Sosyalist Dergi: 28 |  ÜRÜN |
Sendikalar Referandumda Neden "Hayır" Diyor?

Biz Türk–İş'e bağlı sendikalar olarak, 12 Eylül tarihinde yapılacak Anayasa değişikliği referandumunda üyelerimize ve işçi sınıfına "hayır" oyu kullanılması çağrısı yapıyoruz. Seçmenlerin yeterince bilgilendirilmediği, bilgi kirliliğinin ve demagojik yaklaşımların hâkim olduğu bir ortamda, "hayır oyu kullanma" çağrımızın gerekçelerini üyelerimize ve kamuoyuna açıklamayı gerekli görmekteyiz.


12 Eylül Anayasası'nın değiştirilmesine karşı mıyız?

İlk icraatları; kıdem tazminatlarına sınır koymak, ikramiyeleri azaltmak, ücretleri baskı altına almak, sendikaları suçlu ilan etmek olan 12 Eylül rejiminin; öncelikle sendikalara ve işçi haklarına indirilmiş bir darbe olduğunu bizden iyi kim bilebilir? Darbenin hemen ardından kimisinin kapısına mühür vurulan, şubeleri sıkıyönetim komutanlıklarınca kapatılıp temsilcileri ve aktif üyeleri işten çıkartılan sendikalar olarak biz, darbenin sonuçlarını ve amaçlarını en iyi bilenlerdeniz. Tam da bu nedenle yasaklarla dolu baskıcı ve otoriter darbe anayasasının değişmesi için tam otuz yıldır her türlü mücadeleyi yürüttük.

12 Eylül Anayasası'nın tümüyle değiştirilmesi, uluslararası hukukun ve Türkiye'deki demokratik birikimin yansıyacağı, farklı toplum kesimlerinin taleplerini içeren baştan başa yenilenmiş bir anayasanın gerekliliğini hep savunduk.

Çünkü biliyoruz ki 12 Eylül Anayasası bir bütündür, darbeci anlayış onun her maddesine sinmiştir. Darbeyle hesaplaşmak isteniyorsa onun zihniyeti tümüyle ortadan kaldırılmalıdır.

Oysa karşımıza gelen değişiklikler 12 Eylül Anayasası'nın sadece bazı seçilmiş bölümlerini değiştiriyor. En çok da mevcut iktidar için engel oluşturan maddeler gündeme geliyor. Peki, bu bir haksızlık değil mi? 30 yıl uğraştıktan sonra 12 Eylül'ün temel zihniyetini tümüyle değiştirmeyen yarım yamalak bir anayasa değişikliğine tepki göstermek, hayır demek anlaşılır değil mi?

İktidar partisi denetimi altına aldığı 12 Eylül ürünü antidemokratik yapılara; örneğin YÖK'e dokunmazken, seçim sistemini demokratikleştirmekten ve seçim barajını düşürmekten kaçınırken, dokunulmazlıkları sınırlamazken, 12 Eylül Anayasası ile cumhurbaşkanına verilmiş olan olağanüstü yetkilere dokunmazken, demokratikleşme adı altında yüksek yargıyı yeniden düzenlemektedir. Demek ki 12 Eylül rejiminin sürdürülmesine sahici bir itiraz yoktur. Biz 12 Eylül'den "her şeyiyle ve gerçekten" kurtulmak istiyoruz, bu değişiklikler 12 Eylül Anayasası'nın özünün devam ettirdiği için "hayır" diyoruz.


Anayasa paketinin hazırlanış biçimi ve yöntemine neden itiraz ediyoruz?

Anayasa değişiklikleri, bir toplumsal ve siyasal uzlaşma sonucu ortaya çıkmamış, iktidar partisince tek taraflı olarak dayatılmıştır. Uzlaşmaya yanaşılmadığı gibi, birbirinden çok farklı maddelerin aynı paket içinde oylanmasında ısrarcı davranılmıştır. Demokratik hak ve özgürlüklere ilişkin değişikliklerin ayrı oylanması teklifi reddedilmiş ve böylece Meclis'in ezici çoğunluğunun destek verebileceği maddeler de referanduma götürülmüştür. Böylece yurttaşlar birbirinden çok farklı nitelikteki 26 değişikliğe tek bir yanıt vermek durumunda bırakılmıştır.

Tek taraflı hazırlanan paket bir toplumsal kutuplaşma yaratmış ve ülkeyi tam ortasından ikiye bölmüştür. Oysa anayasalar toplumsal ve siyasal mutabakata dayalı, toplumun ezici çoğunluğunun üzerinde uzlaştığı; insan hak ve özgürlüklerinin günümüzde eriştiği düzeyi yansıtan belgeler olmalıdır.


Bu değişiklikler daha demokratik bir sistem getirecek mi?

Görüldüğü kadarıyla hayır! Demokrasilerde seçimler çok önemlidir.

İktidarların seçimle, çoğunluğun oyuyla gelmesi olmazsa olmaz bir kuraldır.

Ama her şey burada bitmez. İktidarların denetlenmesi de demokrasi için bir o kadar önemlidir.

Yapılan yasal düzenlemeler ve icraatlar hem halk, hem de yargı tarafından sürekli denetlenmezse iktidarlar birer diktatörlüğe dönüşebilir. Yargıyı iyileştirmek, etkili ve hızlı hâle getirmek, en önemlisi de onu bağımsız kılmak gereklidir ama onu ayakbağı ya da engel gibi görmek doğru değildir. Biz işçiler olarak birçok hakkımızı mahkemelere başvurarak aldık. Bir düşünün; yargının bağımsız karar vermediğini, taraflı olduğunu düşündüğümüzde ne kadar tepki duyarız. Şimdi yapılmak istenen değişikliklerde yargının daha fazla iktidarın denetimine girmesi sözkonusudur. Bu durumda iktidarın icraatlarının denetlenmesi daha da zorlaşacaktır ve bu durum hiç de demokratik değildir. Biz bağımsız bir yargıya her zaman en çok ihtiyaç duyan kurumlar olarak hükümet denetiminde yargıya "hayır" diyoruz.


Referanduma sunulacak değişikliklerin yeni sendikal haklar getireceği iddia ediliyor. Bu doğru mu?

Kesinlikle doğru değil! Çalışma hukuku konusundaki bilgi eksikliği veya maddelerin yeterince incelenmemesi sonucu kamuoyunda böyle bir kanaat oluşturuldu. Gerçek durumu fazla detaya girmeden şöyle özetlemek isteriz:

Genel grev, hak grevi, dayanışma grevi gibi grevler yasak olmaktan çıkıyor gibi gösterilse de başka bir maddeyle grev sadece toplu sözleşme sürecine sıkıştırılıyor. Sadece menfaat grevine izin veriliyor. Yani dünyanın her tarafında işçilerin kullandığı geniş grev haklarını biz yine kullanamıyoruz. Örneğin; işyerimizde sözleşme uygulanmazsa uyarı grevine gitmemiz, yandaki işyerinde direnenler için dayanışma grevi yapmamız, bize rağmen yapılan yasaları değiştirmek için genel greve çıkmamız yine hak olarak görülmüyor.

Getirilen değişiklik önerilerinde örgütlenmenin önündeki engelleri kaldıracak hiçbir yeni düzenleme getirilmediği görülüyor. Öte yandan, yapılan değişiklikle aynı anda birden çok sendikaya üye olma yasağı kaldırılmak isteniyor. Bu değişiklik bir sendikal kaos ve rekabet riski taşımaktadır. Sendikal mevzuat, bir bütün olarak demokratikleştirilmeden böyle bir değişiklik yapılması yarar getirmeyecek, zayıf ve güdümlü sendikacılığı teşvik edebilecektir.

Memurlara grevli toplu sözleşmeli sendikal haklar tanınmıyor, tersine mevcut anayasa hükmünden daha geri bir düzenleme yapılarak, kamu çalışanlarının uğruna yıllarca mücadele ettikleri grev hakkı engelleniyor. Grevsiz bir toplu sözleşme; yanmayan ateş, ıslatmayan su gibidir. Biz bunun sonuçlarını petrol, enerji, bankacılık, ulaşım gibi birçok sektörde yıllardır yaşıyoruz. Bu sektörlerde eylemler yapsak, ciddi mücadeleler yürütsek bile sonuçta, sözleşmelerimiz Yüksek Hakem Kurulu'nda ve kimi zaman bazı haklarımız da geri götürülerek imzalanıyor. Böyle bir sözleşme hakkı olur mu? Bunun adı özgür toplu pazarlık olabilir mi? Aynı yöntem şimdi kamu çalışanlarına getiriliyor.

12 Eylülcüler işçi haklarını budamak için Yüksek Hakem Kurulu'nu anayasaya koymuştu, AKP ise memurların grev hakkını budamak için Kamu Hakem Kurulu'nu anayasaya koyuyor. Sendikal haklara bakışın 30 yıldır değişmediği anlaşılıyor.

Anayasada işçi memur ayırımı devam ettiriliyor, tüm çalışanların ortak sendikalaşma hukuku yaratılmıyor. Kader birliği içinde olduğumuz, işçi sınıfının büyük bir parçasını oluşturan memurlarla ortak ve güçlü örgütlenmeler, mücadeleler yaratmamızın önündeki engeller yine devam ediyor. Ayrıca uluslararası çalışma hukukuna uygun biçimde; emekliler, işsizler, öğrenciler, köylüler gibi farklı emekçi kesimlerin sendikalaşmasına da olanak tanınmıyor. Yani emekçilerin büyük bölümü yine örgütsüzlüğe mahkûm ediliyor.

Yıllardır çalışanların haklarını geliştirmek için oluşturulan kurallar vardır. Uluslararası Çalışma Örgütü bu kurallar tüm dünyada geçerli hâle gelsin, dünya işçilerinin çalışma standartları yükselsin diye sözleşmeler düzenler; bunları ilan eder, ülkelerin imzasına açar. Aynı zamanda Avrupa çapındaki hukuk kuralları ve mahkeme kararları da işçi haklarının ilerletilmesine dair imkânlar sunar. Sendikalar olarak tüm bu uluslararası standartlar da anayasaya yansıtılsın, Türkiye'deki işçiler de bu haklardan yararlansın diye bekledik ama önümüze gelen değişikliklerde bunun olmadığını gördük. Aslında anayasada bu türden uluslararası hakların bizim iç hukukumuza geçirilmesini düzenleyen bir madde var ama ne yazık ki o da göz önünde tutulmamış görünüyor.

Yani bu değişiklikler geçerse, uluslararası kurumların işçi haklarına ilişkin konularda Türkiye'ye getirdikleri eleştirilerin devam edeceği anlaşılıyor.


Değişiklikler geçerse hukuk mücadelesi vermemiz zorlaşacak mı?

Kesinlikle evet! Biliyorsunuz, sendikalar olarak birçok kez yargıya giderek yapılan özelleştirmelerin kamunun, halkın yararına olmadığını anlatmıştık. Kamu mallarının kim olduğu belirsiz birtakım paravan firmalara peşkeş çekilmesini, kamu kaynaklarının talan edilmesini önleyen önemli davalar kazanmıştık. Bunları yaparken hep mahkemelerin kamu yararını gözetmesi gerektiğini iddia ederek yola çıkmıştık.

Şimdi yapılan değişiklik ile idarenin eylem ve işlemlerinin yargısal denetimi önemli ölçüde sınırlandırılmış ve yargının kamu yararı gerekçesiyle karar vermesi zorlaştırılmıştır. Bu yolla kamu yararının ihlal edilmesinin ve kamunun talan edilmesinin yolu açılmıştır. Bu değişiklik özelleştirmeleri yargı denetiminden kaçıracaktır. Böylece sendikalar olarak yıllardır kamu yararını savunmak için kullandığımız bir hukuksal dayanak sınırlanmaktadır. Özelleştirmelerin önünü daha da açan, kamuyu sahipsiz bırakan bu değişikliklere "hayır" diyoruz.


Görüldüğü gibi 12 Eylül'de 12 Eylül Anayasası'nın tamir edilmesine, iktidara uygun hâle getirilmesine "hayır" demek için çok gerekçe var.

Şimdi "hayır" diyoruz çünkü gerçek bir anayasa değişikliği istiyoruz.

Yapılmaması gerekenin ne oluduğunu gösteriyoruz.

Yapılması gerekene işaret ediyoruz.


–Demokratik

–Özgürlükçü

–Eşitlikçi

–Sosyal

bir anayasa istiyoruz.


Basın İş Sendikası, Belediye İş Sendikası, Deri İş Sendikası,

Hava İş Sendikası, Kristal İş Sendikası, Petrol İş Sendikası,

TekGıda İş Sendikası, Tez Koop İş Sendikası, Tümtis Sendikası,

Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türk Harb İş Sendikası



 
Yazarın Diğer Yazıları
 Cengiz Çandar'ın Yeni Hedefi
 Yanlış Tarih, Yanlış Politika
 Ordu ve AKP
 Hesap Vakti
 Akıl Tutulması
 Tarih Hızlanıyor
 Merhaba
 Gündemden
 Haydi, Devrimci Dayanışmamızı Göstermeye
 Libya Gündeminden
 1 Mayıs Gündemi
 Seçimden Önce
 12 Haziran 2011 Seçiminde Tutumumuz
 12 Haziran 2011 Seçim Sonuçları
 Seçimden Sonra