Sosyalist Dergi: 19 |  Muhsin Salihoğlu |
Büyük Oyun

Egemen güçlerin ülke çapında başlattığı psikolojik harekât daha da derinleştiriliyor. Önce düşünce özgürlüğü yok edildi. Ardından toplantı ve gösteri özgürlüğü gasp edildi. Bütün ülkede bir linç havası yaratıldı. Kimliğini ve kültürünü savunmak isteyen Kürdün miting yapamadığı, uğradığı kıyımı anmak, yok edilen kardeşlerine ağıt yakmak isteyen Ermeninin lanetlendiği, F tipi hapishanelerdeki tecrite karşı bildiri dağıtmak isteyen TAYAD’lıların linç edildiği, afiş asmak isteyen TÜM-İGD’lilerin saldırıya uğradığı, solcuların sokağa çıkamaz hale getirilmesi için faşist başıbozukların sistemli olarak harekete geçirildiği bir rejim, emin olun ki, Türk emekçi halkının da düşmanıdır.
Newroz’da “bayrağa saygı” adı altında başlatılan provokasyon, Şemdinli’de suç üstünde yakalanan kontrgerilla bombalamalarına kadar uzandı. Susurluk zihniyeti bütün demokrasi makyajına rağmen iş başında. Halk düşmanları, halkı birbirine kırdıracak cinayetlerini planlı ve örgütlü olarak tezgâhlamaya devam ediyorlar. Kanunsuzluğun en derinine batmış canilerin hâl⠓devlet otoritesinin meşru temsilcileri” olarak boy göstermesine şu ya da bu gerekçeyle göz yumanları halk da affetmeyecektir, tarih de.
Açıkça söyleyelim, kardeş halklara karşı şovenizmi körükleyenler, emekçi halkı acımazca sömüren kapitalist patronlara hizmet ediyorlar. Sınıfsal sömürü ile ulusal zulüm her zaman el ele gider. Dili, dini, inancı, etnik kökeni ne olursa olsun, bütün emekçiler kardeştir. Şovenizme kararlı biçimde karşı durmadan, enternasyonalizmi her koşulda savunmadan, emekçilerin kapitalist sömürüye ve emperyalist saldırıya karşı seferber edilmesi mümkün değildir. Sırf anadilde eğitim ilkesini tüzüğüne yazdığı için Türkiye’nin en büyük sendikasını kapatmaya kalkanlar, halkımızın birliğini ve dirliğini ayaklar altına aldıklarını bilmek zorundadırlar. Sırf kimliğine ve kültürüne sahip çıkan kardeşlerimizi kalleşçe bombalarla katledenler, sadece Kürtlere değil, başta Türkler olmak üzere Türkiye’de yaşayan bütün halklara en büyük kötülüğü reva görüyorlar.
Şovenizmi körükleyen çevreler aynı zamanda ülkeyi Amerikan emperyalizminin askeri planlarına daha da bağlayıcı adımlar atıyorlar. Şovenizmi körüklemekle emperyalizme teslimiyet aynı madalyonun iki yüzüdür. Kürt düşmanlığını, Ermeni düşmanlığını, sol düşmanlığını halkı geleneksel despotizme kul köle ederek kötürümleştirmenin ve kapitalist düzeni sağlamlaştırmanın etkili yöntemi sayanlar, komşu halklara karşı tehlikeli bir oyuna da alet oluyorlar.
Son dönemde hangi yetkilinin konuşmasını ve demecini dinlesek, ortak bir temayla karşılaşıyoruz. Devlet, hükümet ve genelkurmay başkanlığı düzeyinde Amerika’nın “en büyük dostumuz ve müttefikimiz” olduğu defalarca vurgulandı. Ankara, Amerikan askeri ve siyasi heyetlerinin yol geçen hanı oldu. Art arda gelen heyetlerle kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmelerin ilk belirgin sonucu ortaya çıktı bile. İran ve Suriye’ye karşı başlangıçta belli belirsiz bir şekilde atılan “ilişkileri soğutma” adımları artık sistemleşti. Amerikancı köşe yazarlarının yazılarında görmeye alıştığımız, İran’ın Türkiye için bir askeri tehdit olduğu, daha yakın zamanlara kadar bahar havası yaşanan Suriye’nin “aslında samimiyetsiz olduğu” görüşü, artık en yetkili ağızlardan dile getiriliyor. Amerikan sömürgeciliğinin Suriye ve İran’a karşı olası tertiplerine katılmanın Türkiye için ne kadar hayırlı olacağı fikri, Amerikancı medyada artık en yetkili ağızlardan yapılan alıntılarla “daha nesnel” ve “tarafsız” bir görünüme büründürülerek sürekli işleniyor, böylelikle Amerika’nın Irak saldırısına tam boy suç ortaklığı yapmamanın güya yol açtığı “ulusal zararlar”ın giderileceği iddia ediliyor.
Hem hükümet, hem askeri yetkililer Amerikan militarizminin Suriye ve İran’a karşı istilaya girişmek, küçük çaplı nükleer silahlar kullanmak, hava saldırısı yapmak, ambargo uygulamak, bu ülkelerde iç karışıklıklar yaratmak gibi değişik seçenekleri elde bulundurmayı ve böylece ister rejim değişikliği sağlayarak, ister rejim değişikliğine gerek kalmadan her iki ülkeyi emperyalizmin önünde diz çökmeye zorlamayı öngören planlarına uyum sağlayacakları yönünde işaretler veriyorlar. Amerika’yla yoğun bir pazarlık sürüyor. ABD’ye İncirlik üssünün kullanımı konusunda yeni yetkiler tanınmasının ardından, 3 Ekim 2005’te Avrupa Birliği zirvesinde Amerika’nın sözümona Türkiye “lehinde” devreye girmesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice tarafından davet edilmesi, Amerika’yla en sıkı fıkı Arap şirketlerinin (Dubai şeyhi Mahdum’a ait Dubai International Properties şirketi ve öldürülen eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’ye ait Saudi Oger şirketi) Türkiye’ye yatırım kararı alması, İsrail’in en büyük kapitalist gruplarından Ofer’in özelleştirmelerde boy göstermesi bu pazarlığın sonuçları arasında yer alıyor.
Irak’ı Amerika’ya ve İngiltere’ye kaptırdığını düşünen Fransa’nın, eski sömürgeleri Lübnan ve Suriye’ye  tekrar göz dikmesi ve bu amaçla Amerika’yla birlikte Suriye’ye karşı komplolar kurması (bilindiği gibi, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Ortadoğu galip emperyalist haydutlar arasında paylaşıldığında, Irak, Ürdün ve Filistin İngiltere’nin, Suriye ve Lübnan Fransa’nın payına düşmüştü, Fransa bugünkü yeni emperyalist paylaşım döneminde eskiyi hatırlıyor!), Türk devlet yöneticilerinin bu kararını kolaylaştırıyor. Aynı şekilde, Avrupa Birliği’nin 3 büyük ülkesi Fransa, Almanya ve İngiltere’nin İran’la ilişkilerinin gerilmesi, Türk dış politikasına yön veren çevrelerin (bu çevrelere göre, ABD ve AB birlikte “bütün dünya” demektir, bu dünyanın önünde durulamaz!) komşu halklara karşı böylesine ağır bir adımı göze almasında ayrı bir etken oluyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Irak’a karşı Amerikan saldırısı öncesinde olduğu gibi, Amerikan güdümlü sahte ve yanıltıcı soruşturma raporlarına dayanarak bu kez Suriye’yi Refik Hariri suikastiyle ilişkilendiren ve işbirliğine davet eden 31 Ekim 2005 tarihli 1636 sayılı zorlayıcı kararı da, işbirlikçi militarist çevreleri cesaretlendiriyor. (Yeri gelmişken söyleyelim, Alman savcı Detlev Mehlis’in kanıtlara değil, olsa olsa yöntemiyle akıl yürütmeye dayanan raporunun bile kabul edilmesi, Birleşmiş Milletler Örgütü’nün her türlü gerçeklik arayışından bütünüyle uzaklaştığını, uluslararası hukuk ve siyasetin sadece büyük devletler arası pazarlıklara indirgendiğini bir kez daha kanıtlıyor. Uluslararası hukuk ve siyaset maalesef çıplak menfaat ve kaba kuvvet ilişkisinden ibaret hale getirilmiş bulunuyor!). Amerikan yönetiminin Irak savaşını tezgâhlarken ne gibi yanıltmacalara başvurduğu bugün bizzat Amerikan hukuk sistemi tarafından soruşturulur ve Beyaz Saray üst düzey görevlileri resmen suçlanırken, ne kadar inanılmaz görünürse görünsün, aynı bayat oyunun Suriye’ye karşı da sahneye konulması, meşruiyet kaygısını zerre kadar umursamayan ve sadece bahane arayışı içinde olan vicdansızların ellerini oğuşturmasına yol açıyor.
