Sosyalist Dergi: 25 |  Ahmet Erhanlı |
Çekin Ellerinizi Komünist Şairimizden



Dönemin Demokrat Partili egemenleri tarafından, yasadışı bir şekilde askere alınıp öldürülme tehlikesi karşısında Sovyetlere iltica ettiği için, 1951 yılında “vatan haini” suçlamasıyla Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarılan büyük ozanımız Nâzım Hikmet’e vatandaşlık hakkı geri verilecekmiş. Böyle buyuruyor burjuva televizyonları, radyoları, gazeteleri, haber siteleri. Neymiş; Nâzım Hikmet’e itibarı iade edilecekmiş; yani bir iade-i itibar sözkonusu. Hani önce insan kendi kendine bu kadarı da olmaz diyor. Biz size soralım bakalım, emekçiler nezdinde yok olan sizin itibarınızı kim iade edecek? Elbette ki içinden haberi duyar duymaz sevinçten etekleri zil çalanlar da olmuyor değil. Onlara da diyecek bir şeyimiz yok. Birileri kendilerini Nâzım Ustanın itibarını iade edecek mertebede görüyor, diğerleri de bu oyuna geliyor. Şıracının şahidi bozacı.
Siz kimsiniz ki Nâzım Ustanın itibarını iade edeceksiniz? Sizin kaç paralık olduğunuzu Nâzım Usta şiirlerinde ne de güzel anlatıyor. Okusanız da anlar mısınız ki, bilmiyoruz. Bir iktidar uğruna, sırf ABD’ye kendilerini beğendirmek ve NATO’ya girmek için Kore’de gencecik insanlarımızı ölüme yollayanların mirasçıları herhangi bir “itibardan” bahsedebilirler mi? Danışmanının ABD’ye “bu adamı tuvalete atıp da sifonu çekmeyin, işinize geldiği gibi kullanın” dediği kişilere mi kalmış Türkiye’nin komünist şairine itibarını iade etmek. Halkını yokluğa, yoksulluğa, açlığa, sefalete, emperyalizm esaretine mahkûm edenlere mi kalmış Nâzım Hikmet’in itibarını iade etmek. Size sesleniyoruz Amerika’dan, AB’den, İsrail’den icazet alıp Siyonistlere gebe kalan kuklalar! Siz, onuruyla, alınteriyle ömrünce hiç kimsenin malına el uzatmadan yaşayan emekçilerin Nâzım’ını bırakın da, eğer hâlâ imkân kaldıysa, kendi itibarınızı kurtarmaya bakın.
Nâzım Usta, yaşadığı hayatla, verdiği kavgayla, taşıdığı komünist kimliği ve onuruyla, emekçilerle ve yoksul halkla olan dostluğuyla, bu ülkede yattığı hapishanelerdeki can yoldaşlığıyla, dünya halklarının kardeşliği için verdiği mücadeleyle, hiç durmadan, yorulmadan, yılmadan, yüreğiyle, bileğiyle, onuruyla ve bilgeliğiyle en yüksek mertebeye erişmiş bir yüce insandı. Asla egemenlerden af dilemeyecek kadar militan, komünist partisi genel sekreteri olacak kadar sosyalizm mücadelesinin içindeydi.
Siz kimsiniz ki işçisinin, emekçisinin, halkının gönlünde en yüksek mertebeye erişmiş komünist şairimize bir mertebe tespit edeceksiniz? İşçi sınıfımız da, emekçi halkımız da cennetini kaybetmeyen Nâzım’ı hiç terk etmedi. Terk etmeyecek de. Nâzım Hikmet, Türkiye ve dünya işçi sınıfının ve emekçi halkın yaptığı her eylemde, her direnişte, her grevde yanı başındaydı. Nâzım Hikmet ilerici, devrimci, sosyalist, komünist gençlerin söylediği her şiirde dillerdeydi. Evlerimiz basılırken, kitaplarımız yakılırken, şiirlerimiz yasaklanırken, biz faşistleri kovalarken, içerde dışarda, masada, sırada ne biz onu yalnız bıraktık, ne de o bizi yalnız bıraktı. Ne biz onu yalnız bırakacağız, ne de o bizi yalnız bırakacak. Timsah gözyaşları dökmekten başka bir şey yapmadığınız Gazze’deki kanlı pis ellerinizle komünist şairimize dokunamayacaksınız.
Nâzım’ın itibarını iade etmek, anadilde eğitim hakkı isteyen öğrenciler yargılanırken, Kürtçe kitap yazanlar işkencelerden geçirilirken, basılan dergiler sırf Kürtçe olduğu için toplatılırken, Kürtçe meclis tutanaklarına “bilinmeyen dil” olarak geçerken çıkıp TRT Şeş kanalı açılışında, yarım ağız Ahmet Kaya’dan, Ahmed Arif’den özür dilenmeli diyen Ertuğrul Günay’a kalmadı.
Ne de yargısız infazlar döneminin bakanı Cemil Çiçek’e. Ne de Nâzım’ın uğruna hapisler yattığı Türkiye işçi sınıfının meydanlara çıkmasından korkan Tayyip Erdoğan’a. Ne de demokrasinin zerresinden bile ürken, kendini egemenlere beğendirmek için taklalar atan Abdullah Gül’e. Ne de, onu kağıt üstündeki vatandaşlıktan atarak halktan koparacaklarını sanan bütün kapitalistlere.
Kapitalistler ve işbirlikçileri işçi sınıfının sıra neferi Nâzım Hikmet’i vatandaşlıktan atarak onu halktan koparacaklarını, onun düşüncelerinin yayılmasını önleyeceklerini, işçi sınıfına ve emekçi halkımıza bilinçli öncüsünü unutturacağını zannetti.
Bizler biliyoruz ki eğer Nâzım Hikmet 1951’de yurt dışına gitmeseydi Sabahattin Ali’ye sınır boyunda reva görülen muameleye maruz kalacaktı. Evet, bu memleket Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan gibi devrimcilerin “sizin” yasalarınızla idam edildiği, Mahir Çayan ve yoldaşlarının “sizin” yasalarınıza rağmen yargısız infaz edildiğini gördü. Devrimcileri, komünistleri asan, katleden bir zihniyet, “bizim” itibarımızı veremez. “Sizin” kararlarınız, “bizim için” hükümsüzdür. Açılmadan iade ederiz.
Nâzım Hikmet kapitalistler gibi, ruhunu iktidar sofralarına meze yapmışlardan biri değildi. Nâzım Usta’nın mücadelesi, onuru, kavgası söz konusu olduğunda, bırakın sizin gibi ömrü boyunca düşman bellediklerini, kendi dostlarının iyi niyetle söylediklerine bile katlanamayan bir devrimciydi. Nâzım Hikmet “komünistler kapitalist asalakları yok edeceklerse, elbette bunun bedelini de ödeyecekler” diyen yiğit bir militandı. Ona acıyan bir dostuna verdiği cevap unutulmaz:


Yatar Bursa Kalesinde

Sevdalınız komünisttir
On yıldan beri hapistir,
Yatar Bursa kalesinde.

Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar,
En âlâ bir mertebeye ermiş yatar,
Yatar Bursa kalesinde.

Memleket toprağındadır kökü,
Bedreddin gibi taşır yükü,
Yatar Bursa kalesinde.

Yüreği delinip batmadan,
Şarkısı tükenip bitmeden,
Cennetini kaybetmeden,
Yatar Bursa kalesinde.

Onun kökü zaten memleket toprağındadır. Burjuvalar onu Türkiye işçi sınıfının kalbinden ve aklından söküp atamadı. Nâzım Usta bizden biri olarak yanı başımızdaydı zaten. Halkının gözünde en âlâ mertebeye ermişti. Yalnız bizim halkımızın gözünde mi? Dünya halkları da Nâzım’ı bilirler elbette.
Bizim Nâzım Hikmet’imiz ABD’nin yok etmeye çalıştığı, sosyalist devrimi gerçekleştiren, emperyalizmi defeden Kübalılara mutluluğun resmini hediye ediyor;
Bizim Nâzım Hikmet’imiz Vietnam’da katledilen gerillalara, Şili’de kurşuna dizilen Halk Cephesi üyelerine dizelerini gönderiyor;
Bizim Nâzım Hikmet’imiz Atina’da sokağa çıkmayanları “sen yanmasan ben yanmasam biz yanmasak” diyerek mücadeleye çağırıyor;
Bizim Nâzım Hikmet’imiz emperyalizmin Hiroşima’da, Vietnam’da, Gazze’de attığı bombalara karşı “bulutlar adam öldürmesin”, “çocuklara kıymayın efendiler” diye haykırmaya devam ediyor.



Bizim Nâzım Hikmet’imiz bu ülke emekçilerinin en eski partisi Türkiye Komünist Partisi’nin genel sekreterliğini de yaptı. Unutmayın burjuvalar! Nâzım Hikmet’i kağıt üzerinde vatandaş yaparak yalnızca kendinizi kandırıyorsunuz. Nâzım Hikmet zaten bizimleydi, bu ülkedeydi, memleketindeydi. O en buralı, en dünyalı, en enternasyonalist ve en yurtsever komünistlerden biriydi zaten. Bizimle birlikte doğduğundan öldüğü güne kadar işçi sınıfının bir sıra neferiydi. O, bizimle birlikte her meydanda, her grevde, her direnişte, her eylemde siz bu ülkeyi sömürenlere göre, “vatan hainliğine” devam edecek.
Nâzım Hikmet’in vatandaşlığını iade ettiniz. İyi ettiniz. Kendi rezaletinizi temizlemeye karar verdiniz demek. Ama biz sizi affetmeyeceğiz. Biz, Nâzım’ın ifade ettiği gibi vatan haini olmaya devam edeceğiz.

Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,
Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.

Biz, bu memleket bizim, bizim dostlar, demeye, akın var akın, güneşe akın, güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın demeye devam ediyoruz.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 ENİS BATUR: ÖLÜ ORDUNUN GENERALİ
 TÜRKİYEDE DİN-DEVLET İLİŞKİLERİ

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS