Sosyalist Dergi: 33 |  Rıza Usta |
Kıdem Tazminatı



Kıdem tazminatı için yeni bir ambalaj

Akşam gazetesinde 3 Ekim 2011 tarihinde çıkan Ebru Çekiç imzalı habere göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, taşeron şirketlerde çalışan ve kıdem tazminatına hak kazanabilmek için öngörülen bir yıllık süre dolmadan işten çıkarılan işçilerin mağduriyetine son verileceğini açıklamış.

Faruk Çelik, bu söyledikleriyle yıllardır bütün taşeron işçilerinin çektiği dertlerin yeni farkına vardığını da açık etmiş oluyor. Bakan Çelik, “taşeron şirketlerde çalışan işçilerin büyük bölümünün 11 ay çalıştırıldıktan sonra işten çıkarıldığını” hatırlatmış. “Mevcut sistemde kıdem tazminatı alabilmek için 12 ay çalışmak gerekiyor. 11 ay çalıştırıldıktan sonra çıkarılan bir işçi, kıdem tazminatı alamıyor ve hiçbir sosyal haktan faydalanamıyor. Kıdem Tazminatı Fonu kurulduğunda bu sorunu da çözeceğiz. Örneğin bir işçi iki ay çalıştıktan sonra işten çıkarılsa dahi, bu süre kıdemlerine işleyebilmeli” demiş.

Bakan Çelik, doğru bir tespitten yanlış bir sonuca ulaşmanın tipik örneğini vermiş. Karşımıza yine bir parmak bal karşılığında elimizden alınacak bir dolu hak çıkartılıyor. Türkiye’de işçilerin büyük bir bölümü, kamuda bile, uzun yıllardır mevsimlik işçi gibi çalıştırılıyor. Yılda 11 ay çalıştırılan işçiler var. Hatta, yılda 11 ay 20 gün çalıştırılan işçiler olduğunu dahi gördük.

Ama, buradaki sahtekârlığı ve adaletsizliği görmek için ille de bakan olmaya etmeye gerek yok. Ya da Çelik’in iddia ettiği gibi ilave kanunların çıkartılmasına da gerek yok. Dünyaya namuslu gözlerle bakmak, adalet duygusundan bir parça nasiplenmiş olmak bu hakkaniyetsizliği görmek ve hızla gidermek için yeter de artar bile.

Biz size çok basit bir çözüm yolu sunalım: Kıdem hakkı elde etmek için bir yıl bekleme şartını ortadan kaldırdığınız an, bu sorun da kendiliğinden çözülür. İlave kanuna gerek yok, bir kararname bu işi çözmeye yeter. Nasıl ki kumbaraya atılan paralar ne kadar küçük olursa olsun birikiyorsa, çalışılan süreler de öyle üst üste biriktirilebilir. Bunun için zaman kısıtlamasını ortadan kaldırmak yeter. Böylece süreyi dolduran her işçinin bu haktan yararlanmasının önü açılmış olur.

Bu şekilde, mağdur durumdaki kardeşlerimizin mağduriyetini gidermek için elimizdeki son haklardan birini almaya kalkmazsınız. İşverenler arasında yüzde beş oranında işçinin kıdem tazminatını ödemeden kaçan, sahte iflasını ilan edenler olduğunu biliyoruz. Bu sorunun çözüm formülünü daha önce defalarca tekrar etmiştik: İşçilerin bütün alacakları, işverenlerin birinci ve ikinci dereceden akrabalarının mal varlıklarını da içerecek şekilde “öncelikli alacaklı” hâline dönüştürüldüğü an, bu sorun da hızla çözüme kavuşmuş olur.

Sorun, çalışma hayatını işçilerin lehine mi, işverenlere göre mi düzenleyip düzenlememe sorunudur. AKP, hem seçim beyannamesinde, hem de resmî Hükümet programında, kıdem tazminatını işverenler adına çözeceğini taahhüt etti. Şimdi dile getirilen bütün süslü sözlerin ardında bu gerçek yatıyor. En olmadık öneriler getirilerek klasik ölümü gösterip sıtmaya razı etme yöntemi uygulanmaya çalışılıyor.

Türkiye işçi sınıfı daha önceki sermaye hükümetlerinin kıdem tazminatı saldırılarını püskürtmüştü. İşçilerin, emekçilerin, sendikaların, partilerimizin uyanık olması durumunda, bu saldırıyı da boşa çıkartabileceğimizi unutmadan, daha sistemli ve organize bir karşı duruş hazırlığı yapılmalıdır.


Kıdem tazminatı için eyleme

Ürün’ün eski, yeni okurları, kıdem tazminatı konusunu defalarca ayrıntılı olarak ele aldığımızı bilirler. Kıdem tazminatının geçmişi, bu hakkın nasıl mücadeleler sonucu elde edildiğini ve burjuvazinin bu hakkımızı geri alma konusundaki ısrarını sayısız kez irdeledik.

Bugün, AKP hükümetinin bakanlarının ortada hiçbir şey yokken kıdem tazminatı konusunu ısıtıp ısıtıp önümüze getirdiklerini görüyoruz. Kamuoyu oluşturma gücüne sahip olanların biri tarafından gazetecilerin kulağına üflenip “aslında kıdem tazminatında ne türden sorunların olduğunu” tartışmaya çalışıyorlar. Bütün amaç, emekçileri bu konuya alıştırmak ve ortada bir sorun varmış algısı yaratmaktır.

İşçi sınıfımız bu tuzağa düşmemelidir.

Ortada kıdem tazminatına dair hiçbir sorun yoktur. Tersten okuyacak olursak, vardır. Birisi süresidir. Sadece her yıl için 30 gün tutarında kıdem hakkı vardır, arttırılmalıdır. İkincisi ise, kıdem tazminatına 12 Eylül faşizmi tarafından “tavan” getirilmesidir. Yani, daha önce işçilerin aldıkları aylık ücrete bağlı kıdem hakları varken, bugün bu hakkın alınmasına hükümetin kendi belirlediği kıstaslara göre bir tavan koyması büyük bir sorundur.

Tartışmaların esası, işten atmalarda en büyük caydırıcı unsur olan ve işçilerin geleceklerini güvende hissetmelerini sağlayan kıdemin yük olarak görülmesidir. Bu nedenle Hükümet bu yükü işverenlerin sırtından alıp onları rahatlatmayı amaçlıyor. Bu hakkı geleceği belirsiz bir fona devretmeyi hedefliyorlar. Kıdem tazminatı asla fonlara devredilemez.

Kıdem tazminatı için tavan kalkmalıdır.

Eğer, tavan kalacaksa, biz Ürün Sosyalist Dergi olarak geçici bir öneride bulunuyoruz: Belirlenen kıdem tavanı derhâl BÜTÜN işçileri kapsamalı, tavan bütün işçiler için geçerli olmalıdır.

Yani, bugün bir işçi aylık 5 bin lira kazanıyor olsa dahi, alacağı kıdem 31 Aralık 2011 tarihine kadar 2731 lira 85 kuruş olarak hesaplanacaktır. Eğer bu durum değişmeyecekse, biz de şimdilik bütün asgari ücretliler için de işten atılma veya ayrılma durumunda kıdem hesaplanmasının brüt 837 TL üzerinden değil, tavan üzerinden, yani yıllık 2731 lira 85 kuruş olarak hesaplanmasını talep ediyoruz.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 Kıdem Tazminatı
 İşçi Sınıfı… Yeniden…

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS