Tarih: 08.03.2011 |  Haberler
Nato’nun Libya’yı işgal planı (Fidel Castro)

Kapitalist bir sistemin doğası, onu destekleyen ve biçimlendiren kurumsal çerçeveye dayanır.


Petrol, büyük Amerikan şirketlerinin elinde tuttuğu en önemli zenginliklerden birine dönüşmüştür; bu enerji kaynağı aracılığıyla da, dünyadaki siyasi gücünü ciddi şekilde arttıran bir araca sahip oldular. Ülkemizdeki ilk adil ve egemen kanunlar çıkarılır çıkarılmaz, Küba Devrimini kolayca ortadan kaldırmaya karar verdiklerinde ellerindeki asıl silah buydu: ülkemizi hemen petrolden mahrum etmek.


Mevcut medeniyet, bu enerji kaynağı üzerinde geliştirildi. Venezüella, bu yarımkürenin en büyük bedel ödeyen ülkesi oldu. Amerika Birleşik Devletleri, bu kardeş ülkeye tabiatın bahşettiği engin petrol yataklarının sahibi olmuştur.

Son Dünya Savaşı sona erdiğinde, İran’daki petrol yataklarından petrol çıkarmaya başladılar, tıpkı Suudi Arabistan, Irak ve bu ülkelerin yakınındaki, yüksek miktarda petrol rezervine sahip diğer Arap ülkelerinde yaptıkları gibi. Bu ülkeler, dünyanın başlıca petrol tedarikçileri oldular. Dünyadaki tüketim, Amerika Birleşik Devletleri topraklarından çıkarılanlar ve hatta daha sonra buna bir de gaz, hidrolik ve nükleer enerji de dahil olarak, günde yaklaşık 80 milyon varil gibi muhteşem bir rakama aşama aşama yükseldi. XX. Yüzyılın başlarına kadar, sıvı yakıt tüketen milyarlarca motor ve otomobil üretilmeden önce, sanayi gelişimini mümkün kılan başlıca enerji kaynağı, kömürdü.

Petrol ve gaz israfı, insalığın mağdur olduğu, kesinlikle çözümlenemeyen, en büyük trajedilerden biriyle yakından alakalıdır: iklim değişikliği.

Devrimimiz zafer kazandığında, Cezayir, Libya ve Mısır henüz petrol üreticisi değillerdi ve Suudi Arabistan, Irak, İran ve Birleşik Arap Emirliklerindeki rezervlerin büyük bir kısmı hâlâ keşfedilmeyi bekliyordu.

Libya; 1951 yılının Aralık ayında, İkinci Dünya Savaşından sonra bağımsızlığını kazanan ilk Afrika ülkesidir, toprakları Komutan Erwin Rommel ve Bernard L. Montgomery’i tüm dünyaca tanınmasını sağlayan, Alman ve İngiliz birlikleri arasındaki önemli savaşlara sahne olmuştur.   

Topraklarının %95’i, tamamen çöldür. Teknoloji, bugün günde bir milyar 800 milyon varil ve yüklü miktarda doğal gaz kaynaklarına ulaşan üstün kalitede önemli hafif petrol kaynaklarının keşfedilmesini mümkün kılmıştır. Bu zenginlik, yaklaşık 75 yaşa kadar uzanan yaşam beklentisine ve Afrika’nın kişi başına düşen en yüksek gelirine erişmelerini sağlamıştır. Çölleri, Küba’nın yüzölçümünden üç katı büyüklüğünde, devasa bir fosil su gölü üzerinde bulunmaktadır, bu da tüm ülkeye yayılan geniş tatlı su şebekesinin kurulmasını sağlamıştır.

Libya, bağımsızlığını ilan ettiğinde bir milyon nüfusa sahipti, bugün ise 6 milyonun üzerinde nüfusu vardır.

Libya Devrimi, Eylül 1969’da gerçekleşmiştir. Başlıca önderi, genç yaşlarından itibaren Mısırlı lider Cemal Abdül Nasır’ın fikirlerinden ilham alan, bedevi kökenli asker Muammer Kaddafi’dir. Şüphesiz, kararlarının birçoğu, tıpkı Mısır’da olduğu gibi, Libya’da da güçsüz ve yolsuzluklara bulaşan monarşi yıkıldığında meydana gelen değişimlerle birebir alakalıdır.

Bu ülkenin vatandaşlarının binlerce yıla uzanan savaş gelenekleri vardır. Tüm gücüyle Alpleri geçen Eski Roma’yı tam yenmek üzereyken Anibal’in ordusunda Libyalıların da yer aldığı söylenir.

Kaddafi’yle hemfikir olunabilinir de olunmayabilir de. Tüm dünya, başta kitlesel yayın organları kullanılarak, gelen her türlü haberin işgali altındadır. Hangilerinin yalan hangilerinin gerçek olduğunu, ya da bir kaos ortamında Libya’da meydana gelen türlü olayların bir karışımı olup olmadığını kesin olarak öğrenmek için yeterli bir süre beklemek gerekecektir. Benim için kesinlikle aşikar olan, Libya’da barışın kesinlikle Amerika Birleşik Devletleri Hükümetini ilgilendirmediğidir ve belki de birkaç saat veya gün içerisinde, bu zengin ülkenin işgal emrini NATO’ya vermekte terreddüt etmeyeceğidir.

Hain emeller besleyenler, Kaddafi’nin Venezüela’ya gittiği haberini uydurdular,     20 Şubat Pazar günü akşam saatlerinde bunu ortaya atanlara, Venezüella Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro bugün haysiyetli bir cevap verdi ve “Libya halkının, egemenliğinin gereklerini yerine getirerek, içinde bulunduğu zorluklara barışçıl bir çözüm bulmasını, emperyalizmin müdahelesi olmaksızın Libya halkının ve ulusunun bütünlüğünü korumasını temenni ediyoruz...” dedi.

Ben kesinlikle, Libya’lı önderi, ülkesini terkederken, kısmen ya da tamamen yanlış olsun ya da olmasın kendisine verilen sorumluluklardan kaçarken hayal edemiyorum.

Dürüst bir insan; dünyanın herhangi bir halkına karşı işlenen her türlü haksızlığa daima karşı çıkacaktır ve en kötüsü de, şu anda, NATO’nun Libya halkına vermek üzere hazırlandığı ceza karşısında sesiz kalmak olacaktır.

Bu savaşçı teşkilatın başkanlığı, bunu gerçekleştirmek için acele etmektedir. Bunu herkese duyurmak lazımdır!

  Fidel Castro Ruz

21 Şubat 2011

yazının kaynağı = http://emba.cubaminrex.cu/Default.aspx?tabid=35449

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS