Sosyalist Dergi: 31 |  ÜRÜN |
Seçimden Önce

AKP’nin Seçim Stratejisi

AKP 12 Haziran 2011 seçim kampanyasını ülkenin bütün sağcı, gerici ve faşist güçlerini kendi çatısı altında birleştirme stratejisiyle yürütüyor. Emperyalizmin ve kapitalizmin emrinde bütün sağcı, gerici ve faşist çevreleri birleştirme stratejisi, AKP’yi 12 Eylül 1980 faşizminin yolunu açan Milliyetçi Cephe olarak örgütleme ve tekleştirme politikasıdır. Recep Tayyip Erdoğan, 12 Eylül 1980 öncesi Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel’in, Milli Selamet Partisi lideri Necmettin Erbakan’ın, Milliyetçi Hareket Partisi lideri Alparslan Türkeş’in ve Cumhuriyetçi Güven Partisi lideri Turhan Feyzioğlu’nun politikalarını, günümüz koşullarına uyarlayarak, kendi şahsında birleştirmeye çalışıyor.

AKP’yi yeni Milliyetçi Cephe olarak örgütleme ve tekleştirme politikasının özü, işbirlikçi kapitalist oligarşinin menfaatlerin i korumak için işçi sınıfına, şehir ve köy emekçilerine , ezilen halklara, gençliğe, kadınlara, aydınlara düşmanlık gütmektir. Dinci şovenist dogmaların mutlak egemenliğini kurmak için komünizme, sosyalizme, demokrasiye, felsefeye ve bilime, sanata, eşitlik ve özgürlük düşüncesine, düşünce ve inanç özgürlüğüne topyekün saldırmaktır . Siyasal, sosyal ve ideolojik muhalefete hayat hakkı tanımayan yekpare ve hiyerarşik bir toplum kurma arzusunu hayata geçirmektir. Devrim düşüncesini toplumsal hafızadan silmektir.

Recep Tayyip Erdoğan her seçim mitinginde antikomünizm yapıyor. Kendisini dinlemeye gelen kitleleri Kürtlere, Ermenilere, Alevilere, kadınlara, gençlere, sendikalara, derneklere, laik kesimlere karşı galeyana getirmeye çalışıyor. Toplumun en geri, en eğitimsiz ve bağnaz kesimlerine özgü akıldışı duyguları ve önyargıları körüklüyor. Yobazlığı, şovenizmi, cinsiyetçiliği, militarizmi, hoşgörüsüzlüğü daha da yerleştirmeye çalışıyor. Yalan, iftira, hakaret, özel yaşama saldırı, komploculuk, vicdansızlık tek geçerli kural oldu.

Erdoğan, Hopa’da AKP’nin su ve çay politikasını protesto eden Hopa halkına “Bunlar eşkiya” dedi. Hopa protestosunda polisin zehirli gaz ve cop saldırısıyla ölen emekli öğretmen Metin Lokumcu için, “Bu arada bir tanesi de kalp krizi geçirerek, şu anda kimliğini bilmiyorum, üzerinde de fazla durmak istemiyorum, ölmüş” dedi. Hopa protestocularını terörist sayarak özel yetkili ağır ceza mahkemesine sevk ettirdi ve tutuklattı. Metin Lokumcu’nun öldürülmesini protesto etmek amacıyla Ankara’da gösteri yaparken polis panzerinin üstüne çıkan ve polis dayağıyla kalça kemiği kırılan Dilşat Aktaş için, “Ankara’da polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır kadın mıdır, orasını bilemem” dedi. AKP’nin Kürt politikasını eleştiren köşe yazarı Nuray Mert’e “namert” dedi. YGS skandalını haber yaptığı için gazeteci Abbas Güçlü’yü “Bunun bedelini ödeyecek” diyerek tehdit etti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ’nu her gittiği yerde “Kılıçdaroğlu Alevi” diyerek yuhalatıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’n de AKP’ye biat etmeyen subayları bir bir tasfiye ediyor. Nitekim, önümüzdeki Ağustos’ta Hava Kuvvetleri Komutanı olması beklenen Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı da bu furyadan nasibini aldı ve tutuklandı. Erdoğan, Kürt politikacılarını CHP ve MHP’yle işbirliği yapmakla suçluyor. BDP’yi etkisizleştirmek için internete verilen ses kayıtlarını, MHP’yi etkisizleşti rmek için yine internete verilen görüntü kayıtlarını kullanıyor.

AKP, 12 Haziran seçimini kazanmak için eski Milliyetçi Cephe uygulamalarını günümüze taşıyor, ülkeyi baskı ve terörle teslim almaya çalışıyor. Dogmaları, akıldışı önyargıları yayarak halk kitlelerini gerçek sorunlarından uzaklaştırıyor, emekçilerin gözlerine kül serperek kapitalist sömürüyü, yoksulluğu, yolsuzluğu, işsizlik afetini, kölelik ve onursuzluk düzenini unutturmaya çalışıyor.



AKP’nin Hegemonya Saldırısı

AKP hegemonik tek parti diktatörlüğünü kurma yolunda saldırılarına devam ediyor. Sosyalist harekete ve Kürt halkına yönelik sistemli tutuklamalar adım adım genişledi, toplumun AKP ve Fethullah Gülen hareketi dışındaki her kesimine derece derece yöneldi.

AKP iktidarının hedefinde kimler yok ki: Grevci işçiler, hakkını arayan köylüler, işsizliğe isyan eden yoksullar, halk için eğitim ve halk için bilim isteyen gençler ve öğretmenler, YGS sahtekârlığına karşı çıkan liseliler, Kürt politikacıları ve HPG’liler, Alevi toplumu, Ermeni toplumu, kadın hakları savunucuları, laiklik yanlıları, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunan aydınlar, barış isteyen sanatçılar, bağımsızlık ve demokrasi isteyen yurttaşlar, emperyalist savaşa karşı çıkanlar, doğa katliamını durdurmak isteyen çevreciler, Kemalist&ulusalcı partiler, Silahlı Kuvvetler, yüksek yargı kurumları, CHP ve son olarak MHP’liler.

İslam  Türk  NATO sentezcisi AKP, işbirlikçi kapitalizmi dinci ve şovenist dogmalarla birleştiren antikomünist dünya görüşü doğrultusund a özlediği itaat toplumunu kurabilmek için devrimci ve ilerici halk güçlerine azgınca saldırıyor. Bu olgu şaşırtıcı değil. AKP gibi bir hareketten zaten bu beklenir.

AKP, öte yandan, her kritik dönemeçte emperyalizmin ve işbirlikçi egemen sınıfların maşalığını yapan aşırı sağcı, gerici, mukaddesatçı milliyetçi&muhafazakâr, karşıdevrimci ve faşist bütün güçleri kendi hegemonyası altında birleştirmek için, bu çevrelerde kendisine açıkça biat etmemiş yapıların yöneticileri ne karşı da bir sindirme harekâtı yürütüyor. Bu harekâtını medyanın her köşesine yerleştirdiği işbirlikçi liberallerin paha biçilmez desteğiyle, halk kitlelerinin kafasını karıştırmak için kullanıyor.

AKP’ye ve işbirlikçi liberallere göre, AKP’nin söz konusu kesimlere yönelik tutuklama, sindirme, şantaj ve itibarsızlaştırma operasyonları, AKP’nin “ileri demokrasi” yolunda attığı adımlardır; AKP, faşizme, kontrgerilla ya, suç çetelerine, bürokratik oligarşiye, askerî darbelere, askerî vesayete karşı çıkmakta ve ülkeyi demokratikle ştirmektedir .

Halkın kafasını karıştırmayı amaçlayan bu şaşırtmaca kesin olarak reddedilmeli dir. AKP, burjuva anlamda bile olsa demokratikle şme adına faşizme, kontrgerilla ya, suç çetelerine, bürokratik oligarşiye, askerî darbelere, askerî vesayete karşı bir politika geliştirmiyor. Aksine, AKP, faşizmin, kontrgerillanın, suç çetelerinin, bürokratik oligarşinin, askerî darbelerin, askerî vesayetin zihniyetini ve uygulamalarını, teorisini ve pratiğini gitgide artan bir iştahla soğuruyor; kendi dinci, dogmatik zihniyet dünyasının ve iktidar icraatının ayrılmaz parçası hâline getiriyor.

AKP’nin halk muhalefetinin her ifadesini suç sayması; sendikaları, dernekleri, yasal partileri, demokratik eylemleri illegal ilan etmesi; Kürt meselesinde tekrar inkârcılığa yönelmesi; YGS’deki ahlaksızlığı protesto eden yüz binlerce liseliyi ve onların ailelerini tehdit etmesi; heykelleri yıkması; Alevi düşmanlığını körüklemesi; dinsel dogmaları bütün toplumu bağlayan tek geçerli ahlak ve mantık çerçevesi olarak dayatması; siyanürcü şirketleri, nükleer soyguncuları, HES talancılarını savunması; özel yetkili mahkemeleri, terörle mücadele yasasını, yüzde on seçim barajını, zorunlu din dersini iftiharla koruması; Amerikan ve Avrupa emperyalizmi savaş borusunu çalınca Arap ve İslam halklarına karşı kiralık asker olarak görev yapmaktan utanmaması, bu gerçeği kanıtlıyor.

AKP, ülkeyi burjuva anlamda bile olsa demokratikle ştirmiyor; Türkiye’deki gericiliği, faşizmi ve karşıdevrimi kendi hegemonyası altına alarak tekleştiriyor. İşbirlikçi kapitalist oligarşinin tek temsilcisi olarak kalmak amacıyla faşizmin ve gericiliğin öteki odaklarını kendine boyun eğdirmeye çalışıyor; bu yolda her türlü baskıyı, hileyi ve şantajı kullanıyor.

Gericiliğin ve faşizmin belirli bir karşı devrimci odağın hegemonyası altında birleşmesi, sömürüye ve baskıya karşı mücadele eden işçi sınıfının, köy ve şehir emekçilerini n, toplumsal muhalefeti oluşturan halk kesimlerinin yararına değil, zararınadır. Emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele, hiç kuşkusuz, her türden gericiliği ve faşizmi ortadan kaldırma mücadelesidir. Bu mücadele içinde gericiliğin ve faşizmin şu ya da bu odağını tercih edecek değiliz. Ancak, devrimci mücadelenin selameti açısından, gericiliğin ve faşizmin tek bir odağın hegemonyası altında birleşmesini değil, bölünmüşlüğünü tercih ederiz.

Halk düşmanlarının tek bir komuta altında birleşmesinden sevinç duymamız gerektiğini savunan işbirlikçi liberallere kanacak değiliz. Biz devrimci sorumluluğumuzu serinkanlı biçimde yerine getirmeye devam edeceğiz. AKP’nin gericiliği ve faşizmi kendi hegemonyası altında tekleştirme oyununu da teşhir edecek ve bozacağız.



AKP’ye Diktatörlük Yetkisi

Meclis 5  6 Nisan 2011 geceyarısı kabul ettiği yasa tasarısıyla hükümete çalışma hayatıyla ilgili kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verdi. Yüzde 10 barajının AKP’ye sağladığı ölçüsüz Meclis çoğunluğuna dayanarak kabul edilen bu yasa, AKP iktidarına, kamu emekçilerinin kazanılmış haklarını kökten budama imkânını tanıyor.

Yasaya göre, hükümet kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendiri lme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ile emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin konularda düzenleme yapabilecek.

Hükümet, Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun, Kamu Kurum ve Kuruluşların da Atama Usulüne İlişkin Kanun, Yükseköğretim Personel Kanunu, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu gibi yasaları keyfine göre değiştirebilecek.

Hükümet, bu yasadan aldığı yetkiyle, Başbakanlık, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı , Çevre ve Orman Bakanlığı, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Devlet Personel Başkanlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı teşkilat kanunlarında değişiklik yapabilecek.

Meclis’te ezici bir çoğunluğa sahip olduğu ve istediği yasayı zaten çıkarabildiği hâlde, AKP’nin kanun hükmünde kararname yoluna gitmesi, tek bir anlam taşıyor. AKP, kamu emekçilerinin kazanılmış haklarını, kamu emekçilerinin muhalefetine fırsat tanımadan, konu üzerinde hiçbir tartışmaya vakit bırakmadan ortadan kaldırmak istiyor.

AKP iktidarı, yangından mal kaçırırcasına çıkardığı bu yasayla, hem kapitalizmin işçi ve emekçi haklarına yönelik neoliberal saldırısını sürdürüyor, hem de devlet kadrolarında toptan kadrolaşmanın yolunu açıyor. Hükümete verilen kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi, kamuda çalışan işçileri, memurları ve çeşitli statülerle bölünmüş personeli daha ucuza, daha kuralsız ve daha güvencesiz biçimde çalışmaya mahkûm edebilmenin altyapısını kuruyor.

Kanun hükmünde kararname diktatörlük yetkisi demektir. AKP, burjuva parlamenter sistemin en temel kurallarını bile çiğneyerek Meclis’in yasama yetkisini bakanlar kuruluna devrediyor. Kendisine yönelik her türlü muhalefete karşı giriştiği tutuklamalarla bir korku imparatorluğu yaratmaya çalışan AKP, saldırısını genişletiyor; işçi sınıfını ve emekçi halkı doğrudan doğruya hedef tahtasına oturtuyor.

İşçi sınıfının ve emekçi halkın çok önemli bir bileşenini oluşturan kamu emekçilerine yönelik bu diktatörlük saldırısına karşı, bütün sendikalar, bütün işçi ve emekçi dostları derhal harekete geçmelidir. Yarın çok geç olabilir.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 MERHABA
 Onbeşleri Andık
 Gündemden
 Oğuzhan Müftüoğlu ve Arkadaslarına Açık Mektup
 Kıbrıslı Türkler Kardeşimizdir, Eşitimizdir, Dostumuzdur
 Libya Gündeminden
 Bıçak Kemiğe Dayandı
 Merhaba
 Atılım Üzerine
 Engin Ardıç’ın İftiracılığı Tescil Edildi
 AKP 12 Eylül Rejiminin Yeni Efendisi
 Şiir: Gerileyen Türkiye Yahut Adnan Menderes’e Öğütler
 Merhaba
 Hrant Dink’i anıyoruz
 Barış bölmez, birleştirir

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS