Tarih: 14.09.2011 |  Haberler
Üniversite gençliğine ekonomik saldırı

AKP, üniversite öğrencilerinden harç alma sistemini torba yasayla gerçek bir haraç sistemine çevirdi. Alt sınıflardan tekrar alınan dersleri karaborsa mal düzeyine taşıyan yasa değişikliği, büyük sermaye ve devletteki uzantılarının eğitim düzenini ticarileştirme, emekçi halk çocuklarını yüksek öğrenimden mahrum bırakma yolunda ne kadar pervasızca hareket ettiklerini gösteriyor. Eğitim Sen İstanbul 6 No'lu Üniversiteler Şubesi'nin konuya ilişkin açıklamasını okurlarımıza sunuyor, bütün halkı AKP'nin gençliğe yönelik yeni soygununa karşı mücadeleye çağırıyoruz.

***

Yalanda “Ustalık”, Üniversitede “Müşteri” Dönemi

Her yıl öğrencilerden yükseköğretim maliyetine katılmaları için alınan harçlara ilaveten bu yıl yeni bir haraç sistemine geçilmiştir. Yeni sistemde alt sınıflardan tekrar alınan her ders için ayrı fiyatlandırmaya gidilmekte ve uygulamada fahiş miktarlar ortaya çıkmaktadır. Üstelik bu gelişmeler, “üniversite harçlarına zam yapılmayacak" açıklamalarının gölgesinde yaşanmaktadır.

Örneğin 2005 yılında üniversiteye girmiş ve alt sınıflardan ders alan bir öğrenciye sadece bir dönem için 1500 TL’lik bir harç hesaplanmıştır. Yine 2008’de afla üniversitesine dönen bir öğrenci ise 187 TL’lik harç ile birlikte toplamda yaklaşık 600 TL harç ödemek zorunda bırakılmıştır.

AKP’nin “vergi affı” olarak sunduğu torba yasanın içerisinden emekçilerin, kadınların ve gençlerin haklarına yönelik saldırılar hız kesmeden uygulamaya konulmaktadır. Son örneğini üniversite harçlarında gördüğümüz uygulama ile AKP milyonlarca üniversite öğrencisini ve aileleri ciddi bir maddi yükün altına sokmakla kalmayıp, yükseköğretim sistemini tamamen ticarileştirmiştir.

Bilindiği üzere AKP, torba yasa değişikliği içerisindeki yükseköğretime dair düzenlemeyi “artık üniversitelerden atılma kalkacak” diye topluma duyurmuştu. Ancak düzenlemenin asıl amacının ne olduğu, üniversitelerine kayıt yenilemeye giden öğrencilerin, bir bütün olarak eğitim hizmeti değil, tek tek ders satın almaları gerektiğini öğrendiklerinde ve adeta faturalandırılmış harç miktarları ile karşılaştıklarında anlaşılmıştır.

Durmak Yok Sömürüye Devam!

2011/2174 sayılı ve 30/6/2011 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’nın 22. maddesi ile daha önceden de uygulanan “üniversitelerin özellikleri, öğrenim dallarının nitelikleri ve süreleri göz önünde tutularak fakülte, yüksekokul, enstitü ve bölümler itibarıyla yüzde 30 oranına kadar artırmaya üniversite yönetim kurulları yetkilidir” düzenlemesi yinelenmiştir. “Her ile bir üniversite” diyenlerin açtıkları üniversitelerin alt yapı, fiziki koşulları ve sahip oldukları donanımlar göz önüne alındığında üniversite yönetim kurullarının harç miktarlarını artırarak maliyetlerini öğrencilerin üzerinden karşılaması kabul edilebilir bir durum değildir.

Hesaplama Nasıl Yapılmaktadır?

Birçok üniversiteyi kapsayan araştırmamız, öğrenci işleri daire başkanlıklarının uygulamanın nasıl gerçekleşeceğine dair bir bilgilerinin olmadığını göstermiştir. AKP, torba yasa ile farklı konularda düzenlemelere giderek kamuoyunun dikkatini dağıtma noktasında amacına ulaşmıştır. Birçok öğrencinin değişikliği yeni fark etmesi dışında, sistemi uygulayacak personel dahi düzenlemelere dair net bir bilgiye sahip değildir.

