Sosyalist Dergi: 13 |  ÜRÜN |
UZAKLARDAN YAKIN BİR DOST

Küreselleşme patenti altında sunulmaya çalışılan emperyalizm ve küresel sömürü dünya çapında kendini savaşlar, kuralsızlaştırmalar ve özelleştirmelerle ayakta tutmaya çalışıyor. Yeni Dünya Düzeni ismi ile anılan ve İMF (International Monetary Fund: Uluslararası Para Fonu), DB (World Bank: Dünya Bankası) ve DTÖ-WTO (World Trade Organisation: Dünya Ticaret Örgütü) gibi ABD’nin denetimi altındaki kurumlar; kamuya, halka ait malların tek bir kapitaliste devrini öngören özelleştirme politikaları ve son olarak Irak savaşı, bugünün gündemine oturan en yakıcı sorunlardandır.

Biz de ÜRÜN olarak bu konu çerçevesinde, özelleştirme üzerine araştırmaları ile tanınan ve PETROL-İŞ sendikasının davetlisi olarak çeşitli konferanslar dolayısıyla Türkiye’de bulunan Amerikalı eski gazeteci, politika bilimcisi, aktif bir savaş karşıtı eylemci Tony Avirgan ile görüştük. Sevgili Tony, bu özelliklerinin yanısıra, merkezi Washington’da bulunan ve dünyanın yaklaşık 50 ülkesinden özelleştirme karşıtı kurumları, akademisyenleri ve araştırmacıları bir ağ etrafında bir araya getiren Global Policy Network (Küresel Politika Ağı) ve Economic Policy Institute (Ekonomik Politikalar Enstitüsü) kurumlarının Koordinatörü olarak görev yapıyor.

Aşağıda, davetimiz üzerine büromuzu ziyaret eden sevgili Tony Avirgan ile yaptığımız görüşmeyi sunuyoruz. Kalabalık bir söyleşi havasında geçen ve iki kurumun birbirini tanımasını sağlayan bu yararlı görüşmenin çevirilerini Rıza Köse arkadaşımız yaptı.

ÜRÜN: Merhabalar, hoş geldiniz! Nasılsınız?

TONY AVIRGAN: Merhaba. Teşekkür ederim. Türkiye’de bulunmaktan, burada sizinle olmaktan çok memnunum. Türkiye benim tanımadığım bir ülke idi. Aynı fikirleri paylaştığım insanların bu kadar çok olmasının beni daha da çok sevindirdiğini bilmenizi isterim.

ÜRÜN: Biz de sana teşekkür ederiz.

TONY AVIRGAN: Derginizin kapağına takıldı gözüm. Anlamı nedir?

ÜRÜN: Emperyalist savaşa geçit yok. (Ürün’ün 12. sayısının kapağı) Sevgili Tony, biz bu görüşmenin bir sohbet havası içerisinde geçmesini istiyoruz. Burada çok uzun ve resmi sorularla kuru bir röportaj yapmaktan yana değiliz.

TONY AVIRGAN: Ben de öylesini tercih etmem!

ÜRÜN: Dergimiz, Türkiye komünist partisi geleneğinden kadroların platformu olarak yayınlanıyor. Ürün olarak bizim bugün gündemimizi belirleyen en önemli olay ABD’nin Irak’a karşı başlatmış olduğu emperyalist savaştır. Biz komünistler olarak bu savaşa karşı yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Türkiye’deki diğer sol, sosyalist ve devrimci gruplarla da bu haksız savaşa karşı meydanlarda bir araya geliyoruz. Biz diğer sol gruplarla birlikte gerçekleştirdiğimiz ve gerçekleştireceğimiz eylemlerle ve de dünyada bu emperyalist savaşa karşı yapılan protesto hareketleri ile bu savaşın durdurulabileceğine inanıyoruz.

Türkiye’nin politik durumu hakkındaki bilgilerden sonra sana şöyle bir soru yöneltmek istiyoruz. Bugün gündemdeki konuları; küreselleşme, özelleştirme ve savaş olarak üç önemli başlık altında toplayabiliriz. Amerika’da küreselleşme karşıtlarının eylemleri var. Buna ek olarak özelleştirmeye karşı yürütülen protesto hareketleri bulunuyor. Şimdilerde savaşın başlaması ile tepkiler tüm dünyada Amerika’ya yöneldi. Sen küreselleşme ve özelleştirme hareketleri ile Amerika’nın başlatmış olduğu Irak Savaşı arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsun?

TONY AVIRGAN: Bence en başından beri bir bağlantı var. Bu tespitin de çok doğru olduğunu düşünüyorum. Bu savaş öncesinde ilk kez Amerika’nın açacağı savaşa karşı çok yoğun tepki hareketleri başladı. Küreselleşme hareketlerinde toplanan enerji savaşa karşı yapılan protestolarda daha da açığa çıktı.

Vietnam Savaşı tecrübesi ekseninde şu söylenebilir ki, o dönemde dünyada genel bir savaş karşıtı bilinç oluşturmak çok uzun bir sürece yayıldı. Vietnam Savaşına karşı tepkilerin yoğunlaşması için bizim Amerika’da uzun yıllar boyunca mücadele etmemiz gerekmişti. Bu kez ise Amerikalılar olarak ancak I. Dünya Savaşı öncesiyle mukayese edilebilecek bir tepki yoğunlaşması yaşadık.

Bunun özelleştirme ayağına geçecek olursak, özelleştirme sağın çok daha geniş çerçevede yapmış olduğu bir saldırının adıdır. Küreselleşme hareketinin bir parçası olarak protestolar daha çok gelişmiş ülkelerde görülmektedir. Özelleştirme hareketlerine karşı yükselen hareketlerin her biri bir dereceye kadar da kendi çaplarında başarıyı yakalamışlardır. Bu hareketler, katılan bilinçli ve eğitimli insanların kavradığı gibi neo liberal eksenli özelleştirme hareketlerinin daha geniş ve kapsamlı bir politik stratejinin parçasıdır.

Her şeyden önce kişisel olarak şunu belirtmek istiyorum ki; bu küreselleşme karşıtı ve savaş karşıtı protestolarda ortaya çıkan enerji eğer sol eksenli daha geniş bir yelpaze yaratılamaz ise ve bu enerji bu protestolarda yeniden üretilemez ise kaybedilebilir. Bu bağlamda sol farklı düşünceleri temsil eden yapılar olarak çerçevesini daha da genişletmelidir.

İki gün önce Ankara’da özelleştirme karşıtı büyük bir basın toplantısına katıldım. Bu basın toplantısı PETROL-İŞ sendikası tarafından düzenlenmişti. Petrol-iş sendikası özelleştirme ile -özellikle özelleştirilecek petrol şirketleri ile- savaş arasındaki bağlantıyı ortaya çıkarmaya çalışıyor.

Herhalde şurasını açıkça belirtmek gerekir ki bunların hepsi küreselleşmenin bir parçası. Sonuç olarak diyebiliriz ki, insanların bu çerçevede bilinçlendirilmeleri, bu konu hakkında eğitilmeleri gerekir. Eğer insanlara gerekli bilinç verilmez ise, müdahale edilmeden kendiliğinden devam edecek süreç, insanları olumsuz bir yöne kanalize edebilir. Küreselleşme karşıtı hareketlere sarf edilen enerjinin özelleştirme karşıtı hareketlere yansıması ancak insanlara verilecek olan eğitim ile doğru bir yöne aktarılabilir

Kısacası küreselleşme karşıtı eylemlerle özelleştirme karşıtı eylemler birbirine paralel yürütülürse bir sonuç alınabilir.

ÜRÜN: Bu noktadan hareketle şu sorunun cevabının aranması gerekir diye düşünüyoruz. Küreselleşme ve özelleştirme karşıtı hareketlerden bahsettiniz. Sonuçta bu eylemlere katılanlar belirli oranda proleterleşen kesimlerdir. Oysa dünyanın bugünkü genel trendine bakıldığında belirli bir kesimin artık işçi sınıfının olmadığını, daha da açık bir şekilde söylersek, artık sınıfların olmadığını, sınıfların öldüğünü, sınıflara dayalı mücadelenin kalmadığını iddia etmesi söz konusu. Yani tüm dünya halklarının kaderi, tüm dünya işçi sınıfının geleceği serbest piyasa ekonomisine teslim edilmiş durum da.

Yukarıda konuşmanın bir bölümünde solun başarıya ulaşabilmesi için daha geniş eksenli bir perspektif çizmesi gerektiği üzerinde durdun. Bütün bu konuşulan küreselleşme, özelleştirme ve savaş gibi konulara sol bir örgütlenme çerçevesinden bakıldığında, medyanın işlevini de ele alır bir şekilde, sen küreselleşme ve özelleştirme saldırılarına karşı solun nasıl başarıya ulaşabileceğini düşünüyorsun?

TONY AVIRGAN: Söze, özelleştirme ve küreselleşme karşıtı yapının Türkiye bileşenlerini çok iyi bilmediğimi söyleyerek başlayabilirim. İki ülke arasında fark olabilir. Ama Türkiye’deki medyanın ABD’deki medyadan çok da farklı olduğunu düşünmüyorum. Günümüzde görülen şudur ki bütün dünyada medya tekelleşerek büyük şirketlerin denetimi altına girmektedir. Dünya üzerinde kitle iletişim araçları olarak adlandırabileceğimiz gazeteler, dergiler, televizyonlar, radyolar bu büyük şirketlere bağlı olarak çalıştıklarından, bu şirketlere karşıt fikirler , başka düşünce tarzları topluma yansıtılmıyor. Bu yüzden varolan medya sizin de biraz önce belirttiğiniz gibi neo liberalizmi dünyanın önüne tek geçerli yolmuş gibi koyuyor. Türkiye’de de bunun Amerika’daki bu anlattıklarıma paralel bir şekilde gerçekleştiğini düşünüyorum. Fakat aynı zamanda bir çok ülkede Amerika’dan korunmak için yükselen bir halk hareketini görüyoruz.

Bunun somutlanmasını Brezilya’da İşçi Partisi’nin başarısında görebiliriz. Yine aynı şekilde bu örnekler Venezüela, Arjantin ve Latin Amerika’da pek çok ülkedeki sola olan yönelişlerle çoğaltılabilir. Amerika son dönemde bu alanda bir serbest ticaret bölgesi kurmayı tasarlıyordu; fakat gerçekleştirilen protesto gösterileri ve bu türden yürüyüş hareketleri Amerikanın bu planlarını ortadan kaldıracak boyuta ulaştı. Aynı zamanda Bolivya’da, Kosta Rika’da ve dünyanın diğer bölgelerinde planlanan özelleştirmelere karşı yapılan kitlesel halk gösterileri özelleştirmelerin önünü kesti. Bütün bunlar, eğer yarattıkları avantaj iyi kullanılabilirse önümüzdeki günlerde bizlerin iyimser olması için önemli sebep-lerdir.

Fakat eğer medya ile bağlantılı olarak konuya devam edersek, şu öyle büyük bir problem ki, ABD’de Irak’a karşı başlatılan savaştan bu yana kamuoyu şiddetli bir şekilde savaş gündemine kaydırıldı ve ABD’de savaşı destekleyenlerin sayısında büyük bir artış oldu. Bunun da arkasında şu var: ABD halkı ülke dışında bulunan Amerikan askerlerinin desteklenmesi gibi bir güdü ile hareket eder.

Fakat burada Bush’un medya aracılığı ile yaydığı yalanlardan birisi ikiz kuleler saldırısı hakkında oldu. ABD halkının %70’i 11 Eylül’de ikiz kulelere yapılan saldırının Irak ile bağlantılı olduğuna inandırıldı. Ki biliyorsunuz, saldırının failleri arasında tek bir Iraklı yok. Aksine, Suudiler, Mısırlılar ve Afganlar suçlandı. Burada medyanın kime hizmet ettiği ve insanları nasıl yanlış bilgilendirdiğini görebiliriz.

ÜRÜN: Biz Ürün okurları olarak, gençlerimizle birlikte, Irak’taki savaşa karşı düzenlenen eylemlerin çoğunun içinde yer aldık, mitinglerin düzenleyicisi olarak katıldık; kimisine ise destek verdik. Bu dönemde tüm Türkiye, tüm dünya çeşitli protesto hareketlerine sahne oldu.

Bu kısa bilgiden sonra tekrar Latin Amerika’ya dönecek olursak, oradaki hareketlilikle ilgili olarak şunu söyleyebiliriz: Latin Amerika’da genişleyen bir sol yelpaze var, ama bu sol yelpaze, içinde çok farklı gruplardan, çok farklı düşünce yapılarını barındırıyor. Bu çeşitlilik gelecekte farklı yerlere ve pozisyonlara evrilebilir. Sen bir aktivist ve politika bilimcisi olarak sol cenahtaki bu farklılık ve parçalılık hakkında ne düşünüyorsun?

TONY AVIRGAN: Bence Latin Amerika’da bugün meydana gelen bu olaylar bölgede 20 yıllık geçmişi olan emperyalizme karşı güçlü bir tepkidir.Bu aynı zamanda Latin Amerikan solunu da birleştirmiştir. Belki ideolojik bir birliktelik tam olarak gerçekleşmemiştir, ama en azından bugün genel çerçevede bir birliktelikten söz edilebilir. Bu genel çerçeve ile bahsetmek istediğim bu insanların özelleştirme eksenli politikalarda, serbest piyasa kaynaklı problemlerde, esnek çalışma saatleri söz konusu olduğunda ve neo liberal politikaların yarattığı sorunlarda birlikteliği söz konusudur.

Bunların hepsi işçi sınıfını ve bu bölgedeki partileri bir araya getiren faktörlerdir. Bu yapıların geniş bir perspektif oluşturması çok önemli; çünkü bu ülkelerdeki burjuvazi çok güçlü bir yapıya sahip. Chavez’e karşı düzenlenen darbede de bu görüldü. Bütün bunlar dikkate alınmalıdır. Bu büyük bir tehlikedir.

Diğer taraftan tabii ki burada yaşananlar çok önemli fakat bu yaşananlar bizi rahata erdirtmemeli. Ya da bizim bu olaylara iyimser yaklaşmamıza yol açmamalı veya hedeflerimizi daraltmamıza neden olmamalıdır.

Brezilya’da yaşananlar çok önemli, fakat asla bir devrim değildir. Solcular olayları değerlendirirken bunu göz önünde bulundurmalıdırlar. Burada bir işçi hükümeti kuruldu ve elbette çok olumlu işler yapacaktır. Ama yakın bir zamanda işçilerin bu mevcut işçi hükümetine karşı da yeniden eylemlere başlayacaklarını düşünüyorum.

ÜRÜN: Dünyada sermayenin küreselleşmesine karşı hareketlerin yükselmesi iyi bir durumu ifade ediyor fakat bilindiği gibi bu yeterli değildir. Kalıcılaşabilmek için ve hareketi daha ileriye taşıyabilmek için nasıl bir örgütlenme gerekli sence?

TONY AVIRGAN: Bu, cevaplandırılması gereken en temel sorunlardan bir tanesi. Bu konuda savaşa karşı bütün dünyada açığa çıkan enerjiyi iyi kullanmamız gerekir diye düşünüyorum. Her zaman karşımıza çıkmayacak olan bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bu fırsatı, herkesin aralarındaki bilinç düze-yini ve iletişimi derinleştirmek, insanların kafasındaki sorunları aşmak, kapitalizm, küreselleşme ve savaş bağlantısını insanların kafasında daha iyi kurmasını sağlamak için değerlendirilmeliyiz. Bunların sonucunda eğer biz üzerimize düşeni yaparsak, görevimizi yerine getirirsek ve şansımız da yaver giderse, bu sürecin olumlu anlamda üstesinden gelebiliriz.

ÜRÜN: Geçenlerde Vietnam Savaşına katılmış bir subay, Cumhuriyet gazetesine verdiği bir demeçte ‘Vietnam’da Amerika’yı dize getirenin ABD’nin içinde oluşan muhalefettir; bunun başında da Amerikan işçi sınıfı vardır’ diye belirtmiş. Amerikan işçi sınıfı Vietnam savaşı sırasında gerçekten zor bir şeyi başardı. Bu bağlamda Amerikan işçi sınıfının bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsun?

TONY AVIRGAN: Şunları söyleyebilirim; ben hem Vietnam savaşı sürecinde aktivisttim, hem de içinde bulunduğumuz şu süreçte bir aktivistim ve yaşananların farkındayım. Bu iki dönem arasında (Vietnam savaşı ve içinde bulunduğumuz süreç) köklü, fakat bugünün lehine önemli farklılıklar var. Vietnam savaşının başlangıcında, Amerika’nın tam olarak savaşa dahil olduğu süreçte, eğer örgütlü emek olarak Amerikan işçi sendikalarını kastediyorsak, onlar bu savaşa karşı gerçekleştirilen eylemlere ve mücadeleye katılmadılar.

1960’lara kadar Amerikan işçi sınıfı Vietnam savaşına karşı örgütlenen eylemlerde meydanlara çıkmadı. Ancak, Amerikan işçilerinin kendi çocuklarının cesetleri Vietnam’dan geri dönmeye başlayınca Amerikan işçi sınıfı da eylemlere katılmaya başladı. Bu konuların Kuzey Vietnam’da da tartışılması için 1970 yılında Kuzey Vietnam’a gittim. Vietnam savaşında Vietnamlıların göstermiş oldukları kahramanlık elbette ki önemli. Fakat şunu da belirtmeliyiz ki Amerika’da gerçekleştirilen savaş karşıtı eylemler Vietnam savaşının uzamamasını sağladı.

Şimdiki savaşın Vietnam savaşından farkı ise ilk defa bu savaşta birçok Amerikan işçi örgütü oybirliği ile bu savaşa karşı olduklarını açıkladılar. İşçi sınıfı bu kez savaş karşıtı eylemlerin omurgasını oluşturan ana parçalardan birisi olmuştur. Bu elbette ki çok güzel ve sevindirici bir şeydir.

Eğer ABD’deki muhalefetin demografik özelliklerine bakacak olursak; Vietnam savaşını hatırlayan insanlar savaşa karşılar -ki bu insanlar bugün 40 veya 45 yaşın üzerindeler. Yine savaşa karşı olan bir diğer grup 20 yaş civarındaki gençler. Diğer taraftan 30’lu yaşlarda olanlar savaşı destekliyorlar; çünkü onlar ne Vietnam savaşını gördüler ne de herhangi başka bir sorunla karşılaştılar. Bu insanlar tam sağcı Reagan döneminde büyüyenler.

ÜRÜN: Gençlik bağlamında bir soru sormak istiyoruz. Şunu belirtmekte yarar var ki Türkiye’deki sosyalist, ilerici, devrimci, demokrat gençlik savaşa karşı yapılan eylemlerde alanlarda yerini aldı ve gelecekte yapılacak eylemlerde de yerini almaya devam edecek. Biraz önce Vitenam savaşı dönemi ile bugünü karşılaştırdın ve demografik kategoriler ekseninde bazı bilgiler verdin. Bu bilgiler arasında 20 yaş civarındaki gençliğin içinde bulunduğumuz süreçte savaş karşıtı eylemlere katıldığını belirttin. Kısaca bugün genel olarak Amerikan sosyalist, devrimci, demokrat, ilerici gençliğini nasıl değerlendiriyorsun?

TONY AVIRGAN: Bugünkü Amerikan gençliğinden çok umutluyum. Gençlik kendini eylemsel olarak DB’ye, İMF’ye ve bugün içinde bulunduğumuz dönemde de Irak’taki savaşa karşı düzenlediği protesto gösterileri ile zenginleştirdi.

Benim evime İMF’ye ve DB’ye karşı olan gençler sürekli geliyor; onlarla sohbet ediyorum. Bu gençler kimilerinin iddia ettiği gibi cahil değil. Gerçekten gençliğin bugün sahip olduğu derin politik bilinçten çok etkilendim. Çünkü bugünkü Amerikan gençliği politik okumalar yapıyor, araştırıyor, gösteriler düzenliyor; bu da beni çok umutlandırıyor.

Geçmişle bağlantı kuracak olursak Vietnam savaşı döneminde başka bir şey söz konusuydu. O dönemde insanlar olaya çoğunlukla kültürel açıdan yaklaştılar. Farklı giyinmeyi, farklı müzikler dinlemeyi, kısacası farklı olmayı devrimci olmakla özdeşleştiriyorlardı. Biz onlara bunun doğru olmadığını anlatmaya çalışıyorduk, fakat etkili olamıyorduk. Şimdi ise durum çok farklı; bugün bu böyle değil. Gençlik bugün kendini doğrudan politik olarak ifade ediyor.

ÜRÜN: Sevgili Tony, zamanını ayırıp bizleri ziyaret ettiğin için sana çok teşekkür ediyoruz ve Amerika’nın o dinamik gençliğine, mücadele yürüten halkına, tüm solcularına ve komünistlerine selamlarımızı gönderiyoruz.

TONY AVIRGAN: Ben de sizlere teşekkür ediyorum. ve mücadelenizin başarısını diliyorum. Ayrıca bir şey daha eklemek istiyorum. Buraya gelmeden önce tanıdığım dostlarım, bütün Amerikalılar, ABD tanklarının Türkiye üzerinden Irak’a geçmesine müsaade etmeyen bu güzel ülkenin halkına, savaş karşıtlarına teşekkür etmemi istediler. Buradan bunu başaran bütün insanlara teşekkür ediyorum. Hoşçakalın.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 Cengiz Çandar’ın Yeni Hedefi
 Yanlış Tarih, Yanlış Politika
 Ordu ve AKP
 Hesap Vakti
 Akıl Tutulması
 Tarih Hızlanıyor
 Merhaba
 Gündemden
 Haydi, Devrimci Dayanışmamızı Göstermeye
 Libya Gündeminden
 1 Mayıs Gündemi
 Seçimden Önce
 12 Haziran 2011 Seçiminde Tutumumuz
 12 Haziran 2011 Seçim Sonuçları
 Seçimden Sonra

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS