Türkiye'de insan hakları var mı?

Av. Kamil Muti

Av.Kamil Muti, ülkemizde insan haklarının bulunup bulunmadığı sorusunun varlığının kor­kunç olduğu yargısıyla başladığı yazısında özellikle yaşama hakkı ve düşünce ve örgütlenme hak ve özgürlüğü konularını ayrıntılı biçimde ele alıyor. İnsanların hak ve özgürlüklerine sahip çıktıkları oranda bu hak ve özgürlükleri fiilen kullanabileceklerini vurgulayan K.Muti, 1982 Anayasası'nın bir bütün olarak in­san haklarını tanımamayı temel aldığını belirtiyor. Sorunun köklü çözümünün bu anayasanın bütünüyle değiştirilmesinden geçtiği sonucuna varıyor.

Ülkemizde insan haklan var mı? Bu sorunun varlığı bile korkunç. Ancak ne yazık ki böyle bir korkunçluk içinde yaşıyoruz. Yaşıyoruz da, insanın en temel hakkı olan yaşama hakkımız var mı? 1982 Anayasası, yaşama hakkı­nın istisnalarını sayıyor. Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilme­si hali ile meşru müdafaa hali, yakalama ve tutukla­ma kararlarının yerine geti­rilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenme­si, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kan­unun cevaz verdiği zorunlu durum­larda meydana gelen öldürme fiille­rini 17. maddesinde hukuka uygun duruma getirdi. Bunların, yani in­sanların yaşama hakkını devletin ortadan kaldırma durumlarının bir Anayasada yer alması bile, o Anay­asayla kurulan düzen hakkında bir fikir sahibi olmak için yeterlidir. Hele ki bunlar ak kağıt üzerinde kara lekeler olarak kalmayıp bir de uygulanıyorsa. "Dur" emrinin "vur" emri olarak uygulandığını ülkemizde bilmeyen kaldı mı? Da­ha geçtiğimiz aylarda "olağanüstü hal" uygulamasıyla Silopi'de gen­cecik insanlarımız kurşuna dizilme­di mi? Tuzla'da bir araba içinde 4 gencin üzerine yüzlerce kurşun sıkılmadı mı? Türkiye Büyük Mil­let Meclisi'nde yüzlerce insanımızla ilgili idam cezası dosyaları dizi dizi durmuyor mu? Ya bizler, insanlar, yurttaşlar ne yapıyoruz? Eğer ben, biz, bizler, birey olarak, insan ola­rak, yurttaş olarak hak ve özgür­lüklerimiz için davranmıyorsak; benim için, bizim için, bizler için insan hak ve özgürlükleri yoktur, olamaz. Bugün kurşun sıkılan Si­lopi'de gençler olur, yarın ben ya da biz oluruz.

İnsan hakları, herşeyden önce insandan kaynaklanır. İnsanın in­sanlığının bilincine varması ve ona uygun davranmasından kaynak­lanır. İnsan haklarının gelişmişlik düzeyi, bu nedenle insanın bu bi­linç ve davranışının gelişmişliğine dayanır ve onu yansıtır. Bu bilinç ve davranış, insanın yaşadığı toplu­mu kavrayışında ve onu dönüşüme uğratma çabasında da ilk hareket noktalarından biridir. Yaşama hak­kına sahip çıkmayan bir insan ger­çekte yaşama hakkına fiilen sahip değildir. İnsan haklan, gökten zem­bille inmemiştir, göz rengi, ten rengi gibi fizyolojik, biyolojik özelliklerden de doğmaz. İnsan hakları toplumsaldır, yani insanların toplum ha­linde ve bir devlet içinde örgütlenmeleriyle bağlıdır; daha doğrusu devlet ile in­san, yurttaş arasındaki iliş­kiyi düzenler. O yüzden in­san hakları toplum içinde toplumsal mücadeleyle be­lirlenen haklardır. Ülkemiz­de eğer bugün hala idam ce­zası verilebiliyor ve uygulanabiliyorsa, yolda yürü­yen ya da evinde oturan in­san "yasal olarak" öldürülebiliyorsa, benim, bizim yaşama hakkımız yok demektir. O halde ne duruyoruz? Yaşama hakkımıza sahip çıkabilmenin yolu devletin öldürme yetkisine son ver­mekten geçer. Bugün Avrupa Kon­seyi üyesi devletler arasında idam cezasının varolduğu tek ülke Türkiye'dir. İnsan Hakları Derneği "Ölüm Cezasına Hayır!" kampan­yası yürütüyor. Ben, biz niye bu kampanyada aktif yer almıyoruz? Neden yaşama hakkımızı savun­muyoruz?

Geçtiğimiz hafta Cumhuriyet gazetesinde bir haber yayımlandı. Türk Ceza Yasası'nın 141,142,163 maddeleri nedeniyle 12 Eylül 1980 sonrasında 85 bin kişi yargılanmış. En az o kadarı da soruşturmalardan, işkencelerden geçirilmiş. Şu anda cezaevlerinde bu maddelerden 3 bin kişi tutuklu ve hükümlü olarak bu­lunuyormuş. Nedir bu sihirli sayı­lar: 141-142-163. Artık Cumhur­başkanından başlayarak herkes eş­yayı adıyla çağınyor: Düşünce suç­ları. Düşünce suçu olur mu? İnsan haklarının olmadığı yerde elbette düşünce suçu olur. Dergiler topla­tılır, yazarlar, çevirmenler, gazete­ciler hapislere atılır. İnsanlar dü­şündüklerini ifade ettikleri, benzer düşünceleri taşıyanlar biraraya gelip örgüt kurdukları için işkencelerden geçirilir. Elbette hangi insanlar so­rusu kaçınılmaz olarak kendini day­atıyor. Sınıflı toplumlarda egemen sınıfın düşünmesi ve örgütlenmesi suç oluşturmaz. Çünkü o sınıf ege­mendir ve egemenliği kendi hukuk sistemiyle korunur. Peki yasak kime getirilir? Kendi hak ve çıkarları bu sınıfın egemenliğinden zarar görenlere? Onların düşünmesi, bunun doğal sonucu olarak bu düşünceler etrafında örgütlenmesi yasaklanır? 141-142.maddelerle iş­çilere, çalışanlara kendi hak ve çıkarları doğrultsunda düşünme ve örgütlenme yasaklanmıştır. Onlar da insan ve yurttaştır, vergi verir­ler, askere giderler, devlete karşı yükümlülükleri vardır ancak kendi hak ve çıkarlarını savunma özgür­lüğü yoktur. İşte bugün tüm kamu­oyunda bu açık haksızlığa karşı öfke doğmuştur. Egemen güçler bu öfkeyi yatıştırmak için ağızlara bir parmak bal çalarak işi kapatmak is­tiyor. Ben, biz, işçiler, çalışanlar, onlardan yana bilimadamaları, ay­dınlar, bizler davranışa geçmezsek, düşünme ve örgütlenme özgürlü­ğümüz uğruna mücadele vermez­sek, bizim bu hakkımız biraz hafif­letilmiş de olsa yine bir suç olarak kalacak. O zaman yerimizden doğ­rulalım ve hakkımız uğruna müca­delemizi yoğunlaştıralım.

Bugün ülkemizde bir bütün ola­rak insan hakları yoktur. Çünkü 1982 Anayasası vardır. Hukuk di­liyle söyleyecek olursak, 1982 Anayasası’yla, devlet ile bireyler ve toplum arasındaki ilişkileri düzen­leyen hak ve özgürlükler, devlete ağırlık tanıyan ve devletin Korunmasını amaçlayan bir mantıkla sınırlandırıldı ve temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olan meka­nizmalar etkisizleştirildi. 1982 Anayasası’nın temel hak ve özgür­lüklerin sınırlandırılması başlığını taşıyan 13. maddesiyle istisnasız bütün hak ve hürriyetlerin sınırlan­dırılabilmesi amaçlandı. Böylece 1982 Anayasası, nitelikleri gereği sınırlanamaz kabul edilen hak ve özgürlüklerin, içerikleri bakımın­dan sınırlanabilmesinin yolunu açtı. Ayrıca temel hak ve hürri­yetlerin kötüye kullanılmaması başlığını taşıyan 14. ve temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması başlığını taşıyan 15. maddelerinde bu yaklaşıma uygun düzenlemeler yapıldı. Kısaca 1982 Anayasası insan hak ve özgürlük­lerinin nasıl ortadan kaldırılabi­leceğini ayrıntılandıran bir hukuk metni olarak duruyor.

Bugün ölüm cezalarına karşı yaşama hakkı için, düşünce ve örgütlenme hak ve özgürlüğü için mücadele somut ve günceldir. Bu mücadelenin başarıya ulaştırılması, bir bütün olarak insan hak ve özgürlüklerimizi sağlamak için 1982 Anayasası'nın kaldırılması için yürütülecek mücadele bakımın­dan daha elverişli bir zemin yaratacaktır. O halde güçlerimizi bu is­temler etrafında birleştirelim.

Ölüm cezasına hayır!

141-142'ye hayır!





İrtibat: posta@urundergisi.com Telefon: 0212 - 245 28 11