Üniversiteden atılmanın kaldırıldığına dönük ifadelerin gerekçesi olarak sunulan değişikliklerle 2547 sayılı kanunun 44. maddesinin c bendinde ifade edilen azami süreler ön lisans için dört, lisans için yedi, lisans ve yüksek lisans derecesini birlikte veren programlar için dokuz, yüksek lisans için üç ve doktora programları için altı yıl olarak belirlenmiştir.

Bu süreler göz önüne alındığında azami süresi içindeki öğrenciler için 2547 sayılı Kanunun 46. maddesinin ilgili bendi aşağıdaki değişiklik gerçekleştirmiştir.

ç. 44 üncü maddenin (c) fıkrasındaki süreler içinde aynı yükseköğretim kurumundaki öğrenimi sırasında bir derse üçüncü defa kayıt yaptırılması halinde, ilgili dönem için öngörülen katkı payı ya da öğrenim ücretinin yanı sıra bu maddenin (c) fıkrasına göre hesaplanan kredi başına ödenecek katkı payı veya öğrenim ücreti; dersin alınacağı dönem için belirlenen kredi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin yüzde elli fazlası, dördüncü defa kayıt yaptırılması halinde yüzde yüz, beşinci veya daha fazla defa kayıt yaptırılması halinde ise yüzde üçyüz fazlası ile hesaplanır.

Bu değişikliğe göre bir derse üçüncü defa kayıt yaptırılması halinde başlayan ve sonrasında da yukarıdaki madde hükmünün uygulandığı bir sistem oluşturulmuştur. Yani bugüne kadar alınan dönemlik katkı payına ilaveten ayrı bir fiyatlandırma mekanizması kurulmuştur. Katkı payına eklenen ve katkı payının dönem derslerine oranlamasıyla oluşturulan ve bir üniversite öğrencisinin kredi başına fiyatlandırma ile bir dersi üçüncü alışta yüzde 50, dördünce alışta yüzde 100, beşinci veya daha fazla aldığında yüzde üçyüz şeklinde artan oranlarda fazladan katkı payı ödeyeceği bir sistem getirilmiştir. Daha açık ifade etmek gerekirse 3. senesindeki bir öğrenci birinci sınıftan, alttan aldığı ders kredisi oranında katkı payına ilaveten ayrı bir bedel ödeyecektir.

Azami süresini tamamlamış öğrencilere uygulanacak olan sistemde ise söz konusu fiyatlandırma oranları daha da artırılarak yine 2547 sayılı Kanunun 46. maddesi aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

d. 44 üncü maddenin (c) fıkrasındaki süreler içinde öğrenimin tamamlanamaması halinde, her bir ilave ders için kredi başına ödenecek öğrenci katkı payı veya öğrenim ücreti; dersin alınacağı dönem için bu maddenin (c) fıkrasına göre belirlenecek olan kredi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin yüzde yüzü, ikinci defa kayıt yaptırılması halinde yüzde ikiyüzü, üçüncü defa kayıt yaptırılması halinde yüzde üçyüzü, dördüncü ve daha fazla defa kayıt yaptırılması halinde ise yüzde dörtyüzü olarak hesaplanır.


Paran Varsa Okursun, Yoksa…

Üniversitede okumanın maddi yükünün giderek arttığı bir dönemde, yetersiz düzeyde barınma ve burs hizmetinin veriliyor olması, özellikle alt ve alt-orta sınıfa mensup öğrencileri okurken çalışmaya itmekte ve kimi zaman iş arayışını yükseköğretim ihtiyacının önüne geçirmektedir. Başbakan Erdoğan’ın sürekli olarak istatistiklerle cilaladığı burs ve barınma hizmetinin üniversite öğrencilerinin ihtiyaçlarının karşılamasından çok uzak olduğu ise su götürmez bir gerçektir. Dolayısıyla ailesine maddi olarak yük olmak istemeyen ya da harcamalarını karşılamakta maddi yetersizlik içerisinde bulunan bir gencimiz, daha eğitim-öğretimini tamamlamadan çalışmak zorunda kalabilmektedir. Ayrıca bu düzenleme ile gençlerimizin, çeşitli cemaatlerin kontrolü ve denetimi altında bulunan yurtlara mahkum edilmesi de sağlanmıştır.

Getirilen düzenleme ile böylesi gerekçelerle derslerinde başarısız olan öğrencilerin içinde bulunduğu durum daha zorlaştırılmakta ve üzerindeki baskı daha fazla artırılmaktadır. Bu düzenleme fiili olarak, birçok kişinin katkı payı adı altında toplanan har(a)çlarla üniversite eğitim-öğretimine son vermeye kadar gidebilecek ve onları eğitim hakkından mahrum bırakabilecek bir konumdadır. Kaldı ki 2011/2174 sayılı ve 30/6/2011 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’nın 2. maddesinde “süresi içinde katkı payı veya öğrenim ücretini ödemeyenler ve mazeretleri ilgili yükseköğretim kurumunun yönetim kurulunca kabul edilmeyenler, o dönem için kayıt yaptıramaz ve öğrencilik haklarından yararlanamaz.” ifadesine yer verilmiştir.

Öğrenciler Arasındaki Rekabet Kalıcılaştırılmak İstenmektedir

2011/2174 sayılı ve 30/6/2011 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’nın 6. maddesinde ifade edilen “başarı ortalamasına göre dönem sonu itibarıyla yapılacak sıralamada ilk yüzde 10'a giren birinci öğretim öğrencileri, bir sonraki dönemde ödeyecekleri öğrenci katkı payının yarısını öderler” şeklindeki düzenleme ile de öğrenciler arasındaki rekabetin kalıcılaşması amaçlanmaktadır. Söz konusu piyasalaştırma mekanizmasının, derslerin öğretim elemanları ile öğrencileri karşı karşıya bırakma ihtimali ise son derece yüksektir. Nihayet fatura yine, parasız ve nitelikli yüksek öğrenim hizmeti bekleyen milyonlarca genç insana olduğu kadar, üniversite emekçilerine, bilim insanlarına da çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Soruyoruz!

Gerçekleştirilen düzenleme ile öğrencileri çalışmaya teşvik etmek isteyenlere, “onlar da derslerinden kalmasın, okullarını zamanında bitirsin” diyenlere soruyoruz:

· Her fırsatta milli iradenin kutsallığından ve “ileri demokrasiden” bahsedenler üniversite öğrencileri hakkında bir karar alırken neden onların iradesine başvurmamıştır?
·Yükseköğretime dair izlenen politikalarda üniversite bileşenlerinin demokratik katılımına neden izin verilmemektedir?
· Maddi imkânları yetersiz olan gençlerimizin okumaya hakkı yok mudur?
· Kredi Yurtlar Kurumu tarafından verilen burslarla bir üniversite öğrencisinin bir işe ihtiyaç duymadan Türkiye’nin her yerinde okuyabilmesi mümkün müdür?
· Akademisyenler ile öğrenciler arasındaki ilişkinin harçlar üzerinden şekillenebilme ihtimalini oluşturan bir sistemde eğitimin niteliği zarar görür mü?
·YÖK, üniversiteyi sadece diploma veren meslek edindirme kursu olarak mı görmektedir?

Bilinmelidir ki sendikamız Eğitim Sen bu uygulamaya karşı gerekli hukuki adımları atmakla kalmayıp, tüm örgütlü gücüyle parasız ve kamusal eğitim talebi etrafında mücadelesini sürdürecektir. Eğitim Sen olarak öğrencilerimizin katkı payı adı altındaki har(a)çlarla müşterileştirilmesine, üniversitelerin şirketleştirilmesine asla izin vermeyeceğiz.



 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS