Sosyalist Dergi: 2 |  Muhsin Salihoğlu |
MHP PROGRAMI ÜZERİNE

     Yıllar boyunca sistemli olarak ekilen şovenizm tohumlarının sonucunda 18 Nisan 1999'daki seçimlerden ikinci büyük parti olarak çıkan Milliyetçi Hareket Partisi'nin hükümete katılıp katılmaması tartışmaları sırasında ibret verici manzaralar ortaya çıktı. En kodaman sermaye gruplarının örgütü TÜSİAD'dan Odalar ve Borsalar Birliği'ne, Cumhurbaşkanı Demirel'den ANAP lideri Mesut Yılmaz'a ve yüksek askeri çevrelere, medya tekellerinin anlı şanlı güllerinden İlhan Selçuk ve Attila İlhan gibi Cumhuriyet yazarlarına kadar uzanan bir yelpaze, "istikrar için MHP'nin hükümete katılmasının şart olduğu", "MHP'nin değiştiği", "aşırı sağdan uzaklaşıp merkez sağ bir partiye dönüştüğü", "kanlı geçmişinden uzaklaşan MHP'yle barışmak gerektiği" görüşünde birleşti.


     Rahşan ve Bülent Ecevit'in, faşizme teslimiyetten rahatsızlık duyacak toplum kesimlerini yatıştırmak, ileride "biz zamanında MHP'ye ilişkin şüphelerimizi dile getirmiştik" mazeretine sığınabilmek amacıyla açıkladıkları çekince bile yaygın bir medya kampanyasıyla bastırıldı. Amerikan büyükelçisi Mark Parris'in ve Koç Holding veliahtı Mustafa Koç'un alkışları arasında DSP-MHP-ANAP hükümeti kuruldu. Tarihte ilk kez, "demokratik sol" olduğunu iddia eden bir parti faşist bir partiyle birlikte hükümete girdi. Faşist MHP de emperyalizmin, Türk kapitalist sınıfının, rejimin bütün temel odaklarının, bütün siyaset seçkinlerinin onayıyla bir "rejim partisi", "düzenin ana partilerinden biri" kimliğiyle sahneye çıkmış oldu.
     Bir partinin ne olup ne olmadığını ortaya koyan temel ölçütlerden birisi programı olduğu halde, MHP'nin değiştiğini iddia eden "faşizmi aklama ve güzelleştirme operatörleri"nin hiçbiri MHP'nin programını ele alma gereğini duymadı. Biz bu yazıda MHP'nin dünya görüşünü, partiye yön veren değerleri ve bugünkü siyasal eylem çizgisini bizzat MHP'nin en yetkili organı, parti büyük kongresi tarafından kabul edilen temel siyasal belgesini inceleyerek değerlendireceğiz. Bilindiği gibi, 12 Eylül 1980 darbesiyle bütün partiler gibi kapatılan ve yargılanan MHP'nin devamı olarak 7 Temmuz 1983'te kurulan Muhafazakâr Parti (MP), 29-30 Kasım 1985'te yapılan birinci kongresinde adını Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) olarak değiştirdi. Kapatılan partilere ve parti adlarına getirilen yasak kaldırılınca MÇP, 1992'de Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) adını aldı. MHP'nin bugün de yürürlükte olan programı MÇP'nin 27 Kasım 1988 tarihinde yapılan ikinci olağan büyük kongresinde kabul edildi. Programın hazırlanmasında MHP'nin şimdiki başkanı Devlet Bahçeli'nin ekibi belirleyici oldu. (Bkz. Tanıl Bora/Kemal Can, Devlet, Ocak, Dergâh, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994, s.447)
     Milliyetçi Hareket Partisi, görüşlerinin temelinde "9 Işık Milli Doktrini"nin yattığını belirtir. Programda, "Devlet ve Millet hayatımız için bir Kalkınma ve Yücelme Yolu" olduğu iddia edilen bu doktrinin ilkeleri milliyetçilik, ülkücülük, ahlâkçılık, toplumculuk, ilimcilik, köycülük, hürriyetçilik ve şahsiyetçilik, gelişmecilik ve halkçılık, endüstri ve teknikçilik olarak tanımlanır. MHP'ye göre, 9 Işık doktrini "yüzde yüz yerli ve milli, tarihi gelenek ve özümüzden kaynaklanan bir yol"dur. (s.16-18). Şimdi bu "kalkınma ve yücelme yolu"nun temel öğelerine bir göz atalım.

     Bağnaz Milliyetçilik
     MHP'nin 9 Işık doktrininin birinci öğesi bağnaz ve şovenist bir milliyetçiliktir. MHP programında milliyetçiliğin çağların en önemli gerçeği olduğu öne sürülür: "Millet ve onun beslendiği temel değerlerine dayanan milliyetçiliği çağların en önemli gerçeği, sosyal ve siyasal olayların temel harekete geçiricilerinden kabul ederiz." (s.4) Bu millet anlayışı, yurt veya vatan adı verilen ortak bir toprakta yaşayan herkesi soyundan, dilinden, dininden, gelenek ve göreneklerinden bağımsız olarak eşit gören bir yurtseverlik çizgisine, topraksallık (territoriality) ilkesine dayalı, yurttaşlığı esas alan bir millet anlayışına karşıttır. Kapsayıcı değil, dışlayıcıdır; farklılıkları zenginlik saymaz, homojenleştiricidir; hoşgörülü değil, bağnazdır; eşitlikçi değil, hiyerarşiktir. Programdaki tanıma göre, "millet, insan yaratılışının en köklü temayülleri olan, kendi akrabalarına ve kendi sıcak sosyal muhitine bağlılığın, uzun bir zaman süreci içerisinde dil, din, örf ve gelenek gibi kültür unsurlarıyla beslenmesi ile şekillenen, birarada ve birbirine dayanarak yaşama arzu ve iradesinin ortaya çıkardığı kültürel bir varlıktır." (s.10, vurgular benim) Bu genel tanıma bağlı olarak MHP Türk milletini de şöyle tanımlar: "Türk Milleti, kendini Türk kabul eden, Türk devletine ve vatanına sadakatle bağlı bulunan, ortak bir soy ve kültür şuuru taşıyan ve şuuru devam ettirme iradesine sahip fertlerden meydana gelmiştir." (s.4, vurgular benim) Görüldüğü gibi soy, dil, din, gelenek ve görenek gibi öğeler öne çıkarılmakta, soyu, dili, dini, gelenek ve görenekleri farklı olan yurttaşlar dışlanmaktadır.
     Program bu dışlayıcılığı fütursuzca ilan eder ve MHP'nin birinci ara hedefi olarak "Türk toplumunun her ferdinin, kaynağını İslam imanı, ahlâk ve fazileti ile Türklük şuurunda bulan Türk Milliyetçiliği görüşünü benimsemesi"ni gösterir. (s.3, vurgular benim) Program, aynı şekilde, "bin yıldır milliyetimizin ve milli kültürümüzün esas çerçevesini teşkil eden yüce İslam dininin asli hakikatleri ile öğrenilmesi ve öğretilmesini devletimizin temel görevi" sayar. (s.14, vurgular benim)

     Yayılmacılık
     Yurt içinde dışlayıcı, homojenleştirici, bağnaz ve hiyerarşik özellikler taşıyan MHP'nin milliyetçiliği, dışa yönelik olarak da yabancı düşmanı, baskıcı, yayılmacı ve emperyalist özellikler gösterir. MHP milliyetçiliği, ulusların eşitliğine ve kardeşliğine, uluslar arasında dostça işbirliğine ve dayanışmaya asla inanmaz. Milletlerin birbirine karşıt, birbirine tamamen yabancı ve düşman, birbirlerini yok etmeye veya ezmeye yönelmiş varlıklar olduğunu iddia eder. Milletlerin birbirleriyle ezeli ve ebedi mücadelesini dünyanın temel gerçeği sayar. Bu sosyal-Darwinist anlayışa göre, millet milletin kurdudur; başka milletlere yem olmak istemeyenler onları köleleştirmek zorundadırlar ve zaten milletler üstün milletler ve aşağı milletler olarak ikiye ayrılırlar.
     Programa göre, "Günümüzde de, milletler mücadelesi bütün şiddetiyle devam etmektedir. Mevzii lokal savaşların sürdüğü bölgeler dışında, bütün dünya sathı, bir başka savaş tarzını yaşamaktadır: Yani, kültür, propaganda ve ekonomi harbi... Fikir sistemlerinin ve ideolojilerin harbi." (s.28) MHP'nin iddiasına göre milletlerin birbirini yutmaya çalıştığı böyle bir dünyada yayılmacılık kesin bir zorunluluktur: "Talebi olmayan toplumlara taleplerin yöneleceğinin farkındayız." (s.78) Halklar arasında barış ve işbirliğine dayalı bir dış politika hayalcilik olur; etki alanları oluşturmaya yönelik emperyalist ve yayılmacı bir politika ise gerçekçiliğin gereğidir: "Bütün devletler bir yana, Yunanistan, Suriye, hatta Arnavutluk gibi küçük ülkelerin bile iktisadi ve siyasi nüfuz sahası aradıkları, topraklarını genişletmek istedikleri bir dünyada başını kendi sınırları içine gömen bir Türkiye asla realist olamaz. Tam aksine, dünyada tek örnek kalan hayalci bir ülke olur." (s.79) Emperyalist yayılmacılık için her yol mübahtır ve Türkiye de bu anlayışla hareket etmelidir: "Artık devletler nüfuz sahalarını genişletmek için başka ülkelerdeki insanları parayla, ideolojiyle ve çeşitli yollarla el altından körüklüyorlar. Türkiye bütün bu gelişmelerden uzak kalamaz." (s.80)
     MHP'nin öngördüğü yayılmacılığın ilk hedefi komşu ülkelerdir. Program, komşu ülkelere yönelik ilhak talebini demagojik bir dille ama açık seçik ortaya koyar: "Türkiye Cumhuriyeti bütün komşularının bağımsızlık ve ülke bütünlüklerine ve iç işlerine karışmama ilkesine her zaman saygılı ve itinalı olmuştur. Bu itinayı komşularından da beklemek ve istemek en tabii hakkıdır. Bu saygı ve itinayı çeşitli ülkelerde yaşayan Türk topluluklarına karşı ilgisizlik şeklinde anlamıyoruz. Komşu ülkelerin toprak bütünlüklerine ve bağımsızlıklarına saygı duyarak Türk unsurları ile ilgilenmeyi büyük Atatürk'ün 'Nerede Türk varsa orası Misak-ı Milliye dahildir' buyruğunun ışığında düşünürüz." (s.78, vurgular MHP'nin) Atatürk'ün böyle bir buyruğunun olup olmadığı belli değildir, ama MHP'nin kaynağı belirsiz bir söze dayanarak emperyalist yayılmacılık ve ilhak politikasını savunduğu besbellidir. Bilindiği gibi, Misak-ı Milli Kurtuluş Savaşı sırasında üzerinde hak iddia edilen toprakları belirten bir belgeydi. Lozan Antlaşmasının imzalanması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla Misak-ı Milli'nin gerçekleştiği Atatürk, İnönü ve sonraki yetkililerce sayısız kez resmen dile getirilmiş, Türkiye'nin başka hiçbir toprak talebinin olmadığı ilan edilmiş ve bu yaklaşım "dünyada barış" sloganıyla ilkeleştirilmişti. Bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışındaki toprakları, yani başka ülkelerin topraklarını Misak-ı Milliye dahil saymak resmen ilhakçılık demektir ve Türk halkı dahil bütün bölge halkları için ölüm, yıkım, gözyaşı ve acıdan başka bir anlam taşımaz. MHP'nin öngördüğü politika, Türkiye'yi sürekli bir savaş kaynağı durumuna getiren bir zorbalık politikasıdır.

