Sosyalist Dergi: 9 |  Fatma Şenden |
11 EYLÜL'ÜN ARDINDAN

      11 Eylül’de ABD'nin en büyük finans merkezi New York ve başkenti Washington şehirlerine yapılan saldırıların yüzyılın en önemli ve belirleyici olayları arasında sayılacağı muhakkak. "Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak" sözleri saldırının ardından çok farklı kesimler tarafından telaffuz edildi. Olayın ardından, 11 Eylül günü, ekonomistlerden tutun siyasetçilere kadar birçok kişi tarafından bir milat olarak adlandırıldı. Ancak, sözlerin taşıdığı anlam, söyleyenin konumuna bağlı olarak değişiyordu. Dolayısıyla bu sözlerin içeriğini kendi duruşumuzun gerektirdiği anlamla yüklemek doğru olacaktır.


     Olayın televizyonlarda verildiği anlardan itibaren herhalde birçok kişinin aklından benzer düşünceler geçiyordu. Önce kaza ihtimali yorumlarıyla haber kanallarından gösterilen uçakların kulelere çarpması ve ardından yangının bir anda binaları sarması karşısında donakaldık. İnsanların, üst kısımları yanan iki dev gökdelenin pencerelerinden kendilerini atmalarını acı içinde seyrettik. Önce binlerce insanın binaların içinde mahsur kalması, sonra birden bire o iki dev kulenin çöküşü, insanı sarsan ve kolay kolay akıllardan çıkmayacak görüntülerdi. Aynı acıyla birlikte, birçok kişinin aklına şu düşünceler de geliyordu: Dünya üzerindeki birçok mazlum halkın kanına giren, okyanus-aşırı harekatlara girişip bombalarını, füzelerini keyfine göre dünyanın neredeyse bütün bölgelerine, farklı ülkelerin topraklarına, sivil bölgelerine atan Amerikan ordusu değil miydi? O mazlum halkların ahı mı tutuyordu şimdi? Amerikan emperyalizmi ektiğini mi biçiyordu? Evet, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı: Gelişmiş kapitalist ülkelerin başında gelen dünyanın jandarması ABD, bu saldırıyı değerlendirirken, bunları da gözönünde bulundurmalıydı!
     Bir Amerikan vatandaşı, binlerce insanın ölümüne sebep olan bir saldırının politikayla bağdaştırılır şey olmadığını söylüyordu. Birçok gazete haberinde de belirtildiği gibi, Amerika'da "kimse olan biteni anlayamıyor"du. Çünkü, Amerikan halkı yıllardır, dünyaya ve olup bitenlere karşı duyarsızlaşmasına, yabancılaşmasına yol açacak bir apolitizasyon sürecinden geçmişti. Sadece bir kişinin değil, belki binlerce kişinin ağzından dökülen benzer sözler bu apolitizasyonun bir göstergesiydi.

     Diğerleri yaşamayı hak etmiyor mu?
     13 Eyül günü bütün Avrupa kıtası tam 3 dakika boyunca sessiz saygı duruşunda bulundu. Bu mateme katılmamak, onbinlerce insanın ölümüne üzülmemek mümkün değil elbette. Bütün dünya bunun üzüntüsünü derinden hissetti. Ancak, Chomsky'nin de açıklamasında belirttiği gibi, Clinton'un başkan olduğu dönemde yalnızca Sudan'a yapılan saldırıda yüzlerce kişinin ölümüne sebep olmuş, yine şimdiki Bush'un babası Bush'un Körfez savaşında Irak'a yaptığı roketli saldırılarda onbinlerce Iraklı ölmemiş miydi? O zaman Avrupa aynı Avrupa değil miydi? Onbinlerce Ortadoğulu; bunların başında çocuklar, kadınlar, sıradan vatandaşlar ölmemiş miydi? O zaman Avrupa kıtası niçin yas tutmadı? Onlar insan değil miydi?
     Ama, hayır. Kapitalist Avrupa bilinçli bir ayrım yapıyordu. Onlar, "terörist" ülkelerin potansiyel terörist vatandaşlarıydı. Sivil bölgelere düşen bombalar ise, askeri hedeflerin "şaşmasından" başka bir anlam taşımıyordu.
     Amerikan vatandaşlarının bundan sonra gireceği psikoloji konusunda bir Alman muhabiri yaptığı yorumda şuna dikkat çekiyordu: "İnsanların kafasında, teröristler bu kadar yakınımıza geliyorsa, bundan sonra sokaktaki sıradan birinin veyahut komşumuzun potansiyel saldırgan olmayacağı ne malum. O halde ileride daha büyük boyutta saldırıların, örneğin kimyasal silahların kullanıldığı saldırıların gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin garantisi yok diyerek korkuya kapılıyorlar". Böyle bir yoruma sebep olan durumu tahlil ettiğimizde, bir muhabirin gözleminin ötesinde anlam taşıyor. Bu yorum, yalnızca bir tespit olmanın ötesinde, adeta halkı böyle bir psikolojiye sokmak üzere yaratılmak istenen bir durumdur; yani insanların artık "uyanık" ve "tetikte" olması için, muhbirliği teşvik edici bir psikolojiye sokulması için biçilmiş kaftan. Savaş çığırtkanlığı içerisindeki egemen yönetimin ekmeğine yağ sürmeye hazır medyadan bu ve benzeri yorumlar daha çok duyulacağa benzer.
     Haberlerini savaş tellalığına soyunarak, günlerce "Amerika'nın Savaşı" alt yazısıyla veren CNN'in, Filistinli kadın ve çocukları sevinçten göbek atar şeklinde verdiği görüntülerin 1991'de çekilmiş eski görüntüler olduğu da ortaya çıktı. Kaldı ki, görüntülerdeki gündüz-geceye ilişkin zaman farkının da gerçeğe uymadığı tespiti yapıldı. Olay sırasında New York'ta sabahtı ve Filistin akşama giriyordu. CNN'in yaptığı ikiyüzlü dezenformasyon bir halkı hedef almaya yönelikti. İsrail ordusunun gölgesinde her gün ölümle karşı karşıya kalan Filistin halkı, sivillerin hedef olduğu bir saldırının ne anlama geldiğini herkesten daha iyi bilir. İran'da camilerden çıkan insanların hergün attıkları "kahrolsun ABD" sloganlarını o gün atmadığına ilişkin gözlemler de muhabirlerin açıklamaları arasındaydı.
     Her ne kadar CNN bu tespiti günler sonra inkar etmiş olsa da, sicilinin hiç de temiz olmadığı malumunuzdur.
     Yani herşey o kadar ucuz değil ve yaratılmak istenen kutuplaşmayı da ABD çok çok önceden zaten yarattı. Şimdi ise dünyanın tek hakimi olma hayali için yeni dayanaklar bulmaya çalışmaktan başka bir çaba içerisinde değil.

     Nefretin kışkırtılması
     G.W. Bush'un Amerikan halkını "sabretmeye" çağrısı sırasında sarfettiği cümlelerde, körüklemeye çalıştığı intikam duygularını nasıl sömürdüğünü gözlemek mümkündü. Sabredin derken, intikam en kısa zamanda alınacaktır mesajı veriyordu, "terörist"lerin saldırılara hazır olmaları tehdidini savuruyordu. Hatta resmi açıklamalarda halka, savaşın birkaç yıl süreceği açıklandı. Bush, kendisiyle işbirliği yapmayı reddeden bütün rejimleri devireceğini açıkladı. Kullandığı kelimeler "sürek avı", "haçlı seferleri"ydi.
     Birçok politikacı tarafından "haçlı seferleri" kelimelerinin "dil sürçmesi" olduğu veyahut Beyaz Saray sözcüsü Fleischer'in belirttiği gibi "büyük dava" anlamında kullanıldığı iddia edildi. Öyle olsa bile, adeta Bush'un bilinçaltından fışkıran sözcüklerin içeriği aslında gerçekten yaratılmak istenen savaş haline denk düşüyor. Bush, ne kadar inkar etse de, istediği kadar Washington'daki İslam Merkezi'ni ziyaret etse de, uzun vadede masum halklara yönelik etnik yoketme ve soykırım planının devreye sokulmaya çalışıldığı gözardı edilemez. Olayın başından beri, Müslümanların, Arapların terörizmle özdeşleştirilmeye çalışıldığı, halklar arasında ileride silinmesi zor düşmanlık tohumlarının atıldığı unutulmamalıdır.
     En düz ifadeyle bir talihsizlik olarak nitelendirilebilecek benzer bir ifadeyi, Milliyet Gazetesi köşe yazarı Güneri Cıvaoğlu da kullandı. Libya devlet başkanı Kaddafi'nin evinin Amerikan savaş gemileri tarafından bombalanmasını ve evlatlığının yaşamını yitirmesini örnek gösteren Cıvaoğlu, ticaret merkezine saldırıyı düzenleyenleri kastederek, "bu kez de aynı sürek avının gerçekleşeceğine kimse kuşku duymasın" diyordu. Yazısını ise şöyle bitiriyordu: "Tüm dünyanın birleşerek bu insanlık dışkılarını tarihin çöp kutusuna atabilmeleri gerekir". Cıvaoğlu'nun, Amerikan füzeleri Ortadoğu'daki Irak halkının üzerine yağdırılırken yaşatılan terör hakkında böyle bir ifadeyi kullandığını asla okumamışsınızdır. Veyahut Nagazaki'yi, veyahut Vietnam'ı, Korey'yi...
     İngilizce yayın yapan farklı televizyon kanallarında, anketlere göre sözümona halkın % 80'inin intikam istediği söylendi. Buna benzer propagandayla kin ve nefret körüklenmeye çalışılıyor. Belki de bu kışkırtıcı haberlerin de etkisiyle, Arizona'da bir kişi, sadece müslüman olduğu için kendini bilmez bir faşist tarafından sırtından bıçaklandı. Ama öte yandan, sağduyulu ve duyarlı Amerikalıların sesi duymazlıktan geliniyor. Çünkü, öteki Amerikalılar "intikam olmasın, savaşa hayır" diyor.
     Evet, gerçekten dünya artık eskisi gibi olmayacak. Çünkü, dünya üzerindeki halklar bir karar vermek durumunda. Kapitalist düzenin devamından çıkarı olan burjuva yönetimler ile ülkelerin işçi sınıfları arasındaki çelişki, israfın kol gezdiği en zengin gelişmiş ülkelerin yaşam seviyesi ile mazlum halkların sefaleti arasındaki uçurum asıl şimdi daha da derinleşiyor.
     Batı kapitalizmi, üstelik emperyalist kapitalizmin sembolünü teşkil eden ikiz kulelerinin ortasına ve askeri kalbi Pentagon'a yediği darbelerle unutamayacağı bir bedel ödemek zorunda kaldı.
     Bu sonuç, artık bütün kapitalist dünyaya bir mesaj, bir işaret olmalı. Dünya üzerindeki adaletsiz paylaşım üzerine, eşitsizlikler üzerine kafa yorulmalı, dünya nimetlerinden yararlanmada haksız dağılım düzeltilmeli.
     Amerika, halklar arasına düşmanlık tohumları atmakla, savaş kışkırtıcılığı ile veyahut ilkel din savaşlarını yeniden hortlatmakla bir yere varamaz. Dünya, bir üçüncü savaşı kaldırabilecek konumda değildir. Dünya üzerindeki halklar birlik olup dünya barışını, halklar arasında kardeşliği her zamankinden daha fazla savunmalıdır.
Adil olmayan bu düzenin tek alternatifi ise sosyalizmdir.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 ÖZELLEŞTİRME
 MEDYANIN BİLDİK YÜZÜ
 GELECEĞE KORKUSUZ BAKABİLMEK
 ÖDP ÜZERİNE
 BATI CEPHESİNDE YENİ BİRŞEY YOK
 LİBERAL FEMİNİZME BAKIŞ
 MEDYA VE KADIN
 SOSYAL GÜVENSİZLİK REFORMU
 BOZ MEHMET’İ ANLAMAK

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS