Tarih: 31.08.2011 |  Haberler
'Medya CİA operasyon merkezi gibi çalışıyor'

İbrahim Varlı

Bugünlerde bütün gözler Suriye’de. Bir tarafta yönetim karşıtı olaylar, diğer tarafta ise uluslararası abluka sürüyor. Emperyalist güç odakları ise mart ayında başlayan olayları Libya benzeri olası bir saldırıya dönüştürmek için fırsat kolluyor. Süreci en iyi değerlendiren kalemlerden birisi olan Suriyeli gazeteci Hüsnü Mahalli ile geçtiğimiz günlerde gittiğimiz Suriye’nin başkenti Şam’da bir özel görüşme yaptık.

‘Demokratik soslu’ askeri müdahalelerin son halkası Suriye mi olacak?

Yaşananların halkların demokratikleşme mücadelesiyle asla hiç bir ilgisi yok. Bu bir projedir…

Ne tür bir proje?
Batılı bir projedir, Amerikan projesidir ve çok çok önceden hazırlanmıştır. Bunun kanıtı olarak tek bir şey söyleyeceğim. Çok sayıda kanıtı var da..!

Nedir o kanıtlar? Somutlaştırabilir misiniz?
Suriye’de kıpırdanmalar 15 Mart’tan itibaren başladı. Oysa ta geçen yılın haziran ayında El Cezire televizyonuna, Suriye’den muhalif dedikleri birçok kişi getirildi. Bu insanlara Suriye’de başlayacak olan ayaklanmada nasıl haber iletişimi sağlayacakları bizzat öğretildi. Uydu bağlantılı özel sim kartları ve uydu antenli telefonlar verilerek bunları nasıl kullanacakları, nasıl fotoğraf çekip cep telefonlarıyla merkeze iletecekleri uygulamalı olarak gösterildi. Bunun yanında bu insanlara nasıl görgü tanığı olunabileceği de öğretildi. Örneğin kişi Şam’da yaşamasa da Şam’dan arıyormuş ve olaylara tanık olmuş gibi konuşma yapacak, rol kesecek. Bunların hepsinin eğitimi verildi. Tüm bu hazırlıklar ta bu hazirana kadar bekletildi.

Ve zamanı gelince medya devreye sokuldu!
Tabi, çünkü medya asıl olarak düğmeye basıyor. Örneğin hepimiz aynı benzer görüntüleri seyrediyoruz. Eğer bu görüntüler cep telefonuyla çekildiyse ve o yürüyüşte on bin kişi yer aldıysa, o zaman 10 bin tane görgü tanığı ve 10 bin tane görüntü olması gerek. Niye bir tek görüntü dünyanın her tarafına yayılıyor. Çünkü Müslüman Kardeşlere ait Fransa’da bir görüntü merkezi var. Görüntüler ilk olarak Fransa’daki bu merkeze iletiliyor. Orada seçiliyor, fotomontaj yapılıyor, buradan da tüm dünyaya yayılıyor. Üzerine ses bindiriliyor, fotoşopla üzerinde oynanıyor. Ve bütün dünya medyasına El Cezire üzerinden servis yapılıyor. Bütün bunları neden anlatıyorum?

Neden anlatıyorsunuz?
Yaşananların nasıl da örgütlü bir olay olduğunu, nasıl önceden planlanıp hazırlandığını göstermek açısından söylüyorum. Elbette ki Suriye’de yolsuzluk da, antidemokratik uygulamalar da var. Suriye’de sorun yok demiyoruz, tartıştığımız şey bu değil. Bu Batı formüllü bir oyun, bir kurmaca.

Süreç nereye evrilecek peki? Olası bir çözüm ufukta görünüyor mu?
Tabii reformlar için geç kalındı aslında biraz. Fakat baktığımızda muhalefet denilen grupların tüm bileşenlerinin de sağcısı liberali orta yolcusu vs… demokrasi diye bir dertleri yok. Yoksa Esad birçok reform vaadinde bulundu. Siyasi partiler yasası, seçim yasası ve siyasi af çıktı, Şubata kadar seçim yapılacak. Bu arada anayasa da değişecek. Eğer sen gerçekten bir demokrasi istiyorsan bekle. Ama hayır beklemiyorlar. Bunun bir proje olduğunu oradan anlıyoruz.

Demokrasi istemiyorlarsa amaçları ne? Ne istiyorlar?

Bu bir Amerikan projesi. Burayı dağıtmak istiyorlar. Suriye antisiyonizmin ve anti emperyalist mücadelenin kalesi olduğu için yok etmek istiyorlar. Başta Amerikalılar ve onların bölgedeki yandaşları Suriye’yi çökertmek istiyorlar. Bu bir İsrail projesidir aynı zamanda. Çünkü Suriye bir cephe ülkesi. Lübnan da cephe ülkesi. Lübnan’da direnişin sembolü Hizbullah. Suriye olmadan Lübnan Hizbullahı bir gün bile dayanamaz. Suriye’yi nasıl çökertebilirsin?

Nasıl çökertilebilir Suriye?

Bir iç savaşla, başka hiçbir şekilde çökertemezsin Suriye’yi. Dolayısıyla burada kesinlikle bir iç savaş çıkarmak peşindeler, kesinlikle.

Başarıya ulaşabilirler mi? Olası bir müdahale söz konusu mu?
Olası bir müdahaleyi ben görmüyorum. Fiilî bir müdahale, Libya örneğinde olduğu gibi bence olmaz. Çünkü BM’den bir karar çıkması mümkün değil. Ama NATO üzerinden NATO kararıyla Suriye’yi sıkıştırabilirler. NATO kendi karar alır.

NATO TÜRKİYE’Yİ MECBUREN KULLANACAK

NATO devreye girerse haliyle Türkiye kullanılacak?

Tabii, çünkü Türkiye NATO üyesi ve NATO üsleri Türkiye’de bulunuyor. Mecburen kullanacaklar. Türkiye NATO planlarına evet derse haliyle taraf ülke olacaktır. Tabii ben böyle bir olasılığı çok az görüyorum. Türkiye’nin tutumu burada çok önemlidir tabii.

Saldırıya ihtimal vermiyorsanız, Suriye’yi nasıl karıştıracaklar peki?

Şunu yapacaklar: Buradaki “muhalefeti” özellikle radikal İslamcı grupları sürekli destekleyecekler. Parayla, silahla, her türlü lojistik destekle. Muhalifler de bu desteği gördükleri sürece ayaklanmaları, silahlı eylemlerini sürdürecekler. Uzun süre bunu yapabilirlerse, o zaman Suriye’de bir iç savaş riski doğar.

Muhalifler kimlerden oluşuyor?
İki tür muhalefet var. Birinci grupta Şam yönetiminden, yolsuzluklardan, antidemokratik uygulamalardan, polis devletinden hoşnutsuz olan, herhangi bir şekilde haksızlığa uğrayan, sağcısı solcusu, liberali, eski komünisti, yeni komünisti, milliyetçisi bütün kesimlerden insanlardan var. Bu muhalefetle yönetim diyaloga girdi. Burada bir sorun yok. Sonuçta bunlar ülkenin bir Amerikan oyununa kurban gitmesine asla izin vermezler. Bunların hiç biri silahlı değil.

Kim bu silaha ve şiddete başvuranlar?
Silahlı olanlar İslamcılar. Müslüman Kardeşler’in radikal kanadı. Bunlar Suudilerden, Lübnan’daki Hariri’den, Ürdün’den, Fransa’dan, Amerika’dan her türlü lojistik, parasal yardım alıyorlar. Yıllardır bugünler için örgütleniyorlar. Bugünün sorunu değil bu. 3-4 yıldır hazırlanıyorlar. Bütün katliamları bunlar yapıyor. Hama'da devlet kurumlarını basan, Humus’ta yolları kesenler, Halep’i ele geçirmeye çalışanlar bunlar. Çok ciddi silahları ve paraları var. Öyle tabanca gibi hafif silahlardan bahsetmiyorum.

İstanbul ve Antalya’da buluşan muhalifler kimler? Ne tür bir role sahipler?
Suriye için en büyük risk radikal İslamcı gruplar. Muhalefetin büyük bölümü, özellikle İslamcı olanları Türkiye’de barınıyor. Türkiye-Suriye arasında mekik dokuyorlar! Burada ağırlanıyorlar, toplantılar yapıyorlar, sık sık gidip geliyorlar.

Türkiye’de bunları kim ya da kimler finanse ediyor, destekliyor?
Psikolojik olarak Türkiye’den destek aldıkları çok açık ortada. Bu da onlara yetiyor. Çünkü ABD’de ya da Fransa’da istedikleri kadar toplansınlar, bu çok şey ifade etmez. Ama Türkiye’de toplanmaları çok şey ifade eder. Çünkü Türkiye, hem komşu, hem de Müslüman bir ülke. 6 ay öncesine kadar Şam’la stratejik bir müttefikti aynı zamanda.

Ne oldu ‘sıfır sorun’ politikasına? Geçen yıl bu vakitler bir hayli dillendiriliyordu!
Ben bu söylemin, uluslararası ilişkilerin ne kadar ahlaksız bir ilişki biçimi olduğunu kanıtladığını söylüyorum. Hep söylenir ya, uluslararası ilişkilerde duygulara yer yoktur, çıkarlar vardır diye. Oysa daha altı ay önce Türkiye ile Suriye arasında uluslararası ilişkiler bağlamında bakıldığında duygu vardı. Suriye ve Türk halkı birleşiyordu. Sınırlar kalkmış, kişisel anlamda Esad ile Gül ve Erdoğan arasında dostluklar vardı. Demek ki bu söylediğimiz şeyin artık bir anlamı kalmıyor, bize bunu kanıtlamak istiyorlar. Suriye halkı ile bir Türkiye halklarına dost olamazsınız, boşuna uğraşmayın diyorlar. Bunu bize maalesef zorla da olsa kabul ettirdiler.

Suriye halkı ne düşünüyor? Yaşananlar sokağa nasıl yansıyor?
Bugün sokağa çık, de ki ne diyorsunuz? Adamın sana diyeceği tek şey, abi bunu bize niye yaptınız olacaktır. Sınırlar kalkacakken şimdi bu iki ülke düşmanlaştırılmaya çalışılıyor. Bu büyük bir proje. Projede yer almak, oyuna gelmek demek. Tuzağa düşülmemeli.

Bu büyük proje engellenebilir mi? Libya’da engellenemedi!
Tabii aslında Türkiye halkı, halkları farkına vardı bu oyunun. Başlangıçta medyanın gazına gelse de, sonradan ayıldı. İnsanlar bunun bir Amerikan oyunu olduğunu farkında. ABD’nin bu coğrafyayı allak bullak etmek istediğine dair bir kanaat halka yerleşti. Esad gecen seneye kadar Türkiye’nin en sevdiği adamdı. Ne oldu? Eğer Suriye’de insan ölüyorsa, Türkiye’de de ölüyor. Türkiye’nin son 30 yılık tarihine bakmamız yeter. Sen de köyleri ve kasabaları bombalıyorsun. Bunlar bir gerekçe değil. CHP’nin son açıklaması özellikle önemli.

Taşeron?

Evet evet. Taşeronlaşma. Kılıçdaroğlu’nun son açıklaması çok önemli. Keşke CHP, BDP ve diğer partiler bu konuda daha etkin bir tavır alsa. Eğer bu olursa, ABD’nin Türkiye’yi oyuna getirme projesi engellenmiş olur.

Bu denklemde İran nerede duruyor? İran Suriye için savunmaya geçer mi?

Hayır. Zaten coğrafi olarak da mümkün değil. Irak ABD işgali altında, buradan geçiş yapamaz. Türkiye üzerinden gelmesi gerekecek, ancak Türkiye bu proje içinde yer almak zorunda kalırsa, o yol da kapanır. Zaten Türkiye sık sık İran’dan gelen silahlara el koyuyor. Dolayısıyla İran’ın yapabileceği bir şey yok. Ama İran elbette ki psikolojik bir destek Suriye için.

Irak Başbakanı Nuri El Maliki Esad’a destek verdi?
Çünkü Irak Şiilerin ve Kürtlerin kontrolünde. Talabani buradaki Kürtlere aman oyuna gelmeyin, sakin olun, bu büyük bir oyundur diye telkinlerde bulunuyor. Sık sık elçilerini gönderiyor.

Tam da oraya gelmek istiyordum: Kürtler bu denklemde nerede duruyor?

Toplumun genel şikâyetleri neyse Kürtler de bunlardan muzdarip. Kürtlerin ekstra ‘kimlik’ sorunu var. Üç ay önce bir yasa çıktı, komisyon kuruldu. Resmi rakamlara göre 36 bin 136 kimliksiz Kürt buraya başvurdu. Hem komisyonun kurulması hem de Barzani ve Talabani’nin telkinleriyle artık kontrollü davranıyorlar. Diğer muhalefetle arasına sınır koyuyorlar, radikal İslamcılara mesafeli duruyorlar.

Neden?
Çünkü Kürtler demokratik talepler peşindeydi. Ama İslamcılar muhalefete şiddet bulaştırdı. Kimseler burada İslamcı bir iktidar istemez. Hıristiyanlar, Aleviler karşı zaten İslamcılara. İslamcı bir iktidar riski doğunca, herkes aman aman kaçalım demeye başladı. Kürtler de dahil.

Sık sık büyük projeden bahsediyorsunuz? Projenin nihai hedefi nedir?
Şimdi tarih çok önemlidir. Tarihte haçlı seferi başladığında, bu coğrafyaya haçlılar geldiğinde, bu coğrafyada petrol mü vardı? Osmanlı döneminde de ellerindeki cetvellerle geldiler. Demokrasi, insan hakları umurlarında değil. Bu coğrafyayı psikolojik nedenlerle ele geçirmek istiyorlar. Batının planlamasında her zaman çıkar aramak doğru değil.

Siz yaşananları siyasi ve ekonomik çıkarlardan ziyade psikolojik etkenlerle açıklıyorsunuz?

Garip bir psikoloji bu, maddiyata gerek yok ki. Irak niye işgal edildi? Saddam zamanında bile Irak petrolünün hepsini ABD alıyordu. Ülkelerinin bütün petrollerini zaten bunlar alıyor. Petrolü zaten işleyen ve tüketen ülkeler alır. Sen de petrolü satın alabilecek ülkelere satarsın. Bunların hepsi palavra. Batının derdi şu: Bu coğrafyanın tümünden intikam almak. Yahu çok mu umurunda demokrasi gelmiş.

Demokrasi kelimesini dillerinden düşürmüyorlar!
Çok mu umurlarındaydı Mısır’a, Tunus’a demokrasi gelmiş. Mübarek 30 yıldır ABD’nin uşağıydı. Uşak hafif kalır. Darbeyi yapanlar Mübarek’in generalleriydi. Adamı uçurdun. Şimdi yeni iktidar getireceksin, yine uşak yapacaksın. Batı için Mübarek’ten daha uşak bir iktidar, Mısır’da asla kabul edilemez. Mübarek'ten çok çok daha uşak biri gelecek, göreceksin. İsteselerdi Mübarek’i kaçırabilirlerdi. Yapmadılar. Çünkü yeni iktidara mesaj vermek istiyorlar. Söz dinlemezseniz Mübarek’ten daha beter olursunuz diye. Kafes içinde sergiledikleri Mübarek’i koz olarak kullanıyorlar.

PSİKOLOJİK HARP YÜRÜTÜLÜYOR

Medyanın tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye medyasına gelmeden, El Cezire, El Arabiya, BBC Arapça ve France 24 diye dört tane kanal var. Bunlar dörtlü çete. Bunlar habercilik yapmıyorlar. Bunlar 24 ayar çok kaliteli bir CİA operasyon merkezi gibi çalışıyorlar.

Psikolojik harp mi yürütüyorlar?
Psikolojik harp hafif kaçar. Bunların haberleri “ey devrimci Suriyeliler, ey devrimci Libyalılar, şurayı aldınız, burayı ele geçirdiniz. Buradan şuraya girin, Allahu ekber haydi” diye başlar. Düzmece konuklar, düzmece haberler, düzmece görgü tanıkları. Yaşanan olayların baş mimarı bu dört kanal. Çünkü insanlar bunları izliyor ve psikolojik olarak etkileniyor. Mesela dün dendi ki (muhaliflerin Trablus’a girdiği gün) Kaddafi’nin iki oğlu yakalandı. Psikolojik harbi iyi bilmeme rağmen, ben bile etkilendim. UCM’nin başkanı bile çıktı konuştu, muhaliflerin başkanı Abdulcelil basın toplantısı yaptı, oğul Kaddafi elimizde dedi. Bir ülkenin başkanı olacak olan adam El Cezire’ye çıkıp bunu diyorsa etkileniyorsun. Ama ne oldu, hepsi düzmece çıktı. Hani yakalanmıştı? Şimdi sen Libya yurttaşı olsan, moralin bozulmaz mı? Kaddafi yanlısı olsan, etkilenmez misin? Daha ne hikâyeler var. Asıl büyük hikâye şu.

Nedir?
El Cezire muhaliflerin Trablus’a girdiği gün, bir canlı bağlantı yaptı. Oğul Mahfus Kaddafi sözde evden telefonla canlı olarak kanala bağlanıyor. Konuşuyor, evdeyim, her şey kontrol altında vs diye. Yayın esnasında, aniden silah sesleri geliyor, burayı bastılar bağırışı duyuluyor ve birden bağlantı kopuyor. Oysa bu bir mizansen. Yalan, düzmece haber yapılmış. Düzmece tanıklar, görüntü bindirmeler, tümü düzmece. Görüntülere ses bindiriyorlar, fotoşoplarla, fotomontajlarla her türlü hileye başvuruyorlar.

Wikileaks belgelerinde 40 milyon dolar yardım yapıldığı ortaya çıkmıştı!
ABD Kongresi’nin kararı var 80 milyon dolar yardım yapıldı diye. Bunlar açıklanan rakamlar, önemli değil. Esas Suudi Arabistan var. Suudilerin ABD bankalarında 1.8 trilyon doları var. Oradan 3 milyon dolar verseler ne olacak ki. Faiz almıyorlar, haram ya, öylece duruyor o paralar orada.

Türkiye medyasına gelirsek?

Türkiye medyasına gelince. Birincisi, uluslararası medyanın, özellikle de “dörtlü çete”nin yarattığı baskı var. Dolayısıyla tek taraflı geliyor haberler. Medya da bunları kullanıyor. İkincisi, çıkar ilişkileri var. Belli merkezlerden gelen emirler üzerine, hep birlikte Suriye’ye yüklendiler.

Özellikle de yandaş basın ve İslamcı gazeteler. Suriye’ye dünden girmeye razılar!
Evet. Geçen sene bu vakitler bazı İslamcı gazetelerde “yaşasın Suriye” diyen kalemler, şimdi Suriye’ye girelim demeye başladılar. Bu inanılmaz bir savrulmadır. Hem felsefi hem de ideolojik anlamda. İçimizden bir sürü satılmış adam almışlar, bu adamlar da onların düşüncelerini pazarlayıp duruyorlar. Medyada bunlardan çok var. Satılmış, yalaka, aşağılık insan dolu. Bunlar Batılıların bu projelerini zorla kamuoyuna ve bilinçaltımıza yerleştiriyorlar. Bu saldırmanın aslında Türkiye’yi hedef aldığının farkında değiller.

Nasıl hedef alınıyor?
Türkiye iyisiyle kötüsüyle bölge için iyi bir modeldi. Şimdi bu modeli “İslami” bir modele dönüştürmek istiyorlar. Bu şekliyle de Arap ülkelerine pazarlayacaklar. Türkiye’deki İslamcıların mı Arap ülkelerinden etkileneceği, yoksa Arapların mı Türkiye’deki İslamcılardan etkileneceği temel sorundur bence.

Sizce kim daha fazla etkilenir?
Onu günler gösterecek. Şimdilik Arap ülkelerindeki İslamcıların Türkiye’deki İslamcılardan etkilendiği izlenimini alıyoruz. AKP’yi model alan partiler kuruluyor birer birer. Sıklıkla buralara gelip gidiyorlar, konuşuyorlar. Çünkü Batı onlara şunu empoze ediyor: AKP gibi olun, ılımlı olun, size iktidar yolunu açalım. Bir Arap ve Türkiyeli olarak şunu söyleyebilirim ki, Arap ülkelerindeki İslamcıların Türkiye’deki İslamcıları örnek alacaklarını sanmıyorum. Buna Suudiler asla, ama asla izin vermezler. Suudiler ılımlı İslamdan nefret ediyor.

(31 Ağustos 2011 tarihli Birgün gazetesinden alınmıştır).



 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS