Sosyalist Dergi: 22 |  ÜRÜN |
ÇANKAYA SAVAŞLARI II

Ordu üst yönetimi, parlamento çoğunluğunu, hükümeti ve yerel yönetimleri elinde bulunduran yeni palazlanan sermaye çevrelerine, egemen sermaye düzeninin işleyişinde ve iktidar sıralamasında kilit bir öneme sahip cumhurbaşkanlığını da kaptırmama mücadelesinin ilk bölümünde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığını engellemişti.



AKP’nin Recep Tayyip Erdoğan yerine cumhurbaşkanı adayı olarak belirlediği Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül için Millet Meclisi’nde 27 Nisan 2007 günü ilk tur oylama yapıldı. CHP, ANAP ve DYP’nin oturuma katılmamasıyla 367 sayısına ulaşılamadı. CHP 367 sayısı bulunamadığı için ilk turun yapılmış sayılamayacağı ve ikinci tura geçilemeyeceği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Aynı günün gecesinde Genelkurmay Başkanlığı kendi internet sitesinde bir muhtıra yayınladı. Ordu üst yönetimi 27 Nisan 2007’de gece yarısına doğru verdiği bu muhtırayla siyasi sürece büyük sermayeden yana açıkça müdahale ederek Çankaya savaşlarının ikinci bölümünü başlattı.

Muhtıranın hemen ardından Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanlığı oylamasının ilk iki turunda Meclis’te 367 milletvekilinin bulunmasını şart koşan kararını verdi. Böylece ordu üst yönetiminin başını çektiği blok, yüksek yargının da fetvasıyla, Abdullah Gül’ün de adaylığını boşa çıkarmış ve cumhurbaşkanı seçilmesini engellemiş oldu.

Muhtıranın görünür nedeni konusunda iki farklı yorum var.

Silahlı Kuvvetlere yakın yorumculara göre, Recep Tayyip Erdoğan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a cumhurbaşkanlığına Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ü aday gösterme sözü verdiği halde bu sözünden dönmüştü. Eşinin başı açık Vecdi Gül yerine eşinin başı kapalı Abdullah Gül’ün aday yapılması, “Çankaya’ya türbanın çıkması” ve Silahlı Kuvvetlerin simgeler savaşında da yenilmesi anlamına geliyordu. Silahlı Kuvvetler artık bu kadarına da göz yumamazdı ve harekete geçmişti.

AKP hükümetine yakın yorumculara göre ise, Abdullah Gül’ün adaylığı konusunda başbakan ile genelkurmay başkanı arasında uzlaşmaya varılmış, ama her nedense genelkurmay son anda fikir değiştirmiş ve müdahale etmişti.

Görünür neden ne olursa olsun, asıl neden, sermayenin iki kanadı arasındaki ekonomik menfaat, sosyal statü ve siyasal üstünlük çatışmasının su yüzüne vurması, tarafların iç çelişmeler nedeniyle güç dengeleri değiştikçe geçici uzlaşmaları bozma eğilimi göstermesidir.


“Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir” sözleriyle başlayan 27 Nisan muhtırası, şöyle sona eriyordu:


“Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği ‘Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak’ ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.

“Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

“Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, ‘Ne mutlu Türküm diyene!’ anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

“Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.”


Parlamentoyu işlemez hale getiren, Meclisi ve hükümeti tehdit eden ve Anayasaya ve yasalara göre en ağır suç olan bu müdahale karşısında hükümet, bırakın demokrasileri, olağan bir devlette gösterilmesi gereken tutumu göstermedi. Ta 12 Mart 1971’den beri elinde silahı bile olmayan devrimcileri “Anayasayı tebdil, tağyir ve ilgaya cebren teşebbüs” gerekçesiyle idam eden bir düzenin yasama, yürütme ve yargı gücü, askerî muhtırayı sineye çekti.

Hükümet erken seçime gitmeyi kararlaştırdı, bu arada da cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören anayasa değişikliğini Meclis’ten geçirdi. Değişikliğin yürürlüğe girmesi için referanduma gitmeye de hazır olduğunu açıkladı.

Hükümet muhtırayı sineye çekerken, muhtıracılar da hükümeti sineye çektiler. Hükümetin işbaşında kalmasına ve seçim tarihini ve sürecini kendi bildiği gibi yönetmesine göz yumdular. 4 Mayıs 2007’de başbakan ile genelkurmay başkanı arasında yapılan gizli toplantı, tarafların birbirini kolladığı ve kesin bir hamle yapmaktan kaçındığı huzursuz birlikteliği sürdürme uzlaşmasıyla sonuçlandı.

ABD ve AB ülkeleri muhtıra karşısında her iki tarafı da kollayan, her iki tarafa mavi boncuk veren açıklamalar yapmakla yetindiler.

AKP, yabancı iş çevrelerine güvence vermek için Merrill Lynch’in Ortadoğu ve Afrika Dairesi Başkanı Mehmet Şimşek’i, büyük sermayeye güvence vermek için Ankara Sanayi Odası Başkanı Zafer Çağlayan’ı, laiklik konusunda bir tehdit oluşturmadığını ve “merkez”e kaydığını göstermek için Ertuğrul Günay, Zafer Üskül ve Haluk Özdalga gibi eski sosyal demokratları saflarına katarak milletvekilliğine aday gösterdi. AKP ve hükümet bloku, seçim kampanyası boyunca, rakip partilerin ve bürokratik elitin “ülkenin istikrarını bozdukları” ve “dini bütün bir cumhurbaşkanı seçtirmedikleri” temalarını işledi.

Genelkurmay ise 14 Nisan’da Ankara Tandoğan’da yapılan Cumhuriyet mitinginin devamı olarak 28 Nisan İstanbul Çağlayan ve 13 Mayıs İzmir Gündoğdu mitinglerini destekledi.

İlhan Selçuk ile Cumhuriyet gazetesinin ebeliği ve Kanaltürk’ün işbirliğiyle “milliyetçi-ulusalcı” bir koalisyon fikrini topluma benimsetecek, CHP ve MHP’yi parlatacak sistemli bir propaganda yürüttü.

DYP ile ANAP’ın birleşmesini teşvik etti.

“Laiklik tehlikede” temasını hükümetin “bölücü teröre karşı tavır almadığı” ve “bölücü terörün kaynağını kurutmak için Kuzey Irak’a girmemize izin vermediği” temasıyla birleştirdi.

22 Mayıs’ta Ankara Ulus’ta iş dağılma vakti halkın ortasında patlatılan bombayı, diğer şehirlerdeki bombalamaları ve asker cenazelerini medyanın da yardımıyla bir iç savaş kampanyası boyutuna taşıdı.

6 Haziran’da Irak sınırındaki üç il Şırnak, Siirt ve Hakkâri’nin büyük bölümünü askerî güvenlik bölgesi ilan etti. Bölgeye giriş yasağı koydu.

8 Haziran’da yayınladığı basın bildirisiyle, demokrasi, barış ve özgürlük isteyen demokratik kitle örgütlerini suçladı ve halka “kitlesel karşı koyma refleksi gösterme” çağrısı yaptı.


Genelkurmaya egemen ruh halini çok iyi yansıtan bildirinin tam metni şöyleydi:


Sayın Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar BÜYÜKANIT, 12 Nisan 2007 tarihinde yapmış olduğu basın toplantısında, terörün Mayıs 2007 tarihinden itibaren tırmanacağını, kamuoyuna açık bir şekilde açıklamıştır. Son günlerde ortaya çıkan terör olayları, bu açıklamaların gerçekçi olduğunu göstermiştir.

Bu terör eylemleri, aynı zamanda bölücü ve ırkçı terör örgütünün gerçek niyetini de çok açık bir şekilde ortaya koymuştur.

Her fırsatta, yurt içinde ve yurt dışında barış, özgürlük ve demokrasi gibi insanlığın yüksek değerlerini, terör örgütüne paravan olarak kullanan kişi ve kuruluşların, bu olayların gerçek yüzlerini görme zamanı artık gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, ulusal ve üniter yapısının, çağ dışı bir yapı olduğunu düşünen bir yaklaşım ile karşı karşıyadır. Ulusumuzun bu tehlikeli yaklaşımı fark etmek zorunluluğu vardır ve olmalıdır.

Ortaya çıkan ve giderek artan terör eylemleri, bu tür düşüncelerin ve bunları dolaylı veya doğrudan destekleyenlerin çarpık düşüncelerinin çok açık bir göstergesi olduğu şüphesizdir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, terörle mücadele konusunda sarsılmaz bir kararlılığa sahiptir ve bu tür saldırılara gereken cevabı vereceği tartışılmaz bir gerçektir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin beklentisi; bu tür terör olaylarına karşı, yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesidir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.


Hükümet, bu kampanyaya, emniyet istihbaratını kullanarak, şovenist kampanyanın tek bir odaktan yürütüldüğünü sezdiren ve “vatansever” çetelerle askerî çevreler arasında bağ kuran tutuklamalarla yanıt verdi.

Ümraniye’de ele geçirilen bombalar ile Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların, Danıştay baskınının ve çeşitli cinayetlerin ilişkili olduğunu açıkladı.

Zaman zaman şovenist kampanyaya boyun eğse de, kararlı ve ilkeli bir duruş sergileyemese de Kuzey Irak’a girilmesine karşı olduğunu belirtti.

Her iki kanat arasındaki çatışma bütün hızıyla devam ederken, tarafların çok temel konularda işbirliği de devam ediyordu.

Örneğin hükümet, ekonomik alanda, ülke sanayisinin en önemli işletmelerinden PETKİM’i apar topar ihaleye çıkarıyor ve yabancı sermayeye devrediyor, genelkurmay başkanlığı ise PETKİM’in özelleştirilmesinin ve yabancı sermayeye devredilmesinin “milli güvenlik açısından sakınca taşımadığı” değerlendirmesiyle bu özelleştirme ve yabancılaştırmaya izin veriyordu.

Siyasal alanda ise, 1 Mayısı, 1977 katliamında öldürülen kardeşlerini katliamın 30. yıldönümünde İstanbul Taksim meydanında anarak kutlamak isteyen işçilerin üzerine polisi ve jandarmayı sürmekte, işçileri gazlamakta, İstanbul’u işgal etmekte çok rahat anlaşıyorlardı.

Bağımsız sol ve DTP’li adayların önünü kesmek amacıyla, bağımsız milletvekili adaylarının birleşik oy pusulasında yer almasıyla ilgili anayasa değişikliğini, Mecliste AKP, CHP, ANAP ve DYP alelacele ortaklaşa benimsiyor ve Cumhurbaşkanı da söz konusu değişikliği referanduma götürmeden 18 Mayıs’ta kabul ediyordu.

Temel hak ve özgürlükleri korumak amacıyla önceki dönemde Polis Yasasında yapılan değişiklikleri geri alan ve polise keyfi yetkiler tanıyan hükümet tasarısını da bütün taraflar elbirliğiyle kabul ediyor ve 14 Haziran’da Cumhurbaşkanı yasayı hemen onaylıyordu.

DYP ve ANAP’ın birleşemediği, ANAP’ın seçimlere giremediği, DP adını alan DYP’nin iddiasını yitirdiği sürecin sonlarına doğru Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yeni dönemde cumhurbaşkanını uzlaşmayla seçeceklerini açıkladı.

Seçim kampanyasının son aşamasında büyük medyanın ağırlıklı olarak AKP’yi desteklemeye başladığı, ABD ve AB’den gelen mesajların daha AKP yanlısı olmaya başladığı görülüyordu.

Sonuçta, seçimler 22 Temmuz’da yapıldı. Seçimden AKP büyük farkla önde çıktı. Oyların yüzde 46,58’ni alarak 341 sandalye kazandı. CHP ve MHP umduklarını bulamadılar. Cumhuriyet Halk Partisi oyların yüzde 20,88’ini alarak 112 sandalye elde etti. Milliyetçi Hareket Partisi’nin oy oranı yüzde 14,27 oldu ve 71 sandalye çıkardı. Bağımsız sol ve DTP’li adaylar yüzde 3,77 oyla 22 sandalye çıkarıp Meclis’te grup kuracak sayıyı geçtiler. DP barajın çok altında kalarak Meclise giremedi.

Başbakan Erdoğan, seçim gecesi yaptığı açıklamada, seçimde büyük bir başarı kazandıklarını, milletin kendilerine teveccüh gösterdiğini, ama yeni bir sayfa açacaklarını ve kendilerine oy vermeyenleri de kucaklayacaklarını, uzlaşmacı bir politika izleyeceklerini açıkladı.

Seçimden başarısız çıkan DP Genel Başkanı Mehmet Ağar, cumhurbaşkanı seçim oturumuna katılmamakla hata ettiklerini, milletin bu hata nedeniyle kendilerini cezalandırdığını söyledi.

25 Temmuz’da basın toplantısı yapan Abdullah Gül, seçime kendi cumhurbaşkanlığının engellenmesi nedeniyle gidildiğini, seçmenin işaretini göz ardı edemeyeceklerini, kimsenin de göz ardı etmemesi gerektiğini söyledi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 26 Temmuz’da yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanlığı seçimi oturumuna katılarak AKP’nin önündeki 367 engelini kaldıracaklarını, AKP’nin istediği kişiyi cumhurbaşkanı seçebileceğini söyledi.

Nihayet Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 31 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanlığı konusunda 12 Nisan ve 27 Nisan’da söylediklerimizin arkasındayız, Türk Silahlı Kuvvetlerinin görüşleri günlük olarak değişmez.” dedi.

Görüldüğü gibi, Çankaya savaşları devam ediyor.

Savaşın ilk bölümü Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylıktan vazgeçirilmesi ve Abdullah Gül’ün aday olmasıyla son bulmuştu.

Savaşın 27 Nisan muhtırasıyla başlayan ikinci bölümü AKP’nin genel seçimleri tekrar ve açık farkla kazanmasıyla son buldu.

Savaşın üçüncü bölümü hangi ismin aday gösterileceği ve seçileceği tartışmasıyla başladı. Bu bölümde taraflar yeniden mevzileniyor, bu arada kimi güçler saf değiştiriyor, yeni taktikler ve politikalar devreye giriyor. Kim kimin bileğini bükecek, uzlaşma hangi noktada sağlanacak, cumhurbaşkanlığı ve ona bağlı stratejik iktidar mevkileri hangi tarafın elinde kalacak? Sonucu hep birlikte yaşayarak göreceğiz.

Biz ise daha önce söylediğimiz gibi, cumhurbaşkanının kim olacağıyla değil, hiçbir sermaye grubunun peşine takılmadan emekçi halkın ve ülkemizin gerçek sorunlarıyla ilgilenmeye devam ediyoruz. Kapitalist sömürüye ve emperyalist baskılara karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesini her koşulda adım adım örmeye devam edeceğiz.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 MERHABA
 Onbeşleri Andık
 Gündemden
 Oğuzhan Müftüoğlu ve Arkadaslarına Açık Mektup
 Kıbrıslı Türkler Kardeşimizdir, Eşitimizdir, Dostumuzdur
 Libya Gündeminden
 Bıçak Kemiğe Dayandı
 Merhaba
 Atılım Üzerine
 Engin Ardıç’ın İftiracılığı Tescil Edildi
 AKP 12 Eylül Rejiminin Yeni Efendisi
 Şiir: Gerileyen Türkiye Yahut Adnan Menderes’e Öğütler
 Merhaba
 Hrant Dink’i anıyoruz
 Barış bölmez, birleştirir

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS