Tarih: 27.08.2011 |  Haberler
Suriyeliler oynanan oyunun farkında!

İbrahim Varlı / Şam-Hama

Diplomalı bir işsiz gencin Tunus’un orta kesimlerindeki Sidi Bouzid kentinde yoksulluğa karşı bedenini ateşe vermesiyle başlayan Arap Baharı’nın son durağı olan Suriye’deyiz.

Batılı haber ajanslarının “insanlık katlediliyor”, “tanklar kentleri yerle bir ediyor” gibi taraflı ve tek merkezden çıktığı her halinden belli olan haberlerinin etkisi altında pazarı pazartesine bağlayan gece yarısı ulaşıyoruz Şam’a.


Kalabalık bir heyet eşliğinde vardığımız otelde bizleri Beşar Esad tişörtleri giymiş gençler ve rehberler karşılıyor. Gençler her fırsatta Esad’a olan bağlılıklarını vurgulamaktan geri kalmazken, tişörtleri sadece bizi karşılayan gençlerin üzerinde değil, sokaktaki birçok insanın üzerinde de görmek mümkün.

İlk dikkatimizi çeken kentin her bir tarafının Esad posterleriyle süslenmiş olması. Kent, gece yarısı olmasına rağmen İstanbul’a aratmayacak bir hareketlilik içinde. Sokaklar ve yollar insanlarla dolu. Sokaklar aydınlık ve oldukça da bakımlı görünüyor.


Ramazan dindarlığı Şam'a uğramamış

Batılıların Damaskus dediği bu efsunlu kent oldukça kozmopolit bir görünüm sergiliyor. Kent, her geçen gün daha da muhafazakarlaşan İstanbul’a inat oldukça hoşgörülü manzaralar sunuyor bizlere. Ramazan’a rağmen bir mahalle baskısı hissetmiyorsunuz. Kadınları hayatın her alanında görmek mümkün. Caddelerde askılı elbiseleriyle rahatlıkla, taciz edilmeden dolaşabiliyorlar. Bira içmek isteyenler kaldırımlara taşan cafelerde soğuk Lübnan biralarını rahatlıkla yudumlayabiliyor. Kimseler kimselere karışmıyor. Hayat özgürce kendi mecrasında akıp gidiyor.

Bir grup kafa dengiyle birlikte bize rehberlik eden heyeti otelde bırakıp Şam’ın aydınlık sokaklarına atıyoruz kedimizi. Amaç bize sunulanla yetinmemek, bizzat sokağın içine karışarak halkla birebir temas kurmak.
Teybimizi uzattığımız Suriyeliler adeta anlaşmışçasına batı eğitimli bir doktor olan Esad’ın esasında iyi niyetli olduğunu ama buna karşı çevresinin köhnemiş Baas kadroları tarafından kuşatılmış olduğunu dillendiriyor.

Şam 6 milyonluk bir nüfusa sahip. Bunun 2 milyonuna yakınını Iraklı, 1 milyonunu Lübnanlı ve 500 binini de Filistinli mülteci oluşturuyor. Kentin asıl yerli ahalisi Asuriler, Nusayriler, Ermeniler, Araplar, Dürziler ve diğer Hıristiyan gruplarla birlikte Şam, adeta bir kültür mozaiği.


Yerle bir edilen Hama yerli yerinde
İlk günün sabahında olayların merkezi konumundaki Hama’ya doğru yola koyuluyoruz. Yolda askeri konvoyla karşılaşmak şaşırtmıyor bizleri. Yaklaşık üç saat süren bir yolculuğun ardından vardığımız kentin giriş ve çıkışlarının askerler tarafından tutulduğunu görüyoruz. Ana caddelerin kesiştiği noktalarda da askerleri mevzilenmiş durumda. Hama, Asi nehri üzerine kurulu şirin bir kent.

İlk olarak Hama valisinin brifingini dinliyoruz. Brifingin bitmesini beklemeden Türkiyeli diğer basın mensuplarıyla birlikte kendimizi sokaklara atıyoruz. Hama’da, başkent Şam’ın aksine belli bir gerginliğin olduğunu hissediyoruz. Her daim Esad rejimine muhalif olan Hama, bu olaylarda da muhalif kimliğini yansıyor.

Basını karşısında gören Hamalılar hemen rejim karşıtı sloganlara başlıyor. Dikkat çeken unsurlardan bir tanesi sloganlarda Esad isminin geçmemesi. Rejimin ve düzenin değişmesini isteyen hamalılar nedense Esad karşıtı sloganlar atmıyor.

Valilik binasının hemen karşısındaki sokakta toplanan 20-30 kişilik bir hemen kameraların etrafını sararak, başlıyor propagandaya. Kentin her tarafı asker ve polislerle çevrili olduğu halde 1 saate yakın süren gösteriye müdahale edilmemesi dikkatlerden kaçmıyor. Kalabalık daha sonra kendiliğinden dağılıyor.

Kentte yakılan ordu evini, adalet binasını ve bir polis karakolunu dolaşıyoruz. Her üç yerde de onlarca asker ve polisin öldürüldüğü bilgisi veriliyor. 40 gün boyunca muhaliflerin elinde kaldığı ileri sürülen kentte duvarlardaki az sayıdaki yazılamaların dışında çok da olağandışı bir durumla karşılaşmıyoruz.

Yeniden Şam'dayız
Gezimizin ikinci gününü yeniden Şam’a ayırıyoruz. Ülkenin özellikle güneyinde yaşanan hareketliliğin izine Şam’da rastlamak mümkün değil. Kent günlük olağan hareketliliği içinde. Başkent tüm bileşenleriyle Esad’ın etrafında kümelenmiş durumda.

Kentte hatırı sayılır bir Hıristiyan nüfus var. Ermeniler, Dürziler ve Hıristiyan gruplar. İkinci günün sonunda kafiledeki diğer basın mensuplarıyla yaptığımız görüşmelerde ortaya çıkan sonucu özetlersek:

Suriye'nin ağır toplumsal ve siyasal sorunlara sahip bir ülke olduğu açık. Sorunlar, ülkenin son dönemlerde kapitalist pazarlara eklemlenme sürecine girmesiyle birlikte hız kazanmış durumda. Uygulamaya sokulan neoliberal reformlar halkın üzerinde derin izler bırakmış görünüyor.

Tüm bunların yanında Suriye'nin emperyalist sistemden kısmi özerk politikalar güdebilen yapısının, ABD tarafından hoş görülmediği ve bu ülkenin çeşitli araçlarla baskı altında tutulduğu herkesin malumu.

Batılı zorba güçlerin kabaran emperyal hevesleri, Libya’nın ardından bu defa da 'insani yardım bahanesiyle' Suriye'ye yönelmiş durumda. Özcesi Suriye ve Esad’ı zorlu bir süreç bekliyor.

‘Cevval’ basınımız muhalif avında

Şam ve Hama ziyaretleri ‘acar gazetecilik’ yapma hevesindeki ‘cevval basınımız’ın olayları nasıl da çarpıttığına tanık olmamız açısından bir hayli öğretici oldu. Yaşananları yerinde gözlemlemek adına bu ülkeye gelen ‘şanlı’ basınımızın gördüklerini değil de genel merkezlerinin istediği türde taraflı haber yapmak için çırpındığını görmek ibretlikti. Sokaklara çıkarak muhalif avına çıkan, mikrofonlarını sadece muhaliflere uzatan basın mensupları 15-20 kişilik bir küçük gösteriyi abartarak, ballandıra ballandıra genel merkeze iletmek için birbiriyle yarıştı. Yerle bir edilen orduevini kendi eviymiş gibi basına gösteren muhalif bir göstericinin yalanının yarım saat sonra ortaya çıkması, haliyle medyamızda şok etkisi yarattı.

Kürtler bekle gör politikası izliyor
Suriye’de hatırı sayılı bir Kürt nüfus var. Bunların bir kısmı ‘kimliksiz.’ Kürtler başlangıçta olaylarda yer alsalar da daha sonra bekle gör politikası izlemeye geçmişler. Diğer muhalif gruplara oranla daha derli toplu bir görünüm sergiliyorlar. Kamışlı’da 2004’de yaşanan kanlı olaylardan gerekli dersleri çıkarmış görünüyorlar. Özel ilişkiler kurarak Kürt muhalefetinin sözcülerinden biriyle gizlice buluşuyoruz. Adının saklı kalmasını ve fotoğraf çekilmemesini isteyen sözcü bir akademisyen. Anneannesi 38 Dersim sürgünü olan bu genç sosyologla yaptığımız konuşmadan çıkarıyoruz ki Kürtler denge politikası güdüyor. İlerleyen süreçte saflarını daha bir net ortaya koyacaklar. Şu anda Esad’ı direkt olarak karşılarına almak istemiyorlar.

Kim bu muhalifler?

Olayların arkasında birçok Arap ülkesinde olduğu gibi Müslüman Kardeşler örgütü bulunuyor. Örgüt diğer ülkelere nazaran burada bir hayli güçsüz. İlk göze çarpan özellik muhalefetin organize ve örgütlü olmadığı şeklinde. Ürdün, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından silahlandırılan muhalifler şiddete başvurmaktan çekinmiyorlar. Kendilerine Libyalı muhalifleri örnek almış durumdalar. Muhalefetin finansörü Suudi petrodolarları. Türkiye ise bu muhalefete hamilik yapıyor. Muhalifler İstanbul ve Antalya’da üslenmiş durumda. Güneydeki Sünni kentlerin dışında ülkedeki Nusayriler, Araplar, Sünni burjuvazi, Dürziler ve diğer Hıristiyan gruplar iktidardan yana tavrını koymuş bulunuyor. Tarafsız kalan Kürtler ise şu an itibariyle Esad’tan yana görünüyor.

(27 Ağustos 2011 tarihli Birgün gazetesinden alınmıştır).



 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS