Tarih: 28.07.2007 |  Haberler
Genel seçimden kalanlar

22 Temmuz 2007 erken genel seçimleri yapıldı. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi yüzde 46,5 oy alarak açık farkla birinci oldu. Cumhuriyet Halk Partisi oyların yüzde 20,9’unu topladı. Milliyetçi Hareket Partisi’nin oy oranı yüzde 14,3 oldu. Demokrat Parti yüzde 5,4 oy aldı. Yüzde 10 barajını delmek için seçimlere bağımsız olarak katılan, Kürt ulusal hareketinin ve sosyalistlerin desteklediği örgütlü bağımsız “Bin Umut” adayları oyların yüzde 4’ünü topladı. Genç Parti yüzde 3 oy aldı.

Bu sonuçlarla, AKP 341 milletvekili, CHP 112 milletvekili, MHP 71 milletvekili ve örgütlü bağımsız adaylar 22 milletvekili çıkardılar. DP, GP ve diğer partiler yüzde 10 barajını aşamadıkları için Meclise giremediler.

Seçimlerin en olumlu sonucu, solun ve Kürt ulusal hareketinin, parlamentoyu sadece egemen sınıfların temsilcilerinin girebildiği, işçi sınıfına ve ezilen halklara yasak kapalı bir alan halinde tutmak için konulmuş anti-demokratik seçim barajını uzun yıllardan sonra aşmanın bir yolunu bulmuş olmalarıdır. Artık 2 sosyalist (ÖDP’den Ufuk Uras ile SDP’den Akın Birdal) ve 20 Kürt ulusal demokratı Millet Meclisi’nde yasama ve iktidarı denetleme çalışmalarına katılabilecekler, despotizmi teşhir edip özgürlüğün sesini duyurmaya çalışacaklar.

Yıllar yılı kesintisiz sürdürülen özverili mücadelenin yarattığı birikim üzerinde genç yaşlı, kadın erkek binlerce insanın emeğiyle kotarılan bu sonucu işçi sınıfı ve ezilen halkların başarı hanesine, ileride gerçekleştirilecek çok daha büyük başarıların habercisi olarak kaydediyoruz. Örgütlü bağımsız adayların başarısı, kapitalist sömürüye, faşizme ve şovenizme, savaş tehditlerine, halkları inkâr politikasına karşı emekçilerin dayanışmasının ve halkların kardeşliğinin göstergesi olmuştur.

Dört buçuk yıllık iktidarı boyunca Amerikan ve Avrupa emperyalizminin, İsrail siyonizminin, işbirlikçi Arap sermayesinin, İMF’nin ve Dünya Bankası’nın, TÜSİAD’ın ve MÜSİAD’ın, borsa vurguncularının ve büyük rantiyenin istekleri doğrultusunda büyük devlet işletmelerini özelleştiren, kamu kaynaklarını yağmalatan, bankacılığı ve büyük sanayiyi yabancı kapitalist tekellere devreden, sağlık ve eğitim sistemini sermayeye peşkeş çeken, askeri vesayete ve kontrgerillaya karşı asla ilkeli bir tutum almayan, düşünce özgürlüğünü savunmayan, Amerikan sömürgecilerinin savaş politikalarına katılmakta bir sakınca görmeyen, İncirlik üssünü komşu kardeş Irak halkına karşı kullandıran, Afganistan ve Lübnan’a asker gönderen, Arap ve Müslüman halkların acılarına kayıtsız kalan AKP’nin seçimlerden birinci çıkması büyük kapitalist medyanın zafer çığlıklarıyla karşılandı.

Doğrudur, AKP oylarını 2002 seçimlerine göre yaklaşık 12 puan, 2004 yerel seçimlerine göre yaklaşık 5 puan arttırdı. Ne var ki, yerli ve yabancı sermayenin çok yönlü desteği, başta Fethullahçılar olmak üzere tarikatların güdüleyici katkısı, devletten alınan seçim fonları, devlet gücünü kullanarak seçim rüşvetleri dağıtabilme, işbirlikçi yatık medya korosunu kullanabilme gibi, sola ve  özgürlük hareketine karşı özel ayrıcalıklardan yararlanan AKP, ayrıca seçim sisteminin kendisine sağladığı üstünlüklerle de, eli kolu bağlanmış rakipler karşısında “zafer” kazandı. 12 Eylül faşizminin hediyesi olan seçim sistemi AKP’ye fazladan 85 milletvekili veriyor. Her partiye verilen oyların eşit olması halinde yüzde 46,5 oy karşılığında 550 sandalyeli parlamentoda ancak 256 sandalye kazanabilecek olan ve dolayısıyla tek başına hükümet bile kuramayacak olan AKP’nin başarısının çok izafi bir başarı olduğu unutulmamalıdır. Anti-demokratik seçim sistemi, “milli irade”yi çeşitli yol ve yöntemlerle çarpıtan sermaye despotizminin ek bir silahı olarak devreye giriyor.

Yine de, ekonomik politikası, siyasal ve kültürel uygulamalarıyla bu kadar “zengin dostu, yoksul düşmanı” bir çizgi izleyen AKP’nin oy kaybetmesi beklenirdi.

Sözde muhalefet
Oylarını kaybetmek şöyle dursun, arttıran AKP’nin en büyük şansı, karşısına çıkan burjuva muhalefetinin AKP’ye daha şovenist ve militarist, daha baskıcı bir platformdan muhalefet etmesi olmuştur.

CHP’nin, MHP’nin ve onları destekleyen genelkurmayın hükümete sağdan yönelttikleri eleştiriler, haklı olarak seçmenlerin çoğunda, özellikle de Kürt seçmenler arasında  halkları birbirine kırdırmakla sonuçlanacak şovenist bir maceranın belirtileri olarak algılanmış ve reddedilmiştir.

Tıpkı AKP gibi piyasa ekonomisini vazgeçilmez sayan, yerli ve yabancı sermaye çevrelerine ekonomik politikaların değişmeyeceği mesajını veren, askeri vesayeti açıkça savunan, düşünce özgürlüğünü tehlike sayan, AKP’ye kıyasla daha düşük perdeden de olsa ABD ve AB’yle bağımlılık ilişkilerini sürdüreceğini belirten, İsrail’le işbirliğini vurgulayan burjuva muhalefet kampı, bir de şovenist bir maceranın savunucuları olarak ortaya çıkınca, seçmen çoğunluğunun gözünde AKP daha uygun bir seçenek sayılmıştır. Şovenizm zehiri burjuva muhalefet kampının umduğu kadar “iş yapmamıştır.”

Doğrusu, faşist niteliği besbelli MHP’nin ve militarist kliğin çizgisine şaşılmaz. Fakat ulusal kurtuluş savaşının mirasçısı ve sosyal demokrasinin savunucusu olmakla övünen, 1 Mart 2003 tezkeresine karşı çıkan CHP’nin AKP’ye yönelttiği Amerikan savaş planlarına destek olma, laikliği geriletme ve dinsel gericiliği körükleme, kadın haklarını reddetme gibi haklı eleştirilerini gölgede bırakacak şekilde militarist ve şovenist bir platforma kayması, tıpkı bir sömürge halkı gibi sömürülen ve horlanan emekçilerin durumuna ilgisiz kalıp onların dertlerini bir ölçüde azaltacak bir sosyal devlet programıyla ortaya çıkmamasına şaşılır.

CHP yönetimi partiyi soldan, Alevilerden ve Kürtlerden uzaklaştırma, sağa açılma, kendilerini büyük sermayeye ve yüksek bürokrasiye beğendirme telaşıyla, burjuva mantık çerçevesi içerisinde bile, seçim kazanmayı öne koyan bir politika çerçevesinde bile başarısız oldu.

CHP yönetiminin körüklediği şovenizm, “MHP’ye elimizi uzatıyoruz” çağrısında bulunarak faşizmi meşrulaştıran İlhan Selçuk’un ve Cumhuriyet gazetesinin de katkısıyla, CHP’ye değil, MHP’ye yaradı. 2002 seçimlerinde barajı aşamayarak Meclise giremeyen MHP bu seçimlerde 71 milletvekili çıkardı.

Ulusalcı bir platformu benimseyen iki küçük Kemalist parti, İP ile TKP adını kullanan SİP-Yurtsever Cephe, seçimlerde varlık gösteremediler. İP oyların yüzde 0,4’ünü, SİP-Yurtsever Cephe yüzde 0,2’sini aldı.

AKP’yi İslami temellerden eleştiren, emperyalizm ve siyonizm işbirlikçiliğiyle suçlayan Saadet Partisi de başarılı olamadı ve yüzde 2,3’te kaldı.

Sağın devletten seçim fonu alan üç partisinden ANAP’ın seçimlere katılamadığı, DP’nin ve Genç Parti’nin barajın altında kaldığı koşullarda bu oyların büyük çoğunluğu da AKP’de birleşti.

Seçimlerden sonra sermayenin liberal dalkavukları, halkın “AKP’den memnun olduğunu,” “bilgece bir seçim yaptığını,” “AKP’nin demokratik çizgisini ve istikrarlı ekonomi politikasını oylarıyla savunduğunu”  belirterek “ezici bir çoğunlukla halktan destek alan AKP’ye muhalefetin artık anlamsız olduğunu”, AKP’ye yönelik muhalefetin haksız çıktığını, Türkiye’de işlerin iyiye gittiğini ilan ettiler. Mutlu bir halk ve bu halkı mutlu etmek için gecesini gündüze katan dirayetli bir AKP tablosu çizdiler.

Burjuva muhalefet kanadının CHP’li ve MHP’li sözcüleri ise kendilerine oy vermeyen halkı “cahil ve akılsız,” “şehitlerini küçücük çıkarlar için satan vatan hainleri” ilan ettiler.

İki yaklaşım
Her iki görüş de temelsizdir. Şovenist ve militarist bloka oy vermemek akıllıca bir seçimdir; buna karşılık, yaptıkları yapacaklarının teminatı olan işbirlikçi AKP’ye oy vermek ağır sömürü ve sistemli propagandayla bilinci karartılan kitlelerin geçici yanılgısıdır. AKP’nin emekçi düşmanı ve bağımsızlık karşıtı politikaları ise çok uzak olmayan bir sürede emekçilerin ortak bilincine da kazınacak olan gerçekliklerdir.

Son olarak, solun ve Kürt ulusal hareketinin de bu seçimlerde, özellikle Kürt bölgelerinde, AKP’ye oy kaybettiğini belirtelim. 2002 seçimlerinde DEHAP listesi yüzde 6,2 oranında oy toplamıştı. Önemli miktarda oyun AKP’ye kaymasında, iktidarın çeşitli baskılarının, vaat ve rüşvetlerinin, dinsel propagandanın  ve ayak oyunlarının kuşkusuz rolü vardır. Ancak, Kürt emekçi kitlelerinin eşitlik ve özgürlük davasını, onların kapitalist sömürüden kurtulma özlemini esas alan sınıfsal taleplerini gölgede bırakacak ölçüde ulusal kimlik ve kültür savunuculuğuna indirgeyen, her iki boyutu diyalektik bir bütünlük içinde birleştirmeyen dar ulusalcı anlayışların da iktidara bu fırsatı verdiğini mutlaka dikkate almalıyız.

“AKP’nin eşsiz zaferi” balonuyla moral bozmaya çalışan saptırmalar karşısında öncelikle istifimizi bozmamalı, soğukkanlılıkla duruşumuzu korumalıyız. Biz milyonlarca emekçinin davasını savunuyoruz. İşçi sınıfını ve ezilen halkları temsil ediyoruz. Haklıyız ve üşenmeden, yılmadan bilinçlenme ve örgütlenme çalışmalarına devam ederek güçlü olacağız.

AKP, seçim sloganını “Durmak yok! Yola devam!” diye belirlemişti. Onların yolu, haksız ve adaletsiz. İster istemez niteliklerini ele verecekler, foyaları ortaya çıkacak.

Biz ise durmayacağız, enternasyonal proletaryanın haklı yolunda yürümeye devam edeceğiz. Ülkemizi ve bütün dünyayı kazanana dek.
 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS