış sorununun yeni boyutunu, demokrasi sorununun yeni önemini göz önünde tutarak, içinde bulunduğumuz stratejik aşamanın amacını, devrimin koşullarının hazırlamaya hizmet edecek olan bir amaç, Barış ve Demokratik Yenilenme olarak saptıyor. Parti stratejik çizgisini, barışın korunmasına katkı, Türkiye’yi Amerikan emperyalizminin çatışma politikasının aracı olmaktan kurtarma ve demokrasiyi kazanma olarak belirtiyor.

“TBKP, içinde bulunduğumuz aşamada Barış ve Demokratik Yenilenme programının yaşama geçmesini, barış ve demokratik yenilenme güçlerinin bu programı temel alan hükümetinin kurulmasını, bunlar için mücadeleyi amaçlıyor. Bu amaç, sol güçlerin etkin katkısıyla, demokratik güçlerin işbirliğiyle, işçi sınıfı ve halkın yığınsal mücadelesiyle gerçekleşebilir.

“Programımız ülkemizin temel sorunlarının çözüme kavuşmasının ancak sosyalizme geçilmesiyle sağlanabileceğini belirttikten sonra, sosyalizme ancak devrimci bir süreçle geçilebileceğini saptıyor. Devrime yaklaşma biçiminin demokratik yolla, yani geniş demokratik bağlaşıklık sistemiyle, çoğunluğun kazanılmasıyla, politik demokrasi zemininde köklü dönüşümler için mücadele yoluyla gerçekleşmesini, işçi sınıfı ve emekçilerin iktidarına yönelen devrimci geçiş sürecinin demokrasiyi koruma ve güçlendirme yoluyla ilerletilmesini öngörüyor…

Komünist partisi, işçi sınıfının en üst örgütlenme biçimi olarak, onun çıkarlarını politik düzlemde, iktidarla bağlı olarak savunan ve gerçekleştiren örgüttür. Onun, tarihsel misyonunu yerine getirebilmesini sağlayacak biricik araçtır.

“Türkiye işçi sınıfının birleşik partisi TBKP, halkımızın ezici çoğunlunun –işçi, ,köylü, aydın ve diğer emekçilerin, Kürt halkının, gençlik ve kadınların- çıkarlarını, Türkiye’nin ve insanlığını çıkarlarını, emperyalizmin, başta A.B.D emperyalizminin, uluslarötesi tekellerin ve egemen burjuvazinin gerici ve militarist politikasına karşı savunmayı görev bilir.”(24)

Öngörülen stratejik aşamada amacın Barış ve Demokratik Yenilenme (Bundan böyle BDY olarak anılacak) olarak saptanmasının nedeni, “80’li yıllarda ülkede ve dünyada oluşan karmaşık durumda, barış sorununun yeni boyutu, demokrasi sorununun yeni önemi” biçiminde açıklanıyor ve ekleniyor: Bu amaç “Devrimin koşullarını hazırlamaya hizmet edecek”tir. Bu amacın hedefleri: 1) Barışın korunmasına katkı; 2) Türkiye’yi Amerikan emperyalizminin çatışma politikasın aracı olmaktan kurtarma ve 3) Demokrasiyi kazanmaktır.

Herşeyden önce şu ortaya çıkıyor: TBKP önüne ivedi bir siyasal görev olarak siyasal iktidarın ele geçirilmesini, tekellerin iktidarını devirip işçi ve emekçi yığınların iktidarını oluşturmayı koymuyor. TBKP politik stratejisinde düzenin sınırlarını aşmayı öngörmüyor, genel çizgisini ‘barış ve demokratik yenilenme’ olarak saptıyor. Bu saptama uyarınca siyasal iktidarda sınıfsal bir değişiklik olmaksızın salt yeni bir hükümet bileşimi içinde barışa katkıda bulunabileceğini, Türkiye’nin ABD emperyalizminin çatışma politikasının aracı olmaktan kurtarılabileceğini ve demokrasinin kazanılabileceğini ileri sürüyor. İktidarın sınıf yapısını kökten değiştirmeden, yani ülkemizin emperyalizme bağımlılığına son vermeden, emperyalizmle bağlaşmış finans oligarşisinin egemenliğini yıkmadan kapitalizmi aşmadan bu amaçla ulaşabileceğini öne sürmek ne anlama geliyor? Bu düpedüz boş hayaller yaymaktır. İktidarın işçi ve emekçi yığınların eline geçmesi, bu devrimci iktidarın emperyalizme ve tekellere karşı köklü adımlar atması ve sosyalizme yönelmesi olarak yorumlanmadıkça “demokrasiyi kazanmak” sözü bir aldatmacadan öteye gidemez.

TBKP 80’li yıllarda barış sorununun yeni boyutlar, demokrasi sorununun yeni bir önem kazandığını öne sürerek proletaryanın programını bu çerçevede belirlemeye girişiyor. Kavramları sınıfsal içeriklerinden kopararak kullanmak nedense kimi komünistler arasında bir modaya dönüştü. 80’li yıllarda barış sorununda ne gibi bir yeni değişiklik oldu? Sorun, nükleer silahlar, nükleer savaş tehlikesi, bu tehlikeye karşı savaşım ise, bu durum II. Dünya Savaşı sonrasında beri süregelmiyor mu? Komünistler bu “yeni” koşullarda barış mücadelesini yıllardan beri sürdürmüyorlar mı? Nükleer silahsızlanma için SALT I ve SALT II anlaşmaları kimlerin çabalarıyla nasıl imzalandı? Helsinki Nihai Senedi’nin imzalanması ve uygulanması için kimler ne amaçla mücadele verdi? Bu çerçevede yeni boyut nerede? Demokrasi, 80’li yıllarda artık sınıflarüstü bir nitelik mi kazandı? Devrim ve sosyalizm amacını gölgeleyecek bir önemi nasıl edindi? Sakın sorun 12 Eylül’ün saldırısı karşısında yılgınlığa düşen ve “yenilik” adına Marksizm-Leninizm’den vazgeçin kimi komünistlerin burjuva eskipüskülerini yüceltmesinden kaynaklanmasın? Komünist partisi, proletaryanın siyasal partisidir, proletaryanın devrimci misyonunun örgütüdür. Kendi varlık nedenini inkâr etmedikçe iktidarı amaçlamayan bir strateji izleyemez.

Burada tekrarlama pahasına da olsa Lenin’in 1919 yılında Komünist Enternasyonal’in I. Kongresi’nde “demokrasi konusu” tartışılırken sunduğu tezlerden birkaç cümle aktarmak yerinde olacaktır:

“Tüm ülkelerde proleter devrimci hareketin büyümesi, sömürücülerin egemenliğinin savunulmasına hizmet edebilecek felsefi-siyasal kanıtlar bulabilmek için burjuvazinin ve onun işçi örgütleri içinde sahip olduğu ajanların yoğun çabalarına yol açıyor. Diktatörlüğün mahkûm edilip demokrasinin savunulması bu kanıtlar arasında yer alıyor…

“Önce bu kanıt sınıf sorununa açıklık getirmeksizin ‘genel olarak demokrasi’ ve ‘genel olarak diktatörlük’ kavramlarına dayanıyor. Sorunu sınıflar sorunu dışında, sözümona ulusun bütününü göz önünde bulundurarak ortaya koymak, sosyalizmin temel öğretisiyle, yani burjuvazinin kampına geçmiş sosyalistlerce lafta kabul edilip, işte unutulan sınıf mücadeleleri öğretisiyle alay etmek demektir. Çünkü hiçbir uygar ülkede, hiçbir kapitalist ülkede, genel olarak demokrasi yoktur: Varolan yalnızca burjuva demokrasidir…

“Tüm ülkelerin sosyalistleri, kitaplarında, broşürlerinde, kongre kararlarında, propaganda konuşmalarında, halka, bu burjuva devrimlerinin sınıf karakterlerini binlerce kez açıklamışlardır. Bu nedenle ‘genel olarak diktatörlük’ üzerine söylevler yoluyla burjuva demokrasisinin bugünkü bu savunuluşu ‘genele olarak diktatörlük’ü mahkûm etmek gerekçesiyle proletarya diktatörlüğüne karşı bu çığlıkların ve haykırışların tümü, sosyalizme gerçek bir ihanetten, burjuvazi çıkarına belirgin bir saptırmadan, proletaryanın proleter devrimi yapma hakkının bir inkârından başka bir şey değildir. Bu, burjuva reformizmini savunmaktır…”

TBKP, bu barış ve demokrasi amacı için demokratik güçlerin işbirliğini, sol güçlerin etkin katkısını, işçi sınıfı ve halkın yığınsal mücadelesini seferber etmeye kalkıyor. Burada işçi sınıfının öncülüğünden hiç söz edilmiyor. Daha da önemlisi, bu, başta işçi sınıfı hareketi olmak üzere tüm toplumsal muhalefeti, iktidarda bir sınıfsal değişiklik öngörülmediğine göre, finans oligarşinin, tekellerin “tercih edilir” bir politikasının peşine takmaya yeltenmektir. İşçi sınıfı ve emekçi halkı tekelleri yedeği haline getirme istemidir. İşçi sınıfının mücadelesine ihanet etmek demektir.

Programın bu önemli sunuş bölümünde, TBKP, sosyalizme geçişi nasıl anladığını somutluyor. Bu geçişin, “politik demokrasi” zemininde gerçekleştirileceğini söylüyor. Bu, açıkça söylenmese de, parlamenter yol demek oluyor. TBKP, önce iktidarı değiştirmeden demokratik bir parlamento oluşturacak, sonra da bu zeminde ilerleyen bir süreçle çoğunluğu kazanarak sosyalizme geçecek. Bilindiği gibi, sosyalizme parlamenter yolla geçiş anlayışı, barışçıl geçişin parlamenter yolla özdeşleştirilmesi ve abartılması sağ sapmanın en belirgin özelliklerinden birisidir. Bu konuya, daha sonra, mücadele araç ve yöntemleri bölümünde ayrıntılı bir biçimde döneceğiz.

TBKP kendi görevini de, halkımızın ezici çoğunluğunun, Türkiye’nin ve insanlığın çıkarlarını savunmak olarak tanımlıyor. Komünist partisi işçi sınıfının, emekçilerin çıkarlarını savunana tek örgüt ya da bunlardan herhangi biri değildir. Sendikalar, yardım dernekleri vb. gibi çok çeşitli örgütler de işçi sınıfının çıkarlarını savunurlar. Komünist partisi, işçi sınıfının en üst örgütlenme biçimi olarak, onun çıkarlarını politik düzlemde, iktidarla bağlı olarak savunan ve gerçekleştiren örgüttür. Onun, tarihsel misyonunu yerine getirmesini sağlayacak biricik araçtır. Bu nedenle, komünist partisinin görevi yalnızca halkın çıkarlarını savunmak olarak konulamaz. Komünist partisi aynı zamanda burjuvaziden köklü bir ideolojik kopuşu da ifade eder. Bunların açıkça belirtilmemesi, dahası tersinin ileri sürülmemesi, örgüt anlayışını ve politik mücadele anlayışını muğlâklaştırır. TBKP programı bu alanda popülizme ve ekonomizme yönelmiştir.

Parti programının giriş bölümünde, esasında temel Marksist görüş ve ilkelerin belirtilmesi gerekirken, TBKP programında bunu göremiyoruz. Tarihsel materyalist bakış açımızla, kapitalizmin genel işleyiş yasaları ve bunların toplumsal sonuçlarıyla, kapitalizmin kaçınılmaz sonuyla ve sınıfsız toplumun kurulması zorunluluğuyla, bu bağlamda işçi sınıfının tarihsel misyonunun tanımlanmasıyla, proletarya enternasyonalizmiyle, işçi sınıfının mücadelesi ve toplumdaki öncülüğüyle ilgili temel ilkelere rastlanmıyor. Bu ana eksiklik işçi sınıfının ideolojik bağımsızlığının ve kendi ideolojisini parti programında somutlanmasını engelliyor. İdeolojik kopuşu gizliyor. Öte yandan tüm bu temel belirlemeler aynı zamanda komünist partilerinin bilimsel temellere dayandıklarını, en ileri teoriyle donanmış olduklarını kanıtlayan noktalardır. TBKP programının giriş bölümünde bu görüşlere yer verilmeyişi, programın dayandığı temellerin bilimselliğini tartışma gündemine getiriyor.


B) TBKP Program Taslağı ve günümüz dünyası

Önce programın dünyadaki gelişmeleri nasıl algıladığına bakalım:

Toplumsal gelişmeyle ilgili baş çelişkiyi politikalar arasındaki bir çelişki olarak belirlemek, bir komünist partisinin yalnızca olguyu saptamakla kalması, onun özüne inmemesi demektir.

“Toplumsal ilerlemenin ve dünya halklarının ulusal çıkarlarını önündeki temel engel emperyalizmin saldırgan ve militarist politikalarıdır.”(25)

“Tekellerin kâr hırsı global sorunları keskinleştirmektedir”(26)

“Nükleer silahlanma ve çatışma politikası A.B.D. emperyalizminin, emperyalist ülkelerdeki askersel-sınai kompleksinin politikasıdır… Varlığını nükleer silahlanmadan daha fazla kâr elde etmeye, dünya çapında A.B.D.’nin ekonomik, politik ve askeri egemenliğini kurmaya bağlamış olan bu güç, emperyalizmin, başta A.B.D emperyalizminin saldırganlık politikasının günümüzde başlıca itici gücüdür.

“Buna karşılık, barışı koruma ve silahsızlanma politikası tüm sağduyu sahibi ve gerçekçi güçlerin politikasıdır”(27)

“Barıştın yana olan güçlerin, politik, ideolojik, ulusal ve dinsel ayrılıkların yanı sıra, sınıf sınırlarını da aşan nesnel bir çıkar birliği vardır. Nükleer bir savaş tehlikesi ancak tüm sağduyu sahibi ve gerçekçi güçlerin dünya çapında bir barış koalisyonuyla önlenebilir.” (28)

“Kapitalist ülkelerdeki barış hareketi günümüzde yeni bir yığınsallık ve uzlaşmaz sınıf karşıtların da bia araya getiren yeni bir genişlik, yeni bir nitelik ve süreklilik kazanmıştır.”(29)

“İnsanlığın varlık-yokluk sorunu çevresinde, emperyalizmin en saldırgan ve gerici güçlerinin politikasıyla barıştan yana olan insanlık arasındaki çelişki, günümüzde öne çıkan başlıca politik çelişkidir. Bu çelişki çağımızın temel çelişkisi olan sosyalizm ile emperyalizm arasındaki çelişkinin gelişme biçimini belirlemektedir.”(30)

Öncelikle bir karışıklığa değinelim. Saldırgan ve militarist politikalar kimin politikalarıdır? Tüm emperyalizmin mi, yoksa onunu en gerici kesiminin mi? Bu konuda her iki deyişe de pek çok kez -hatta kimi zaman aynı cümlede- rastlanıyor. Öyle veya böyle olması TBKP’ye göre önemsiz mi yoksa programı hazırlayanlar bu konuda anlaşamamış olduklarında böyle anlamsız bir uzlaşmaya mı gitmişlerdir? Her iki durumda da ortaya çok önemli bir sorun çıkıyor. Toplumsal ilerlemenin önünde duran esas engel belirlenememiş oluyor. Bu noktayı, programı hazırlayanların kendi mantıkları içinde bir tutarsızlık olarak not edip geçiyoruz.

Programda militarizm ve saldırganlık bir politika olarak ele alınıyor. Militarizm, kapitalizm ve emperyalizmin özünde yer alan bir niteliktir. Militarizm, sınıflı toplumda egemen sömürücü sınıfların iç ve dış politik çıkarlarını hakim kılmaya çalıştığı gerici, saldırgan erk ve örgütlenme sistemidir. Tüm sömürüye dayalı düzenlerin en üst ve en son basamağı olan emperyalizme militarizm son derece büyük bir belirginlik kazanmış, Lenin buna “modern militarizm” adını vermiştir, “modern militarizm, kapitalizmin bir sonucudur”, diye yazmıştır: “Her iki biçimi içinde kapitalizmin yaşamının bir dışavurumudur, askeri erk olarak kapitalist devletin dış çatışmalarında kullandığı askersel güç olarak [dışa doğru militarizm] ve egemen sınıfların elinde işçi sınıf hareketinin (ekonomik-politik) baskı altında tutulması için bir silah olarak [içe doru militarizm]”(31). Her niteliğin değişmeyen bir özü, genişleyip değişebilen ama temel noktaları saklı kalan bir içeriği ve çeşitli biçimleri vardır. Bir niteliğin özü değişiyorsa, o nitelik artık eski nitelik olmaktan çıkar. Militarizm de kapitalist-emperyalist sistemin özünde yer aldığına göre, militarizmi içermeyen bir nitelik de artık emperyalizm olmaz. Bu anlamda emperyalizmin militarist olmayan bir politikasından söz etmek teorik olarak anlam taşımıyor. Emperyalizm varoldukça militarizm ve saldırganlık varolacaktır.

Bir başka önemli nokta, barış hareketinin günümüzde uzlaşmaz sınıf karşıtlarını da bir araya getiren yeni bir nitelik kazandığı saptamasıdır. Teorik olarak karşıtlar çelişen yanlardan her biridir. Karşıt kavramının genel ve soyut bir içeriği yoktur. Bu kavram ancak bir süreci diğerinden soyutlayıp özel olarak incelediğimizde somut bir içerik kazanır. Bu temel yasayı barış savaşımına uyguladığımızda ne görüyoruz? Ele aldığımız süreç barış savaşımı olduğuna göre, bu süreçteki karşıtlardın biri barış güçleri, diğeri de silahlanmadan çıkarı olan toplumsal kesimlerdir. Her süreçte, o sürece özgü karşıtlar bir arada olurlar ama hiçibir zaman o süreçte işbirliği yapmazlar. Barış savaşımı sürecinde, o süreçte karşıtımız olan güçle işbirliği yapamayız. Barış savaşımı sürecinin karşıtları sınıfsal güçler olduğuna göre, barış savaşımı sınıfsal engelleri aşmamıştır, bizzat kendisi sınıf savaşımının bir biçimidir. Somut bir sınıfsal karşıtı vardır (zaten karşıtı olamaya bir “savaşım” da anlamsızdır.) Barış savaşımının kesin utkusu silahlanmadan çıkarı olan toplumsal güçlerin erkinin alaşağı edilmesiyle sağlanabilir. Komünistler grevleri destekledikleri gibi barıştan yana olan her türlü girişimi de desteklerler. Ama onların görevi, barış savaşımında en geniş toplumsal güçlerin birliğini sağlayarak, bu savaşıma anti-emperyalist, anti-oligarşik bir öz kazandırmak ve iktidara yöneltmektir.

TBKP programında günümüzdeki baş çelişki “emperyalizmin en saldırgan ve gerici güçlerinin politikasıyla barıştan yana olan insanlık” arasındaki çelişki olarak belirleniyor. Birinçi olarak, ifade edildiği biçimiyle bu çelişkinin iki karşıtı aynı kategoriden değil. Bir yanda bir politika, diğer yanda toplumsal bir güç var. Aynı kategoriden olmayan olgular bir çelişkinin karşıtları olamazlar; kaba bir benzetme yapacak olursak elmalarla armutlar toplanmaz. Ya her iki karşıt da birer sınıfsal güç olarak, ya da her ikisi de birer politika olarak konulmalıdır. İkinci olarak, yanlışlığın düzeltilip, çelişkinin saldırgan politikaralra barıştan yana güçlerin talepleri arasında olduğu belirtilse bile, toplumsal gelişme ile ilgili baş çelişkiyi politikalar arasındaki bir çelişki olarak belirlemek bir komünist partisinin yalnızca olguyu saptamakla kalması, onun özüne inmemesi demektir. Partinin görevi bu özü ortaya çakarıp yığınlara göstermek, yani politik çalışmaların altında yatan sınıfsal çelişkileri ortaya sermektir.

"Program, partinin amaçladığı ve uğrunda savaştığı şeylerin kısa, açık ve özlü bir anlatımı" olmalıdır

TBKP programında, barış güçlerinin koalisyonundan söz edilirken, bu güçleri birleştiren ortak nitelikler “sağduyulu ve gerçekçi” olmak diye belirtiliyor. Sağduyu ve gerçekçilik sınıfsal kavramlar değildir. Askersel-sınai kompleksinin önde gelen temsilcileri, kendi sınıfları ve sınıfsal çıkarlı bakımından son derece sağduyulu ve gerçekçi olabilirler, gerçekten de öyledirler. Her ne kadar bu kavramların kullanılması TBKP’nin ‘uzlaşmaz sınıf karşıtlarını da bir araya getiren’ koalisyonunun kurulması için gerekli ise de, bu tutum toplumsal olaylara tarihsel maddeciliğin kategorileri açısından yaklaşmanın reddedilmesi, dolayısıyla Marksizm’den kopuş oluyor.

Global sorunların keskinleşmesinin nedenini TBKP teleklerin kâr hırsında arıyor. İnce bir kurnazlık düşünülüyor. Sorumlu teller değil, onların kâr hırsı oluyor. Tekeller bu hırsı bir yana bıraktıklarında global sorunları keskinleştirmeyecek, dahası onların giderilmesine katkıda bulunabilecekler. Oysa burada söz konusu olan şey, kapitalist üretim biçiminin azami kâr yasasıdır. Yasallıklar insan iradesinden bağımsızdırlar. Yani global sorunların keskinleşmesinin nedeni bizzat kapitalist sistemde, tekellerin varlığında yatmaktadır. Ajitasyon broşürlerinde tekellerin kâr hırsı deyimini kullanılması hoş görülebilirse de, bir komünist partisinin programında böle bir dil kullanılması bilimselliğe aykırıdır.

Programda günümüz dünyası analiz edilirken, emperyalist-kapitalist sistemin günümüzdeki en önemli çizgilerinden olan entegrasyona değinilmemiş. Oysa bugün kapitalist sisten, ekonomik, politik v easkersel entegrasyonu oldukça oldukça yüksek bir düzeye çıkartmıştır. IMF, Dünya Bankası, OECD, AET; NATO bu entegrasyonun önde gelen örgütleridir. Yeni sömürgeciliğin, kolektif emperyalist sömürünün mekanizmalarıdır. TBKP programında AET ve NATO gibi örgütlenmelerin bu entegrasyonda ve bağımlı ülkelerin kolektif sömürüsü alanında oynadıkları rolden söz edilmemesi mantıklıdır! Çünkü bu programda Türkiye’ye bu örgütlenmeler içinde bir yer aranmakta, Türkiye’nin NATO’da kalması ve AET’ye üye olması öngörülmektedir.


Dipnotlar:
  1. Lenin, Partimizin Program Taslağı, Aydınlık Sosyalist Dergi, Sayı 28, Sayfa 323
  2. Seçilmiş Yazışmalar, Moskova, 1965, S. 295, aktaran V. Aşanin, Leninci Parti İlkeleri, S. 12
  3. aynı yerde, s. 297
  4. Marks-Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, Sol Yayınları, Sf. 61, altını Engels çizmiş
  5. K. Mark-F.Engels, Kutsal Aile, Moskova, S.53, Aktaran, P.N. Fedoseyev, Günümüz Dünyası ve Leninciliğin Sosyalist Devrim Teorisi. Konuk Yayınları, S.236-237
  6. K. Marks- F. Engels, Komünist Partisi Manifestosu, Marks-Engels, Seçme Yapıtlar 1, Sol Yayınları, S.132
  7. age, s. 146
  8. age, s. 145
  9. age, s. 146
  10. age, s. 168
  11. Marks-Engels, Gotha ve Erfurt Programlarını Eleştirisi, Sol Yayınları, S. 98
  12. Marks-Engels, aynı yer, S. 99
  13. Marks-Engels, aynı yer, s. 36
  14. Marks-Engels, Komünist Parti Manifestosu, age, s.153
  15. Marks-Engels, Seçme Yapıtlar 1, Sol Yayınları, s.637
  16. Mark-Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, Sol Yayınları, s.44
  17. Marks-Engels, Komünist Partisi Manifesto, agy, s.143
  18. Lenin, Partimizin Program Taslağı, agy, s.324
  19. V.İ. Lenin, Partimizin Program Taslağı, agy, s.338
  20. V.İ. Lenin, agy, s. 323
  21. V.İ. Lenin, agy, s. 329-330
  22. V.İ. Lenin, agy, s. 328
  23. V.I.Lenin, Tüm Yapıtları, cilt 6,s. 398
  24. s. 6-7
  25. s.13
  26. s. 14
  27. s.9
  28. s.10
  29. s.10
  30. s.10
  31. V.İ. Lenin, Tüm Yapıtları, C. 17, s. 187


İrtibat: posta@urundergisi.com Telefon: 0212 - 245 28 11