Lenin ve Türkiye

Bu sayımızda Türkiyeli Komünistlerin "Yurdun Sesi" dergisinden Oktobr Devrimi sırasında Lenin'in Türkiye ile ilgili yaklaşımlarını ve Türkiye halkının bu devrime yaklaşımını veren bir yazıyı sunuyoruz.


Türk işçi ve köylülerine mesaj

1919 yılının Eylül ayında Lenin'in Türkiye işçi ve köylülerine bir mesajı vardır. Lenin bu tarihsel belgede, egemen sınıfların hıyanetlerini, emperyalistlerin Türkiye devletini yok etmek istediklerini çırılçıplak ortaya döküyor. Türk işçi ve köylülerine sesleniyor: "Rusya’yı yabancı soygunculara, Avrupalı haydutlara satan asalakların bütün alçaklıklarını sırtlarında deneyen Rus işçi ve köylü kardeşleriniz, memlekette egemenliği, yönetim dümenini ellerine aldılar. Ve hemen hemen, iki yıldır bu egemenlik için, emekçilerin egemenliği için savaşıyorlar... Düşmanların saldırıları kırılacaktır! Ama bu kadarı yeter değildir. Dünya emperyalistlerine karşı bütün yeryüzü emekçilerinin birleşmesi gerek... Soyguncuları Türkiye'den kovmak ve mutsuzluğunuz üzerinde kendi mutluluklarını kurmağa alışkın olanları yok etmek, onların nefesini kesmek için, sizin, her şeyi sırtında deneyen Türkiye işçi ve köylülerinin, bu kesin ve çok sorumlu durumda kardeş elinizi Sovyet Rusya işçi ve köylülerine uzatacağınızı, onlarla omuz omuza yürüyeceğinizi umarız..."

Sovyet hükümetinin bu seslenişi Anadolu’da duyuldu. Geniş yankılar uyandırdı. Türkiye’de ulusal kurtuluş savaşı, bağımsızlık hareketi Oktobr Devriminin etkileri altında gelişti...


Türkiye haritası

Kremlinde Lenin'in evi. Dar bir koridor. Bir köşede eski, meşin bavullar. Lenin bu eşyalarla gelmiş bu eve. Yanda bir mutfak. Kap-kacak: İki alüminyum tencere... Sonra iki Rus kaşığı tahtadan. Hani o cilâlı, boyalı, işlemeli, yuvarlak ağızlı kaşıklardan. Bir süt güğümü. Çaydanlık. Bir çömlekte Rus bulguru pişirirlermiş...

Lenin'in yatak odası daha sade. İki demir karyola. Yanda çalışma odası. Bu oda Lenin'in çalışma boyutlarına, kapsamlarına oranla insana daracık görünüyor. Çalışma masası. Arkasında, tavandan döşemeye, bütün duvar kitaplık. Kitap, kitap... Telefonlar. Kalemler. Şamdanlar. Zor günlermiş Sovyetlerin ilk yılları. Elektrik yetmezmiş. Elektrik kesilince mum yakarlarmış. Şamdanlarda, tâ o zamanlardan kalma, yarı yanmış mumlar var... Çalışma odasında duvarlara asılmış büyük haritalar. Bir tanesi boydan boya Türkiyeyi gösteriyor. Anadoluda ulusal kurtuluş savaşının geçtiği yerlere, savaş cephelerindeki en önemli kesimlere, Lenin, renkli kalemlerle, işaretler koymuş. Bu işaretlerden biri Sakarya savaşlarının geçtiği kesimi gösteriyor...

Lenin, Türkiye halkının kurtuluş savaşına çok derin ve yakın bir ilgi göstermiştir. Ta 1908 yılından, Türkiyedeki oluşumları emperyalistlerin Osmanlı İmparatorluğunu üleşme planlarını, egemen çevrelerin millet düşmanı politikalarını sürekli olarak gözönünde bulundurmuştur...


Kırmızı kordelalı resim

Lenin'in boy boy, renk renk, değişik resimleri, portreleri. Kimi elle çizilmiş, kimi fotoğraf. Kimi duvarlarda, afişlerde, kimi panolarda. Kimi omuzlarda taşınıyor, kimi el üstünde. Kimi gazetelerde, kitaplarda, kimi çinilerde, vazolarda. Kimi sinema perdelerinde canlı yürüyor, bir yetimi okşuyor, ya da bir askerin elini sıkıyor...

Bir resimde Lenin yüce. öğretmeni Marks'ın anıtını Moskova'nın göbeğine dikiyor. Temel atma töreninde konuşuyor. 1 Mayıs. Ağaçlar yapraklanmış. Ağaçlara kırmızı kordelâlar bağlanmış. Lenin de böyle bir kordelâ tıkmış yakasına. Başı açık. Kasketini elinde yumruk yapmış... Yıllardan 1920...

Lenin adını çoktan duymuştu Anadolu da, İstanbul da. Onun, İstanbul’u çara veren gizli anlaşmaları yırttığını, emperyalistlerin soygun, zorbalık anlaşmalarını tanımadığını da millet öğrenmişti. Bolşevik devrimiyle esirlikten kurtulan, memlekete dönen Türk askerlerinden Le nin'in sesini duyanlar, kendisini görenler de olmuştu...

Lenin’in, kırmızı kordelâlı resmi, İstanbul'da elden ele dolaşıyordu. İstanbul emperyalistlerin keli altındaydı. Her biri bir semti kesip almıştı. İngiliz polisi, Fransız polisi, İtalyan karabinerleri, Yunan efzonları, Amerikan denizerleri, Damat Ferit hükümeti, satılık Babıâli basını, padişahın hafiyeleri her gün, her saat, her yeri tarıyor, ortalığa kuyruklu yalanlar salıyordu. Bu harlama, bu Bolşevik düşmanlığı, halk arasında, istenilenin tam tersi tepkiler uyandırıyordu. Milletin bir kulağı Anadolu’da, bir kulağı Sovyet Rusya’daydı.

İşte o günlerde, böylesine bir hava içinde, Fransız polisi, İstanbul polis müdürü Tahsin'in ekipleriyle birlikte, Kumkapı’dan tâ Cibali’ye kadar bir arama-taramaya geçtiler. Kahveleri, dükkânları, işyerlerini basıyor, sokaklardan geçenlerin üstünü başını arıyor ve şüpheli gördüklerini, üzerinde silâh bulduklarını hemen posta ediyorlardı... Güpegündüz. Baskıncı kolları Kantarcılarda yolları kestiler. Dökmeci atölyelerini bastılar. Kalıpları yerlere atıyor, ocakları söküyorlardı. Lenin'i arıyorlardı. Dökmeci Kara Ahmedi çok zorladılardı. Birisi onu fitnelemişti polise. Dökmeci Kara Ahmetten bir şey çıkaramadılar. Küçücük dükkânını darmadağın ettiler. Ama Lenin’in kasketini yumruk yaptığı fotoğrafı, elden ele dolaştı durdu. Sonra Dökmeci Ahmet ve ortağı "Sırık" Celâl çete yazıldılar. Anadolu’ya gittiler. Ve Sakarya meydan savaşında can verdiler. Belki de Dökmeci. Ahmedin çantasında, fişekliğinde, herkese gösterdiği Lenin'in, kasketini yumruk gibi tuttuğu, o resim vardı...


Bursa'dan gelen mektup

Moskova’daki Lenin müzesi Lenin'in eylemlerini, çalışmalarını, onun Bolşevik Partisiyle, Oktobr Devrimiyle, Sovyet devletinin kuruluşuyla, Kızıl orduyla, insanlarla, yoldaşlarla, dünyayla, komünist, işçi, köylü ulusal kurtuluş savaşlarıyla, hareketleriyle bin bir ilmikli bağlarını gözler önüne seren, insanın bilincini genişleten bir okul. Panolardan birinde bir eğri kılıç. Üstünde Arapça yazılar. Yemen çöllerinden bir Bedevi armağanı... Yanında kırmızı, geniş, ipek bir şerit. Bursa dokuması. Üstünde eski harflerle yazılmış bir mektup. Türk işçileri, köylüleri, zanaatçıları, komünistleri savaşlarını, durumlarını Lenin’e açıyorlar, sevgilerini, saygılarını sunuyorlar...


"İyi dost kara günde belli olur"

23 Nisan 1920. Ankara’da Millet Meclisi açılıyor. Yeni bir devletin temelleri atılıyor. Ve kurulan Ankara Hükümeti, özel bir mektupla Lenin’e başvuruyor. Moskova, Ankarayı biricik Türk hükümetini hemen tanıyor.

Atatürk, 1920 yılının Mayısında, İbrahim Hulusi adındaki bir subayı, özel bir mektupla Lenin’e gönderiyor. Bu subay, Trabzon’dan bir motorla Növorosiyske geçiyor. Karışık günler. Kızıl ordu, Beyaz orducuları, Denikinleri yeni tepelemiş. Subay İbrahim Hulusi ancak Haziran başlarında, koynundaki özel mektubu Lenin’e ulaştırıyor. Ve Leninden aldığı mektupla geri dönüyor. 14 Haziranda Trabzon’a varıyor. Hemen, telgrafla, mektubu Anka-raya bildiriyor. Bu mektupta Ankara hükümetini Moskova’nın tanıdığı yazılıydı. Bu mektup memlekette geniş yankılar halk arasında büyük bir sevinç uyandırdı. Millet, arkamızda büyük bir dostun, sağlam bir kalenin bulunduğunu gördü. Artık düşmanları, saldırganları yenmek inancı gür bir kaynağa dayanıyordu.

Bu kaynağı topa, tüfeğe, paraya çevirince şöyle bir tablo ortaya çıkıyor: Sovyetler Türkiye’ye, ilk ağızda 200 kilo altın-para, 3 kolorduyu donatmak için 120 top bataryası, 150 bin top mermesi, 60 bin tüfek, 65 milyon mermi, 20 bin gaz maskesi, 2 avcı destroyeri vb. veriyor. İlâç, sağlık gereçleri de başka. Bunlar, Odesa, No'vorosiysk, Tuapse limanlarından Türk kıyılarına daha çok İneboluya ulaştırılıyor... Azerbaycan halkı, Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti, Kars yoluyla Türkiyeye gaz veriyor, petrol veriyor, benzin gönderiyor... Sinop’tan, İngilizlerin kontrolünden kaçan 3 savaş gemimizi Sovyetler korudu. Bunların silâhları sökülmüştü. Lenin’in özel bir talimatiyle, bu gemiler silâhlandırılıyor ve Türkiye’ye geri veriliyor. 1922 yılı. 30 Ağustostan önce. Takalar, motorlar Sovyet limanlarından silâh taşıyor. Takalar cephane yüklü. Yardım taşıyorlar. Kuvayı Milliye'ye... Büyük meydan muharebesi başlayacak... O günlerde, Sovyetlerde yiyecek sıkıntısı var, açlık var. Öyleyken, Sovyet hajkı boğazından kesiyor, Anadolu’ya silâh, cephane, para, ilâç gönderiyor. Türk halkının durumu daha kötü. Öyleyken, "iyi dost kara günde belli olur," derler, Samsunlular ekmeklerini Sovyetlerle paylaşmak kararını veriyorlar. 800 ton buğday Lenin’e gönderiliyor. Bunu Büyük Millet Meclisi yoluyla bildiriyorlar.


Yüreğimin düğmesi

Hapse düştüğümde sırtımda kısa kollu, koyu lâcivert bir gömlek vardı. Gömleğimdeki cebin üstüne resimli, minicik bir "düğme" dikmiştim. Bu kadar yoklamalardan geçtik, kaç defa üstümüzü başımızı iğneden ipliğe kadar aradılar, fakat bu düğmeye kimse dikkat etmedi. Tılsımlı olduğundan değil. Düğmedeki resmi tanıyamadılar. Yüreğimin üstünde, açıktan açığa Lenin'in resmini taşıyacağım da polisin aklına gelmedi. Bu düğmenin üstüne yarı kıvırcık saçlı, tombul bir çocuğun yüzü işlenmişti. Bu ne sakallı, ne de kasketini elinde sıkmış milyonlara haykıran biriydi. Yalnız geniş bir alın, bir çift çekik göz, iki kalkık kaş! Lenin gözlerimin içine bakıyordu.

M. Derince




İrtibat: posta@urundergisi.com Telefon: 0212 - 245 28 11