Kitap Dizisi:5 |  Diğer Yazarlarımız |
POPÜLİZME AÇIK MEKTUP / Sadık Ekrem

Türkiye’de de dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi kapitalizmi mutlaklaştıran post modernist anlayışların ve liberal solcuların sıkça kullandıkları bir çift sözcük var, sivil toplum, sivil insiyatif. Özellikle bizim ülkemizde liberal sol mucize bir çözüm bulmuş gibi sivil insiyatifleri geliştirmenin çok önemli olduğunu, içinde bulundukları sorunların çözümünün sihirli anahtarının burada olduğu inancı ile politik hatlarını bu anlayış doğrultusunda refüze etmeye başlıyorlar, daha doğrusu depolitizasyona doğru anti marksist bir yolda ilerliyorlar.

Anti marksist diyorum, çünkü bu tür teorilerin ve pratiklerin marksizmle ya da marksizmi zenginleştirmekle ilgisi olmadığının bilinmesi gerekiyor.

Bizler bu filmi ilk defa görmüyoruz, tarihin değişik evrelerinde Marksist-Leninist teoriye karşı saldırılar hiç durmamıştır, ama tarihin hiçbir döneminde Marksizm, Marksist olduklarını söyleyenler tarafından bu kadar çok saldırıya uğramamıştır, tabi bu tam da karşıdan bir saldırı şeklinde gelişmiyor. Çoğu zaman Marksizmin, Leninizmin eskidiği ve bugün bunları aşmak gerektiğini, değişmeyen tek şeyin değişim olduğu gibi Marksizmin gelişme yasalarına uygun söylemlerle yapılıyor, yerine şu an için koydukları şey de “sivil insiyatifler ve yurttaş insiyatifleri”. Sosyalizmin yeni yolunun da devrimde değil evrimde olduğu ve bunun kapitalizmin doğal evrilmesi sonucunda olacağı gibi kendiliğindenci, reformist yönelimler içerisine giriyorlar.

Bu anlayış asıl olanın demokrasiyi geliştirme yolunda sivil toplum örgütlerinin toplumsal baskı aracı olması yeteneğinin geliştirilmesi olduğunu ve bunun solun yeni kültürü olduğunu iddia ediyorlar.

Bu arkadaşlar <<Toplumlar tarihinin sınıf savaşımları tarihi>> olduğunu unutup en gelişmiş kapitalist demokrasisinin burjuvazinin diktatörlüğü olduğunu da görmezden geliyorlar.

Toplum gelişmesinde devrimci müdahaleyi yapmak yolunda kendini egemen sınıf olarak örgütlemeyen sınıfın devrimci dönüşümü yapma şansının olmadığını tarih bizim kafamıza vura vura anlatıyor. (Paris Komünü, Şili’de Allende hükümeti, 12 Eylül’de ülkemiz devrimci hareketinin geldiği nokta)

Bu yüzden sosyalistlerin sivil toplumcu anlayışların içerisine yuvarlanmalarını devrimcilikten ayırmak ve eleştirmek gerekiyor.

Sivil toplumcu anlayış, doğası gereği popülisttir ve depolitizasyona kaymaya mahkumdur. Çünkü bileşenleri toplumsal muhalefet dinamikleridir. Felsefe olarak idealist, yöntem olarak eklektik, siyasal perspektif olarak uzlaşmacıdır. Çünkü niyet olarak kendinizi ne kadar sınıf yanlısı olarak ifade etmiş olsanız bile sivil insiyatifler içerisinde bağlaşıkların sınıfsal konumlanışları öne çıkarılmaz, daha çok devlet ile toplum arasında dengesizlik üzerinden hareket eder. Bu tam da burjuvazinin sömürü hedefinde toplumsal konumlanışlarda sorun çıkarmadan sürebilmesi için devlet mekanizması ile toplumun arasındaki çatışmalarda sömürünün politika dışı gösterilmesi amacının hayata geçirilmesine hizmet eder.

Burjuvazinin zaman zaman sivil toplum hareketlerinin içinde olması da bu yüzdendir.

Susurluk ışık eylemlerinde olduğu gibi, MGK’ya karşı TÜSİAD raporu gibi.

Yöntemsel olarak eklektiktir. Çünkü gündeme eklemlenerek kendini var eden bu tarz kendini en iyi ÖDP’de gösteriyor. Susurluk’ta ışık söndürme eylemleri ve halkın raporu öne çıkarken, çetelerin hizmet ettiği, korumaya çalıştıkları, kapitalizm ve faşizm gündem dışı kalmıştır, çünkü Koç, Eczacıbaşı, Sabancı gibi egemen sınıfın kendisi de sivil insiyatifin içinde olduğu gündem üzerinden eklemlenerek politik alanda kendini var etmiştir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, Refahyol iktidarına karşı geliştirilen tavır ve bunlar gibi.

Uzlaşmacıdır diyorum çünkü etkileyebildiği alanın ideolojik alanını da demokrasi ile sınırlar. Kitle olarak etkileyebildiği alanın geniş olmasına rağmen siyasal hareket alanı dardır. Sınıf kavramı yerine yurttaş kavramının geçirilmesi doğal olarak siyaset yapmak istediğiniz alanı da daraltacaktır. Sebebi de, sınıflara ayrılmış bir toplumda bütün yurttaşları kucaklayan hedefler kendi koşulları gereği kısıtlı bir siyaset alanı ortaya çıkartır. Örneğin pahalılığa, işsizliğe, yoksulluğa, özelleştirmeye karşı mücadelenin bütün yurttaşları kapsayacak bir çerçeve içerisinde yürütülmesi mümkün değildir. Bunlar sınıf çıkarlarının damgasını taşıyacak mücadelelerdir. Kendilerine Marksist ve devrimci diyen, hala devrim türkülerini ve en keskin devrimci sloganları atarak sivil toplumculuğa soyunan bu arkadaşların değişen ortamda politik, stratejik taktikleri saptamaktaki zorluklar karşısında Marksist-Leninist dünya görüşünün aşılması gerektiğini söylerken modern yaşamın nimetlerinden faydalanmada sınıf savaşımının içinde taşıdığı riskleri göze almadan popülist çıkışlarla devrimciliği de kendilerine maletmekten çekinmemektedirler.

Marksizmi sosyalist devrimden arındırarak Marksist olduğunu söyleyenlere bu literatürde sosyal demokrat deneceğini herkes bilir.

Marksizm hiçbir zaman basit bir teori, bilimsel bir hipotez ya da felsefe değildir. Marksizm dünyayı yalnız somut bilimsel biçimde açıklayan bir teori de değildir. O, dünyayı toplumsal ilerleme doğrultusunda değiştirmek, yığınları devrimci eylemlerde eğitmek için en iyi silahtır. Çünkü Marksist-Leninist sistem toplumsal yaşamın tüm olaylarına sınıfsal açıdan yaklaşımı, savaşımı gerektiriyor. (Bazı sivil toplumcu arkadaşlar hala sınıf mı kaldı diyebilir).

Son olarak 1976 Komünist ve İşçi Partileri Konferansı’nda İ. Bilen yoldaşın sözleriyle bitirmek istiyorum:

“Komünistler kapitalizmle savaşırken Marksizm-Leninizm ve proletarya enternasyonalizminin ilkelerini kesinlikle savunmayı, bu ilkeleri ardıcıl biçimde hayata geçirmeyi Marksist-Leninist teoriyi sürekli olarak geliştirmeyi ve sınıf savaşının içinde bulunduğu somut durumlara, sosyalist toplum kuruluşundaki somut koşulları uygulamayı kendilerine görev bilirler.

Komünistler Marksizm-Leninizmin yaratıcı özüne her zaman bağlı kalacaklardır.

Komünist bir dünya kurmak yolunda savaşa devam edenlerin Ürün’leri yolumuzu aydınlatıyor.”



 
Yazarın Diğer Yazıları
 Can Çekişen Kapitalizm ve Düzenbaz Maliyeciler - Ozan Gökbakar
 NATO Emperyalizmin Zulüm Aygıtıdır* - James Petras
 Sınıf Mücadelesinden Bir Kesit - Ali Kaplan
 Rusya Sosyal Demokratlarının Görevleri - V. İ. Lenin
 TKP’nin Tarihsel İsim Hakkı - Sadık Varer
 Yolcu - Hasan Hüseyin Korkmazgil
 İktidar İkiliği Üzerine / V. İ. Lenin
 Özellikle Kendiliğinden, (Sınıf) Bilinçli Değil! / Anna İoannatou
 Sendikalara Yaklaşımda Kafa Karışıklığı / İbrahim Akseloğlu
 Kavramlarla Kapitalizm ve İktisat-3 / Özcan Solmazer
 Yeni Dünya Düzeni, Küreselleşme ve İdeolojik Görev / Bahattin Seven
 İran Tudeh Partisi'nin Kısa Tarihçesi I / M. Umidvar
 Devrimin Öğrettikleri / V. İ. Lenin
 Osman Can, Nabi Yağcı, Orhan Gazi Ertekin / Deniz Gönül
 Ulusal Gelir Kime Aittir / Ozan Gökbakar

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS