MEMURLARIN GREVLİ TOPLU SÖZLEŞMELİ SENDİKA HAKKI İÇİN EYLEMİ GENİŞLİYOR

Son günlerde gazetelerin manşetleri, memurların hükümetin maaşlarına yaptığı %25 zamma karşı tepkileriyle dolu.

Önce işçilerin ardından tütün üreticilerinin eylemlerini memurların izlemesi, Türkiye'deki toplumsal muhalefetin gittikçe geniş bir tabana yayıldığını gösteriyor. Bu yayılma askeri darbeyle yaratılmış olan depolitizasyon zincirini kırıyor ve sermaye iktidarında bir gedik daha açıyor. Bu "yaraları" kapatmak için sermaye önümüzdeki dönemde baskıyı, şiddeti yoğunlaştıracağa benziyor. Ne var ki bu baskının geri tepme olasılığı da gün geçtikçe yükseliyor. Memur maaşlarına yapılan zamlar son % 25 zamla birlikte, bir yılda ortalama % 55'i buluyor. Buna karşılık yıllık enflasyon ise yaklaşık %70. Bu durum memurları açlığa, sefalete mahkum etmekten başka bir anlam taşımıyor. Elbette memurların durum karşısında sessiz kalması beklenemezdi.

Gerçi sayın Başbakanımız, memurlann içinde bulundukları durumdan çok hoşnut olduklarını bildiği için şu tespiti yapıyor: "Bazı çevreler işçilerin yapmış oldukları yürüyüşleri memurlara mal etmekte, konuyu abartmaktadırlar." (Cumhuriyet. 14-7-1990)

Her nedense memurların yürüyebileceği olasılığım kabul etmiyor. Kim bilir belki bir "hikmeti" vardır.

Memurların eylemlerinin salt ekonomik istemlerle sınırlı olmadığını belirtmek gerekir. Nitekim yükselttikleri istemler, "sendika hakkımız engellenemez", "işçi-memur el ele genel greve" vb. biçiminde oluyor. Yani Türkiye’de yaşanan darboğazların faturasının arak emekçilerin sırtından sağlandığını, sermayenin bu darboğaz karşısında, bütün haklan budadığını ve insanları adeta iğne ipliğe çevirdiğini anladıklarını, buna karşı direnmenin, sesini yükseltmenin gerektiğini yavaş da olsa kavrama sürecine girdiklerini söyleyebiliriz. Bu durum emekçilerde "hak verilmez alınır" belgisini bilince çıkarıyor.

Sermaye iktidarının emekçi halka arak verebileceği bir şeyi kalmamıştır. Memurlara yapılan son zamla birlikte Devlet Bakanı M. Yazar önemli bir itirafta bulunuyor: "Keşke imkânlar olsa da dağlan versek, dereleri versek" (Cumhuriyet -10-7-1990) Yukarıdaki sözler, bu düzende emekçiler için sadece insanca bir yaşam sağlamanın olanaksızlığını çarpıcı biçimde ifade ediyor.

Kısacası her yönüyle çürümüş, kokuşmuş bir düzenle karşı karşıyayız. Başta işçi sınıfı olmak üzere diğer emekçi kesimler tek bir vücut halinde bütünleşmeden, sermaye kesiminde açılan çatlağı derinleştirmeden bu durumdan kurtulmak olanaklı görünmüyor. Hiç kuşkusuz 1990'lı yıllar emekçilerin savaşımının yükseldiği yıllar olacaktır.


Bir Sağlık Emekçisi

İrtibat: posta@urundergisi.com Telefon: 0212 - 245 28 11