Sosyalist Dergi: 29 |  ÜRÜN |
Eğitim Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi Asistan Forumu Sonuç Bildirgesi

Üniversite öğretim üyelerinin; bilimsel çalışma ve araştırmaları, öğrenim ve eğitimi, yan tutmadan, hiç bir endişeye kapılmadan özgürce yapabilmeleri için her şeyden önce kendilerinin mesleki güvenceye sahip kılınmaları şarttır. Mesleğini kaybetme kuşkusu içinde olan ve kendini güvencede görmeyen bir öğretim üyesinden bilimin gerekleri beklenemez. Oysa üniversiteler, sadece günlük teknik gereksinmeleri karşılayan bir yüksek okul durumunda da değildirler; ülkenin içindeki ve dışındaki bilimsel hareketleri ve gelişmeleri izlemek ve incelemek, kurumlar hakkında bilimsel araştırmalar, değerlendirmeler ve eleştiriler yapmak, böylece ülkenin bilimsel, teknik, ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki gelişmesine katkıda bulunmak zorundadırlar.



Bu günün üstüne çıkamayan, yurttaki hareketleri izleyip eleştirmeyen, bilimsel verileri yayınlama gücünden yoksun ve sadece olanı öğretmekle yetinen, yaratıcılık gücü olmayan kuruluşlar, adı ne olursa olsun, gerçek anlamda üniversite sayılamazlar. Anayasa’nın 130. maddesinde belirtilen vakıf yükseköğretim kurumlarının mali ve idari konular yönünden devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumlarından farklı olması, vakıf yükseköğretim kurumlarında istihdam edilen akademik personelin mesleki güvenceden yoksun kılınması sonucuna yol açamaz. Anayasa koyucunun böyle bir amacının bulunduğu kabul edilemeyeceği gibi, bilimsel özerklik ilkesinin gereği hiçbir ayırım yapılmadan bütün yükseköğretim kurumlarında bilimsel özgürlük, serbestçe araştırma ve yayın yapabilme, eğitim ve öğretimi özgürlük ve güvence içinde sürdürebilme hak ve yetkileri bütün üniversitelerdeki akademik personele tanınmıştır.”(25/5/1976 tarih ve 1976/28 karar sayılı Anayasa Mahkemesi Kararına atıfla, 12/03/2010 tarih ve 2010/5 itiraz numaralı Danıştay Dava Daireleri Genel Kurul Kararı)

Haklar ve özgürlükler bahşedilmez, mücadele ile kazanılır. Bugün de üniversite asistanları olarak bizler hak mücadelesi verirken, geçmişten bugüne üniversitede mücadele eden herkesin yarattığı değerlere ve bıraktıkları mirasa dayanıyoruz. Üniversitelerde mücadele sürüyor ve bu mücadelede asistanlar her geçen gün daha fazla yer alıyorlar.

Türkiye’nin farklı üniversitelerinden gelen asistanların katılımıyla 27 28 Kasım tarihinde Eğitim Sen 6 no.lu Üniversiteler Şubesi’nin çağrısıyla gerçekleştirdiğimiz Asistan Forumu’nda üniversitenin sorunları, asistanlar olarak bizim sorunlarımız ve çözüm önerileri tartışılmıştır. Asistan Forumu’nda “Görev Tanımı ve Özlük Hakları”, “Bologna Süreci”, “İş Güvencesi” ve “Mobbing” olmak üzere 4 başlık altında tartışmalar yürütülmüştür. Bu tartışmalarda ayrıca asistanların karşılaştığı çeşitli sorunlar ve deneyimler paylaşılmıştır. Asistan Forumu’nda gerek asistanların sorunları, gerekse de genel olarak üniversitenin yaşadığı sorunlar karşısında birlik ve dayanışma içerisinde olmanın, kamu ve özel üniversite ya da 50d, 33a, 35 vb. ayrımlar gözetilmeksizin örgütlenmenin önemi ve gerekliliği vurgulanmıştır.

Asistan Forumu’nda başta asistanlar olmak üzere, Eğitim, Bilim ve Sanat emekçilerinin mücadelesine ışık tutmak üzere aşağıda dört başlık altında topladığımız talep ve ilkeleri benimsiyoruz.

Lizbon Sözleşmesiyle başlayan Bologna Süreci çerçevesinde üniversitelerde piyasalaşma ve ticarileşmeyi arttıran bir değişim ve dönüşüm süreci yaşanmıştır. Bundan sonraki süreçte de aynı doğrultudaki değişim ve dönüşümün devam edeceği görülmektedir. Avrupa ve ABD üniversiteleri arasındaki kârlılık temelindeki rekabetin ve neo liberal politikaların bir ürünü olan Bologna Süreci’nin asistanlara yansıması, iş güvencesinin giderek daha fazla ortadan kaldırılması şeklinde olmuştur. İş güvencesinden yoksun bırakılan asistanlar böylece sermayenin talepleri doğrultusunda kâr getiren projelere yönelmek zorunda bırakılmaktadır.

Bizler bu tespitlerden hareketle Bologna Süreci’ne bir bütün olarak karşı çıkıyoruz. Bologna Süreci’nin gerçek özünü gizlemek üzere özerklik, katılım ve reform gibi kavramların suistimal edilmesini ve üniversitelerin mevcut durumu karşısında tek değişim alternatifinin Bologna Süreci olarak sunulmasını reddediyoruz.

Üniversite ve yükseköğrenimin piyasalaşmasına karşı eşit, parasız ve kamusal bir yükseköğretimi savunuyoruz. Üniversitede paranın değil, bilim ve sanatın hâkim olabilmesi için sermayenin her düzeyde üniversiteden dışlanmasını istiyoruz.

Üniversitelerin kendi mali kaynaklarını yaratması ve bunun sonucunda sermayenin mütevelli heyetleri ya da benzeri şekillerde üniversite yönetiminde yer alması anlamında bir “özerkliğe”; öğrencilerin sadece müşteri ve ürün olarak üniversiteye “katılımının” öngörülmesine karşı, tam anlamıyla bir akademik “özgürlüğü”, öğrencilerin ve emekçilerin kendi öz örgütleri aracılığıyla gerçek bir “katılımı” talep ediyoruz.

Türkiye’de kurulduğu günden başlayarak piyasalaşmanın yürütücülüğünü yapan YÖK bugün de Bologna sürecinden ayrı olarak düşünülemez. YÖK’ün varlığı hâlâ akademik özgürlüğün ve kamusal eğitimin önünde engel olmayı sürdürmektedir. Asistanlar olarak “Biz kalıyoruz, YÖK gitsin!” diyoruz ve bunu demeye devam edeceğiz. Ancak YÖK’ün yerine aynı hedefleri ve işlevleri paylaşan yeni mekanizmalar yaratılmasına da kesin biçimde karşıyız.

Bizler, sahip olduğumuz bilimsel özgürlüğün gereği olan ve bu bildirinin girişinde yer alan kararla bir kez daha hukuken açıkça tanınmış mesleki güvencelerimizin “fiili ve keyfi” uygulamalarla ortadan kaldırılmasını kesinlikle kabul etmiyoruz. Tüm çalışanlar için savunduğumuz iş güvencesini ayrıca akademik özgürlüğün vazgeçilmez bir parçası olarak görüyoruz. İş güvencesiz çalışma, akademik niteliğin yükseltilmesine gerekçe yapılamaz. Tam tersine, güvencesiz çalışma, bilimsel verimlilik ve akademik niteliği düşürmektedir. Akademik niteliğin arttırılması için, asistanların ve tüm bilim emekçilerinin çalışma koşulları, ücretleri iyileştirilmeli, bilimsel çalışmalar için ayrılan ödenekler arttırılmalı ve altyapı geliştirilmelidir.

Bu temelde 50d’li asistan alınmasına son verilmesini; iş güvencesiz çalıştırmanın biçimleri olan öğrenci asistanlığı ya da proje asistanlığı gibi uygulamaların kaldırılmasını; bu biçimde istihdam edilen asistanların güvenceli kadrolara geçirilmesini, 33a’ya geçişlerde farklı üniversitelerde görülen keyfi kriter uygulamasına son verilmesini; 50d, 33a, 35 vb. tüm ayrımlar kaldırılarak tüm asistanlara, hak ettikleri yaşam ve çalışma koşulları ile iş güvencesi sağlanmasını istiyoruz.

35. Madde ve ÖYP programları öğretim üyesi yetiştirmekten ziyade büyük üniversitelerin asistan açığını giderecek bir istihdam politikası şeklinde uygulanmaktadır. Aynı şekilde, esas kadronun bulunduğu üniversiteler de, lisansüstü eğitimin gereklerini gözetmeksizin, 35’li ve ÖYP’li asistanları eğitimleri sırasında da çalıştırmak istemektedirler. 50d, 33a, 35 gibi maddeleri ile istihdam edilen asistanlar arasından görev ve haklar açısından yapılan her türlü ayrımcılığa son verilmelidir.

Asistanların görev tanımının kasıtlı olarak muğlâk bırakılması dolayısıyla, angarya, olağan bir olgu hâline gelmiştir. Bu muğlâklıktan kaynaklanan sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik kapsamlı bir çalışma örgütlenmelidir. İdari personellerin veya öğretim üyelerinin/görevlilerinin yapması gereken işler asistanlar tarafından yapılmamalıdır.

Buna göre, mevcut sistem içerisinde asistanlar öğretim üyeleri yerine ders vermeye zorlanamaz. Ders veren tüm doktor asistanlara gerekli kadrolar tahsis edilmeli, norm kadro uygulaması kaldırılmalıdır. Yardımcı doçentliğe geçişte doktorayı bitirmiş olmak dışında bir ölçüt aranmamalıdır.

Asistanlar Vakıf üniversitelerinde iş güvencesi ve çalışma ortamı açısından adeta kölelik koşullarına mahkûm edilmektedir. Vakıf Üniversitesi asistanları mesleki güvenceler bakımından hiçbir ayrıma tabi tutulamaz. Vakıf üniversitesi asistanları haklarını elde edebilmek için örgütlenebilmelidir. Vakıf üniversitelerindeki eğitim ve bilim emekçilerinin örgütlü mücadelesi desteklenmeli ve birlikte hareket edilmelidir.

Kapitalizm ve erkek egemenliğinden kaynaklanan her türlü ayrımcılık ve iktidar ilişkilerinin bir ürünü olan mobbing (sistematik psikolojik şiddet ve yıldırma) akademik hayatın günlük parçası hâline gelmiştir. Bu sebeple, mobbinge karşı öncelikle ve özel olarak mücadele edilmesi gerekmektedir. Bu mücadele; iş güvencesi, görev tanımı ve bu sorunları katmerlendiren Bologna sürecinden ayrı olarak değerlendirilemez.

Mobbing, çalışanların yalnız ve örgütsüz olmalarından beslenmektedir. Bu yüzden, başta sendikalar olmak üzere mobbinge karşı örgütlü bir karşı duruş şarttır. Çalışanların öz örgütlenmeleri temelinde mobbing vakalarının çözüme kavuşturulmasında bağlayıcı ve etkili kurumsal yapıların oluşturulması ve en çok sorun yaşayan asistanların bu kurullarda ağırlıklı olarak temsil edilmesi gerekmektedir.

Asistan Forumu’nda kararlaştırdığımız bu ilke ve talepler doğrultusunda tüm asistanların birliğini ve ortak hareketini gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Tüm üniversite bileşenlerini hep birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.

27 28 Kasım 2010, İstanbul

 
Yazarın Diğer Yazıları
 MERHABA
 Onbeşleri Andık
 Gündemden
 Oğuzhan Müftüoğlu ve Arkadaslarına Açık Mektup
 Kıbrıslı Türkler Kardeşimizdir, Eşitimizdir, Dostumuzdur
 Libya Gündeminden
 Bıçak Kemiğe Dayandı
 Merhaba
 Atılım Üzerine
 Engin Ardıç’ın İftiracılığı Tescil Edildi
 AKP 12 Eylül Rejiminin Yeni Efendisi
 Şiir: Gerileyen Türkiye Yahut Adnan Menderes’e Öğütler
 Merhaba
 Hrant Dink’i anıyoruz
 Barış bölmez, birleştirir

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS