Sosyalist Dergi: 4 |  ÜRÜN |
BÜYÜK İLLÜZYON

Amerikalı ünlü illüzyonist David Copperfield İstanbul'a geldi ve kişi başına 50 milyon lira ödenerek seyredilen gösterilerinde, bu parayı verebilen burjuvalarımızı kendisine hayran bıraktı. Medyadan öğrendiğimiz kadarıyla, David Copperfield'in en büyük numarası uçmakmış. Bayağı uçuyor ve bu çok çarpıcı numarasıyla seyircilerden büyük alkış topluyormuş. Malumu ilam eden yorumcuların açıklamasına göre, illüzyonist tabii ki iplerden, çıkrıklardan oluşan çok karmaşık bir düzenek kullanıyormuş, ama seyirciler ne kadar dikkat etmeye çalışsalar da bu düzeneği göremiyorlarmış; başarısının sırrı da buradaymış.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT'in İstanbul zirvesi, ABD başkanı Bill Clinton'un Türkiye ziyareti, bu ziyaretten önce ve ziyaret sırasında Türkiye'yi ve Atatürk'ü öven konuşmaları, Helsinki'de Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne aday ilan edilmesi ve İMF ile stand-by anlaşmasının imzalanmasıyla medya da Türkiye'yi uçurmaya başladı. Efendim, öylesine istikrarlı bir yönetim kurulmuş ki, dünya bize hayran olmaya başlamış; yıllarca süren terörü ezen ve terör liderlerini dize getiren ülkemiz artık ekonomide de mucizeler yaratıyormuş; sosyal güvenlik yasasını çıkarıp tahkimi kabul eden parlamento dış yatırımcılara öylesine güven vermiş ki, dolarlar ülkeye yağmaya başlayacakmış; kısacası, herşey tıkırındaymış; öyle ki bir büyük gazetemiz düpedüz "uçuyoruz" diye manşet attı.

Medya tek sesli koro halinde bunları kafamıza kakarken, insan, koskoca bir ülkeyi uçurmayı başaran medyaşorlara bakıp, "David Copperfield de kim oluyor; biz onu cebimizden çıkarırız yahu" demekten kendini alamıyor. Çünkü David Copperfield, uçarken kullandığı düzeneği gözlerden saklıyormuş; bizim sermaye yorumcuları ise büyük marifetlerini gerçekler apaçık ortadayken gösteriyorlar. David Copperfield'in birkaç saatlik gösterisini seyretmek için 50 milyon lira ödeyen seçkinlerimiz, aynı günlerde bir aylık asgari ücreti sadece 80 milyon lira olarak, yani meşhur illüzyon gösterisine iki bilet almaya bile yetmeyecek bir miktar olarak belirledi.

Daha başka marifetler mi istersiniz; işte Amerikan emperyalizminin baş memuru Clinton'un "Türk gibi", "bizden biri" ilan edilmesi ve "seni seviyoruz, Bill" diye ağırlanması. Borç tuzağıyla iliğimizi sömürmüş; kurduğu üsler ve yaptığı operasyonlarla bizi komşu halklarla kanlı bıçaklı etmiş bir ülkenin temsilcisi; ülkemizi tekrar ve daha geniş ölçekte bölge jandarması olarak kullanma planlarını açıklamış, imzaladığı anlaşmalarla şirketlerine yeni kapitülasyon ayrıcalıkları elde etmiş bir politikacı bizden biri saydırılıyor.

İMF'den gelecek dört milyar dolarlık kredi için göbek atılırken, beş özel bankanın içini boşaltan kapitalist grupların verdiği zararın kamu hazinesinden karşılanmasına karar veriliyor ve bu zararı gidermek için iki milyar doların harcanacağı hesaplanıyor. Daha önce el konulan üç banka da katıldığında kamudan soyulan miktar zaten İMF kredisinin bütünü ediyor. Zararın hep halkın sırtına yıkıldığı, kârın hep kapitalistlere aktarıldığı, kamu kaynaklarıyla özel kapitalist şirketleri besleyen bu soygun sistemi ise başarılı ekonomi diye göklere çıkarılıyor.

Zaten artık açlık sınırlarında gezen kamu çalışanlarına ve emeklilere sadece yüzde onbeşlik zam verilirken bankerlere ve rantiyeye katrilyonlar kazandırlmaya devam ediliyor. Amerikan emperyalizminin menfaatleri doğrultusunda yeni bir silahlanma furyası başlatılıyor, buna karşılık halk sağlığı ve eğitim kaynaksızlıktan can çekişiyor. 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinin mağdurlarından yetmiş bin kişi kışı hâlâ çadırlarda geçirmek zorunda kalırken, kapitalistlerin ve yüksek kamu görevlilerinin kaynak israfı arttıkça artıyor. Halkı nükleer santrallara razı etmek için sahte elektrik kesintilerine başvuran, başta medya holdingleri olmak üzere yerli ve yabancı şirketlere enerji ihalelerinde büyük olanaklar sağlayan Enerji Bakanı, medyanın baş tacı olmaya devam ediyor. 1960'lardan beri hep kilit görevlerde bulunmuş ve bütün toplumsal sorunlarımızın kördüğüme dönüşmesinde en büyük kişisel sorumluluk sahibi Demirel'in görev süresini uzatmak için medyanın alkışlarıyla anayasa değiştiriliyor. Öcalan'ın idam kararının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararına kadar üstelik şartlara bağlanarak ertelenmesi, büyük bir reform olarak takdim ediliyor ve MHP bir kez daha aklanıyor.

Bu kadar başarısız bir toplumsal tabloyu büyük şaheser diye yutturmak, sürünen bir yapıyı uçurmaktır büyük illüzyon. Ama gerçekler inatçıdır. Büyük illüzyonistin yarattığı harikalara rağmen hiç bir numaranın sökmeyeceği şekilde kendilerini ortaya koyarlar. Herşeyin üstünü örttük dersiniz, ama sonunda Toprak bile dayanamaz olur. Dile gelir. Dinci faşist engizisyon örgütü Hizbullah'ın öyküsü düzenin bütün aktörlerinin elini yakarak faş olur. Gizli servis operasyonlarının önemsiz ayrıntılarına takılmaya gerek yok; bu ayrıntıları günün birinde nasılsa öğreniriz. Medyanın masallarını bir yana bırakıp en temel siyasal gerçekleri vurgulamak gerekiyor bugün. Hizbullah'ın anası dinci gericilik, babası kontr-gerilla, ebesi ve fayda sağlayanı sermayedir. Sola ve PKK'ya karşı tepe tepe kullanılan Hizbullah bütün dikkatli gözlemcilerin ve bu örgütün zulmüne maruz kalan halkın bildiği bir sırdı. PKK etkisizleştirildiğinde Hizbullah Türkiye'deki sermaye düzeni açısından asli işlevini tamamladı; bu dinci faşist cinayet şebekesinin gitgide İran gizli servisinin güdümüne girmesiyle karmaşık bir operasyon başlatıldı. Bir taşla birkaç kuş birden vuruldu. Ulusal soruna duyarlı Kürt Nur cemaatinin önde gelenleri de ortadan kaldırıldı; Kürt sorununda yeni bir silahlı şeriatçı odağın da önü kesilmiş oldu. Kimi kanlı katiller yakalandı; şüphesiz, iyi oldu. Ama tablonun bütününü, buzdağının su altındaki bölümünü unutmamak ve unutturmamak halka karşı sorumluluğun gereğidir. Fazilet Partisi başkanı Recai Kutan'ın olayın kendileriyle hiçbir ilgisi yokmuş gibi sadece 28 Şubatçıları suçlaması geçersizdir. Hizbullah örgütlenmesi konusunda "epeyce bilgisi ve görgüsü olduğu" zamanında medyaya bile yansıyan eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu bugün Fazilet'in başkan yardımcısıdır. 28 Şubatçıların önde gelenlerinden Teoman Koman'ın 1992'de Hizbullah taraftarlarını PKK'ye karşı direnen dini duyguları kuvvetli yurttaşlar olarak tanımladığı anımsandığında sadece dinci gericiliğin suçlanması da geçersizdir. Bu örnekler istenildiği kadar çoğaltılabilir. Şaşırma numaraları gerçekten gülünç kaçıyor.

Sadece Türkiye'de değil, dünyada da büyük illüzyon etkisini kaybediyor. Yunanistan'da Clinton'un kitlesel biçimde protesto edilmesi; Seattle'de Dünya Ticaret Örgütü DTÖ'ye karşı işçi sendikalarının başını çektiği büyük gösteriler; Ekvador'da İMF programına karşı yaklaşık bir aydır süren kitle eylemlerinin ardından patlayan, başkanlık sarayını ve parlamentoyu koruyan askeri birliklerin göstericilerin safına geçmesiyle bir anda iktidarı elinde bulan ama ertesi gün ABD emperyalizminin müdahalesiyle şimdilik ekarte edilen "safdil yarım devrim"; ABD'nin tek kutuplu dünya düzenine karşı Rusya ile Çin arasındaki yakınlaşma; Rusya ile Belarus'un birleşme kararı; Rusya, Orta Asya ülkeleri ile Çin'in yeni arayışlara girmesi; Rusya'da Yeltsin'in havlu atması henüz sonuç alıcı olmaktan uzak olsa da dünyanın artık kapitalizmin ve emperyalizmin serbestçe at oynattığı bir mekân olmaktan çıkmaya başladığını gösteriyor.

Yeni bir döneme giriyoruz. Yeni bir dönem yeni görevler demektir. Daha çok gayret, daha çok özveri, daha uygun adımlarla yürümek demektir.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 MERHABA
 Onbeşleri Andık
 Gündemden
 Oğuzhan Müftüoğlu ve Arkadaslarına Açık Mektup
 Kıbrıslı Türkler Kardeşimizdir, Eşitimizdir, Dostumuzdur
 Libya Gündeminden
 Bıçak Kemiğe Dayandı
 Merhaba
 Atılım Üzerine
 Engin Ardıç’ın İftiracılığı Tescil Edildi
 AKP 12 Eylül Rejiminin Yeni Efendisi
 Şiir: Gerileyen Türkiye Yahut Adnan Menderes’e Öğütler
 Merhaba
 Hrant Dink’i anıyoruz
 Barış bölmez, birleştirir

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS