1987-1988 yılları arasındaki grev hareketi üzerine bir araştırma
Sermaye’nin kalelerinde sınıf savaşları

Dr. Kurt Schumacher
(ADC Uluslararası Politika ve Ekonomi Enstitüsü Araştırma Uzmanı)

Çev.: Filiz Saçlı

Schumacher'in, World Marxist Review dergisinin Eylül 1989 tarihli 9. sayısından çevrilen ve son birkaç yıl içinde önde gelen kapitalist ülkelerdeki grev hareketleri üzerine yapmış olduğu bu araştırma, bir bilimsel saptamanın geçerliliğini koruduğuna ilişkin vurgulamayla başlıyor: Gerileme ve çöküntü dönemlerinde grevler azalırken, genel görünümün elverişli olduğu dönemlerde artmaktadır. ABD, Federal Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya'daki, 1988-89 yılları grev hareketliliğine ilişkin resmi istatistikleri ek bilgilerle tamamlayan araştırma, genel eğilimin ve özgül yönlerin derinliğine kavranmasına katkıda bulunmaya çalışıyor. Araştırma, grevlerin azalması yönündeki genel eğilimi yadsımadan, işçi sınıfı hareketi içinde bir dönüm noktasına yaklaşıldığını belirterek son buluyor.

Son birkaç yıl içinde kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı hareketinin önünde duran sorunlar ve görevler kendilerini özellikle grevlerde ortaya koymuşlardır. İşçi sınıfı savaşımının değişik koşullarını da içeren, çelişkilerle dolu toplumsal ve politik gelişme, olumlu ve olumsuz etkenlerin iç içe geçmesiyle grev hareketinin daha da farklılaşmasına neden olmuştur.

Gerileme ve çöküntü dönemlerinde grevlerin azaldığı, genel görünümün elverişli olduğu dönemlerde ise arttığı biçimindeki genel kural, çok farklı koşullarda bile olsa, geçerliliğini korumaya devam ediyor. Bu nedenle grev hareketinin tek tek ülkelerdeki özgül yönleri konusunda çok titiz bir çözümleme yapmak gereklidir. Bu çözümlemede niceliksel özelliklerden çok niteliksel özelliklere ağırlık verilmelidir, çünkü sözü edilen niteliksel özellikler gerçek gelişmelerin ancak bir bölümü sunan resmi istatistiklerde kimi zaman yeterince yansıtılmıyorlar. Örneğin ülkeden ülkeye değişen kimi belirli ölçütlere uygun olarak grevlerin ancak bir bölümü kayda geçirilir. Sözgelimi son yıllarda ABD'de sadece binden fazla kişiyi kapsayan grevler kaydediliyor. Başka ülkelerde de ancak belirli bir süreyi geçen grevler istatistiklere alınıyor. (Tabloya bakınız)

Bu yöntemlerin sonucunda, sözünü ettiğimiz katı ölçütlere uymayan grevler için kimi zaman hiç rakam verilmezken, kimi zaman da yalnızca yaklaşık rakamlar veriliyor. İstatistiklere bakılırsa 1987 yılında Federal Alman Cumhuriyeti'nde 155.000 kişi grevlere katıldı. Halbuki o yıl sadece metalürji sanayiinde 1 milyon 250 bin işçi ve emekçi kısa süreli uyan grevlerine katılmıştı. İstatistikler, örneğin sendika talepleri karşılanmazsa büyük çaplı grevlere, hatta genel greve gidileceğinin ilan edilmesi gibi mücadele karalılığını dile getiren diğer durumları yansıtmaktan da uzaktır. 1989 Ocağı'nda İtalya'da hükümetten tavizler koparan sendikalar genel greve gitmekten vazgeçtiler. Ama istatistiklerde bu gelişmenin kaydına rastlayamazsınız.

Belli başlı kapitalist ülkelerdeki (Japonya hariç) grev savaşımını ele alan bu incelemenin amacı, resmi istatistikleri ek bilgilerle tamamlaya grev hareketinin gelişimindeki genel eğilimlerinin ve özgül yönlerin daha derinden kavranmasına katkıda bulunmaktır.(l)

Öte yandan bu ülkelerdeki süreçlerin çoğu durumda grev hareketinin hız kazanmakta olduğu diğer kapitalist ülkelerdeki kitlesel sınıf savaşlarına yakından bağlı olduğunu da belirtmeliyiz.

Amerika Birleşik Devletleri

1987 ve 1988 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri'nde işçi sendikaları iş güvenliği ile ücret ve sosyal haklarda yeni kısıntıları önleme için savaşımlarını sürdürdüler.

1987'nin Şubatı'nda Mc Donnel Douglas şirketlerinin üç fabrikasında çalışan 5.000 işçi şirketin sosyal haklarda indirime gitmesini engellemek amacıyla bir günlük bir grev yaptı. Mart ayında Michigan'da yaklaşık 10.000 otomobil işçisi sağlık ve çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle 4 gün işbaşı yapmadılar.

Temmuz ve Eylül aylarında California, Michigan, New Jersey, Pennsylvania,Washington ve Ohio'da on binlerce öğretmen ücret artışı talebiyle greve gitti. 11 Ekimde 100,000'i aşkın ABD vatandaşı Washington'da, yönetimin yetersiz sağlık koruma politikasına karşı protesto eylemleri düzenledi. Evsiz insanlar da büyük şehirlerde defalarca gösteri yaptılar.

Gerileme ve çöküntü dönemlerinde grevlerin azaldığı, genel görünümün elverişli olduğu dönemlerde ise arttığı biçimindeki genel kural, çok farklı koşullarda bile olsa, geçerliliğini korumaya devam ediyor.

1988 yılının Mart ile Ağustos ayları arasında Hollywood'un sinema ve TV metin yazarları ücret artışı ve tıp hizmetlerinin iyileştirilmesi talebiyle grev yaptılar. Ağustos ayında ABD'nin Kuzeybatısında kereste sanayisinde çalışan 9.000 işçi ücret indirimini öngören kararların iptali için greve çıktılar. General Dynamics firmasının Connecticut'taki tersanelerinde denizaltı yapımında çalışan 10.000'i aşkın işçi çalışma koşullarının düzeltilmesi için 1988 Ekimi'ne kadar üç ay boyunca işi bıraktılar.

1988'in Eylül ayında geleneksel Emek Bayramı iş güvenliği ve sosyal güvenlik koşullarının iyileştirilmesini talep eden gösterilerle kutlandı. Irkçılığa, Güney Afrika'nın ırk ayırımı politikasına ve ABD yönetiminin Latin Amerika ülkelerinin iç işlerine karışmasına karşı defalarca kapsamlı protesto eylemleri yapıldı.

1989 Mart ayı başlarında ABD Yüksek Mahkemesi'nin verdiği bir karar, ABD’de işçi sendikalarının işçilerin meşru çıkarlarını savunmakta ne kadar zorluklarla karşılaştığını gösteriyor. Mahkeme havayolu ve demiryolu şirketlerinde çalışan işçilerin greve katılmaları halinde işten çıkarılabileceğine ve iş başvurusunda bulunan grev kırıcılara öncelik tanınacağına dair bir karar verir. Bu karar, US Eastern Hava Yolları'nda çalışan 8.500 teknisyenin ücretlerin daha da azaltılmasına karşı 1989 Martı'nda başlattıkları grevi zor duruma soktu. Sendikalar bu mahkeme kararının diğer işkollarında greve giden işçilere karşı emsal olarak kullanılabileceğinden endişe duyuyorlar.

Federal Almanya

Geçen iki yılda Federal Alman Cumhuriyeti, işçi sınıfının çeşitli toplumsal eylemlerine sahne oldu. Sendikalar uzun süreli kitlesel işsizliğin en önemli toplumsal sorun olduğu görüşündeler. Bu yüzden onlar özellikle iş güvenliği konusu üzerinde duruyorlar ve ücretlerde herhangi bir kısıntıya gidilmeden haftalık çalışma süresinin adım adım kısaltılmasını talep ediyorlar. Sendikaların somut hedefi 35 saatlik haftalık çalışma süresini kabul ettirmektir. Sendikalara göre, daha kısa işgünü savaşımı 1984 ile 1988 yıllan arasında yüz binlerce kişinin işsiz kalmasını önlediği gibi yeni iş olanakları da yaratmıştır.

Hattingen ve Rheinhausen'deki çelik fabrikalarının önceden planlanmış kapatılmasına karşı yaygın ve uzun süreli protesto eylemleri ve kısa süreli iş bırakma eylemleri yapıldı. Bu direnişler sendikaların eylem günü olarak ilan ettikleri 10 Aralık 1987'de doruk noktasına ulaştı. Yaklaşık 200.000 çelik, maden ve diğer iş kollarından işçi Krupp şirketine ait Duisburg-Rheinhausen çelik işletmelerinin planlı biçimde kapatılmasına karşı harekete geçti. Şalterlerin indirilmesi, yolların trafiğe kapatılması, protesto miting ve gösterileri yapılması gibi biçimlere bürünen bu savaşım, halkın, partilerin, gençlik örgütlerinin, kiliselerin, yerel yönetimlerin ve barış hareketinin aktif desteğini kazandı. Eylemciler hükümetin çelik sanayiinin durumunu düzeltecek siyasal kararları almasını talep ettiler. Bu uzun savaşım Hattingen ve Rheinhausen çelik fabrikalarının kapatılmasını engelleyemedi ise de, çelik işçileri kitlesel işçi çıkarımlarını önleyecek bir uzlaşma karan elde edebildiler. 1987 yılından Metal İşçileri Sendikası, çalışma saatlerinin daha da azaltılmasını ve ücretlerin artırılmasını öngören yeni bir temel sözleşme imzalatmayı başardılar. Bu başarı yaklaşık 1 milyon 200 bin kişinin katıldığı etkili uyan grevleri düzenleyen Alman Sendikalar Birliği DGB'ye bağlı bütün sendikaların dayanışması sayesinde elde edildi.

Aynı yıl FAC kamu sektöründe demiryolu ve posta işçileri çok sayıda protesto eylemi düzenleyerek, hükümetin demiryolu ve posta işkolunun kimi dallarını özelleştirme planlarına karşı çıktılar. Alman Posta İşçileri Sendikası (DP) da 1988'de özelleştirme ve kadro azaltılmasına karşı birkaç gün süren protestolarda bulundu. Sendikanın 16 Kasım'da Bonn'da düzenlediği gösterilere 50.000 kişi katıldı.

Devlet işletmelerinde çalışan yaklaşık 300.000 işçi ve emekçi 1988 yılının Şubat ayında Federal Almanya'nın 200 kentinde üç gün süren uyan grevleri düzenledi. Böylece Mart ayında 4 milyon işçiyi kapsayan yeni bir temel sözleşme imzalayabildiler. Sözleşme çalışma saatlerinin kademeli olarak azaltılmasını ve ücretlerin arttırılmasını öngörüyordu. DBG'nin çağrısına uyan 100.000 emekçi 27 Şubat'ta Stuttgart'ta "Herkese İş- Herkese Adalet- Birlikte Hareket!" sloganıyla gösteri yaptı. On binlerce kişi de yerel gösterilere katıldı. Aynı yılın Ekim ayında DGB Eylem Haftası çerçevesinde sendika taleplerinin somutlaştırıldığı 2000'i aşkın forum, eylem ve gösteri düzenlendi.

1989'un Mart ayında basımevi ve kâğıt işçileri sendikası bir hafta süren etkili uyan grevleri düzenledi. Bu grevler resmi tatillerin toplam haftalık çalışma süresi dışında tutulmasını öngören yeni bir temel sözleşmenin kabulüne yol açtı.

İngiltere

İngiltere'deki grev hareketi 1987'de bir önceki yıla oranla belirgin biçimde güçlü bir nitelik gösterdi ve 1988'de de az çok aynı düzeyi korudu. Grevlerin çoğu hizmet sektörü ile ileri teknolojiye dayalı sanayi kollarında meydana geldi. Grevcilerin talepleri esas olarak ücret artışı, iş güvenliği, işçilerin veya sendika üyelerinin modernizasyon sorunlarını tartışma hakkına yönelikti. Muhafazakâr hükümetin çıkardığı ve geçen iki yıl boyunca grevcilere karşı kullanılan sendika düşmanı yasalar İngiliz işçi hareketinin önünde zorlu bir engel olmaya devam etti. Bu yasaların baskısı ve basımevi işçileri sendikası ile Ulusal Grafikçiler Birliği'nin mal varlığına el konulması tehditi altında News International'in 5.500 işçisinin işlerini kaybetmemek amacıyla yürüttükleri bir yıllık grev herhangi bir basan elde edilmeden sona erdirildi.

Buna karşılık, British Telecom'da çalışan yaklaşık 110 bin işçi ve emekçi aynı yılın Ocak ayında ücret artışı talebiyle üç hafta süren başarılı bir grev gerçekleştirdi. Yıl boyunca kamu görevlileri, hava trafik kontrol elemanları, gümrük memurları, Londra otobüs işletmelerinin şoför ve teknisyenleri ile posta işçileri greve gittiler. Yılın ortalarında 14.000 madenci Ulusal Kömür İdaresi'nin sosyal güvenlik anlaşmalarında değişiklik yapmasını protesto etmek amacıyla grev yaptı.

İngiltere'de 1988'in başlarında kamu sağlık işçileri ile liman ve otomobil işçileri arasında yeni bir grev dalgası baş gösterdi. Ocak ve Şubat aylarında hemşireler düşük ücretlere ve kadroların daraltılmasına karşı birçok bölgesel grevin yanı sıra ülke çapında bir grev de gerçekleştirdiler. Sonuçta hükümet önemli tavizler vermek zorunda kaldı. P ve O fabrikalarında çalışan denizciler Şubattan Mayıs'a kadar ücret artışı, daha iyi çalışmak koşullan ve işçi çıkarımlarına son verilmesi talebiyle grev yaptılar. Ulusal Denizciler Sendikası'nın desteklediği bu grev limanların çoğunu etkiledi. Londra Yüksek Mahkemesi, yasadışı dayanışma grevi yaptığı gerekçesiyle sendikanın mal varlığına el koydu ve mahkemeye itaatsizlik ettiklerini öne sürerek yöneticileri ağır para cezasına çarptırdı. Ford Motor Şirketi'nin 22 fabrikasında çalışan 32.500 otomobil işçisinin iki hafta süren grevi, İngiltere işçi hareketi için özel bir önem taşıyordu. Ford fabrikalarında temsil yetkisine sahip 12 sendikanın tamamı, hükümetin grev karşıtı yasalarına meydan okuyarak birlikte hareket ettiler. Grev araba imalatını tümüyle durdurmakla kalmadı, aynı zamanda, Belçika ve Federal Almanya'daki Ford fabrikalarında da üretimi etkiledi. İngiliz Sendikaları son derecede modernleştirilmiş üretim sisteminden yararlanarak Ford işletmesini ücretleri arttırmak ve sosyal güvenlik haklarını iyileştirmek zorunda bıraktılar. Ayrıca yöneticilerden, ileride yapılacak modernizasyon uygulamalarında çalışanların onayının alınacağı sözünü kopardılar.

Eylül ayının başlarında 140.000 kadar posta işçisi yeni ücret planına karşı greve gitti. 7 Kasım'da liman ve maden işçilerinin desteğini alan 200.000 hükümet memuru, Cheltenham'daki hükümet haberleşme merkezinde çalışan sendika üyelerinin işten atılmasına karşı eyleme geçtiler.

Önde gelen kapitalist ülkelerdeki grevler

A- Greve katılan işçi sayısı (1000)

B- Grevler nedeniyle kaybolan işgünü sayısı
    1984 1985 1986 1987 1988

ABD(1)

A

376

324 529 174 91*
  B 8499 7428 12215 28959 3923**
FAC A 537 78 113 155 33**
  B 5618 35 27 34 40**
Fransa A 496 271 258 222 242*
  B 1317 731 569 501 836*
İngiltere A 1436 643 538 885 569*
  B 27135 6402 1920 3456 3533*
İtalya A 7536 4843 3607 4272 1046***
  B 60923 26815 39506 32240 14193****
1982'den bu yana yalnızca 1000'den fazla kişinin katıldığı grevler dikkate alınmıştır.
İtalyan istatistikleri grevler nedeniyle kaybolan iş zamanını gün olarak değil, saat olarak veriyor.
  * Ekim ayı dahil
  ** Eylül ayı dahil
  *** Haziran ayı dahil
  **** Temmuz ayı dahil

Fransa

1987 yılında Fransa'da toplumsal çatışmalar kamu sektöründe yoğunlaştı. Banka, hava yolları, posta ve eğitim emekçileri çok sayıda yerel ve bölgesel grevler düzenlediler. 100 binden fazla lise ve üniversite öğrencisi Kasım ayında Paris'te okulların elverişsiz koşullarını protesto ettiler.

Güneybatıda madenciler iş güvenliği talebiyle sekiz hafta süren başarılı bir grev yürüttüler.

Şu andaki sosyal sigorta sisteminin korunması ve yaygınlaştırılması amacıyla yığınsal gösteriler yapıldı. 1987 yılının Mart ve Mayıs aylarında düzenlenen protesto eylemlerine ve Ekim ayında iş, ücret artışı ve sendikal hakların korunması talebiyle yapılan ulusal eylem gününe bir milyondan fazla kişi katıldı.

1988'de esas olarak ücretlerin arttırılması, iş kadrolarının ve sosyal hizmetlerin daral-
tılmaması talebiyle yapılan grev ve protesto eylemlerinin sayısı daha da arttı. Bu eylemlerin
çoğu, emekçi halkın aleyhine bir kemer sıkma programı öneren hükümete karşı yöneltilmişti. Yıl boyunca yapılan birçok yerel grev Paris ve diğer şehirlerde kamu sektörünün çeşitli dallarını etkiledi.

Manş denizinin iki yakası arasında feribot seferleri yapan Sealink şirketinin çalışanları baharda birkaç hafta süreyle greve gittiler. Marsilya yakınlarındaki Gardenne kasabasında maden işçileri yüksek ücret talebiyle yaklaşık dört ay süreyle maden ocaklarına inmediler. Kamu sektörüne bağlı SNECMA ile Michelin'de çalışanlar da benzer taleplerle grev yaptılar. Eylül ve Ekim aylarında hemşireler ve hastane müstahdemleri ülke çapında greve gittiler ve hükümete istediklerini kabul ettirdiler. Yıl sonunda özellikle Paris'te bütün yerel ulaşım hizmetleri (metro, otobüs ve banliyö trenleri) güçlü grevlerle felce uğradı. Grevci işçilerin baskısıyla hükümet ücret kısıtlamalarını gevşetmek ve yaklaşık 5 milyon işçiyi kapsayan temel sözleşme müzakerelerinde kademeli bir artışa razı olmak zorunda kaldı.

Renault otomobil fabrikası yalnızca birkaç yüz işçiyi kapsadığı halde çok önemli sonuçlar doğuran bir greve sahne oldu. Le Mans fabrikasında çalışan 250 işçi Ekim ayında ücret artışı talebiyle grevi başlattı. Sayısal açıdan epeyce küçük olan bu grev Le Mans'tan gelecek oto parçalarına bağımlı olan diğer Renault fabrikalarını derinden etkiledi. Günlük araba üretimi 5200'den 1000'e düştü. Entegre üretim sistemindeki bu sınırlı grevin teknolojik sonuçlan -aynı yılın başlarında İngiltere'de Ford fabrikalarının başına geldiği gibi- Renault'un kârlarını tehlikeye soktu ve onu taviz vermek zorunda bıraktı. 189.000 işçinin ücreti (1987 yılı sonundaki ücret düzeyi temel alınarak) arttırıldı.

Genel iş Konfederasyonu CGT'nin çağrısıyla Mayıs ve Eylül aylarında yapılan kitlesel eylemlere yüz-binlerce kişi katıldı. Kamu sektöründe çalışanlar sonbaharda ulusal bir eylem haftası düzenlediler.

İtalya

İtalya'da, geçen iki yıl boyunca özellikle kamu sektörü ile ulaşım alanında bir çok yerel, bölgesel ve kısa-süreli grevler yapıldı. Kural olarak grevciler daha yüksek ücretler, daha düzgün çalışma koşulları talep ediyor ve hükümetin sosyal harcamaları arttırmasını istiyorlardı.

Devlet hastanelerinde çalışan 600.000 emekçi 18 Şubat 1987'de greve gitti. Ulaşım işçilerinin yine Şubat ayında yaptığı bir haftalık grev tüm şehir ulaşım sistemini etkiledi. Kamuya ait işletmelerde çalışan demiryolu işçileri, pilotlar, öğretmenler, tren makinistleri ve denizciler yaz aylarında bir dizi grev gerçekleştirdiler. Yeni bir grev dalgası Ekim ile Aralık aylan arasında kamu sektörünü felce uğrattı. Alitalia havayolu, devlet banliyö ulaşım sistemi, eğitim, tıbbi hizmetler vb. bu grev dalgasından etkilenen dallar arasındaydı.

1988 yılında da aynı görünüm yaşandı: demiryolu, havayolu ve deniz ulaşım sistemi ile eğitim sistemi grevlerle çalkalandı.

Ülkenin güneyinde hüküm süren uzatmalı ekonomik ve kültürel az gelişmişliğe karşı Mayıs ve Ağustos aylarında kitlesel protesto eylemleri yapıldı. Emekçi halkın toplumsal hareketliliği 1988'in sonbaharında doruğa ulaştı. Üç büyük sendika konfederasyonunun çağrısıyla 400.000 kişi 12 Kasım'da Roma'da düzenlenen gösteriye katılarak, vergilerin arttırılması ve sosyal harcamaların azaltılmasından duydukları endişeyi dile getirdiler.

Uç büyük sendika konfederasyonu -İtalyan İşçileri Genel Birliği CGIL, Sendikalı İşçiler İtalyan Konfederasyonu CISL ve İtalyan İşçi Birliği UIL- hükümetin Aralık 1988'de çıkardığı vergi kararnamesini protesto etmek üzere 31 Ocak 1989'da genel greve gidilmesi çağrısında bulundu. Hükümet sendikaların isteklerinin mantıklı olduğunu belirterek sendikalarla görüşmeyi kabul etti ve vergi yasalarında gerekli değişiklikleri yapacağını açıkladı. Bunun üzerine sendikalar grevden vazgeçtiler. Ne var ki, üç ay sonra konu yeniden gündeme geldi. Çünkü hükümetin aldığı Önlemler, özellikle sağlık hizmetlerine zam yapılması karan ve vergilerin arttırılmasına devam edilmesi, Ocak ayında varılan anlaşmayı hemen hemen geçersiz kılmıştı. Böylece büyük sendika konfederasyonlarının çağrısına uyan yaklaşık 15 milyon kişi 10 Mayıs'ta yapılan genel protesto grevine katıldı.

Sonuç

Bu araştırma 1980'li yıllara damgasını vuran genel eğilimin grevlerin azalması yönünden olduğunu elbette yadsımıyor. Yine de, olgular, işçi sınıfı hareketi içerisinde bir dönüm noktasına yaklaşıldığını, işçi sınıfı hareketini güçlendiren ve devlet-tekel sermayesinin sosyal politikalarına karşı alternatif programlar oluşturma konusunda sendikaların rolünü arttıran süreçlerin geliştiğini kanıtlıyor. Ve, her şeyden önemlisi, emekçi halkın toplumda kapsamlı ve gerçekten demokratik değişiklikler yapmayı amaçlayan savaşıma daha canlı biçimde katıldığını gösteren belirtiler çoğalıyor.


Dipnot
(1) İstatistikler “Kampfactionen der arbeiterklasse und anderer democratischer Krafte in den Kapitlaistichen Hauplandern” (Önde gelen Kapitalist ülkelerde İşçi Sınıfı ile Diğer Demokratik Güçlerin Militanca Eylemi) adlı incelemeden alınmıştır, bkz. IPW-Berichte No: 4, 1988, No:4, 1989, -Ed.

İrtibat: posta@urundergisi.com Telefon: 0212 - 245 28 11