Amerika ile Türkiye yönetici çevreleri arasındaki pazarlıkta Irak’taki olası gelişmelere ilişkin olarak ne gibi uzlaşmalara varıldığı henüz belli değil. Irak halkının kahramanca direnişi Amerikan ve İngiliz işgalcilerini iyice köşeye sıkıştırdı. Amerika’nın Irak’ta stratejik bir yenilgiye uğradığı saptaması artık en şahin Amerikalı yetkililer tarafından da bizzat egemen medyada açık açık dile getiriliyor. Irak  konusunda Amerikan egemen medyasında hararetli bir tartışma sürüyor, ama bu tartışma savaşın nasıl kazanılacağı üzerinde değil, Irak’tan “nasıl ve ne zaman çıkılacağı” üzerinde yoğunlaşıyor. Amerikan yönetimi, artık Irak’taki stratejik yenilgiyi bir bozguna dönüşmeden katlanılabilir boyutlarda tutma arayışı içinde. İşgal yönetiminin büyük bir tantanayla düzenlediği sahte seçimlerin ardından sahte anayasa oylamasının da direnişi durdurmakta işe yaramaması ve işgalcilerin kayıplarının her geçen gün büyümesi karşısında, ABD Türkiye’yi ve Arap Birliği içindeki işbirlikçilerini Irak’ta yeniden devreye sokma planları yapıyor.
Dünya kapitalizminin işleyişi açısından çok zengin ve stratejik bir bölgede, çok çeşitli güçleri karşı karşıya getiren, sınıfsal, ulusal, etnik, dinsel, mezhepsel çelişmelerin yoğunlaştığı bu ülkede, emperyalist pazarlıklar da kaygan bir zeminde yapılıyor. Irak ulusal kurtuluş savaşını görülmemiş fedakârlıklarla başarıyla sürdüren yurtsever güçlere karşı hangi gerekçeyle olursa olsun Amerikan emperyalizmin yanında yer almaya niyetlenenler bölge ve dünya halklarına karşı affedilmez bir suç işlemiş olacakları gibi, Türkiye halkını da bir yangının içine atmış olacaklardır. Üstelik, kazanmakta olan değil, kesinlikle kaybetmekte olan bir gücün yanında yer aldıkları için, göz diktikleri hiçbir hedeflerine de ulaşamayacak, hüsrana uğrayacaklardır. Amerikan emperyalizmi savaşı kaybediyor, kaderlerini onunla birleştirenler de kaybedeceklerdir.
Emperyalist işgalcilerin bu uğursuz planlarını boşa çıkarmak için şovenizmden uzak, halkların dostluğunu öne alan soğukkanlı bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Emperyalizmin tatlı sözlerine ve rüşvetlerine kanmadan, tehditlerine de boyun eğmeden, hem ülke içinde, hem bölgemizde, hem dünyada insani ve barışçı bir politika uygulamak zorundayız. Hem ülke içinde, hem bölgemizde, hem dünyada fırsatçı tüccar politikasını matah bir şey sanan kapitalist ve militarist egemen çevreleri durdurmak zorundayız. Zenginleşmekten, sermaye biriktirmekten, lüks ve şatafat içinde yaşamaktan başka bir şey düşünmeyenler, ülkelerini pazarlamakla mükellef olduklarını göğüslerini gere gere ilan edenler, halklarına sadece yıkım getirebilirler. Bu sorumsuzluğun nelere yol açacağını bıkmadan usanmadan anlatmalıyız. Kürt kardeşlerimizi ezme planlarının, provokasyonların, kontrgerillacılığın, linçlerin hiçbir işe yaramayacağını göstermeliyiz. Irak halkı ölüm kalım savaşı verirken mal pazarlığına girişen dar kafalıların oyununu mutlaka bozmalıyız. Suriye’ye ve İran’a karşı Amerikan sömürgecilerinin oyununu oynamaya kalkan gafilleri etkisizleştirmeliyiz. Arap ve İslam halklarına karşı emperyalist Haçlıların ve siyonistlerin kiralık askeri olmayı içine sindirenleri, Ortadoğu’da Batı kapitalizminin uzantısı olarak hareket etmeyi kendilerine semavi veya dünyevi din edinenleri teşhir etmeliyiz. Sömürgecilerin bu vicdansız oyununa alet olanlar arasında, İslamcılığı kullananlar da var, milliyetçiliği ve laikliği kullananlar da. Çeşitli olaylar bahane edilerek yaratılan sis perdesini dağıtarak bu yalın gerçeği görmek, halk bilgisi durumuna getirmek, ülke, bölge ve dünya halklarıyla birlikte gereğini yapmak, kapitalizmin ve emperyalizmin büyük oyununu bozmanın ilk adımı olacaktır.


 
Yazarın Diğer Yazıları
 MHP PROGRAMI ÜZERİNE
 CUMHURİYET'İN 75. YILINDA
 MERKEZİN İNTİHARI

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS