Dünya ekonomisinin yeniden yapılandırılması (2)
Yeni teknolojiye dayalı sanayiler

Joyce Kolko
Çev.: İsmail Kaplan

Amerikalı Marksist araştırmacı Joyce Kolko'nun Dünya Ekonomisinin Yeniden Yapılandırılması adlı adlı kitabının teorik çerçevesini açıklayan “Giriş” bölümünü geçen sayımızda yayınlamıştık. Bu sayımızda, kitabın “Yeni Teknolojiye Dayalı Sanayiler” başlıklı bölümünü sunuyoruz. Yazar bu bölümde, elektronik, bilgisayar, robotik, telekomünikasyon ve benzeri dallardaki en bilimsel ve teknoloji gelişmelerin ekonomi üzerindeki daraltıcı etkisine işaret ediyor. Kapitalizmin bütün çelişmelerini ve dünya ölçüsünde aşırı üretim eğilimini keskinleştiren yeni teknolojinin nasıl yeni bunalımlara yol açtığını gösteriyor. Otomasyonun sonuçları üzerinde ayrıntılı biçimde duran yazar, kapitalist ideologların ve onların papağanlığını yapan reformistlerin “bunalımsız bir çağdaş kapitalizm” hayalini son yılların somut verileriyle çürütüyor.

Sistemsel birer özellik olan rekabet ve emeğin üretim sürecindeki rolünü azaltma güdüsü, sermaye açısından teknolojik yeniliklerin itici gücü olmaya devam ediyor. Sözü edilen etkenler ve kapitalistlerin piyasanın durumuna ilişkin değerlendirmeleri, çoğu kez, araştırma-geliştirme çalışmalarında hangi konunun ele alınacağını bile belirler. Ticari açıdan açıkça karlı olmayan önemli buluş ve gelişmelerin bir yana bıraıldığı sık sık görülür.

Bilim ve teknoloji alanındaki en son gelişmelere dayalı yeni sanayilerin en önemli boyutları arasında yer alan üç etken elinizdeki incelemeyi özellikle ilgilendiriyor: devletin, bu sanayilerin ekonomik bunalımı çözüme kavuşturacağı yolundaki beklentisi; yeni teknolojinin diğer sanayi dalları üzerindeki ekonomik etkisi; ileri teknolojiye dayalı yeni sanayilerle bunalım arasındaki ilişki ve etkileşim biçimi.

Kimileri yeni teknolojinin kapsamlı toplumsal sonuçlarını ondokuzuncu yüzyıldaki sanayi devriminin sonuçlarına benzetiyorlar. Ne var ki, yeni teknoloji ekonominin genelinde devrimci sonuçlar doğursa da, sanayide demiryolu, otomobil ve uçak gibi ekonomiyi genişleten ve katlayarak büyüten bir yeni ürün atılımı yaşanmadı. Tersine, yeni teknoloji ekonomiyi büyü ölçüde daraltma potansiyeline sahiptir. Wassily Leontiel'in işaret ettiği gibi, sanayi devrimi üretimin vazgeçilmez bir eteni olarak emeğin rolünü arttırdığı halde, yeni tenolojiyle birlikte “artık sadece fiziki işlevleri değil, denetsel 'zihin' işlevlerini de insan emeğinin katılımı olmadan yerine getirmek mümkündür.” (1) ayrıca, yeni tenolojinin hammadde ve benzeri girdilere olan talebi değiştirme potansiyeli bu sektörü önemli oranda etkileyebilir.

Sanayileşmiş ülkelerde “yeni ürünlere dayalı gelişme”nin geleneksel sanayilere seçenek olabileceğini sanmak hayal görmektir. Eskiden yeni teknoloji yeni ürünleriyle eski teknolojinin yerine geçerken üretimin coğrafi konumu aynı kalırdı. Günümüzde ise durum değişmiştir. Emek maliyetin önemli bir unsuru olduğu durumda, yeni ürünler de eski ürünler kadar tehlikeye açıktır. Transistör elemanı üreticilerinin en ucuz emeğin peşinde koştuğu transistör sanayileri buna örnektir. Diğer yandan, yeni teknoloji, sermaye yoğun olduğu oranda emeğe olan ihtiyacı düpedüz daha da azalacaktır. Montaj hattındai işlerle karşılaştırıldığında makina ustalarının işinde otomasyon süreci daha hızlı biçimde ilerliyor.

Teknolojik gelişmelerin devrimci bir değişime yol açtığı doğrudur. Bununla birlikte bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor: Bundan otuz otuzbeş yıl önce de otomasyona gitmek kuşkusuz mümkündü. Ama otomasyonun karlı hale dönüşmesi için bir dizi koşulun biraraya gelmesi zorunluydu. Karları yükseltmediği sürece teknolojik verimliliğin iş çevreleri için hiçbir değeri yoktur. Günümüzde kapitalist sistemdeki otomasyon eğilimi kapitalizmin çelişmelerini ve dünya ölçüsünde aşırı üretim eğilimini görülmedik biçimde keskinleştiriyor. Yeni teknoloji yeni bunalımın tohumlarını taşıyor.

Yeni teknoloji, özellikle de yeniden programlanabilen robotlar üretkenliği büyük oranda arttırdığı halde dünyanın en önünde gelen robot şirketi başkanının dile getirdiği gibi, esas sorun yerli yerinde duruyor: “İnsanlığı bir vardiya çalışarak ürettiklerini bile zaten satamıyorsanız, insanların iki katı hızla yirmidört saat çalışan bir robotunuzun olması ne işe yarar?” (2) Ne var ki pahalı donatımı amorti etmek ve tatminkar bir getiri sağlamak için yirmidört saat üretim ve tam kapasite kullanımı zorunludur. Emekten tasarruf sağlayan sermaye donatımı ile değişmeyen sermaye büyük oranda artar ve getiri önemli ölçüde azalır, böylece kar oranı daha da düşer. Kapitalizmde bilim ve teknolojinin başlıca amaçlarından birisi, üretimin emek maliyetini azaltmak veya üretkenliği arttırmak olduğu için otomasyon sermaye-emek arasındaki değişken ilişkiye bağlıdır. Ücretlerdeki artış sabit sermaye donatımının durmadan yenilenmesine yol açıyordu. Rekabeti ve maliyetin zorlamasıyla otomasyona yönelme günümüzün belirgin eğilimidir. Bu eğilim hızla değişebilir. Bir gerileme (resesyon) ortamında emek maliyetlerinin düşmeye başladığı görülürse pahalı donatımlara yatırım yapma eğilimide zayıflayabilir.

Esnek Otomasyon
Çağdaş teknolojinin büyük yeniliği “esnek otomasyon”dur. Esnek otomasyonun önemi, küçük hacimli üretimi otomatikleştirmesi ve yeni aletler gerektirmeden bir ürün türünden diğerine geçebilmesinden kaynaklanıyor; bu sistemle binlerce birim ürün de, bir tek birim de ekonomik olarak üretilebilir. Bu sistemin ilkesi şudur: “sipariş alınmadan hiçbirşey üretme.” (3) Esnek otomasyon geniş bir ölçekler dizisinde ekoonomi sağlar, buuna günümüzde kapsam ekonomisi adı veriliyor. Esnek otomasyon büyük ölçekli yatırımlar gerektiren büyük fabrikaları eskimiş duruma düşürerek ekonomi üzerindeki genişletici etkisini zayıflatır. Yeni teknolojiyle birlikte büyüklükten kaçış başlamış ve “ölçek zararları” (4) kavramı benimsenmiştir. 1985 yılında ATT şirketi büyük montaj fabrikalarını kapatarak daha küçük bir otomatik fabrika kurmaya başlamıştı. Yeni donatıma sahip imalatçılar yeni dallarda da hızla üretime geçebilirler. 1983 yılında Amerikalı bir işletme danışmanı şöyle diyordu: “Kimi şirketlerin, varlığını bile işitmedikleri rakipler tarafından gafil avlanacaklarını söylemeliyim.” (5) Sözü geçen donatımın pahalılığı amorti edilebilmesi için tam gün çalıştırılmasınıı gerekli kılıyor. Ama fiyatlar son yirmi otuz yılda olduğu gibi artan rekabet nedeniyle düşmeye devam ettiği için yeni teknolojiyi ve ona eşlik eden bütün çelişmeleri ekonomik sistemin içine katma süreci hızlanacaktır. Otomatik modern fabrikanın karlı çalışma kapasitesi ulusal piyasaların çapını zaten aştığına göre şu sorular gündeme geliyor: Esnek otomasyon sisteminde kapasite nasıl ölçülebilir? Esnek otomasyonun aşırı üretim eğilimi üzerindeki etkisi ne olacaktır? (6) Yeni teknoloji sayesinde günün birinde üretimi talebe göre sınırlamak teori olarak mümkündür. Ama gerçekte böyle bir sınırlama olasılığı ne kadardır? General Motors'u talebin çok üzerinde aşırı üretim yapmaya zorlayan etken bugünkü teknoloji değildir.

Tam otomatik fabrikalar şu ana kadar esas olarak Japonya'da kurulmuş bulunuyor. 1980'lerin ortalarında ABD'de sadece iki düzine dolaylarında tam otomatik fabrika vardır. Bu fabrikaların maliyeti çok büyüktür, ama yatırım bir kez yapıldı mı üstünlüklerini derhal belli ederler: Büyü stoklarla çalışma zorunluluğundan kurtulan şirketlerin düşük bir işletme sermayesiyle yetinebilmesi; yeni makinalar eskiden ayrı ayrı makinaların yaptığı çeşitli işlere göre yeniden programlanabildiği için daha az makina ihtiyacı; daha yüksek bir iş yoğunluğuyla daha az yıpranma; ve eme maliyetlerinin belirgin biçimde düşmesi. Bu teknoloji türündeki hızlı gelişmeler ve yüksek maliyetler nedeniyle, şirketler daha da modern aygıtların bulunmasını en az maliyetle bekleme üstünlüğüne de sahiptirler. İleride işlerin açılması için sanayide bir “silkinme”nin meydana gelmesini de rahatça bekleyebilirler.

OECD'ye göre ABD, 1970'lerin ortalarında “parça teknolojisinde tartışılmaz bir üstünlüğe sahip” olduğu halde, yeni donatım yatırımlarında diğer sanayileşmiş ülkelerin gerisinde kalmıştır. (8) 1983'te ülkedeki kırk iki bin fabrikanın sadece 125'i stok kontrolü ve üretim programlaması için bilgisayarlı enformasyon tenolojisi sistemlerine geçmişti. ABD'de otomasyona geçen işletmeler arasında, dev şirketler için metal parçalar üreten mavi yakalı işçilerin çoğunluğu ile usta makinacıların önemli bir bölümünü çalıştıran ve iş atölyeleri olara adlandırılan küçük, taşeron firma ağırlığı artıyor. 1986'da robot satışlarının dörtte biri bu tür şirketlere yapılmıştı. (9) Son olarak General Motors şirketi de 1987 yılında Cansas ve Georgia'da kurduğu tam otomatik, bilgisayar kontrollü fabrikalarında üretime başladı.

1983'te ABD'deki imalat makinalarının %34'ünün yaşı 20'nin üzerindeydi (ve sadece %4'ü bilgisayar kontrollüydü.) Bu oran İngiltere'de %24, Japonya'da ise %18 idi. Üstelik 1930'lardan bu yana makinaların fiziki ömrü genel olarak üçte bir oranında azalmıştır. Bir bilgisayarın ortalama ömrü 5 yıldır. Bu hesaplamalar 1970'lerin başında yapılmıştır. 1981 yılından bu yana ABD'de sermayenin hızlandırılmış amortismanı daha da büyük boyutlara ulaşmıştır.

Araştırma ve geliştirme alanında ABD'nin rekabet gücü nisbeten azalmıştır. Bu alandaki harcamalar 1960 ile 1974 arasında yarı yarıya düşmüş, diğer ülkelerde bilim adamlarına verilen patent oranı 1966'da %13 iken 1975'te %28'e çıkmıştır. ABD'nin ileri teknoloji alanındaki üstünlüğü esas olarak hükümet destekli silah araştırmalarının bir yan ürünüdür, bu araştırmalarda insanın bütün yaratıcılığı bitmez tükenmez fonlarla desteklenerek “uygun” öldürme teknolojileri geliştirmeye yöneltilir. Aslında bakarsanız ABD'deki en modern fabrikalardan birisi LTV uzay havacılığı ve savunma fabrikasıdır. 1984 yılının Temmuz ayından beri haftanın 6 günü günde 24 saat çalışan bu tam otomatik fabrikada B-1 bombardıman uçağının parçaları imal ediliyor. ABD Hava Kuvvetleri, taşeron firmaları bilgisayara kontollü imalat ve robot sistemine geçmeye razı etmek için 3 yıl garantili bir proje başlatmış bulunuyor.

Bu tenolojiye sivil amaçlı ürünlere dönüştürmekte ABD daha az başarılı olmuştur. 1970'lerin ortalarında kimi sanayilerde yeni ürün denemelerinin %80'i başarısızlığa uğradı. Buna karşılık dünyanın her yanındaki en yeni buluşlarının peşine düşen Japonlar bunları ticari kullanım alanına uygulamayı başardılar. 1985'te Japonya'da 67.300 robot çalışıyordu. Bu sayı ABD'deki robotların 4, Avrupa'daki robotların 3 katından daha fazlaydı.

Rekabet

İleri teknolojiye dayalı sanayiler çoğu kimsenin umduğu gibi bunalım etkenlerine karşı bağışık değildi ve genel ekonomideki gelişmelerden tıpkı diğer sanayiler gibi kolayca etkilendiler. Yarı iletken sanayi Ocak 1982'de, talep daralması ve Japon rekabeti nedeniyle fiyatların düşmesi sonucu 1981 yılı karlarının %70 oranında azaldığını ilan etti. 1976 yılında yarı iletken sanayiinde yaşanan bir önceki gerileme ve daralma döneminden sonra Japonlar piyasadaki paylarını yükseltmişlerdi. Doların değer kazanması da Amerikan elektronik sanayii üzerinde etkide bulundu. Bu sanayi dalı 1984'te ilk kez ticaret açığıyla (6.8 milyar dolar) karşılaştı. 1985'te söz konusu açık ikiye katlandı. Elektronik sanayiinin Japonya karşısında verdiği açık, otomobil sanayiinin verdiği açıktan daha büyüktü. Kimi gözlemciler parça üretimi yerine durmadan parça ithali yoluna gidildiği için ABD sanayiinin güç geçtikçe bir dağıtım işi haline dönüştüğü sonucuna varıyorlar.

Bunalımsız bir elektronik sanayii hayali Avrupa'da da yıkıldı. Bir sanayiciye göre “hepimizin karlarında köklü bir değişiklik meydana geldi.” (10) Entegre devrelerde “herşeyin mübah olduğu” bir fiyat savaşının ortasında hiçkimse kar edemedi. En zararlı çıkan, o sırada Avrupa'daki en büyük yabancı şirket olan Texas Instruments oldu. Kimi elektronik parçaların fiyatları ABD'deki fiyatların %30 altındaydı. 1981, Avrupa'daki ABD'li yüksek teknoloji şirketleri için felaket dolu bir yıl oldu. Japon şirketleri piyasada belirli bir pay kapmak için savaşıma girişince satışlar üçte bir oranında azaldı. 1982'de Avrupa'nın “daha küçük ama daha kanlı bir arena”ya dönüştüğü söyleniyordu. (11) Bunun üzerine Avrupalı şiretler ölçek ekonomilerinden yararlanabilmek amacıyla ihracat piyasalarına yöneldiler. Birkaç şirket “uluslararası piyasalarda satabilecekleri ürünlerde yoğunlaşıp diğerlerinin üretimini durdurma” kararına vardılar. (12) Elektroniğin bütün dallarına yönelik çeşitleme stratejisinden seçme birkaç dalda işbirliği yapma stratejisine döndüler.

Yeni teknoloji alanında Japonlar ve Amerikalılar daha çok ilerde olduğu için, Avrupalı 12 şirket Haziran 1982'de ortak bir araştırma ve geliştirme programı başlatmak zorunda kaldılar. ESPRIT adı verilen bu program için AET 42.5 milyon dolarlık kaynak ayırdı. Avrupa'da daha önceki benzer girişimler rekabet yüzünden hep fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Bu proje daha çok umut veriyordu, çünkü bir AET yetkilisinin dediği gibi Japonlar “herkesin gözünü korkutmuştu.” Ne var ki 1983'lerin ortalarında henüz ciddi bir başarı elde edilemediği gibi AET'nin ileri teknoloji dallarındaki açığı 15 milyar dolara ulaşmıştı. Korumacılık, yabancı şirketlerle işbirliği ve hükümet teşvikleri, eğilimi tersine çevirmeye yetmemişti.

Avrupalılar arası işbirliği hedefinden caymak söz konusu değilse de ABD teknolojisine erişmek ve ABD piyasasına girmek için çeşitli şirketler kısa vadede IBM veya ATT ile bağlaşıklık kuruyorlar. Olivetti gibi Avrupalı şirketler özellikle en yeni teknolojiyi edinmek amacıyla ABD'de yatırım yapmaya devam ediyorlar. Ama ABD'deki en ileri bilim ve teknolojiyi satın almada en aktif ve girişgen davrananlar, hala Japonlardır; Japonlar yeni buluşları ticari alana uygulanmasına bile beklemeden harekete geçiyorlar.

Ekonomik döngü durmadı. 1984 yılı yüksek teknolojili elektronik sanayiinin yeniden “canlanma” dönemiydi. Siparişler, özellikle de kişisel bilgisayar siparişleri yığılmıştı ve ABD sanayii tüm kapasite çalışıyordu. Elektronik sanayi dünya çapında %37'lik bir yatırım artışı bekliyordu. 1985'te aşırı üretim meydana geldi, aşırı üretimi tasarruf tedbirleri ve hemen ardından IBM, Apple gibi en büyük şirketler arasında keskin bir fiyat rekabeti izledi. Gerileme bütün sermaye malları sanayiinde olduğu gibi robot sanayiinde de kurbanlarını aldı. ABD'de istihdam yüzde on düştü, kimi bilgisayar sanayilerinde ilk kez işçi çıkarımına gidildi.

Yüksek teknolojiye dayalı sanayiler bizzat kendi üretim süreçlerini de hızla otomatikleştiriyorlar. Japonya'da robotları robotlar üretiyor ve işin emek yoğun yönleri söz konusu olduğunda fabrikaları başka yerlere taşımak hala geçerli bir yöntemdir. Mart 1983'te atari 1.700 kişilik bir işletmesini yurt dışına taşıdı. Hewlett-Packard, şirketi de, ABD'de çeşitli kentlerin ve eyaletlerin yatırımları kendi bölgelerine çekmek amacıyla sunduğu bütün parlak tekliflere rağmen belli başlı fabrikalarını Meksika ve İngiltere'de kuruyordu.

Yeni Uluslararsı İşbölümü

Teknolojik gelişmeler yeni bir uluslararsı işbölümü gerçekleştirmek gibi bir amaç taşımasa da böyle bir iş bölümünün koşullarını hazırladı. Uluslar ötesi şirketlerin davranışını belirleyen olgu, emek maliyetlerinin yükselmesine yol açan rekabet ve yeniden yükselen sınıf mücadelesiydi. Genişleyeceği sanıldığı halde gerçekte daralan dünya piyasasında daha büyük bir paya sahip olma olanağını sağlayacak bir yer tutmak için yarış başlamıştı. Üretim maliyetlerini en aza indirebilen, yani fabrikaların yerini değiştiren ve üretimi rasyonelleştiren uluslar ötesi şirketler en yüksek kar oranına kavuşacaklardı. Sistemin esasları değil, sadece yapısal koşulları değişmişti.

Dünya ekonomisini bir ölçüde yeniden yapılandıran bu uygun koşullar, dünya fabrikasını mümkün hale getirdi. İş sürecini küçücük parçalara bölen, hüner gereksinimini daha da azaltan, ucuz ve verimli konteynerlerle taşıma sistemini mümkün kılan, yeni teknoloji; iletisim ve kontrol alanındaki yeni atılımlar; dünyanın çeşitli bölgelerinde görünürde bitmez tükenmez bir emek arzının varlığı: yeni uluslararsı iş bölümününn koşullardı. Banalar şirketlerin bu etkenlerden yararlanma girişimini desteklerken, IMF gibi kurumlar da politikalarıyla şirketlere arka çıktılar. Uluslar ötesi şirketler OECD ülkelerinde emekten tasarruf sağlayıcı en yeni buluşların eskimiş duruma düşürdüğü makinaları da ihraç ettiler. Emek arzıyla oranlandığında, az gelişmiş ülkelerdeki sanayi her zaman sermaye yoğundur.

OECD ülkelerinde sermaye malı üretecek fabrika yatırımları durgunlaşınca, büyük Makine yapım şirketleri merkezi planlı ekonomilerle OPEC ve üçüncü dünya ülkelerindeki talep için rekabete giriştiler. Sözü edilen ülkeler sanayilerini geliştirmek için hızla borçlanıyorlardı. 1970'lerin sonlarında ABD'nin en büyük ihracatçısı, General Electric olmuştu. Şirketin, çoğu dev sanayi komplekslerinden ve anahtar teslimi fabrikalardan meydana gelen satışların yüzde 38'i ile karların yüzde 42'si ihracatla sağlanıyordu.

Anahtar teslimi fabrikalar, bakım, onarım ve teknoloji yenileme konularında satıcı ile çoğu kez uzun dönemli bir bağımlılı ilişkisi içine girmeyi gerektiren “teknoloji paketleri”dir. Bu ilişki nedeniyle anahtar teslimi fabrikalar artık, satış olarak değil “yeni bir yatırım türü” olarak değerlendiriliyor. Business Week'in 1976'da belirttiği gibi, teknoloji transferi “formül, imalat, işçi eğitimi, yönetici eğitimi, mali danışmanlık ve organizasyon teknikleri gibi konuları içerir. Sanayi şirketlerinin yanı sıra perakende satış şirketlerinin aktardığı hünerler de bu kapsama girer... teknoloji satışı başlı başına büyük bir uluslararası iş haline geliyor.” (14) Her türlü teknolojinin hızla eskimesi de bu işe süreklilik kazandırıyor. Tarım teknolojisinin gelişmesi dünyanın çeşitli bölgelerinde tarım sanayiinin kurulmasında büyük bir rol oynadı. Sözü edilen teknoloji tohum kontrolü, gübre, haşere ilaçları, makinalar ve diğer girdilerden meydana gelen bir paket olarak satılıyordu.

Enformasyon teknolojileri, bilgisayar iletişimi sayesinde yeni merkezi kontrol biçimlerine olanak sağlıyorlar. Sınırlar ötesi bu bilgi akışı, daha etkili stok kontrolü, uluslarası çapta yerinden yönetim ve üretimde uzmanlaşma yoluyla ölçek ekonomileri; satın alma ekonomileri; döviz kuru değişikliklerinden etkilenmemek için mali akışların koordinasyonu gibi sonuçlar sağlanıyor. Ne var ki, teknolojik gelişmeler tekstil gibi kimi emek-yoğun sanayileri sermaye yoğun sanayilerine dönüştürdüğü ve diğer emek-yoğun işleri otomatikleştirdiği için, az gelişmiş ülkelerin “karşılaştırmalı üstünlüğü” bütünüyle ortadan kalkmasa bile azalıyor ve böylece ücretleri sürekli olarak düşürme eğilimi durmadan körükleniyor.

Dünya ekonomisini yeniden yapılandırma stratejilerinin temelini oluşturan OECD ülkelerinin teknolojik hakimiyetleri hızla zayıflıyor. OECD genel sekreterliği 1978 yılında yaptığı açıklamada hem dış piyasalarda hem de bizzat OECD içerisinde yeni rakiplerinin ortaya çıkabileceğini kabul etti.

Üretim teknikleri alanında sınırlardan söz edilemeyeceği ortaya çıkmıştır. Yani geri teknolojiye ve basit hünerlere dayalı sanayilerde uzmanlaşacak, ucuz emek bölgeleriyle ince hüner ve ileri teknoloji gerektiren sanayilerde yoğunlaşacak OECD ülkeleri arasında coğrafi sınırlar yoktur. Bu alanda herhangi bir geçiş dönemi bile gerekmedi: OECD ülkeleri ekonomilerini akılcı biçimde yeniden yapılandırmaları konusunda gevezelik yaparken yeni sanayileşen ülkeler karmaşık teknolojilere geçiverdiler. Uluslar arası iş bölümü konusunda öne sürülen basitleştirilmiş kavramların geçersizliği kanıtlandı. Yeni sanayileşen ülkeler sermaye malları üreten en modern fabrikaları başarıyla kurdular. Güney Kore için denildiği gibi “dünün sanayilerinden (bu ülkelerin tekstil ihracatının yüzde 45'i gümrük duvarlarıyla karşılaşıyor.) yarının sanayilerine”, yani bilgisayar hizmetleri, telekomünikasyon ve elektronik kontrol makinaları alanına hızla geçerek “günümüzün sanayileri” olara adlandırılan çelik, gemi yapımı, otomobil ve benzeri dalların ötesine ulaştılar. Yeni sanayileşen ülkeler ekonomilerinin ihtiyaç duyduğu yarı iletken ve yonga (çip) sanayilerini de kurarak dış piyasalarda rekabet edebildiler.

Sonuç

Bilim ve teknoloji her zaman olduğu gibi, üretimin emek öğesini ve beyaz yaka hizmetlerini azaltıp hünersizleştirerek ekonomiyi nesnel olara yeniden yapılandırıyor. Buna ek olarak, ileri teknolojiye dayalı yeni sanayiler daha önceki teknolojik devrimlere kıyasla daha az maddi girdi gerektirdikleri için diğer sanayiler üzerinde daraltıcı bir etkide bulunuyorlar. İletişim alanındaki gelişmeler de dünya üretiminin merkezi kontrolüne olanak sağlamış ve tüm dünyada mali yapıyı dönüştürmüştür. Öznel olarak da, hükümetler yeni teknolojilere dayalı sanayilerin gelişmesini teşvik ederek bunalımlarından kurtulmak ve ekonomiyi yeniden yapılandırmak istemişler; ancak yeni çelişmelerle yüzyüze gelmiş ve yeni sanayileşen ülkelerin hızlı rekabetiyle karşılaşmışlardır.

Bilim ve teknoloji bilinçli olarak insanlığın ihtiyaçlarını karşılamak yönünde seferber edilseydi kuşkusuz insanlık sonsuz yararlar sağlardı. Ne var ki eskiden olduğu gibi günümüzde de oyunun kurallarını her alanda kapitalizm belirliyor. Bu yüzden teknoloji çoğu kez insan ihtiyaçlarına kesinlikle aykırı amaçlar için, yani askeri amaçlar için işsizlik yaratmak için diğer insanları kontrol ve güdümleme düzeneklerini geliştirmek için ve toplum düşmanı sayısız etkinlik için kullanıyor. Besin üretimini artırmak gibi yararlı amaçlar söz konusu olduğunda bile teknoloji sık sık kötüye kullanılıyor ve sonuç toplum için felaket oluyor.


Dipnotlar
  • (1)Wassily Leontief, “Teknolojik İlerleme, Ekonomik Büyüme ve Gelir Dağılımı”, Population and Development Review 9 (1983):405
  • (2) Aktaran Gerd Junne ve Rob van Tulder, Roboy Sanayide Avrupalı Çokuluslu Şirketler: Bir ön inceleme (Amsterdam, 1984), 7. Bu inceleme yazarların “Avrupalı Çokuluslu Şirketler ve Çekirdek Teknolojiler (New York, 1987)” adlı önemli kitabının habercisi olmuştur. Ayrıca bknz. Gene Bylinsky “Otomatik Fabrikaya Doğru” Fortune, 21 Şubat 1983; Joyce Kolko, “Vers un renouveau de la planification capitaliste en Europe”, Monde Diplomatique, Aralık 1979, 6.
  • (3) Business Week, 3 Mart 1986, 72
  • (4)Aynı Dergi , 22 Ekim 1984, 152
  • (5)Bylinsky, “Otomatik Fabrika”, 54
  • (6)Sınai yapıda ortaya çıkabilecek sonuçların dikkate değer biçimde irdelenişi için, bknz.: Dieter Ernst, Bir Bunalım Döneminde Dünya Sanayinin Yeniden Yapılandırılması-Yeniliklerin Rolü: Yarı İletken Sanayiinde Son Gelişmelerin Tahlili(New York, 1981); Gerd Junne, “Dünya Bunalımı, Devletlerarası Rekabet ve Şirketlerarası İşbirliği” (Uluslar arası Barış Araştırmaları Konferansı’na sunulan bildiri, Gyor, Macaristan, Ağustos 1983); Annemicke Roobeek, “Ford Sisteminin Yükselişi” (Ekonomi Araştırmaları Bölümü Bülteni no.8602, Amsterdam Üniversitesi, Şubat 1986); Pierre Grou, Çokuluslu Kapitalizmin Mali Yapısı (Warwickshire, 1985), s.58 vd; BM, Dünyanın Toplumsal Durumu Raporu 1985 (New York, 1985), 43-57
  • (7)Junne ve van Tulder, Robot Sanayii, 7, 11-12
  • (8)OECD, Uluslar arası Rapor: Geleceği Karşılamak: Beklenene Hakim Olmak ve Beklenmeyene Hazır Olmak (Paris, 1978), 341
  • (9)Business Week, 16 Haziran 1986. Ayrıca bkz. Aynı dergi, 16 Kasım 1956, 56 ve Far Eastern Economic Review, 19 Aralık 1985, 51.
  • (10) Business Week, 28 Haziran 1982, 120. Ayrıca bkz. Far Eastern Economic Review, 6 Haziran 1985, 69f74 ve Business Week, 11 Mart 1985, 56-67
  • (11) Business Week, 28 Haziran 1982, 113
  • (12) aynı dergi, 115
  • (13) aynı dergi, 113
  • (14) aynı dergi, 8 Eylül 1976, 46-47. Ayrıca bkz. Far Eastern Economic Review, 21 Kasım 1985, 138-39


İrtibat: posta@urundergisi.com Telefon: 0212 - 245 28 11