Sosyalist Dergi: 30 |  ÜRÜN |
Kıbrıslı Türkler Kardeşimizdir, Eşitimizdir, Dostumuzdur

Gün geçtikçe AKP'nin ve kurdukları hükümetin en çirkin yüzü daha da belirgin hâle gelir oldu. Sözde liberallerin ve halktan kopuk, işçi sınıfına inancını yitirmiş Nabi Yağcı benzeri döneklerin AKP'yi parlatmak için gösterdikleri bütün gayretlere rağmen, Recep Tayyip Erdoğan bizlere çok tanıdık gelen ezberini saymaya devam ediyor.

Biliniyor ki, AKP'nin bugünkü ana kadrosunun ezici çoğunluğu, daha düne kadar açıkça Amerikan çıkarlarını, kapitalizmi ve emperyalizmi savunan gericilerden oluşuyor. Dün, bu ülkenin bağımsızlığı için mücadele eden ilerici, devrimci, sosyalist Türkiye gençliğine karşı savaşan, Kanlı Pazar'lar tertipleyerek Amerikan askerlerini koruyan bu kadrolar, günümüzde ülkemizi yönetiyorlar.

Bu anlayışa sahip bütün kadrolar gibi, bunların da doğal refleksleri materyalizme sövgüden, sosyalizme küfürden, kültürü, sanatı, eşitlikçi anlayışları reddetmekten ibarettir. Eğer kendilerini kontrol etmez ve yapılanlar kendilerince tahammül sınırlarını aşarsa, bir anda bütün sevecenliklerinin yok olduğunu ve otomatik olarak ağızlarından onlarca küfürün boşaldığını görmek olasıdır.

Bunlarda, bir sosyal devlet mantığı içerisinde yurttaşların eğitiminin, sağlığının, ulaşımının, barınma ihtiyaçlarının karşılanmasını bir hak olarak görme anlayışı yoktur. Her şeyi, gücü her şeye yeten muktedirlerin lütfu gibi görmektedirler.

Sadaka kültürünü sahiplenen bir yaklaşımları olduğu için de, devletin kesesinden, yani kamunun ortak bütçesinden verilen her şeyi kendi kişisel mülkleri gibi görme alışkanlıkları da devam etmektedir. Tüm kamusal kaynaklarımızı ulufe dağıtma mantığıyla paylaştırıyorlar. Kendilerinden olmayana pay vermiyor; biat etmeyeni açlıkla terbiye ediyorlar. Bütün bu yönleriyle de geçmişteki en pespaye sağ iktidarların kopyası olmaktan öteye gidemiyorlar.

Hatırlarsanız, Demirel de yıllar önce İlksan olayında açığa çıkan skandal için "verdimse ben verdim, ne olmuş" demişti. Bu iktidarın başı da, TOKİ aracılığıyla kamu tarafından yaptırılan Galatasaray stadyumunun açılışında onurlu, namuslu futbol seyircileri tarafından yuhalanınca "nankörler" diye tüm seyircilere hakaret etmişti. Mantık aynı: Parayı biz verdik; siz bir kapıkulu gibi bize biat etmelisiniz. Kapımızdaki dilenciden nasıl onurlu bir davranış beklemiyor isek, sizden de öyle tepkiler gelmemeli demişlerdi.

Dünkü "nankörler" sözü henüz unutulmadan, bugün de Kıbrıslı Türk halkına "beslemeler" diye yeni bir hakarette bulunuldu.

Kıbrıslı sosyalistler, sendikacılar, bütün emek örgütleri uzun yıllardır iki halkın birliği için, iki halkın eşit ilişkiler temelinde bir araya gelebilmesi için mücadele yürütüyorlar. Kıbrıslı Türkler de kendi güçleriyle ayakta kalmak istiyorlar elbette. Ancak, adadaki askeri güçlerden ve Kıbrıs Türk yönetiminin Türkiye ile ilişkisinden dolayı ülke tecrit altında. Bu nedenle adanın en temel ihtiyaçları bile ancak Türkiye'nin yaptığı "kamu" yardımları ile karşılanabiliyor. İşte Erdoğan bu durumdaki Kıbrıs halkına "beslemeler" diye hakaret etti. Bu yardımların zor durumdaki bir halk için daha iyi durumdaki emekçi kardeşlerinin "gizlice, kimseyi utandırmadan ve hiç kimsenin onururu zedelemeden" verdiği bir dayanışma olarak görmek yerine, dilenciye verilmişçesine kafalarına kakılacak bir sadaka gibi göstermek bize yakışmaz.

Biz Türkiyeli emekçiler bu tutumu hak etmiyoruz. Zor durumdaki tüm halklar kardeşimizdir, dostumuzdur, eşitimizdir. Ekmeğimizi paylaşırız. Soframıza gerekirse fazladan bir tabak daha koyarız. Kimse bizim adımıza onurlu insanlara hakaret edemez. Kabul etmiyoruz.

Kıbrıs Türk halkı, Türkiyeli bütün emekçilerle birlikte bu ülkede, Kıbrıs'ta, halkların eşitliğine dayalı, halkların dillerini, inançlarını, kültürlerini özgürce geliştirmelerini sağlayacak, her halkın kendi istediği gibi yaşama hakkına saygı gösterilecek bir düzen kuracağız. Bunun için de işe bu gerici, ilkel, kapitalizme ve emperyalizme kulluk eden iktidarı ve eski, yeni yardakçılarını aramızdan def ederek başlayacağız.

7 Subat 2011


Dev İş Genel Başkanı

Mehmet Seyis'in Açıklaması ve Ortak Mektup

28 Ocak 2011'de Sendikal Platform öncülüğünde gerçekleşen ve 10 binlerce insanın katıldığı "Toplumsal Varoluş Mitingi" sonrası TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yapılan mitingde Sendikal Platform dışında açılan birkaç pankartı bahane ederek Kıbrıslı Türkleri aşağılayan açıklamalarına tepki için bugün (7 Şubat 2011) Sendikal Platformun belirlediği 10 kişilik heyet ile TC Elçiliğine gidildi.

Burada amacımızın Sn. Erdoğan'a söylediklerinin doğru olmadığını ve kendisinin Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'e "Sokağın Sesini Dinle" çağrısı yaparken kendisinin Kıbrıs'ta Sokağın Sesini anlamadığını ve Kıbrıslı Türkleri aşağılama hakkı olmadığını vurgulayan bir mektubu Elçilik eli ile iletmekdi.

Sendika Başkanlarından oluşan 10 kişilik heyet olarak kaldırımdan yürüyerek Elçilik önüne vardığımızda gördüğümüz tablo Askeri Cunta Yönetimiyle yönetilen bir tablo görüntüsü idi.

10 kişilik heyet için yüzlerce polis ile tüm yollar kapatıldı. Elçilik içerisinde ise TC askeri yığınağı bilgisi bize ulaştı. Daha da ilginç olan getirdiğimiz zarfı Elçinin kabul etmemesi oldu. Kapıya dahi verilmesine izin verilmedi ve Elçiden "Mektubu Posta ile göndersinler" haberi geldi. Bu meydanları dolduran 10 binlerce Kıbrıslıtürke bir saygısızlıktır.

Belli ki Sn. Erdoğan ve memurları Kıbrıs'ta karmaşa yaratmaya yönelik oynuyorlar. Bir yandan Kıbrıslı Türkleri bölerek dayatmalarını hayata geçirmek isterlerken, aslında tam da Mübarekin yaptığı gibi kardeş düşmanlığı yaratıp çatıştırma poltikası güdüyor, bir yandan da kendi iç politikalarına oynayıp olumsuzlukları gözden kaçırmaya çalışıyorlar. Daha 3 4 gün önce Türkiye emekçilerini AKP'nin dayattığı Neo Liberal yasaları protesto ederken polise dövdürüp, biber gazı saldırısına uğratılmışlardı. İşte bu diktatör tavırlarını gözden kaçırmak için bildik taktiği uyguluyorlar. Kıbrıs'ta "Şehit, Bayrak ve Vatan" edebiyatı ile olumsuzluklarını gözden kaçırmaya çalışıyorlar.

Ancak bilinmelidir ki Sendikal Platform gerekli her aşamada hem dayatan AKP'ye, hem de emir alan UBP'ye karşı gereken tavrı ortaya koyacaktır. Kıbrıs'ın tüm toplumsal ve doğal mülkiyetinin AKP'ye yakın sermayedarlara haraç mezat satılmasına, çocuklarımızın göçünü hızlandıran ekonomik antidemokratik ve demografik yapımızı bilinçli bir şekilde dağıtan dayatmalara ne AKP başkanı Tayip bey ne de işbirlikçi UBP Hükümeti sessiz kalmamızı beklemesin.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 Cengiz Çandar'ın Yeni Hedefi
 Yanlış Tarih, Yanlış Politika
 Ordu ve AKP
 Hesap Vakti
 Akıl Tutulması
 Tarih Hızlanıyor
 Merhaba
 Gündemden
 Haydi, Devrimci Dayanışmamızı Göstermeye
 Libya Gündeminden
 1 Mayıs Gündemi
 Seçimden Önce
 12 Haziran 2011 Seçiminde Tutumumuz
 12 Haziran 2011 Seçim Sonuçları
 Seçimden Sonra