1990’lara girerken

Dünyada çok büyük alt-üstlükler yaşanıyor. Özellikle sosyalist dünyada. Kitle iletişim araçlarındaki muazzam gelişmeler bunları günü gününe, hatta saati saatine bizlere ulaştırıyor. Günlük gazetelerde ya da TV haberlerinde yurtiçinden çok yurtdışından, özellikle sosyalist ülkelerden haberler ağırlık taşıyor. Bu, kuşkusuz, insanlık adına büyük bir ilerleme. Ancak bir nokta dikkatten kaçmamalı. Bu haberler kim tarafından, hangi sınıfın çıkarları doğrultusunda üretilip, iletiliyor. Hemen kimi çevrelerden "işte eski kafa" itirazları yükselecek. O zaman somutlayalım.

Romanya'daki olayların süregittiği günlerde TRT Televizyonu olağan yayınlarını keserek bizlere "haber" iletme görevini yerine getiriyordu. Neydi bu haberler? Romanya'da halk ayaklandı. Temeşvar'da binlerce kişi katliamda yaşamını yitirdi. Bükreş Üniversitesi'nde Securitat 2000 öğrenciyi katletti. Romanya'daki olaylar sırasında ölü sayısı 60.000'i aştı. Çavuşesku'lar yurtdışına kaçtı. Securitat adlı gizli polis örgütü, vb., vb. Sonra tüm dünya bu haberlerin kelimesi kelimesine aynen yayınlandığını öğrendi. Time dergisi Romanya'da toplam ölü sayısının 780, yaralı sayısının ise 18.000 dolayında olduğunu açıkladı. Temeşvar katliamı diye gösterilen filmlerdeki çocukların zehirlenme, hastalık vb. nedenlerle hastanede öldüklerini 4 Rumen doktoru duyurdu, günlük gazetelerde küçük bir haber halinde yansıdı. Bükreş Üniversitesi'nde ise tek bir öğrenci cesedine rastlanmadı. Bugün tüm dünya Romanya'da bir halk ayaklanması olmadığını, Securitat'ın halk milisi olduğunu öğrendi. Peki bir ay bile sürmeyecek bir yalan neden ve nasıl üretildi? Sorunun yanıtı "eski kafa" bakımından açık, olayları "radikal demokrasi" çerçevesinde algılayanlar bakımından ise oldukça zor. Aynı süreçte ABD, ordularıyla Panama'ya giriyor. Filipinler'deki üslerinde yer alan askerleri Aquino'ya karşı darbe girişiminde bulunan ordu birliklerini üzerine sürüyor, Panama'da günlerce insan avı sürüyor. Noriega'nın aranması bahanesiyle Panama, yeniden arka bahçe olarak düzenleniyor. "Demokrasi" götüren ABD emperyalizminin bu tutumunu "Hür Dünya" kınamak bir yana, açıktan destekliyor; sosyalist dünya ise etkin tutum almamayı yeğliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Genel Kurulu, Panama'nın ABD askerlerince işgaline seyirci kalıyor. Adeta emperyalizmin bölünmemiş egemenlik zamanlarından sömürgelerine nizamat verdiği günler yaşanıyor. ABD'li stratejistler, önümüzdeki döneme ilişkin senaryolarını hazırlarken, sosyalist dünyayı hesaba katmayı gerekli görmüyor. Japonya ve birleşmiş Avrupa odaklarıyla ABD emperyalizmi arasındaki güç, ilişki ve çelişkileri dikkat odağından yeralıyor.

Öte yandan, artık TV haberlerinde ve günlük gazetelerde Polonya haberlerine pek rastlanmaz oldu. Oysa Polonya'da, IMF reçeteleri doğrultusunda, fiyatlara %300-400 zam yapılırken, ücretler donduruluyor. Grev hareketi yaygınlaşırken, büyük kentlerde açlar için kazanlar kaynatılıp yemek dağıtılmaya başlandı. Bu yıl için öngörülen işsiz sayısı resmen 400 bin olarak açıklandı. Walesa Batı'ya acil ekonomik yardım için yalvarıyor. Batıdan ne bir ses, ne bir nefes var. Batılı stratejistler, sosyalist ülkelere yatırım ya da yardım yapmayı güvenli görmüyorlar. Bu ülkeler halklarının "tembelliğe alıştırıldıklarını" ileri sürüyorlar. "Tembellikten"ten kasıtları, sosyalist ülkeler halklarının sahip olduğu kolay kolay geri alınamaz haklar. Sosyalizmin emekçilere kazandırdığı bu haklar Batıya alabildiğine korku veriyor.

Sovyetler Birliği de içinde sosyalist ülkelerde, komünist partisinin öncülüğü ve iktidar tekeli tartışılıyor. Kimi ülkelerde buna son verildiği açıklanırken, kimi ülkelerde komünist partileri oto-likidasyona gidiyor. Bunun sosyalizmde yenilenme olduğunu hâlâ düşünenleri bir tarafa bırakıp, olgulara bakmayı sürdürelim. Çekoslovakya devlet başkanlığına getirilen Havel'in en büyük övünç kaynağı, yaşamının hiçbir döneminde sosyalizme inanmamış olması. Havel, yurtdışında yaşayan Çekoslovaklardan bir Prens başkanlığında gölge hükümet kuruyor.

Sovyetler Birliği'nde Baltık Cumhuriyetleri'nde kendini belli eden milliyetçilik akımı, Kafkasya'ya sıçradı. Azerbaycan ile Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri arasındaki gerginlik bir savaş boyutlarına ulaştı. Azerbaycan'a Sovyet askeri müdahalesi yapıldı. Azerbaycan KP tüm üyelerini yitirdiğini açıklarken, Azerbaycan Kurtuluş Cephesi adlı örgüt resmi görüşmelerin muhatabı durumuna geldi. Aynı şey Ermenistan'da da görülüyor. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorunlar Litvanya'da görüşülüyor,

Özellikle Azerbaycan'daki gelişmeler ülkemizi de yakından ilgilendiriyor. Milliyetçilik dalgasının kabarmasında etkili oluyor. Türkiye çapında Azerbaycan olaylarıyla ilgili mitingler yapılıyor. Bu mitinglerde faşistler etkin rol alarak konumlarını güçlendirmeye çalışıyor. Aynı dönemde Yunanistan'da Batı Trakya Türkleri konusunda gelişen olaylar da milliyetçilik rüzgarına hız katıyor. İç politika, yaşam pahalılığı, emekçilerin gün günden kötüleşen koşullan, gündemin arka sıralarına itiliyor. Bütün bunlara bir de Prof. Muammer Aksoy'un öldürülmesi gibi terör olayları gelip ekleniyor.

Kabaca tablo bu. Böylesi bir tabloda komünistler, sosyalistler, devrimciler nerede yer alıyor? Ne yapıyorlar? Şurada sonu gelmez birlik tartışmaları, burada hedefi belirlenemeyen-kampanya tartışmaları. Yaşamın öne çıkardığı sorunlara yanıt arayışı, işçi sınıfı ve emekçi halkının hareketiyle tütünleşme ve onu yönlendirme çabası gündemin hep daha geri sıralarına itiliyor. Teslim etmek gerek, çizdiği doğrultuda TBKP ilerliyor; il, ilçe örgütlerini açıklıyor. Reformizme karşı tutum aldığını söyleyenler ise, henüz kendilerini ve somut hedeflerini tarif etmekten uzak. Uluslararası komünist ve işçi hareketindeki alt-üstlükler bir yandan, ülkemiz komünist ve işçi hareketinde Leninci konumlarda yer aldığını ileri süren parti, grup ve çevrelerin içinde bulundukları durum öte yandan, yeni yeni kesimlerin Marksizm-Leninizm'e kazanılması bir yan, var olan kadroların aktifliklerini de olumsuz yönde etkiliyor. Durumu nesnel olarak saptamak ve bundan çıkış yolunu somut olarak ortaya koymak gerekiyor. Ne yapmalı sorusu? Marksizm- Leninizm konumlarında yer alanlar bakımından güncel ve ivedidir. Bu soru net biçimde yanıtlanmadan hiçbir parti, grup ya da çevrenin ne kendi içinde, ne de birlik-eylem birliği sürecinde ileriye doğru hareketi olanaklı görülmüyor. 10 Eylül, bu soruya kendi yanıtını etraflı bir biçimde önümüzdeki sayıda verecek. Diğer parti, grup ve çevrelerin de yanıtı önem taşıyor.



İrtibat: posta@urundergisi.com Telefon: 0212 - 245 28 11