Tarih: 28.03.2011 |  Haberler
Kapitalizme karşı mücadele yükseliyor

Türkiye'de ve dünyada kapitalizme karşı işçi sınıfının ve emekçilerin mücadelesi yükseliyor. DİSK'e bağlı Birleşik Metal İşçileri Sendikası, metal patronlarının örgütü MESS'in toplu sözleşme görüşmelerinde dayattığı düşük ücretleri ve hak kayıplarını kabul etmedi. 21 işyerinde grev kararı aldı ve grevleri belirli bir takvim içinde uygulamaya başladı. İlk grev 22 Mart 2011'de Eskişehir'de İtalyan sermayeli Candy grubuna ait Doruk fabrikasında başladı. 11 Nisan'da İstanbul RSA işyerinde işçilerin greve çıkmasıyla tamamlanacak olan grev takviminin sonunda, 15 bin işçi greve çıkmış olacak. Türkiye işçi sınıfı tarihinde öncü bir rol üstlenen, başta 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Eylemi olmak üzere kapitalist sömürüye ve kapitalizmin koruyucusu-kollayıcısı devlete karşı mücadelenin belkemiğini oluşturan metal işçilerinin bu grevi, uzun bir aradan sonra, bu işkolundaki ilk kapsamlı işçi mücadelesi olacak.



Birleşik Metal-İş, Dev Sağlık-İş, Nakliyat-İş, Limter-İş, Sine-Sen, Dev Maden Sen, Sosyal-İş, Emekli-Sen, Basın-İş, Petrol-İş, Hava-İş, Tek Gıda-İş, Belediye-İş, Tümtis, Deri-İş, Eğitim-Sen, Ses, Haber-Sen, Enerji-Sen ve Türk Tabipleri Birliği'nden oluşan işçi ve emekçi örgütleri de güvencesiz-esnek çalıştırmaya, taşeronlaştırmaya, sendikasızlaştırmaya karşı "Yaşamları parçalanırken kaderleri birleşenler, güvenceli iş, insanca yaşam için yürüyor" sloganıyla 3 Nisan'da Ankara'da büyük bir yürüyüş ve miting düzenleyecek.

İngiltere'de işçi sendikaları birliği Trade Union Congress TUC'un çağrısıyla 500 bin işçi ve emekçi, bütçede sosyal harcamalara ayrılan payın kökten budanmasına karşı 26 Mart Cumartesi günü büyük bir yürüyüş ve miting gerçekleştirdi. Kapitalist patronların ve devletin düşük ücretlerle güvencesiz çalışmaya mahkûm ettiği işçiler, maaşlarını düşürdüğü emekliler, okul harçlarını arttırdığı ve burslarını kestiği öğrenciler, kemer sıkma politikasına son verilmesini, kârlarını katlayan büyük kapitalist şirketlerin vergilerinin yükseltilmesini ve muhafazakâr-liberal David Cameron hükümetinin istifa etmesini istediler.

İngiltere işçi sınıfının ve halkının bu büyük yürüyüş ve mitingi, 2003'te Irak savaşına karşı düzenlenen barış mitinginden sonra, İngiltere'de gerçekleşen en kapsamlı toplumsal eylem oldu. İngiltere'de 2010 yılında, kapitalist sömürü ve baskı politikalarına karşı siyasal, sosyal ve ekonomik protestolara katılanların sayısında büyük bir artış görülmüştü. 26 Mart 2011 eylemi, bu sürecin daha da yaygınlaşarak devam ettiğini gösteriyor.

Almanya'da bir avuç büyük kapitalist enerji tekelinin nükleer santralleri topluma dayatmasına karşı eylemlerde yoğun bir artış var. Muhafazakâr-liberal Angela Merkel hükümetinin halka, bütün canlılara, doğaya ve gelecek kuşaklara ağır zararlar verme pahasına karşı nükleer politikada ısrar etmesi büyük tepkiye yol açtı. Japonya'daki nükleer felaketten ders çıkarmayı reddeden Alman kapitalist oligarşisi, 12-14-26 Mart günleri, birçok şehirde yüzbinlerce kişi tarafından protesto edildi. 9 ve 25 Nisan günleri yeni eylemler yapılacak.

Dünya işçi sınıfı, küresel kapitalizmin 1980'lerde ve 1990'larda yoğunlaşan neoliberal saldırısına karşı koyamamış, sosyalist ve demokratik kazanımlarını koruyamamıştı. Özellikle 1989-1991 kapitalist karşıdevrimlerinden sonra sosyalist sistemin dağılmasıyla büyük bir ideolojik, politik ve örgütsel kargaşaya düşmüştü.

Başına gelenleri ancak 1990'ların ikinci yarısında anlamaya başlayan, 2000'lerde düşe kalka kendini toparlama sürecine giren işçi sınıfı ve emekçilerin kitlesel eylemlerinde, özellikle 2007-2008'de patlayan dünya kapitalist krizinin sonuçları ortaya çıktıkça, büyük bir artış meydana geldi. Dünya işçi sınıflarının anti-kapitalist kitlesel eyleminde görülen büyük artış, Arap dünyasını saran anti-kapitalist ve anti-emperyalist devrimci yükselişle atbaşı gelişiyor.

Dünya kapitalist sisteminin efendisi emperyalist yönetimler, dünya çapındaki devrimci yükselişi durdurmak ve kapitalist krizden savaş yoluyla çıkmak için, Arap dünyasında savaş ve karşıdevrim hamlesi tezgâhladılar. Kendi halklarının kapitalist sömürü ve zulme yönelik tepkilerini, şovenizmi, militarizmi ve sömürgeciliği körükleyerek ezilen halklara yansıtıyorlar, Arap halklarının kaynaklarına zorbalıkla el koyuyorlar. Arap şeyh, kral ve diktatörleri ile Türkiye egemenlerini korucu olarak kullanıyorlar.

Emperyalist elebaşılar, Arap halklarının 1950'ler, 1960'lar ve 1970'ler boyunca elde ettikleri anti-emperyalist, anti-feodal kazanımları, NATO'nun müdahale ve savaşlarıyla bütünüyle ortadan kaldırmak, Tunus ve Mısır'da devrimin derinleşmesini ve yayılmasını önlemek istiyorlar. Hiç kuşkumuz olmasın, Libya'da başarıya ulaşırlarsa, emperyalizme toptan teslim olmamış her ülkeyi de düşürmek için yeni komplolar düzenleyecekler. Suriye, İran, Bolivya, Venezüella, Küba ve Kuzey Kore'de, "insan hakları", "diktatörlüğe karşı mücadele" sloganlarıyla gerici isyanlar tertipleyecekler, emperyalist müdahale ve savaşlarla bütün dünyayı yeniden fethedecekler.

Emperyalistlerin hırsı büyük ama gücü sınırlı. Köleleştirdikleri işçiler, emekçiler, ezdikleri halklar ayağa kalkıyor. Dünya kapitalizmi bu kez başarılı olamayacak. Yeniden yükselen devrim dalgasının altında kalacak.