Kitap Dizisi:4 |  Ahmet Erhanlı |
ENİS BATUR: ÖLÜ ORDUNUN GENERALİ

     Aslında sonunda söylememiz gerekeni en başta söyleyerek yazımıza giriş yapalım: Enis Batur ve çevresindeki burjuva aydınlar sosyalizme ve toplumsal gerçekçiliğe büyük bir saldırı başlatmış bulunuyorlar. Bu toprakların yetiştirdiği komünist değerlerimizi unutturmak, komünist şairlerimizi, yazarlarımızı, toplumsal gerçekçilik akımını savunan edebiyatçılarımızı tarihten silme amacını güdüyorlar.


     Bu girişten sonra herkesin okumasını umduğumuz bir alıntıyla derdimizi aktarmaya çalışalım.
     "Tahta Troya'da Ece Ayhan üzerine üretilen eleştirel metindeki çok metinlilik ile sözdizimindeki, genellikle saptanabilecek, çok düzlemlilik yani çizgisel olmayan bir söylem bakıma zihinsel yapında, anında birden fazla konuya sapma, belki, başka bir deyişle dikkat dağınıklığı, ama bulanık olmayan bir dikkat dağınıklığı bu -(bu yüzden zaman zaman dil karışıklığı-dil çokluğundan-, dağınıklığı bazılarınca savrukluğu, hatta dili kullanmayı bilmediğin noktasına vardırılan saçma yorumlara yol açabilen bir düzlemleşme bu) buluşuyor diye düşünüyorum. Dolayısıyla da ürettiğin metinler, türü ne olursa olsun sendeki içkin, -makro planda, kendi biçemine uyuyor. Bir bakıma biçem kişinin kendisidir tanımına mı geliyorum, neyse, bu saptamalar ve konular üzerine neler dersin?"
     Tahammül sınırlarımızı zorlayarak sonuna kadar okumaya çalıştığımız ve sizin de okuduğunuzu umduğumuz bu anlamsız yığını oluşturan kişi prof. dr. ünvanlı Mustafa Durak adında birisidir. Herhalde uzmanlığı Türkçe'yi katletmek olan bu profesörün bir soru sormak istediğini bu yığma sözcüklerin sonuna "soru işareti" koyduğu için anlıyoruz. Ama, işin ilginci, Enis Batur'un hiç renk vermeden soruyu anlamış gibi yapıp bu duyduklarına bir cevap vermesidir. Onun verdiği ve soruyla aynı "değer"i taşıyan cevabı merak edenler Cumhuriyet'in 23 Ekim 1997 tarihli ve 401 sayılı Kitap Eki'ne bakabilirler.

     Ümidin Düşmanları
     Bu yazının amacı, kendilerini toplumdan soyutlamış, emekçilerin sorunlarıyla hiçbir ilgileri kalmamış çok küçük bir grup sözde entellektüelin hangi dertlerle uğraştığını göstermek değil. Asıl vurgulamak istediğimiz konu, böylesi anlaşılmaz sözlerin arkasına gizleyerek yapmaya çalıştıkları sosyalizm düşmanlığıdır.
     Şimdi bu kampanyada taraf tutanların edebi, siyasi ve ekonomik kimliklerini kısaca hatırlatalım:
     Taraflardan birisi olan Yapı Kredi Yayınları (YKY), başında altın kaçakçılığıyla suçlanmış, karapara aklamakla itham edilmiş Karamehmetlerin bulunduğu Çukurova Holding'e bağlı Yapı Kredi Bankası'nın bir yan kuruluşudur. Edebiyat alanına büyük sermayeler yatırarak giren YKY, şu anda bünyesinde Türkiye'nin önde gelen bir çok yazarını ve edebiyatçısını barındırmaktadır. Bağlı olduğu holdingin finansal gücünü sağlayan Yapı Kredi bankası, 80 darbesi öncesinde Garanti ile birlikte sendikalaşmanın en yaygın olduğu bankacılık kuruluşlarından birisiydi. Darbenin hemen ertesinde büyük bir kıyıma girişerek, sendikalaşmanın gerçekleşmesini sağlayan yüzlerce insan işten atılmıştı. Ardından, büyük finans çevrelerinin baskısı ve önerisiyle bankacılık ve finans kurumları grev hakkının kullanılmasının anayasa marifetiyle yasaklandığı alanlara dahil edilmişti. İşte, YKY, sendikal kıyıma yolaçan Çukurova Holding tarafından emekçi düşmanı yüzünü gizlemekte ve kaybettiği prestijini aydınlar gözünde tekrar kazanmakta bir araç olarak kullanılmaktadır.

     Orgeneral Batur
     Taraflardan diğeri olan Enis Batur, 1970'li yılların sonunda yazmaya başladığı, kendi içinde bütünsellik taşıyan uzun şiiri "Opera"nın kimi bölümlerini dönem dönem çeşitli yayınevlerinden kitaplaştırarak çıkarttı. En son Altıkırkbeş yayınevinden çıkan "Opera" adını taşıyan kitabından sonra, daha önceki kimi eserlerinin de aralarında bulunduğu 5 kitabının yayın hakkını Yapı Kredi Yayınlarına verdi.
     Enis Batur'u edebiyatçı kimliği dışında tanımayanlar için onun soyadından yola çıkarak bir anımsatmada bulunabiliriz. Enis Batur, 12 Mart'ın ünlü cuntacılarından Orgeneral Muhsin Batur'un oğludur. Yaşıtı sanatçılarımızın 12 Mart işkencelerinden geçtiği ve yıllarca hapse konulduğu dönemlerde, faşist darbeyi gerçekleştiren babasının sayesinde öğrenciliğinin büyük bir kısmını özel okullarda yapmış, daha sonra da elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan uzun yıllar boyunca yurtdışında yaşamış bir kişidir kendisi.
     Solcu hiçbir etkinlikte yer almayan, solu anımsatacak, toplumsallığı gündeme getirebilecek eserlerden ısrarla uzak kalan ve malumatfuruşluğu aydın olmak sanan Enis Batur, bugün YKY'nin genel yayın yönetmenliğini yapıyor, bu kurumun yayın politikasını belirliyor. Enis Batur Paris ve New York gibi kapitalist metropollerde moda olan tüm akımların ürünlerini en kısa zamanda türkçeye çevirtip yayınlatmakla ün kazanmıştır. Türkiye'nin edebiyat dünyasına "kazandırdığı" bütün bu "eser"lerin ortak özelliği, emekçiden, halktan yana en küçük bir içerik taşımamaları, insanların geleceğe güven duymalarını sağlayacak hiçbir güzellik yansıtmamalarıdır.

     Holding Profları
     Bu kısa tanıtmalardan sonra Ürün'de Enis Batur hakkında yazma amacımıza geçebiliriz.
     Yukarıdaki alıntı gibi, birazdan vereceğimiz alıntılar da M. Durak'ın, "Opera" üzerine 23-24 Ekim tarihlerinde Antalya'da düzenlenen sempozyum için Enis Batur'la yaptığı ve "'Opera' odağında Enis Batur şiiri" adını taşıyan ve Cumhuriyet'in belirtilen kitap ekinde yayınlanan röportajından alındı. Sözkonusu sempozyuma hangi kıstaslara göre seçildikleri ve sanatsal faaliyetlerini nerede gerçekleştirdikleri bilinmeyen üç beş cahil profesörün başını çektiği 10'a yakın kişi katılmıştı. Bu "yâran"a hiç yakışmadığını düşündüğümüz Ahmet Oktay gibi marksizmi savunan, proletarya bilimini kılavuz edinen ve diyalektiği bir yöntem olarak benimseyen bir edebiyatçı ve belli ölçülerde Doğan Hızlan herhalde sırf bu cahiller meclisine itibar kazandırmak için çağrılmışlardı.
     Kendi sözleriyle şiirde "kararsızlığı seven" bir biçimi benimseyen Enis Batur, "şüphe; içeri ve dışarı yönelik şüphe..." içinde görünmesine rağmen, kendisine Mustafa Durak'ın yönelttiği
     "20. yüzyıl Türk şiirinde sence gerçekten şiir dahisi sayabileceğimiz kişiler kimler olabilir?" sorusuna karşı verdiği cevapla sınıfsal tavrını çok net ve bahsettiği şüphe ile kararsızlıktan uzak biçimde ortaya koymakta tereddüt etmiyor:
     "Önce Yahya Kemal tabii, yolumuzu açan odur. 1945-65 arası yazdıklarıyla Dağlarca, sonra. Ardından, benim için, Necatigil, Ece Ayhan ve Oktay Rifat gelir. Bu beş şair, şiirimizin parametrelerini değiştirmişlerdir." (vurgular bize ait)
     Görüldüğü gibi, bir anda sayabileceğimiz, önce ve elbette Nazım Hikmet, sonra da Ahmet Arif, Enver Gökçe, Hasan İzzettin Dinamo, Attila İlhan, Rıfat Ilgaz, Arif Damar, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Metin Demirtaş, Ahmet Oktay, Özdemir İnce, Can Yücel, Ataol Behramoğlu, Metin Altıok gibi şair ve edebiyatçılarımızın hiçbiri, evet hiçbiri Batur'un saydığı "şiir dahileri" içinde yer almıyor ve gene hiçbiri şiirimizin "parametrelerini" değiştirecek çapta değerlendirilmiyor. Edebiyatımızda en köklü değişimi başlatan, şiirimize yepyeni bir ses getiren Nazım Hikmet'i ve bir bütün olarak toplumcu gerçekçi şairleri yirminci yüzyıl Türk şiirinden kazımaya yelteniyor Enis Batur. Yerli ve yabancı kapitalist tekellerin kamusallığın kökünü kazımaya yönelik yağma seferinin bir benzerini kültür, sanat ve edebiyat alanında gerçekleştirmeye çalışıyor. Finans kapitalin kalelerinden Yapı Kredi bankasının kültür komiseri olarak kapitalist asalakların artık sanat alanını da bütünüyle kendi tekellerine alma operasyonunu uyguluyor. Türkiye'nin kültür dünyasını şekillendiren, ülkenin yüzakı olan ve onurunu temsil eden sosyalist, toplumsal gerçekçi şairlerimizden hiçbirinin adını anmayarak, yeni nesillere ruhsuz, düzenle barışık, akmaz kokmaz bir kültürel yapı bırakma gayreti içinde bulunuyor.

     İyi Aile Solculuğu
     Batur'un cevabının kendisinin kişisel düşüncesi olduğu varsayılarak çok önemsenmemesi gerektiği söylenebilir. Elbette, bizler hiç kimsenin bireysel yaklaşımlarına karşı oturup yazı yazacak durumda değiliz. En fazla yapacağımız kendi bakış açımızı yansıtmak, sınıfsal konumlanışımıza uygun olarak eleştirilerimizi iletmek olurdu. Ancak, Batur bu yaklaşımını yalnız başına oturduğu bir sırça köşkte dillendirmiyor. Onun yaptığı, çevresine kümelenmiş grupla birlikte, bir çeşit kültür komiserliğine soyunmak ve kimlerden hoşlanıp kimlerden "feyz" alacağımıza kadar yaşantımızı ve çizgimizi holdinglerin belirleyeceği sınırlar çerçevesinde tutmaya çalışmaktır.
     Bu grup, Ankara'daki Tandoğan Meydanı'na adı verilen 1940'lı yılların Ankara valisi Nevzat Tandoğan'ın söylediği "Bu memlekete komünizm gelecekse, onu da biz getiririz" vecizesine benzer şekilde, "bu memlekette sol edebiyat varolacaksa, onu da biz belirleriz" mantığı ile hareket ediyor ve bunu çoğunlukla solcuların okuduğu bir gazetede, Cumhuriyet'te beyan etmekten çekinmiyorlar.
     Bu komiserlerin derdi, şu anda ülkemizde yaşanan özelleştirme saldırısını kültür-sanat alanına da taşımaktır. Halkımızın on yıllar boyunca alınteriyle yoğurarak oluşturduğu değerlerimizi emperyalist kapitalist tekellere peşkeş çekenler, telefon kuruluşlarını, elektrik santrallerini, petro-kimya tesislerini özelleştirenler, aynı saldırıyı edebiyat alanında da gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Yeni yetişen şairlerimizin, yazarlarımızın, ressamlarımızın aklına, yaratıcılıklarına ipotek koyabileceklerini, onların düşünsel faaliyetlerini zapturapt altına alabilecekleri yanılsamasını taşıyorlar. Halkımızın mücadele içerisinde öne çıkarttığı, toplumsal eşitlik savaşının farklı yönlerini eserlerine yansıtan, işkencehanelerde, grev boylarında, mitinglerde yaşanan kollektif acıları, kollektif sevinçleri bilince çıkartan sanatçılarımıza vize koyabileceklerini sanıyorlar. Sanatın herhangi bir dalına yönelmek isteyenlere "al sana edebiyat"; soldan yana, emekten yana üretmek isteyenlere "al sana solculuk"; hatta bir adım sonra "al sana sosyalizm" diyerek kendi karanlık, bencil değerlerini benimsetebileceklerini düşünüyorlar.
     Hem Enis Batur'un hem de çevresindeki ikbal avcılarının unuttukları bir şey var. Komünistler sanatın proletarya mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğunun bilinciyle, ürünlerimize ambargo koymaya, değerlerimizi unutturmaya çalışanlara, sosyalist mücadele tarihinin sanatsal yönünü biçimlendiren komünist kişiliklerimize saldıranlara karşı hak ettikleri cevabı vermeyi bilirler.

     Kiralık Sanatçılar
     En başta söylediklerimizi daha kalın puntolarla bir kez daha tekrar etmek istiyoruz: Enis Batur ve çevresindeki burjuva aydınlar sosyalizme ve toplumsal gerçekçiliğe büyük bir saldırı başlatmış bulunuyorlar. Bu toprakların yetiştirdiği komünist değerlerimizi unutturmak, komünist şairlerimizi, yazarlarımızı, toplumsal gerçekçilik akımını savunan edebiyatçılarımızı tarihten silme amacını güdüyorlar.
     Burada tüm sosyalist sanatçılarımız, şairlerimiz ve edebiyatçılarımız ile sosyalist kültür dergilerimize büyük bir görev düşmektedir. Kendisini sosyalist kültür-sanat dünyasına ait gören bütün insanlarımız, bize karşı yapılan bu sinsi saldırıyı ısrarlı bir kampanya sonucunda geri püskürtme görevi ile mükelleftir. Ve elbette ki sosyalist, toplumsal gerçekçi edebiyatçılarımızın bu görevlerini de kaleme aldığımız bu mütevazi yazının boyutlarını ve niteliğini aşan, çok daha kapsamlı bir şekilde yerine getireceklerinden yana hiçbir kuşkumuz yoktur.
     Enis Batur ve emekçi düşmanlığı yapmaya cüret eden herkes bilsin ki, hiçbir holdingin parasal gücü, bizlerle değerlerimiz arasına sınır koymayı başaramayacaktır. Sanatlarını burjuvazinin hizmetine kiralayan tüm "sanatçı"lar "bu güzelim memlekete, en şanlı elbisesi ile, işçi tulumuyla, hürriyet" geldiğinde, "o büyük günü" gene bizim şairlerimizin dizeleriyle karşıladığımızı görecekler.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 ENİS BATUR: ÖLÜ ORDUNUN GENERALİ
 TÜRKİYEDE DİN-DEVLET İLİŞKİLERİ

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS