Sosyalist Dergi: 26 |  Muhsin Salihoğlu |
Obama ve 24 Nisan 1915

Her 24 Nisan’da olanlar bu yıl da tekrarlandı. Türkiye’yi yönetenler ve onların destekçileri, ABD Başkanı’nın “Ermeni Anma Günü” dolayısıyla yayınlayacağı mesajda “soykırım” sözcüğünü kullanıp kullanmayacağını kalpleri sıkışarak beklediler.



Gelenek olduğu üzere, Amerikan başkan adayları seçim kampanyaları sırasında “Ermeni soykırımını tanıyacağız” sözünü verirler; başkan seçildikten sonra ise, yayınladıkları 24 Nisan mesajlarında Türkiye’yi yönetenler açısından yenilir yutulur olmayan şeyler söyleseler de “soykırım” tanımını kullanmazlar. Tabii bu arada Türkiye Amerikan lobi şirketlerine müthiş paralar akıtır, Türkiye’den üst düzey heyetler Amerika’yı ziyaret eder, Türkiye’nin stratejik önemi ve Amerika’nın ne kadar sadık bir müttefiki olduğu vurgulanır, sonunda ABD’nin etkili isimlerinin de devreye girmesiyle başkan “gerçekçi” davranıp Türkiye’yi “küstürmeyecek” bir mesaj yayınlar. Laik-dinci ayrımı olmadan yatık medya “Zafer kazandık! ABD Başkanı soykırım demedi!” manşetleri atar. ABD “soykırım” dememenin karşılığında Türkiye’den zaten tüle dönmüş ülke bağımsızlığını daha da eriten yeni ödünler alır. ABD’ye büyük bir silah ihalesi verilir, uçaklar, helikopterler, tanklar, toplar, gemiler ısmarlanır. İncirlik üssü komşu halklara ölüm yağdırmakta kullanılır, ABD’nin savaş planları doğrultusunda yurtdışına asker yollanır, İsrail’e yeni askerî kolaylıklar sağlanır vb. Türk ve Ermeni halkları birbirine diş bilerken, ABD bu kârlı “tavşana kaç, tazıya tut” taktiğiyle bir sonraki yılın hesabını yapmaya başlar.

Obama da Clinton ve Bush’un daha önce yaptığını yaptı. Adaylığı sırasında soykırımı açıkça tanıyacağını söylediği hâlde, dün yayınladığı mesajda soykırım demekten kaçındı. Obama şöyle dedi: “94 yıl önce 20. yüzyılın büyük mezalimlerinden biri başladı. Osmanlı imparatorluğunun son günlerinde katledilen veya ölüm yürüyüşüne çıkarılan 1.5 milyon Ermeni’yi her yıl anıyoruz. Meds Yeghern [Büyük Felaket] Ermeni halkının kalbinde yaşadığı gibi bizim hafızamızda da yaşamalıdır.”

Türkiye’yi yönetenler, Obama’nın Ermenice’de soykırımı anlatmak için kullanılan Meds Yeghern [Büyük Felaket] sözüne yer vermesini ağır bulsalar da, açıkça soykırım denmediği için derin bir nefes aldılar. “Bu yılı da atlattık” havasındalar.

Egemen sınıf ve uzantıları ABD’yi “racon kesen mafya babası” konumunda tutan bu bayat oyunu sürdürmekte iki nedenle yarar görüyorlar. Birincisi, emperyalizmin işbirlikçisi olarak ABD’ye muhtaçlar; onun gündeminin dışına çıkma niyetleri de, iradeleri de, güçleri de yok. İkincisi, bu oyun sürdükçe körükledikleri şovenizm kampanyasıyla geri bilinçli kitleleri kendi yönetimlerine sıkıca bağlayabiliyorlar. Böl-yönet oyunu tarih boyunca egemenlerin kozu olmuştur.

Bizim tutumumuz ise egemenlerin tutumuyla taban tabana zıttır. Biz etnik köken, ırk, dil, din, mezhep, kültür farkı gözetmeden bütün halkların kardeşliğini ve dostluğunu savunuyoruz. Emperyalist, kapitalist, şovenist ve militarist yaklaşımları reddediyoruz. Ermeni sorununa yaklaşımımızı şöyle özetleyebiliriz:

Birincisi, gerçekler gizlenemez. Türk burjuvazisi Ermeni ulusal sorununu İttihat ve Terakki yönetimi aracılığıyla kökünden çözme yoluna gitmiştir. Tehcir ve katliam, Ermeni ulusunun eşit haklar, özerklik ve bağımsızlık taleplerini toptan ortadan kaldırmak üzere uygulanmıştır. Bir ulus yaşadığı toprağından koparılmış, fiziksel olarak yok edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı bu politika için elverişli bir ortam yaratmıştır. Dönemin büyük emperyalist devletleri olan İngiltere, Fransa, Rusya, ABD ile Almanya’nın rekabeti ve iki bloka ayrılmış olması, bu “çözüm”ü kolaylaştırmış ve kışkırtmış, İttihat ve Terakki yönetimi Almanya’nın desteğinden ve korumasından yararlanmıştır.

İkincisi, bu politika Türk burjuvazisinin ilkel sermaye birikimi sürecinin çok önemli bir bileşeni olduğu ve kapitalist sınıfın ekonomik, siyasal ve kültürel hâkimiyetini kolaylaştırdığı için, sonradan Cumhuriyet yönetimi boyunca da desteklenmiştir.

Üçüncüsü, halklar arasındaki sorunların çözüm yöntemi enternasyonalizmdir. Egemen ulusun proletaryası baskı, cinayet, katliam ve savaşı ulusal sorunun çözüm yolu olarak asla kabul etmez. Ulusların eşitliğini tanır ve kendi kaderlerini tayin hakkına saygı gösterir. Türk burjuvazisinin Ermeni halkına karşı işlediği suçları Türk komünistleri şiddetle kınamış ve Nâzım’ın deyişiyle, Türk halkının alnına bu karayı sürenleri affetmemiştir. Türk halkının alnına sürülen bu lekeyi hatırlamak, Ermeni kardeşlerimizin acısına ortak olmak, onların kayıplarına saygı göstermek, vahşetten ders çıkarmak ve tekrarlanmasına izin vermemek, enternasyonalist bilinci bıkmadan usanmadan yaymak vazgeçemeyeceğimiz bir görevdir. Nitekim, Hrant Dink’in katledilmesini “Hepimiz Ermeni’yiz” sloganıyla yürüyerek protesto eden büyük kalabalık şovenizme karşı enternasyonalist dayanışmanın güzel bir örneğini verdi ve karanlıkta bir ışık oldu.

Dördüncüsü, ABD’nin emperyalist yayılma politikasının ilk hedeflerinden biri Osmanlı imparatorluğunda yaşayan halklar olmuştur. Ermenistan, ABD’nin etki alanları yaratma politikasının ilk uygulandığı yerler arasındadır. Dolayısıyla, Ermeni ulusal sorununu emperyalist rekabetin bir nesnesi hâline getiren ABD’nin de Ermeni halkının imhasıyla sonuçlanan büyük felakette önemli bir sorumluluğu vardır.

Beşincisi, ABD’nin kendisi tarih boyunca katliam ve soykırım uygulamıştır. Üstelik bu vahşi emperyalist politika geçmişte kalan bir olgu değildir, bugün de uygulanmaktadır. Şu anda Irak’ta ve Afganistan’da soykırım yapan, Filistin’de İsrail siyonizminin yürüttüğü soykırımı destekleyen ABD’nin Ermeni soykırımına sahip çıkması ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Bu politika, ABD’de yaşayan Ermeni toplumunun oylarını kazanmak gibi pratik bir işlevi olmasının yanı sıra, ABD’nin Kafkasya stratejisi bağlamında Ermenistan’ı Rusya’dan koparmak, soykırım karşıtıymış gibi görünerek kendi soykırımlarını gizlemek ve Türk egemenlerini kendisine daha sıkı bağlamak için uygun bir yöntem olarak benimsenmiştir.

Altıncısı, Ermeni halkıyla dayanışmak için ABD’nin veya başka bir emperyalist odağın himmetine, desteğine ve gündemine ihtiyacımız yoktur. Emperyalizme elini veren kolunu kaptırır. Biz işçi sınıfı olarak, emekçiler olarak kendi bağımsız gündemimizi oluşturabilir ve uygulayabiliriz. Zaten emperyalizmin gündemi asla bir halkın temel çıkarlarını karşılamaz, hep küçük bir kapitalist grubun sömürü, baskı ve hâkimiyetini sağlamaya yöneliktir.

Bu noktada ABD ve Obama hayranı liberallerin imza girişimine değinelim.


“Özür Diliyorum” kampanyası

Ülkemizin gayriresmî liberal partisinin önde gelenleri arasında yer alan iki sağcı aydın Ali Bayramoğlu ve Cengiz Aktar ile iki solcu aydın Baskın Oran ve Ahmet İnsel, bir süre önce 1915 soykırımıyla ilgili olarak “Özür Diliyorum” adlı bir imza kampanyası başlattılar. Hatırlanacağı gibi kampanya metni iki cümleden oluşuyordu:

“1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”

Kampanya hararetli bir tartışmaya yol açtı. Başbakan Erdoğan, hükümet yetkilileri, kendilerini milliyetçi-mukaddesatçı olarak adlandıran sağcı, dinci ve faşist çevreler, kendilerini ulusalcı ve Kemalist olarak adlandıran sağcı ve ulusalcı solcu laik çevreler, ordu ve devlet yetkilileri, emekli büyükelçiler, AKP, CHP, DSP, MHP, BBP, SP, İP, SİP, belirli yazarlar dışında büyük medyanın büyük kısmı, Cumhuriyet ile Vakit ve Millî Gazete, Ergenekon davasını destekleyenler ile Ergenekon davasına karşı çıkanlar büyük bir “millî birlik ve beraberlik” tablosu oluşturarak imza kampanyasına karşı çıktılar, metne imza koyanları vatan hainliğiyle suçladılar. Cumhurbaşkanı Gül, önce kampanyayı “bu tartışmaların yapılmasının Türk demokrasisinin olgunluğa eriştiğinin göstergesi” saydığını belirterek “her görüşün tartışılabilmesi devlet politikasıdır” dedi. Gül’ün kampanyayı kınamamasına kızan CHP İzmir milletvekili Canan Arıtman, “Gül’ün bu kampanyayı desteklediği görülüyor. Gül, cumhurun, yani Türk milletinin cumhurbaşkanlığını yapsın, etnik kökeninin değil” dedikten sonra “Gül’ün anne tarafından etnik kökeninin Ermeni olduğunu” iddia etti. Arıtman’ın bu iddiasından alınan Gül, resmî bir açıklamayla “Ailemizin yüzyıllara uzanan kayıtlı geçmişi Müslüman ve Türk’tür” diye cevap verdi. Yani Arıtman da, Gül de Türk ve Müslüman değil de, Ermeni olmanın kötü, eksikli bir şey olduğu konusunda mutabık kaldılar. Irkçı zihniyetlerini açığa vurdular; bütün ırkların, milletlerin, halkların eşit ve kardeş olduğu anlayışından ne kadar uzak olduklarını ortaya koydular. Zaten Gül de bir süre sonra, imza kampanyasının Ermenistan-Türkiye ilişkileri sürecini olumsuz etkilediğini söyleyerek çark etti ve genel koroya katıldı.

Liberal aydınların girişimi sınırlı kaldı ve yaklaşık 30 bin imza toplandı. Bu imza kampanyasında ABD’nin Irak işgalini açık açık destekleyen, Bağdat’a yağan bombaları sevinçle karşılayan, Bağdat düştüğünde “Şimdi Bağdat’ta olmak vardı” diye yazan, NATO ve İsrail destekçisi, AB hayranı, AKP ve Fethullah hareketiyle içli dışlı tanınmış simalar yanında az sayıda devrimci ve sosyalist isim de yer aldı. Devrimci ve sosyalistlerin isimleri, iyice yıpranmış emperyalizm ve kapitalizm yanlısı isimlerin özgürlükçü ve soykırım karşıtı bir hava yaratabilmeleri için kullanıldı.

Bu konuda “Devrimci ve sosyalistler Ermeni meselesinde üstlerine düşen görevi yapmadıkları için liberallerin imza kampanyasına katıldık” şeklindeki savunma kanımca geçerli değildi. Çünkü, örneğin Türkiye Komünist Partisi, daha kurulduğu yıllarda Ermeni katliamını incelemiş, vahşetin siyasal, ekonomik ve ideolojik boyutlarını ortaya koymuştu. TKP’nin birinci ve ikinci program belgeleri ve açıklamaları ortadadır. İş sadece yazıyla çiziyle sınırlı kalmamış, örgütsel olarak da Ermeni yoldaşlar partinin ve komünist hareketin her düzeyinde yer almıştır. Adını sayamayacağım kadar çok yoldaşımız arasından sadece iki ismi, A. Saydan ve Jak İhmalyan yoldaşları hatırlatayım. 12 Eylül faşizminin dizginsiz hüküm sürdüğü 1983’te yapılan 5. Kongre’de partinin Ermeni kırımını tanıdığı açıkça yazılmıştır. Bu ikirciksiz tavır, bırakın o yılları, bugün bile hiçbir liberalin yanına yaklaşamadığı ilkeli ve tutarlı davranışın göstergesidir.

İP veya SİP gibi Kemalist-şovenist partilerin Ermeni halkına düşman yaklaşımını sola bağlamak mümkün olmadığı gibi, solun bu konuda emperyalizm ve kapitalizm işbirlikçisi liberallerle ortaklaşmasını gerektirecek bir durum da yoktur.

24 Nisan 1915 kurbanlarının anısına saygı, Obama’larla, NATO’cularla, AB’cilerle birlikte davranarak değil, Türkiye halklarının işçi sınıfının öncülüğündeki bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesine katılarak olur.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 Parti Öğretisi
 Derinleşen Kriz ve Öngörüler
 9 Mayıs Faşizme Karşı Zafer Günü
 AKP’nin İç ve Dış Politikası Bir Bütündür
 İşçi Sınıfının Gözüyle 1920’den 2010’a
 90. Yılımızda
 Kürt Açılımı
 Obama ve 24 Nisan 1915
 Kapitalizmin Krizi ve Olasılıklar
 Başörtüsü/Türban Üzerine
 Büyük Oyun
 17 Aralık 2004’ün Anlamı
 Irak İşgalinin Dördüncü Yıldönümü
 Aydınlanma Çerçevesinde Kemalizm
 Nereye Gidiyoruz?

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS