Sosyalist Dergi: 28 |  Diğer Yazarlarımız |
Boykota Karşı Bir Sosyal Demokrat Yayıncının Notları (Parçalar)

V. İ. Lenin

Devrimimizi en dikkatli ve etraflı bir biçimde incelemek, yığınlara onun savaşım biçimlerini, örgüt biçimlerini vb. tanıtmak, halk arasında devrimci gelenekleri güçlendirmek, biraz önemli ve sürekli olan iyileştirmelerin yalnızca ve tamamen devrimci savaşım aracılığıyla başarabileceğine yığınları inandırmak ve toplumsal ortamı “anayasal” kölelik, ihanet ve molşalinizm mikrobu ile kirleten o kendini beğenmiş liberallerin kesin alçaklığını sistemli olarak sergilemek, kuşkusuz Rus sosyal demokratlarının görevidir. Özgürlük savaşımının tarihinde, Ekim grevinin ya da Aralık ayaklanmasının bir tek günü, Dumada1, kralın suçsuzluğu ve anayasal monarşi konusunda aylar boyu atılan dalkavukça kadet nutuklardan yüz kez daha önemliydi. Halkın, o heyecanlı, olaylı ve çok önemli günleri, Stolipin’in ve onun eli altındaki jandarma sansür memurlarının sevimli rızası ile, liberal parti ve parti dışı “demokratik” (Öf! Öf!) basınımız tarafından dünyaya böylesine bir yurtseverlikle açıklanan “anayasal” boğulma ve Balalaykin Molşalin2refahı aylarından çok daha etraflı ve daha ayrıntılı bir biçimde bilmesini sağlamalıyız –çünkü bunu biz yapmazsak, başka kimse yapmayacaktır.

Hiç kuşku yok ki, çoğu durumlarda, boykota olan sempati, tamı tamına, devrimcilerin, devrimci geçmişin en güzel döneminin geleneğini beslemek, bugünkü kasvetli günlük çalışmanın neşesiz bataklığını, cesur, açık ve kararlı bir savaşım kıvılcımıyla aydınlatmak için harcadıkları o övülmeye değer çabalarla yaratılmıştır. Ama, tam da, devrimci geleneklere gösterilen bu ilgiye değer verdiğimiz içindir ki, belli bir tarihsel dönemin sloganlarından biri kullanılarak o dönemin esas koşullarının yeniden yaratılabileceği görüşüne, şiddetle karşı çıkmalıyız. Devrimin geleneklerini korumak, onları, sürekli propaganda ve ajitasyon için ve eski rejime karşı doğrudan ve saldırgan bir savaşımın koşullarını yığınlara tanıtmak için kullanmayı bilmekle, bir sloganı, onu doğuran ve onun başarısını sağlayan koşulların toplamından ayırarak yinelemek ve esas olarak farklı koşullara uygulamak tamamen farklı şeylerdir.

Devrimci geleneklere çok değer veren ve onlara karşı dönekçe ya da dar kafalı bir tutum takınılmasını acımasızca yeren Marks’ın kendisi de, aynı zamanda, devrimcilerin düşünebilmelerini, eski savaşım yöntemlerinin kullanılamayacağı koşulları tahlil edebilmelerini ve yalnızca bazı sloganları yinelememelerini istemişti. Fransa’daki 1792’nin “ulusal” gelenekleri belki de her zaman, bazı devrimci savaşım yöntemlerinin bir modeli olarak kalacaktır; ama bu, Marks’ın 1870’te, ünlü Enternasyonal Söylevinde Fransız proletaryasını, bu gelenekleri farklı bir dönemin koşullarına uygulama yanılgısına karşı uyarmasına engel olmamıştır.

Bu, Rusya için de geçerlidir. Boykotun uygulanma koşullarını incelemeliyiz; boykotun, tamamen meşru ve devrimin yükseldiği anlarda bazen temel yöntem olduğunu (boş yere Marks’ın adını anan bilgiç taslakları ne derlerse desinler) yığınların kafalarına yerleştirmeliyiz. Ama devrimin gerçekte yükselmekte olup olmadığı –ve bu, bir boykotun ilanı için temel koşuldur– bağımsız olarak ortaya konulması ve gerçeklerin ciddi bir tahliline dayanılarak kararlaştırılması gereken bir sorudur. Gücümüz dahilinde olduğu ölçüde böyle bir yükselişin yolunu hazırlamak ve uygun anda boykotu reddetmemek bizim görevimizdir; ama boykot sloganına, her kötü ya da çok kötü temsilî kuruluşa uygulanabilir gözü ile bakmak kesin bir yanılgı olacaktır.

“Özgürlük günleri”nde boykotu savunmak ve desteklemek için kullanılan uslamlamayı ele alın, hemen göreceksiniz ki, bu tartışmaları bugünkü koşullara uygulamak tamamen olanaksızdır.

1905’te ve 1906 başlarında, boykotu savunurken, seçimlere katılmanın öfkeyi azaltmaya, mevzileri düşmana teslim etmeye, devrimci halkı yanlış yola sevk etmeye, çarlığın karşı devrimci burjuvazi ile bir anlaşmaya varmasını kolaylaştırmaya vb. yarayacağını söylemiştik. Bu iddiaların altında yatan temel öncül, her zaman belirtilmeyen, ama o günlerde kendiliğinden ortada olduğu hep varsayılan öncül ne idi? Bu öncül herhangi bir “anayasal” kanaldan başka, doğrudan çıkışlar arayan ve bulan, yığınların zengin devrimci enerjisi idi. Bu öncül, devrimin gericiliğe karşı sürekli saldırısıydı; düşmanın bu genel saldırıyı zayıflatmak üzere kasten teslim ettiği bir mevkiyi işgal edip savunmak bir cinayet olurdu. Bu iddiaları, bu temel öncülün koşullarından ayrı olarak yinelemeye çalışın, tüm “müzik” düzeninizin bozulduğunu, temel sesinizin yanlış olduğunu hemen hissedeceksiniz.

İkinci ve Üçüncü Dumalar arasında bir ayrım çizgisi çekerek boykotu haklı çıkarmaya kalkışmak da aynı ölçüde ümitsiz olacaktır. (İkinci Dumada, halkı tamamen kara yüzlerin eline teslim eden) Kadetler ile Ekimciler arasındaki farka, ciddi ve temel bir fark gözü ile bakmak, 3 Haziran darbesinin yırtıp attığı ünlü “anayasa”ya herhangi bir gerçek önem atfetmek, genel olarak, devrimci sosyal demokrasi ruhundan çok, kaba demokrasi ruhuna uyan bir şeydir. Biz her zaman, Birinci ve İkinci Dumaların “anayasa”sının yalnızca bir göz boyama olduğunu, Kadetlerin laflarının yalnızca Ekimci niteliklerini örtmeye yarayan bir perde olduğunu ve Dumanın, proletarya ve köylülüğün istemlerinin karşılanması için tümüyle uygunsuz bir araç olduğunu söyledik, savunduk ve yineledik. Bizim için 3 Haziran 1907, Aralık 1905 yenilgisinin doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Hiç bir zaman “Duma” anayasasının çekicilikleriyle “büyülenmedik”, onun için Rodiçev’in süslü laflarıyla bezenmiş ve gizlenmiş gericiliğinden, çıplak, açık ve kaba gericiliğe geçiş, bizi çok büyük hayal kırıklığına uğratamaz. Hatta bu ikincisi, yüksekten atan liberal ahmakların ya da onların ayartmış olduğu halk kesimlerinin aklını başına getirmekte daha etkin bir araç olabilir...

Menşevik Stockholm kararını, Devlet Duması üzerine Bolşevik Londra kararı ile karşılaştırın. Birincisinin, süslü, bir sürü lafa boğulmuş ve Dumanın önemine ilişkin ayakları havada tümcelerle dolu olduğunu ve Dumada çalışmanın verdiği bir büyüklük havasıyla şişirildiğini göreceksiniz. İkincisi, yalın, özlü, ölçülü ve alçakgönüllüdür. Birinci karar, sosyal demokrasinin anayasalcılıkla birleşmesi üzerine dar kafalı bir zafer şenliği havasıyla doludur (“halkın ortasından doğan yeni güç” ve aynı resmî yalancılık havasında vb. vb.). İkinci karar yaklaşık olarak şöyle açıklanabilir: bu lanetli karşı devrim, bizi, bu lanetli domuz ağılına sürüklediğine göre, biz burada da sızlanmadan, ama aynı zamanda böbürlenmeden devrimin yararına çalışacağız.

Hâlâ doğrudan devrimci mücadele döneminde olduğumuz bir zamanda, boykota karşı Dumayı savunarak, menşevikler, deyim yerindeyse Dumanın devrim için bir silah niteliğinde bir şey olacağına dair halka söz verdiler. Ve bu sözü tutmakta tam bir başarısızlık gösterdiler. Ama biz bolşevikler, herhangi bir söz verdiysek, bu, yalnızca Dumanın karşı devrimin bir ürünü olduğu ve ondan hiç bir gerçek iyilik beklenemeyeceği yolundaki güvencemiz olmuştu. Şimdiye kadar görüşümüz kusursuz bir biçimde doğrulanmıştır ve güvenle söylenebilir ki, gelecekteki olaylarla da doğrulanacaktır. Eylül Aralık stratejisi “düzeltilmedikçe” ve yeni verilere dayanılarak yinelenmedikçe, Rusya’da asla özgürlük olmayacaktır.

Bu yüzden, bana, Üçüncü Dumanın, İkinci Dumanın kullanıldığı gibi kullanılamayacağı, yığınlara, ona katılmanın zorunlu olduğunun anlatılamayacağı söylendiğinde, şu yanıtı vereceğim: eğer “kullanmak”la, onun devrimin bir silahı olduğu vb. hakkında bir menşevik şişinme kastediliyorsa, kuşkusuz bu olamaz. Ama, ilk iki Dumanın bile aslında yalnızca Ekimci Dumanın adımları olduğu ortaya çıkmıştır, oysa biz gene de bunları, uğruna en kötü temsilî kuruluşları bile kullanmaya her zaman çalışacağımız basit ve alçakgönüllü amaç için (propaganda ve ajitasyon, eleştiri ve yığınlara olan biteni anlatma) kullandık. 3 Dumada bir konuşma hiç bir “devrim”e yol açmayacaktır ve Dumayla ilgili propaganda, herhangi bir özel üstünlüğü ile ayırdedilemez; ama sosyal demokrasinin birinden ve ötekinden elde edeceği yarar, yazılı bir konuşmadan, ya da başka bir toplulukta yapılan konuşmadan daha az değildir ve hatta bazen daha büyüktür.

Ve biz, yığınlara, Ekimci Dumaya katılmamızı bu kadar basit bir biçimde açıklamalıyız. Aralık 1905 yenilgisi ve bu yenilgiyi “onarmak” için girişilen 1906 1907 çabalarının başarısızlığı yüzünden, kaçınılmaz olarak, gericilik, bizi giderek daha beter sözde anayasal kuruluşlara sürükledi ve sürekli olarak sürüklemeye devam edecektir. Her zaman ve her yerde inançlarımızı koruyacak ve görüşlerimizi savunacağız, eski rejim kaldıkça, tümüyle sökülüp atılmadıkça, hiçbir iyi şey beklenemeyeceği konusunda her zaman direneceğiz. Yeni bir kabarışın koşullarını hazırlayacağız ve bu gerçekleşinceye kadar ve gerçekleşebilsin diye, daha da sıkı çalışacağız ve yalnızca devrim yükselmişken bir anlam taşıyan sloganlar atmayacağız.

Boykota, proletaryayı ve devrimci burjuva demokrasisinin bir kısmını, liberalizmin ve gericiliğin karşısına çıkaran bir taktik çizgisi olarak bakmak da bir o kadar yanlış olacaktır. Boykot bir taktik çizgisi değil, özel koşullar altında uygun düşen özel bir savaşım aracıdır. Bolşevizmi “boykotçuluk”la karıştırma, onu “boyevcilik”le4 karıştırmak kadar kötüdür. Bolşevik ve menşevik taktik çizgilerinin arasındaki fark artık çok açıktır ve 1905 ilkyazında, Londra’daki Üçüncü Bolşevik Kongrede ve Cenevre’deki Menşevik Konferansta benimsenen temelden farklı kararlarla biçimlenmiştir. O zamanlar ne boykot, ne de “bolşevizm” sözü vardı, olamazdı da. Herkesin bildiği gibi, bizim taktik çizgimiz, gerek boykotçu olmadığımız İkinci Duma seçimlerinde, gerek bizzat İkinci Dumanın içinde menşevik çizgiden esastan ayrılıyordu. Taktik çizgileri, bu çizgilerden herhangi birine özgü olan herhangi bir özel savaşım yöntemi yaratılmaksızın araçları ve yöntemleri ne olursa olsun, her savaşım alanında, birbirinden uzaklaşır. Eğer Üçüncü Dumanın boykotu, Birinci ya da İkinci Dumalara ilişkin devrimci umutların yıkılmasıyla, “yasal”, “güçlü”, “istikrarlı” ve “gerçek” bir anayasanın yıkılmasıyla haklı gösteriliyorsa ya da bu boykota böyle durumlar neden oluyorsa, bu en kötü türden menşevizm olacaktır.

***

Özetleyelim. Boykot sloganı özel bir tarihsel dönemin ürünüydü. 1905’te ve 1906 başlarında, nesnel durum, çekişen toplumsal güçleri doğrudan devrim yolu ile monarşist bir anayasaya dönüş yolu arasında acil bir seçimle karşı karşıya getirdi. Boykot için bir kampanyanın amacı, esas olarak anayasacı hayallerle savaşmaktı. Boykotun başarısı, devrimin kapsamlı, evrensel, hızlı ve güçlü bir yükselişine bağlıydı.

Bütün bu bakımlardan, şimdiki durum, 1907 sonbaharına doğru, böyle bir sloganı gerektirmez ve haklı göstermez.

Seçimler için hazırlanmak yolunda günlük çalışmamızı sürdürürken ve ne kadar gerici olursa olsun temsilî kuruluşlara katılmayı önceden reddetmezken bütün propagandamızı ve ajitasyonumuzu halka, Aralık yenilgisi ile bunun ardından gelen, özgürlüklerdeki azalmanın ve anayasaya tecavüzün tümü arasındaki ilişkiyi açıklamaya yöneltmeliyiz. Doğrudan bir yığın savaşımı olmadıkça, bu tecavüzün kaçınılmaz olarak devam edeceği ve daha da kötüleşeceği kesin inancını halkın zihnine yerleştirmeliyiz.

Böyle bir slogana gereksinmenin ciddi olarak doğabileceği, yükselen devrim dönemlerinde, boykot sloganının kullanılmasını reddetmeden, şu anda, doğrudan ve yakın etkimizle, işçi sınıfı hareketinin şu ya da bu yükselişini, bir bütün olarak gericiliğe karşı, onun temellerine karşı, kapsamlı, evrensel, devrimci ve saldırgan bir harekete dönüştürmek için her çabayı harcamalıyız.


26 Haziran 1907

Collected Works, Progress Publishers, Moscow,

1972 c. 13, s. 39 49’dan çevrilmiştir.

1Duma: Çarlık Rusyasında Meclis

2Balalaykin   Saltikov Sçedrin’in Modern Şarkı adlı yapıtında bir kahraman, kişisel refahını her şeyin üstünde tutan liberal bir geveze, kararsız bir serüvenci ve yalancı. Ed.

3Proletari’de yayınlanan (Cenevre, 1905), Dumadan yararlanmayı genel olarak reddetmediğimizi, ama şimdi karşı karşıya bulunduğumuz bir başka sorun ile, yani doğrudan devrimci bir yol uğruna savaşmakta olduğumuzu belirten “Bulygin Dumasının Boykotu” adlı [bkz. Collected Works, c. 9, s.179 187. Ed.] makale ile karşılaştırınız. Ayrıca bkz. Proletari’deki (Rusça baskı, 1906, sayı 1), Dumadaki çalışmadan elde edilmesi gerekli yararların ufak boyutlarının vurgulandığı “Boykot” makalesi. [Bkz. Collected Works, c. 11, s. 141 149. Ed.]

4 Boyevcilik   Rusça boyevik sözcüğünden geliyor. Devrimci mücadele sırasında silahlı eylem taktikleri uygulayan, siyasal mahkûmların kaçmalarına yardım eden, devrimin gereksinimlerini karşılamak üzere devlet malı fonlara el koyan, casusları ve ajan provokatörleri ortadan kaldıran vb. devrimci muharebe takımı üyesi. 1905 1907 devrimi sırasında Bolşeviklerin özel muharebe takımları vardı. Ed.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 Can Çekişen Kapitalizm ve Düzenbaz Maliyeciler - Ozan Gökbakar
 NATO Emperyalizmin Zulüm Aygıtıdır* - James Petras
 Sınıf Mücadelesinden Bir Kesit - Ali Kaplan
 Rusya Sosyal Demokratlarının Görevleri - V. İ. Lenin
 TKP’nin Tarihsel İsim Hakkı - Sadık Varer
 Yolcu - Hasan Hüseyin Korkmazgil
 İktidar İkiliği Üzerine / V. İ. Lenin
 Özellikle Kendiliğinden, (Sınıf) Bilinçli Değil! / Anna İoannatou
 Sendikalara Yaklaşımda Kafa Karışıklığı / İbrahim Akseloğlu
 Kavramlarla Kapitalizm ve İktisat-3 / Özcan Solmazer
 Yeni Dünya Düzeni, Küreselleşme ve İdeolojik Görev / Bahattin Seven
 İran Tudeh Partisi'nin Kısa Tarihçesi I / M. Umidvar
 Devrimin Öğrettikleri / V. İ. Lenin
 Osman Can, Nabi Yağcı, Orhan Gazi Ertekin / Deniz Gönül
 Ulusal Gelir Kime Aittir / Ozan Gökbakar

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS