Belediye işçileri yeni bir savaşımın başında

Kazım Yıldır

Kazım Yıldır, bu yazısında, toplu sözleşme dönemi öncesinde İstanbul Belediye işçilerinin, Belediye-İş bünyesinde sürdürdükleri savaşımın ana doğrultusunu aktarıyor. İstanbul Belediye işçilerinin söz konusu sürecini belirleyen, "Grup İşletme Toplu İş Sözleşmesi"nin anlamını, sınıf ve kitle sendikacılığı bakış açısından değerlendiren Yıldır, bu sözleşmenin öneminin altını çiziyor.

"Toplu Sözleşme Taslağı"nın nasıl bir yöntemle üretildiğini ve neleri kapsadığını aktararak, bu "taslak"ı üreten örgütlülüğün önündeki olası tehlikelere karşı, belediye işçilerini uyanık olmaya çağırıyor.


Sendikal hareketimizin gündeminde yoğun toplu sözleşmeler var. Önümüzdeki dönemde yüz binlerce işçiyi kapsayacak toplu sözleşmeler imzalanacak'. Toplu sözleşme dönemleri, işçilerin kendi yaşamsal haklan için mücadelede daha duyarlı oldukları dönemlerdir. Bu çok önemli dönemlerde işçilerin örgütlülüğü ve dinamizmi artar. Genellikle işçiler büyük yığınsal eylemleri bu dönemlerde gerçekleştirirler. Ve bu eylemlerle birlikte sınıfsal bilinç de gelişir.


Bu anlamda İstanbul Belediyeleri işçilerinin sözleşmesinin de ayrı bir önemi vardır. Türk-İş'e bağlı Belediye-İş'in İstanbul'daki altı şubesini kapsayacak olan sözleşme "Grup İşletme Toplu İş Sözleşmesi"dir. Ülkemizde genellikle bilinen ve uygulanan "İşyeri Toplu İş Sözleşmeleri" yalnız bir işyerindeki işçileri ilgilendirirken, bir "İşletme Sözleşmesi", aynı işletmeye bağlı çok sayıdaki işyerini ve bu işyerlerinde çalışan işçileri ilgilendiriyor. "Grup işletme Toplu İş Sözleşmesi" ise birçok işletmeyi ve bu işletmelere bağlı işyerlerinde çalışan işçilerin tümünü ilgilendiriyor. Dolayısıyla bu sözleşme, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, İstanbul Büyükşehrine bağlı tüm ilçe Belediyeleri ve bu Belediyeler bünyesinde kurulu bulunan ve kurulabilecek tüm şirketleri ve tüm bu işyerlerinde çalışan yaklaşık 30.000 kadar işçiyi kapsıyor. Belediye yöneticilerinin seçimle işbaşına gelmeleri nedeniyle, Belediyelerin politikaya daha açık işyerleri olduğunu ve bu nedenle de Belediye işçilerinin politikadan doğrudan etkilendiklerini söylemek mümkün. Bu yapısıyla Belediye işçileri Belediye seçimlerinde birçok bilmiş çevreleri şaşırtıyorlar. Örneğin son yerel seçimlerde tüm basının ve genel kamuoyunun ve hatta siyasi parti temsilcilerinin tahminleri yine eski Belediye Başkanının kazanacağı yönünde idi. Ancak hem kamuoyu yoklamalarını yapan araştırma servislerinin, hem ANAP'ın, hem de SHP'nin göremediği bir gerçek vardı: O da, artık Belediye işçileri ANAP'tan yüz çevirmişlerdi. İşçiler tüm tahminleri şaşırtıcı sonuçta etkili oldular. Artık işçiler bu gücünü de biliyor. Sonuç olarak bu sözleşme: Belediye işçilerinin,


-Sınıfsal aktivite konusunda oldukça deneyimli olmaları/

-Politik aktivite bakımından en . az 200.000 oyu etkilemeleri,

-Ve nüfus olarak da 150.000 kadar bir kitleyi temsil etmeleri bakımından önemlidir.


1 Mart 1990 tarihinden geçerli olacak sözleşme görüşmelerinin başlayacağı şu günlere Belediye işçileri iyice hazırlandı. İşyerlerinde çalışan öncü işçiler, en geniş kitlenin katılımını sağlayabilmek için yoğun çalışmalar yaptılar. Bu anlamda her işyerinde yapılan toplantılarda, işçiler kendi aralarından seçtikleri "İşyeri Komiteleri" aracılığıyla, yoğun tartışmalar sonucu nasıl bir sözleşme istediklerini belirlediler. İşyerleri bazında yapılan bu çalışmalar daha sonra, her "İşyeri Komiteleri"nde tartışılarak daha da oigunlaş-tırıldı. Son olarak her şubede oluşan bu komitelerden ikişer kişi ve altı şubeden de ikişer yöneticinin katılımı ile oluşan "Üst Komite"de tüm bu çalışmalar yeniden tartışılarak teke indirildi. Böylece Toplu Sözleşme taslağı hazırlanmış oldu. Bu taslak teksirle çoğaltılarak işyerlerine dağıtıldı. İşçiler ne istediğinin bilincinde olarak bu taslağı tartışıyorlar. Kendi isteklerine büyük çapta uygunluğunu görerek sahipleniyorlar.

İşçiler bu taslakla şunları istiyorlar: (elde etmeye çalışıyorlar)


-Fazla mesainin kölesi olmaktan kurtaracak yeterli düzeyde bir ücret

-Tüm işçilere eşit davranılması, (İşverenin adam kayırmacılığı yaparak işçilerin birlikte mücadelesine zarar vermesine son)

-Keyfi baskıların önüne geçilmesi

-Sürgün ve cezalandırmalara hayır

-Sözleşmeden yararlanmadaki haksız sınırlamaların kaldırılması (Belediyelerde çok sayıda muvakkat işçi çalıştırılmakta ve bu işçilerin sözleşmeden yararlanmaları birtakım anti-demokratik hükümlerle sınırlandırılmakta-dır)

-İşyerlerinin şirketleştirilmesine hayır

-İşverenin sosyal ve kültürel tesislerinden yararlanabilme,

-Memurlarında işçi statüsüne geçirilerek sendikalaşmalarına olanak sağlanması

-Kreş,
-İşçilerin kendi haklarını aramaları konusunda olanakların genişletilmesi

-Kendi mesleklerinde gelişebilmelerine olanak sağlanması,

-İşyerlerinde yapılacak temsilci seçimlerine katılmada serbestlik,

-İşçi sağlığı ve İş güvenliği olanaklarının gerçekleştirilmesi,

-Sendikal eğitimlere katılmada izin sürelerinin arttırılması,

-Sendika işyeri temsilcilerinin çalışmalarının genişletilmesi.

İşçiler bu isteklerini hayata geçirebilmek için sonuna kadar mücadeleye hazırdır. İş burada sendikaya düşüyor. Ama tabandaki sınıfsal bilinç de bu olayı sürekli izlemelidir. İpin ucu kaçırılırsa, eskiden beri olduğu gibi yine kapalı kapılar ardında sözleşme bir gece ansızın imzalanıverir. Sendikanın Genel Merkez ve şube yöneticileri, tabanın temsilcisi durumunda olan "Komite"lerin bilgisi dışında kesinlikle taslaktan taviz vermemelidir. Eğer bir anlaşma olacaksa ve bu anlaşmada birtakım tavizler verilecekse bu mutlak komitelere danışılarak yapılmalıdır. Gerek komitelerde yer alan, gerekse bu komitelerin dışında kalan tüm aktivist işçiler olayı anbean izlemelidir. İş bittikten sonra kimsenin kimseyi suçlamaya hakkı olmamalıdır. Olaya bu açıdan baktığımızda şu anda bile bazı olumsuzlukları görmek mümkündür. Örneğin: Her şubenin kendi içinde oluşturulan şubeler bazındaki "Sözleşme İzleme Komiteleri", önce şube yöneticilerinin de önerileriyle "Üst Komite" üyesi olmak üzere kendi içinden beşer kişi seçti. Her şubeden seçilen bu beşer kişi, şube yöneticileriyle birlikte "Üst Komite"yi oluşturacaktı. Ve şube yöneticileri bu komitenin toplantı yer ve saatini tüm üyelerine bildirecek ve böylece çalışmalara başlanacaktı. Ancak gördük ki, şube yöneticileri bu beşer kişiden sadece ikişer kişiyi alarak bu toplantılara başlamışlar. Bu ikişer kişiyi diğerlerinin haberi olmadan nasıl seçtiler. Daha önemlisi niye beşer kişiyi çok gördüler. Böyle bir daraltmaya ne gerekçeyle gidildi. Gerekçesi ne olursa olsun, taban tarafından seçilen yetki ve görev verilen insanların böyle ekarte edilmeleri "sınıf ve kitle sendikacılığı" adına bağışlanabilecek bir olay değildir. Sendika yöneticileri -hele hele devrimci, demokrat, ilerici olduğunu iddia eden sendika yöneticileri-böyle durumlarda kılı kırk yararak ince ve özenli davranmalı, tabanla yönetim arasında sürekli iletişimi korumalıdır. İşçilerin duyarlılığının artırılacağı böylesi önemli oluşumlar her ne bahasına olursa olsun korunmalıdır. Çünkü tabanın nabzı ancak bu komiteler aracılığıyla elde tutulabilir, ve taban en iyi bu komiteler aracılığıyla bilgilendirilebilir. Dolayısıyla tabanın yığınsal katılımı da ancak böylesi canlı bir organizma ile sağlanabilir. Burada önemli olan tabanın söz ve kararına saygılı olmaktır. İkinci bir olumsuzluk ise, bu "Üst Komite"nin hazırlayarak tekleştireceği taslak daha sonra tüm şubelerin "Sözleşme İzleme Komiteleri"nin tamamının katılacağı bir toplantıda tekrar tartışıldıktan sonra kesinleşecekti. Ancak bu toplantı da yapılmadan taslak kesinleştirilerek teksir edildi. Bu olumsuzluklar tabanda büyük tepki ve tartışmalar yarattı. Bir diğer olumsuzluk da İst. 2 No:lu Şube Sözleşme Komitelerinin hazırladığı çalışmanın teksir edilmesi sırasında Genel Merkezin eskiden kalma, gerici, çağdışı, sarı sendikacı birkaç yönetici tarafından sergilenmiş, bu çalışmanın sendika mekanizmalarında yapılmasına karşı çıkılmıştır. 2 No:lu Şube Sözleşme Komitesi bu olayı bir bildiri ile duyurmuştur. Bu tür olumsuzlukların önüne geçilmezse, kapalı kapılar ardında sözleşmenin bir gece ansızın satılması tehlikesi vardır. Bu tehlikeyi, sendikadaki saltanatının tehlikeye düşeceğinden ürken Genel Merkezin tepesine çöreklenmiş bu insanlar oluşturmaktadır.


Toplu sözleşmenin öncekilere göre oldukça ileri bir sözleşme olması çok doğaldır. Bunun birinci sebebi, işçiler artık eskisi gibi hakir görülmek, ezilmek, sürülmek istemiyor, İkinci neden, sözleşme tekniği ve işçiye bakış açısından işçi düşmanı bir örgüt olarak Bilinen Kamu İşverenleri Sendikası TÜHİS artık sözleşmenin tarafı- değil. Sözleşme artık doğrudan Belediye-İş Sendikası ile Belediye Başkanları arasında imzalanacak. Bu sendika açısından bir olumluluktur. Ancak ki bir taraf olarak biz sağlam olalım. Sendika cephesinde tabanda işçi ve temsilciler, sonra şube yönetimleri ve son olarak da Genel Merkez var. Bu zincirde bir kopukluk olmamasına özen gösterilmeli, Genel Merkez'in Şubelerin dışında bir müdahalesine olanak tanınmamalı ve iş birlikte kotarılmalıdır. Çok önemli bir diğer nokta da Sendika yöneticisinin, toplumsal kariyer bakımından büyük bir noktada bulunan Belediye Başkanlarının karizmatik kişiliğinin altında ezilmemeye dikkat etmesidir. Sözleşme görüşmeleri masada, bağımsız, onurlu, eşit haklı taraflar anlayışıyla yürütülmeli, " Başkanım sen büyüksün, ve haklısın" mantığı sendikacıyı eritir. İşin doğrusu her şeye karşı olmak ve illa da sorun çıkarmak değildir ama, olay Belediye Başkanının üstünlüğü ve öncülüğü noktasına vardırılmamalıdır. Belediye-İş'in yöneticileri arasında bu bilinç ve kararlılıkta insanlar vardır. Ancak olay güven sorunu değildir. Olay 30.000 işçinin mücadelesi sorunudur. Şunu da unutmamak gerekir ki değişik işkollarında bile olsa sözleşmeler birbirini etkiler.


Sonuç olarak, İstanbul Belediye işçileri, onurlu bir sözleşme için her türlü mücadeleye hazır. Sendika yöneticileri tabana güvenerek ve tabandan kopmayarak bu amaçla en kısa zamanda tüm işyeri komitelerini bir ortak toplantıya çağırarak taslağı onaylatmak ve işverenle yapılan her görüşmeden bu komitelere bilgi aktarımı yapmalıdır. Sözleşme şöyle veya böyle biter, ama mücadele bitmez. Bugün var olan İşyeri Komiteleri yarın daha farklı mücadele biçimleri için hazırlanmalıdır.



İrtibat: posta@urundergisi.com Telefon: 0212 - 245 28 11