Sosyalist Dergi: 29 |  ÜRÜN |
AKP’nin Siyasal Felsefesi

12 Eylül 2010 referandumundan faşist 12 Eylül rejiminin yeni efendisi olarak çıkan AKP, emperyalizme biat etmiş Nakşibendi ve Nurcu zenginlerinin partisidir. Siyasal felsefesi (tabii, sorgulamayı, araştırmayı, özgür tartışmayı reddeden bir inanç sistemine ne kadar felsefe denilebilirse), halkın mezar sessizliği içinde efendilerin cömertliğini beklemesi esasına dayanır. Sultan verir, kullar saygıyla şükreder ve sultana sonsuz minnet duyar. İşçiler ve köylüler, sade insanlar, yoksul halk, hak talep edemez, hakkını dile getiremez, örgütlenemez ve eylem yapamaz. Yaparsa “ayaklar baş olur”, evrenin efendisinin kurduğu ilahî düzen bozulur. Doğada ve toplumda kesintisiz ve sonsuz bir hiyerarşi vardır. Evrenin sırrına sadece az sayıdaki seçkin varabilir. Her şeye kadir Allah’ın bu saadeti bahşettiği seçkinlere herkes biat etmek zorundadır. Hiyerarşi düzeninde yukarıda yer alanların iradesini sorgulamaya kalkmak yasaktır. Üste muhalefet edilemez. Üstün üstündür, çünkü ilahî irade onu üstün yaratmıştır.



Erkek kadından üstündür, çünkü üstün yaratılmıştır. Yönetici üstündür, çünkü ilahî hikmet böyle öngörmüştür. Patron üstündür, çünkü onun patron olmasında sade kulların sırrına eremeyeceği bir hikmet vardır. Üstün olmayan sessizce kaderine katlanmalı, kaderin bir gün dönmesini dilemeli, ilahî irade bu dileğini uygun görmemişse öteki dünyayı beklemelidir. Çünkü muhalefet “tefrika” demektir, yani bölücülük ve bozgunculuktur. Herkes yerini bilecektir. Sonsuz hiyerarşi düzenini bozmaya kalkanların katli vaciptir.

Bu anlayış insanları doğuştan eşit ve özgür kabul eden modern demokrasi anlayışıyla asla bağdaşmaz. Sadece sosyalizmle ve devrimci demokrasiyle değil, liberal demokrasiyle bile uyumsuzdur. Sadece Marks, Engels ve Lenin’e değil, sadece Rousseau’ya değil, Kant’ın ve Locke’un siyasal felsefelerine de düşmandır. Hatta siyasal felsefe olarak burjuva despotizmini savunan ama siyasal alanı gökyüzünden yeryüzüne indiren Hobbes’un bile öncesine aittir. Modern değildir, modern öncesidir. İnsanları asla ve kat’a özgür irade sahibi saymaz. İlahî iradenin hikmetinden sual olunmayacak şekilde seçtiği mutlu ve bilge azınlık dışında kimse ortaya bir irade koyamaz. İnsanlar özne değil, nesnedir; kendi kendini yönetmez, dıştan yönetilir.

AKP’nin siyasal felsefesi modern öncesi olduğu gibi, akılcılık öncesidir de. Laiklikle bağdaşmaz; yeryüzü yaşamının, toplumsal hayatın, göklerden bağımsız olarak, yeryüzünde bizzat insanlar tarafından, insanların kendi iradeleriyle kurulduğunu kabul etmez. Dolayısıyla siyasal ve felsefi liberalizmin (dikkat, ekonomik liberalizmin veya neo-liberalizmin değil!), demokrasinin ve sosyalizmin zorunlu düşmanıdır. Sınıf mücadelesi anlayışına katlanamaz. Alttakilerin üstlerini sorgulamaları, eleştirmeleri, birleşip örgütlenmeleri ve sonsuz hiyerarşiyi çiğneyip kendi isteklerini hayata geçirmeleri AKP’nin dinsel ideolojisinde tahammül edilemez bir küfür sayılır.

AKP’nin siyasal felsefesi, siyasal liberalizme (dikkat, ekonomik liberalizme veya neoliberalizme değil!), demokrasiye, sosyalizme, akılcılığa, laikliğe, ilahî iradenin öngörmediği her şeye kapalı bir düşünce sistemidir. Bu yönüyle işçi hakları anlayışıyla, kadın hakları anlayışıyla, yurttaş hakları anlayışıyla taban tabana zıttır. Bilimle de, feminizmle de, özgür tartışma ve sorgulamaya yer veren her düşünceyle de kavgalıdır. Bu yönüyle irrasyonalizmi, sonsuz hiyerarşiyi, yanılmaz başbuğları, uyrukların sonsuz boyunduruğunu, güçlülerin hakkını, güçsüzlerin haksızlığını, sabit bir evren anlayışını esas alan faşizmle; kışla düzenini idealize eden militarizmle; güçlü milletlerin güçsüz milletleri boyunduruk altıda tutmasını meşrulaştıran emperyalizmle; üretim aracı sahibi patronların üretim araçlarından yoksun işçileri sömürmesini doğal sayan kapitalizmle; polisin ve bürokrasinin kadiri mutlak olduğu bürokratik polis devletiyle pek güzel uyuşur.

AKP muhalefetin ve protestonun en küçük belirtisine bile işte bu nedenle düşmandır. Bu düşmanlık gelip geçici, dışsal, rastlantısal bir etken değildir; AKP’nin dünya görüşüne, siyasal felsefesine içkin, öğretisel bir özniteliktir. Üniversitelerde Erdoğan’ı protesto eden herkesin coplanması ve gazlanması, spor salonlarında ona karşı slogan atanların fişlenmesi ve gözaltına alınması, Erdoğan’ı ıslıklama cüretini gösteren binlerce Galatasaraylı seyircinin tek tek tespit edilmesi için savcıların, valilerin, polis şeflerinin, medya dalkavuklarının, din baronlarının birbirleriyle yarışması bu öznitelikten kaynaklanıyor. Gül’ün üniversite ziyaretinde “Parasız Eğitim İstiyoruz” pankartı açan öğrencilerin veya Erdoğan’ın Romanlarla yaptığı toplantıda “Parasız Eğitim Haktır, Alacağız” pankartı açan gençlerin dövülerek gözaltına alınması, yıldırım hızıyla tutuklanıp aylarca F tipi hapishanelerde tutulup terörist olarak özel yetkili siyasal mahkemelerde ağır ağır yargılanmasının asıl nedeni budur. İşte bu nedenle Arınç’ı protesto eden gençler rektörler tarafından okuldan atılmakla tehdit edilir, tartaklanır. İşte bu nedenle Erdoğan’ın Dolmabahçe ofisinde rektörlerle yaptığı toplantıya katılma isteğini duyuran gençlerin feci biçimde zehirli gazla ve coplarla yere düşürülmesi, yere düşen hamile genç kadının tekmelenerek bebeğinin düşürülmesi koca koca yetkililer, ruhunu kapitalizme satmış kiralık kalemler ve yorumcular, üniversite ve cemaat uleması tarafından pervasızca meşrulaştırılır.

İlahî iradenin aktarıcısı yönetici seçkinler işte bu siyasal felsefeye dayanarak heykelleri yıkma kararı verir, içki içmeyi yasaklar, kadınların başı açık gezmesini kâfirlik olarak niteler, ateizmi ve materyalizmi en büyük suç sayar. Alevilerin cemevlerini ibadethane olarak tanımayı reddederler, çünkü Aleviliği Alevilerden daha iyi bildiklerine inanırlar. Kürtlerin demokratik özerklik istemesi karşısında küplere binerler ve Kürt politikacılarını hapse atarlar, çünkü Kürtlerin çıkarlarını Kürtlerden daha iyi bildiklerine inanırlar. Kamu emekçilerinin maaş artırımı talebine tahammül edemezler, çünkü kamu emekçileri “onların memurudur”, “ağzı var, dili yok köle” olmalıdırlar. Bekâr kadınların aile büyüklerine itaat etmek ve ibadet etmek dışında bir hayat hayal etmeleri yanlıştır, çünkü kadının geleceği zaten din kitaplarında tarif edilmiştir. Evli kadınların üç çocuk doğurmak, evi çekip çevirmek, kocalarını memnun etmek, ibadet etmek dışında taleplerde bulunmaları da kabul edilemez, çünkü kadının ve erkeğin “fıtratı” bir değildir, kadın ve erkek eşit değildir, erkek yaradılışı gereği üstündür.

Kapitalizme, emperyalizme, militarizme, polis devletine, faşizme upuygun bu siyasal felsefe işte yukarıda özetlediğimiz anlayış gereği, bırakın ileri demokrasiyi, en asgari demokrasilerde bile bütünüyle meşru ve doğal hak görülen eylemleri gayrimeşru ilan eder, en sade yurttaş inisiyatiflerini, dernekleri, sendikaları, partileri “illegal terör örgütü” sayar. Bu yapıların üyelerini ve sempatizanlarını fişler, döver, kovuşturur, yargılar.

Türkiye toplumu modern siyasal felsefeleri kabul eden bütün yurttaşlarıyla –işçisi, köylüsü, emekçisi, kadını, erkeği, aydını, sanatçısı, edebiyatçısı, yazarı çizeri, gazetecisi, başka dil ve kültüre mensup bütün yurttaşlarıyla– AKP’nin siyasal felsefesini bilince çıkarmak, bu felsefeyle hesaplaşmak zorundadır. Türkiye toplumu ta Tanzimat’tan başlayarak bu geri ve gerici felsefenin dışına çıkmaya başlamıştır. Ta Meşrutiyet’ten bu yana düşünürleri, bilimcileri ve siyasetçileri, halkının siyasal örgütlenmeleri ve eylemleri, işçi ve köylü kitlelerinin mücadeleleriyle bu felsefeyi paçavraya çevirmiştir. Ta Büyük Millet Meclisi yönetiminden, Kurtuluş Savaşı’ndan, Cumhuriyet’ten beri bu geri ve gerici felsefenin modern bütün alternatifleriyle tanışmış ve onları içselleştirmiştir. AKP’nin ve onu oluşturan tarikatların siyasal felsefesine teslim olmak, 1839’da ilan edilen Tanzimat’ı başlangıç olarak alırsak, Türkiye toplumunun 172 yıllık bütün düşünsel, siyasal ve örgütsel birikimini canlı canlı toplumsal organizmadan kesip atmak demek olacaktır. Bu toplumsal cinayete izin veremeyiz. Bu görev, sadece Türkiye halkı açısından değil, bütün bölge halkları ve bütün dünya halkları açısından da vazgeçilmezdir. Kısa vadeli şu ya da bu hedef için AKP’nin siyasal felsefesini olduğundan başka türlü gösterenler, ondan demokrasi, barış ve özgürlük bekleyenler affedilmez bir suçun ortağı olacaklardır. Kendi mülklerini ve kârlarını korumak, borsada durmadan kazanmak, özelleştirmelerle devleti soymak için AKP’yle ve onu oluşturan tarikatlarla iyi geçinmeyi akılcılık sayan banka ve holding sahiplerini; AKP’de ve onu oluşturan cemaatlerde bölge ve dünya hâkimiyeti için elverişli bir müttefik olarak kullanabilecekleri bir araç bulduklarını düşünen Amerikan ve Avrupa emperyalistlerini; işçi sınıfını, demokratik ve sosyalist hareketi, ezilen halkların kurtuluş hareketini bastırmak için AKP’yle ve onu oluşturan tarikatlarla işbirliğini mubah sayan militaristleri el birliğiyle durduracağız.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 MERHABA
 Onbeşleri Andık
 Gündemden
 Oğuzhan Müftüoğlu ve Arkadaslarına Açık Mektup
 Kıbrıslı Türkler Kardeşimizdir, Eşitimizdir, Dostumuzdur
 Libya Gündeminden
 Bıçak Kemiğe Dayandı
 Merhaba
 Atılım Üzerine
 Engin Ardıç’ın İftiracılığı Tescil Edildi
 AKP 12 Eylül Rejiminin Yeni Efendisi
 Şiir: Gerileyen Türkiye Yahut Adnan Menderes’e Öğütler
 Merhaba
 Hrant Dink’i anıyoruz
 Barış bölmez, birleştirir

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS