Tarih: 29.01.2011 |  Haberler
Komedinin ardındaki gerçek

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 188 cinayetten sorumlu tutulan Hizbullah ana davası sanıkları hakkında Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen cezaları 26 Ocak 2011 günü onadı ve 16 sanığa verilmiş olan müebbet hapis cezasını kesinleştirdi. Cezaları kesinleştirilen 16 sanığın 10'u ise, 4 Ocak 2011'de 10 yıllık tutukluluk süresi dolduğu için tahliye edilmişlerdi. Hizbullah'ın yönetim kademesinden 10 kişi firar etmiş bulunuyor.


Kürt devrimcilerine, yurtseverlerine karşı yürütülen kontrgerilla harekâtının en kanlı cinayetlerinden bir kısmını işleyen Hizbullah yöneticilerinin serbest bırakılmasıyla sonuçlanan gelişmeler, egemen işbirlikçi kapitalist düzenin mantığını ortaya seriyor. Egemen burjuvazinin her iki kanadının temsilcileri, AKP iktidarı da, askerî-bürokratik yapı da, aralarındaki çelişme ve kapışmaya rağmen, ortak bir kararla Hizbullah'a göz kırparak onu tekrar sahneye sürüyor. İşçi sınıfının bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi ile Kürt halkının eşitlik ve özgürlük hareketini bastırmak için toplumu gitgide gericileştirmekte ve dinsel faşizme yöneltmekte anlaşan egemenler soğukkanlı bir planlamayla bu adımı attılar.

Kürt ulusal hareketinin, barışçı çözüm için demokratik özerklik talebini ortaya koyması üzerine, militarizmden başka bir çözümü öngörmeyen egemenler, Kürt bölgesinde askerî-politik örgütlenmelerini yeniden düzenliyorlar. Valilik ve kaymakamlıklar, Silahlı Kuvvetler, emniyet omurgası çevresinde, koruculuk sisteminin pekiştirilmesi, Fethullah Gülen cemaatinin çok yönlü olarak bölgeye nüfuz etmesi için olanak sağlanması, kontrolden çıkma eğilimi gösteren Hakkâri, Yüksekova ve Cizre'nin idari ve askerî yapısının değiştirilmesi hazırlıkları, Hizbullah hareketinin siyasal alana yeniden daha güçlü biçimde sürülmesiyle tamamlanıyor.

AKP iktidarı, bu adımla, kısa ve uzun vadeli amaçlarını birleştiriyor. Önümüzdeki seçimde, ülke ve bölge halkını din temelinde bir kültür savaşı çerçevesine hapsederek, sağcı, gerici, mukaddesatçı-milliyetçi bütün güçleri kendi etrafında birleştirmek ve referandumda sağladığı başarıyı tekrarlamak istiyor. Böyle bir başarı temelinde, toplumu uzun vadede de kendi hegemonyası altında tutabilme hesabı yapıyor.

Askerî-bürokratik yapı ise, laik ve ulusal Kürt hareketini, İslam kartına daha çok başvurarak güçsüzleştirmek, Kürt halkının özlemlerine karşı elindeki alet edevat çantasını çeşitlendirmek istediği gibi; Kürt siyasal hareketinin gelişimine tekrar müdahale ederek onu doğal gelişim mecrasından bir kez daha saptırmak, dinsel gericilik ve terör çerçevesine hapsederek ülke, bölge ve dünya çapında kolayca tecrit etmek istiyor. Kısa vadeli olarak da, toplumsal vicdanda mahkûm olmuş Hizbullah yöneticilerini serbest bırakmanın uyandırdığı haklı tepkileri AKP iktidarını zayıflatmak için kullanma hesabını yapıyor.

İmralı'nın Kürt ulusal hareketini kestirme yollardan giderek kısa vadede başarıya ulaştırabileceği kanısıyla, ülkenin ve bölgenin toplumsal ve siyasal ilerlemesi hedefi dışına çıkması, egemenlerin politikasına karşı tutarlı bir karşılık verilmesini güçleştiriyor. Çoktandır emperyalizme ve kapitalist sisteme felsefi ve siyasal teslimiyet noktasına savrulan İmralı'nın; denize düşen yılana sarılır misali, ulusalcı-laik-Kemalist çevrelere uzattığı elin havada kalması üzerine, laiklikten de taviz vermesi, ülke ve bölgedeki toplumsal gericiliğin en önemli dayanakları arsında yer alan AKP iktidarına kritik yardımlarda bulunması, Fethullah Gülen cemaatine ittifak teklif etmesi, hiçbir sonuç doğurmayacak nafile çabalardır. Sadece halk kitlelerinin kafasını karıştırır ve egemenlerin, Hizbullah dahil dinci gericilik silahını daha kolay biçimde kullanmalarının önünü açar.

Bu arada, Yargıtay 9. Dairesi'nin, yaptığı yorumla, tutukluluk süresini 10 yıl gibi inanılmaz derecede uzun bir süreye yayması, Türkiye'deki bütün demokratikleşme iddialarını kökten çürüten ibretlik bir adım olmuştur. 10 yıl tutukluluk zaten peşin olarak verilmiş çok ağır bir ceza demektir. Egemenlerin yurttaş haklarını bu kadar pervasızca ayaklar altına alması, despotizmin ve faşizmin hangi boyutlara ulaştığını gösteriyor. İşbirlikçi kapitalist rejim; sosyalist, devrimci ve demokratik muhalefete karşı elindeki hiçbir kozdan, ne kadar zalimce olursa olsun, vazgeçmek istemiyor. İşçi köylü kitlelerinin bizzat girişeceği köklü bir bahar temizliği olmadıkça, halk kendi kaderini kendi eline almadıkça, despotik sistem kendi kendini dönüştürmeyecek, demokratikleşmeyecektir.