     Üstünlük İddiası
     Bütün halkların (ve bu arada Türk ulusunun) insanlık ailesinin eşit birer üyesi olduğunu kabul etmeyen MHP milliyetçiliği, üstünlük taslar; bütün insanlığa örneklik, önderlik, seçkinlik, büyüklük iddiasında bulunur. Türk milleti, "yaşadığı çağlara göre yüksek medeniyetler kurmuş olan Büyük Türk Milleti"dir (s.4); "öz kişiliğini oluşturan milli özelliklerini koruyabilmiş ve devam ettirebilmiş sayılı milletlerdendir" (s.10); "insanlık tarihinde seçkin bir yeri bulunan büyük Türk milleti"dir (s.11). Aynı şekilde, "Türk devlet felsefesi diğer toplumların devlet felsefesinden ayrı ve üstün"dür (s.5); "Türk toplumunda sınıf ayrılığı düşüncesinin ortaya çıkmasını önlemiş, birçok iktisadi ve sosyal imtiyaz, toplum yapısında yer bulamamıştır" (s.4); "milletimizi çağın kudretli, itibarlı, gelişmiş ve önder toplumlarından biri yapmak, devlet ve milletimizi tarih sahnesinde ebedi kılmak, Milliyetçi Çalışma Partisi'nin ana ülküsüdür" (s.2) ve "bütün unsurları ile Türk İslam Ülküsü kültür hazinelerinin bir eseri olan toplumculuk anlayışı, yalnız Türk toplumuna değil, bütün insanlığa çağdaş hayat şartları karşısında yüksek beşeri değerlerle kendisini yeniden düzenleme imkânı verecektir" (s.7). Nazizmin benzer üstünlük iddialarının insanlığa ne kadar büyük acılar yaşattığını anımsamak, MHP'nin "üstün millet" anlayışının ne kadar tehlikeli olduğunu göstermeye galiba yeter.

     Korporatizm
     MHP programının 9 Işık doktrinini "yüzde yüz yerli ve milli" bir düşünce sistemi olarak tanımladığını yukarıda görmüştük. Düşünceyi yerli ve yabancı olarak ayırmanın saçmalığı bir yana, tıpkı 9 Işık doktrininin birinci öğesi milliyetçiliğin (=nasyonalizm) tarihsel olarak Avrupa kökenli olması gibi, bu doktrine damgasını vuran korporatizmin de tarihsel olarak Avrupa kökenli olması MHP'nin ulusal farklılıkları mutlaklaştıran bağnaz ve şovenist milliyetçiliğini daha baştan çürüten ilginç bir olgudur.
     Bilindiği gibi korporatizm, Marksizme ve liberalizme karşı sözümona "üçüncü yol" olma iddiasıyla 19. yüzyıl sonlarında kapitalizmin bunalımının derinleşmesiyle güçlenen ve 20. yüzyılın faşist akımları ve rejimleri tarafından benimsenen bir ideolojidir. "Korporatizm, özel mülkiyet ve girişimin önceliği ilkesine dayanan kapitalist üretim tarzının egemen olduğu bir toplumu varsayan bir düşünce sistemi ve bir dizi kuruma işaret eder." (Taha Parla, Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye'de Korporatizm, İletişim Yayınları, İstanbul, 1993, s.90) MHP programına göre, MHP özel mülkiyeti ve bireysel girişimi toplum düzeninin temel koşulu sayar, "toplum nizamının temel şartı saydığımız mülkiyeti korumayı ve yaygınlaştırmayı; ferdi teşebbüs hakkını geliştirmeyi, Türk toplumculuğu ve sosyal adalet anlayışının sonucu olarak devletin görevi kabul eder." (s.13)
     Parla'nın vurguladığı gibi, "korporatizm, tanımı gereği, anti-sosyalist ve anti-Marksisttir. Aynı zamanda, felsefesi, siyaset ve iktisat anlayışı bakımından anti-liberaldir; ancak, anti-kapitalist değildir." (a.g.e.) Bu değerlendirmeyi doğrulayan bir şekilde, MHP programı sosyalizmi, komünizmi ve liberalizmi yabancı sayarak reddeder: "Yabancı kültürlerin eseri olan sosyalizm, komünizm ve liberalizm gibi fikir akımlarının çağdaş toplumların meselelerini çözmekte gösterdikleri zaaf, hatta acz, insanlığı her geçen gün çaresizliğe itmektedir." (s.6) Programa göre MHP, "ne liberal-kapitalizmin, ne komünizmin, ne de taklitçi, batıcı, milletimizin tarihine, geleneklerine, özüne aykırı fikir ve sistemlerin kurtuluş ve tedavi reçetesi olmayacağı inancındadır." (s.16)
     Çıkış noktası birey olan liberalizmin ve çıkış noktası toplumsal sınıf olan Marksizmin tersine, korporatizmin çıkış noktası, birbirlerine muhtaç meslek gruplarından oluşan organik toplumdur. Korporatizm, liberalizmin güya kendi kişilikleri ve yetenekleri açısından topluma hiçbir borcu olmayan bireylerin serbest rekabetini esas alan yaklaşımını da, Marksizmin özel mülkiyete, sömürüye ve devlete son vermeyi amaçlayan sınıf mücadelesi perspektifini de reddeder. "Bir toplum ve ekonomi modeli olarak korporatizm, toplumu, birbirine karşılıklı bağımlı ve işlevsel bakımdan birbirini tamamlayan parçalardan oluşan, organik ve kendi içinde uyumlu bir bütün olarak görür. Temel birimler, toplumun molekülleri de, meslek grupları ve bunların örgütleri, yani korporasyonlardır. Liberal toplum modelinin (analitik ve normatif bakımlardan) Birey'i temel birim ya da birinci kategori olarak kabul etmesine karşılık korporatizm, bir yandan bireyciliği toplumu atomize eden bir eğilim saymakta, dolayısıyla toplumsal organizmanın dengesini ve yaşama imkânını yıkıcı bir etki yaptığını ileri sürmektedir. Öte yandan da Marksist toplum modelindeki Toplumsal Sınıf kategorisine karşı çıkmakta; sınıfların varlığının ya da en azından mücadele ve savaşlarının, belli bir toplumsal sistemin korunup sürdürülmesine zarar verdiğini iddia etmektedir. Böylece korporatizm, kapitalist toplumun liberal modelinde anarşik bir eğilimin içkin olduğu yolundaki Marksist eleştiriyi ödünç alır; ama bir yandan da sınıfın yerine meslek gruplarını, korporasyonu geçirerek, kapitalist toplumda uyumu sağlayabilecek yeni bir mantık ve mekanizma getirmeye çalışır ve sonuçta, Marksist eleştiriyi de hükümsüz kıldığını düşünür." (a.g.e., s.92-93)
     Bu korporatist yaklaşım MHP programına çok net biçimde yansır: "Milletin bütününü tasada, kıvançta ve kaderde kucaklayan 'Milli Devlet' fikrine karşı olan bölücü ve parçalayıcı sınıf devleti anlayışının karşısındayız." (s.4) Aynı anlayış tekrar tekrar vurgulanır: "Kaynağını Türk İslam Ülküsünde bulan Türk milliyetçiliği, ne ferdi, ne de sınıfları değil, Türk milletini esas değer olarak alır. ... Liberal ekonominin ferdiyetçi, kozmopolit, faydacı ve müdahale kabul etmeyen anlayışıyla, Marksist ekonominin sınıfçı ve zümreci, kavgacı, maddeci yaklaşımlarını reddediyoruz." (s.36) İşçi sendikaları konusunda özel bir hüküm vardır: "Sendikaları, sınıf mücadelesinin aracı olarak görmemekteyiz." (s.55)
     MHP programı toplumsal sınıflar yerine altı sosyal dilim sayar; "ihtisaslaşma ve işbölümü sonucu Türk toplumunda işçi, memur, köylü, esnaf ve sanatkâr, serbest meslek ve işveren şeklinde ortaya çıkan sosyal dilimler arasında milli dayanışma" yoluyla "kaynaşmış, bütünleşmiş bir toplum yapısının oluşması"nı amaçladığını bildirir. (s.40) Çalışma yaşamındaki sorunlar sınıf mücadelesi yoluyla değil, devletin denetiminde işçiler ve işverenler arasında işbirliği ve görüşmeler yoluyla çözelecek ve milli dayanışma sağlanacaktır. "İşçi-işveren-devlet arasında eşit taraflar olarak işbirliği ve diyalogun, milli kalkınma ve çalışma barışı bakımından önemine inanmaktayız. .. Devlet, bu işbirliğini arttırıcı teşvik ve desteği sağlayacaktır. Bu diyalogun milli tesanüdün sağlanmasına hizmet edeceğine inanmaktayız." (s.56) Ne var ki, kapitalist toplumun objektif gerçekleri olan sınıflar ve mücadelesi kendilerini kaçınılmaz olarak ortaya koyarlar ve korporatizmin tekelci sermayenin vahşi sömürüsünü ve diktatörlüğünü perdelemeye yarayan bir ideoloji olduğu gerçeği saklanamaz. Tıpkı bugün MHP'nin özelleştirme, uluslararası sermayenin taleplerine onay verme ve sosyal güvenlik sisteminin yok edilmesi kampanyasında etkili bir rol oynayarak işçi ve emekçilere karşı emperyalizmin ve tekelci sermayenin safında olduğunu kendi eylemleriyle ortaya koyması ve kendisine oy veren kitlelerin safdil hayallerini bizzat paramparça etmesi gibi.

     Özgürlüğe Düşman Totaliter Anlayış
MHP, programında, "Türk milliyetçileri demokrasiyi içlerine sindirmiş birer demokrattırlar" (s.5) diyerek yüksek perdeden övünür. Ne var ki, programın bütünü özgürlüğe düşman despotik bir mantık üzerine kurulmuştur. Klasik faşist ideolojiye uygun olarak "millet" ve "devlet" kavramları kutsallaştırılır: "Milletimiz için 'millet' ve 'devlet' kavramları ayrılmaz bir bütünün iki asli unsurudur. 'Millet' olarak var olabilmek temel hedef, bunun yegâne vasıtası ise kudretli bir 'devlet'tir." (s.10) MHP "bu iki mukaddes varlığın korunması ve yüceltilmesi yönünde genç nesillerin eğitilmesini sağlayacak ve bu iki varlığı bütün insanlarımızın mutabakatı haline getirecek tedbirleri kesinlikle gerçekleştirecektir." (s.11) MHP kendisini bu iki kutsal varlıkla birleştirmiş totaliter bir yapıdır: "Devlet ve millet varlığını, kendi siyasi varlığı ile birleştirmiş bulunan Milliyetçi Çalışma Partisi devralınan tarihi mirasına bağlı olarak 'devlet' varlığının tartışılamayacağını kabul ve ilan eder." (s.11) Her türlü tartışmaya ve sorgulamaya kapalı metafizik varlıklar olarak ilan edilen milletin ve devletin tek temsilcisi ve sözcüsü MHP'dir. MHP demokratlık iddiasını unutarak geleneksel despotizme övgüler düzer: "Türk milletinin tarih boyunca sahip olduğu Türk devlet geleneği anlayışı, devletin asli fonksiyonlarının yerine getirilmesinde esas alınacaktır." (s.73)
     Bu anlayış düşünce, anlatım, bilim ve araştırma, örgütlenme özgürlüklerine, eleştiri ve aydınlanma ruhuna, yani "insanın, aklını her konuda kamu önünde açıkça kullanma özgürlüğü"ne düşmandır. MHP programı eğitim, kültür ve gençlik politikasına geniş bir yer ayırır ve topyekün milliyetçi ideolojik bir endoktrinasyon (öğretileme) sisteminin kurulmasını öngörür. Eğitim sistemi "milli kültürüne inanan, geleneklerine, tarihine, kısacası milletinin bütün değerlerine bağlı, milletini yüceltmeyi ülkü olarak benimsemiş, şahsiyetli, milliyetçi, ülkücü Müslüman-Türk aydınlar" yetiştirecektir. Bu amaçla özellikle "tarih, coğrafya, dil ve edebiyat, din, ahlâk, sosyoloji ve felsefe gibi sosyal kültür derslerinin ... mutlaka milliyetçi bir müfredata kavuşturulması şarttır." (s.21) Ayrıca, öğretmenler de bu totaliter anlayışın inanmış askerleri haline getirilecek, MHP çizgisine canla başla hizmet etmeyen öğretmenler tasfiye edilecektir: "Türk Milli Eğitimi, öğretmenlerini özel olarak seçmek ve bu seçimde Türk milliyetçiliğine inanmış olmayı kesin bir ölçü olarak kullanmak mecburiyetindedir... Kendi tarihine hor bakan tarih öğretmenleri, kendi milletinin yarattığı edebiyatı kötüleyen edebiyat öğretmenleri, kendi milletinin düşünce sistemine yabancı felsefe öğretmenleri oldukça aydından beklenen üretici, yönlendirici ve yenilikçi tavır ortaya çıkamayacaktır." (s.23)
     MHP, hümanist ve enternasyonalist kültür anlayışını kötüler, tehlikeli ve zararlı sayar: "Milli şuuru ve milli menfaatlere bağlılığı dondurucu, mücerret bir insanlık parolasıyla kültürel ve ekonomik istismara yol açıcı, tavizci, nemelâzımcı, beynelmilelci ve bağımlı hümanist kültür anlayışını reddederiz." (s.27)
     MHP, gençliğin milliyetçiliğe aykırı bütün ideolojilerin düşmanı olarak yetiştirilmesini savunur. Bu amaçla bütün gençlik güdümlü olarak örgütlendirilecek ve "büyük yarın" için hazırlanacaktır: "Ülke gençliğinin bütün olarak milli hedeflere göre teşkilatlandırılmasını ve her türlü zararlı ideolojilerin tesirlerinden kurtarılarak milli ülkü etrafında büyük yarına hazırlanmasını öngörürüz." (s.31)
     Üstelik MHP'nin "kaynağını İslam imanı, ahlâk ve fazileti ile Türklük şuurunda bulan Türk Milliyetçiliği görüşü" çeşitli düşünceler arasında bir düşünce olarak kalmayacak, "Türk toplumunun her ferdi"ne benimsetilecektir. (s.3) Görüldüğü gibi tek bir kişinin bile başka görüşü benimsemesine tahammül edilmeyeceği, toplumda hiçbir muhalif görüşe izin verilmeyeceği baştan açıklanmaktadır. Başka hiçbir düşünceye hayat hakkı tanımayan bir düşüncenin faşist nitelemesini tamamen hak ettiği besbellidir.
     MHP kültür ve eğitim politikasının yayılmacılığa hizmet edeceğini açıkça ilan eder. Eğitim ve kültür, devlet politikasının ve istihbarat örgütlerinin aleti olacaktır: "Demek ki, kültür ve eğitim politikamız, Türk dış politikasının ve istihbaratının da ayrılmaz bir parçası olacaktır." (s.80)
     MHP kadınların kurtuluşu hareketine düşmanlığını da açıkça bildirir: "Feminizm görüntüsü altında aileye ve onun sosyal fonksiyonlarına yönelik saldırıları şiddetle reddediyoruz." (s.7) Cinslerin eşitliğini milli topluma yönelik bir tehdit sayan MHP, kadını eş ve ana olarak aile içindeki geleneksel rolüne mahkûm eder. Kadının bedeni üzerindeki söz hakkını reddederek kürtajı yasaklayacağını duyurur, üstelik bunu kadınlara bir lütuf gibi sunar: "Türk kadınını kürtajın kobayı olmaktan çıkaracağız." (s.8)
     MHP sürekli olarak aileyi yücelttiği halde kendi despotik anlayışına uygun olmayan konularda ailenin iradesini hiçe saymaktan kaçınmaz, eşlerin muvafakatı halinde bile tüp bebek ve benzeri uygulamalara izin vermeyeceğini açıklar. Despotik mantığın ne boyutlara varabileceğini gösteren ibret verici bir örnek olarak MHP programının ilgili hükmünü olduğu gibi veriyoruz: "Suni döllenme konusunda sadece karının ve kocanın muvafakatını yeterli görmüyoruz. Aile toplumun bir üyesidir, toplumdan soyutlanamaz. Genel ahlâk, örf ve âdetlerimize karşı ferdin sınırsız hürriyeti olduğunu kabul etmiyoruz. Suni döllenme, tüp bebek gibi uygulamalara karşıyız." (s.8) İster bireyler, ister uluslar, ister cinsler arasında olsun, eşitliğe karşı olan ve her alanda değişmez bir hiyerarşi ilişkisine dayalı bir toplum modelini savunan MHP'nin sağlık ve zekâ temelinde de hiyerarşi oluşturup engellileri aşağılaması tipiktir. MHP'ye göre "öğretmenlik özel yetenek isteyen, ruh ve beden sağlığı yerinde olan insanların yapabileceği bir meslektir." (s.23) Bağnaz bir milliyetçiliğe dayalı despotik zihniyet savunucularının "ruh sağlığı"nın ne durumda olduğunu ve bu kavramdan ne anladıklarını şimdilik bir yana bırakalım, bedensel engellilerin öğretmen olmasını ne hakla yasaklıyorsunuz? Ya engellilere yönelik şu aşağılayıcı dile ne demeli? "Memleketimizde geri zekâlılar için özel bir eğitim vardır; fakat üstün zekâlılar için hiçbir şey düşünülmemiştir." (s.25) Eğitim adı altında koskoca bir topluma deli gömleği giydirmeye kalkanların düzeyi işte budur.

     Vaatler
     MHP programında emekçilere yönelik çeşitli vaatler yer alıyor. Örneğin programa göre "bütün vatandaşlara beşikten mezara kadar sosyal güvence" sağlanacaktır. (s.56) Ne var ki MHP iktidar ortağı olunca, beşikten mezara kadar olan süre içinde, yani yurttaşların yaşamı boyunca sosyal güvenliğin yok edilmesi kararına varmış, onlara mezarda sosyal güvenliği layık görmüştür. Herkese parasız ve eşit sağlık hizmeti, her aileye asgari geçim düzeyinin sağlanması, asgari geçim düzeyini yansıtacak asgari ücretin vergi dışı bırakılması, herkesten ödeme gücüne göre vergi alınması, gelir dağılımının düzeltilmesi gibi vaatlerin ne kadar boş olduğu daha MHP'li iktidarın ilk günlerinde ortaya çıkmıştır. Bütün vaatlerin tersi acımasızca uygulanıyor.

     Hiç Değinilmeyenler
     MHP programında hiç yer almayan konular da var. Ülkenin emperyalist-kapitalist sisteme bağımlılığı, İMF ve Dünya Bankası'nın, NATO'nun ve Amerikan üslerinin rolü, yerli ve yabancı kapitalist tekellerin sömürüsü, işçi ve emekçi kitleler sefalet içinde yaşarken küçük bir kapitalist azınlığın lüksten boğulacak hale gelmesi gibi. Bu konulara hiç yer verilmemesi, aslında programda geniş olarak yer alan görüşler kadar açıklayıcı bir nitelik taşıyor.

     Sonuç
     Bugünkü MHP programının kısaca incelenmesi, dünya görüşü, temel değerleri ve siyasal eylem çizgisi açısından MHP'nin faşist bir parti olduğunu açıkça gösteriyor. MHP'nin geçmişte ne olduğu konusunda hiç bir tereddüt yoktu. Yeni dönemde "kitlelere açılma" taktiği gereği özel olarak "yumuşak bir dille yazılmış" bu programın bile bütününe sinen siyasal-sosyal anlayışın faşizm dışında bir kavramla adlandırılması teknik olarak olanaksızdır. Böyle bir durumda MHP'nin halkla ilişkiler uzmanı rolüne soyunanlar affedilmez bir sorumsuzluk gösteriyorlar. Çünkü, insanlığın çok acı deneyimlerle öğrendiği gibi, faşizm insanlık suçudur. Faşizmle ortaklığı savunanlar insanlık suçuna ortak olurlar.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 Parti Öğretisi
 Derinleşen Kriz ve Öngörüler
 9 Mayıs Faşizme Karşı Zafer Günü
 AKP’nin İç ve Dış Politikası Bir Bütündür
 İşçi Sınıfının Gözüyle 1920’den 2010’a
 90. Yılımızda
 Kürt Açılımı
 Obama ve 24 Nisan 1915
 Kapitalizmin Krizi ve Olasılıklar
 Başörtüsü/Türban Üzerine
 Büyük Oyun
 17 Aralık 2004’ün Anlamı
 Irak İşgalinin Dördüncü Yıldönümü
 Aydınlanma Çerçevesinde Kemalizm
 Nereye Gidiyoruz?

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS