AB'nin Tarımı Çökertme Süreci Başladı - Dilek Onur
Tarım, bütün ülkelerin ekonomilerinde son derece kritik bir önem taşır. Neticede insanların yaşamaları için temel gereksinimleri sağlayan ve sanayinin birçok kolunun hammaddesini üreten dev bir sektörden bahsediyoruz. Bu sektördeki daralmalar bir ülkenin dışa bağımlılığını doğrudan etkileyebileceği gibi özellikle de bizim gibi nüfusun yaklaşık %36'sının (DİE 2000) tarımla uğraştığı ülkelerde önemli yoksulluk dalgalarına sebep olabilmektedir. Ülkemizdeki bir avuç zengin-büyük patron ise, kendi çıkarları için, böylesi bir kritik alanda bile tüm ipleri AB'li emperyalistlerin eline bırakmaktan bir rahatsızlık duymuyor.
AB ise, Türkiye'deki her türlü "meşru" iktidarların kendisine kölece itaat etmesinden aldığı güçle iyice pervasızlaşıyor. Normal şartlarda bütün ortaklarına verdiği tarımsal destek fonlarını Türkiye'ye vermeyeceğini çok önce belirtmişti. Bu destekler "uyum" sürecinde yaşanacak sıkıntıları atlatmaları için aday ülkelerin çiftçilerini desteklemesi açısından son derece önemli. Bu tür fonlar sömürüyü ortadan kaldırmasa bile, aday ülkelere diğer yıkımların yanında bir nevi sus payı niteliği taşır.
Ancak, AB fonları vermediği gibi, Türkiye'deki tarım politikalarına müdahale ederek her türlü tarım desteğinin kaldırılmasını da istiyor. Böylece kendi ülkesinde devleti tarafından desteklenen ve gelişmiş Avrupalı tarım sektörleri ile bizim görece geri kalmış ve her türlü destekten mahrum tarım sektörümüzü baş başa bırakacaklar. Hem de kendi tarımımız için her hangi bir gümrük tedbiri şansı da ortadan kalkacak.
Daha bitmedi. AB'li emperyalistler Türkiye'deki tarım ile uğraşan nüfusun azaltılmasını istiyorlar. AB emperyalistlerinin bugüne kadarki talepleri ve bizim egemen çevrelerimizin bugüne kadarki icraatları, tarımla uğraşan nüfusun azaltılmasında halkımızın yararına yöntemler kullanılmasını beklemek hayalden öte bir şey değildir. Yukarıda saydıklarımız ile bu talep birleşince durumun vahameti daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Günümüzde tarımsal ürünlerden köylülerimizin elde ettiği kâr oranı oldukça düşük ve daha da düşürülmek isteniyor. Bu koşullar altında ancak büyük toprak sahipleri ve geniş ölçekli tarımsal üretim yapan büyük şirketler yaşama şansı bulabilecek. Böylece köylülerimiz topraklarından zorla, iflaslarla koparılıp şehirdeki işsizler ordusunun sayısını arttırmaya itilecek. Türkiye hâlihazırdaki işsizlik oranıyla baş edemiyorken bir de köylerden gelen yeni işsizler buna eklenecek. Bu durum da zaten düşük olan işçi ücretlerini daha da aşağılara çekecek.
Görüldüğü gibi sömürücü sınıfların saldırıları işçilerin ve köylülerin çıkarlarını gün geçtikçe ayrılmaz bir şekilde ortaklaştırmaktadır. Köylüler bu saldırılar karşısında çaresiz değildir. Toprağına ve hayatına sahip çıkmak için örgütlenmek, işçi sınıfının ve ezilenlerin sömürüye ve baskıya karşı mücadelesine katılmak, ülkenin kaderine ağırlığını koymak imkânsız değildir. Emperyalistlerin ve egemenlerin saldırılarına tek başına karşı koymak mümkün değildir. Köylüler her türlü olanaklarını birleştirmeli ve toprağına, geleceğine sahip çıkmalıdır.

