Sosyalist Dergi: 32 |  ÜRÜN |
Gündemden

Ülke ve dünya gündeminde yer alan önemli konulara ilişkin olarak Ürün’ün çeşitli tarihlerde yaptığı değerlendirme ve açıklamaları sunuyoruz.

Savaş ve faşizm yolunda dolu dizgin

19 Ağustos 2011

AKP, Libya’yla savaşıyor. Suriye’yle savaşa hazırlanıyor. Kandil’e hava harekâtı düzenliyor. Kürt illerinde operasyonları hızlandırdı. Vicdansız genel yayın yönetmenleri tutuklama listelerinde kaç kişi olduğu konusunda el arttırıyor. Her türlü muhalefet türlü gerekçelerle suç durumuna getiriliyor.

Bugün (19 Ağustos 2011) İşçi Partisi genel merkezi ile İstanbul il merkezine, Aydınlık gazetesine ve Ulusal Kanal’a baskın yapıldı. İşçi Partisi genel başkan yardımcıları Mehmet Bedri Gültekin, Erkan Önsel, Turan Özlü, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü araştırma görevlisi Mehmet Bora Perinçek, Aydınlık çalışanları Mehmet Bozkurt, Caner Taşpınar, Ruhsar Şenoğlu, Bülent Baş ile Ulusal Kanal muhabiri İlyas Gümrükçü gözaltına alındı.

Bu baskın ve tutuklamalar, düşünce, basın ve örgütlenme özgürlüğünün ayaklar altına alınması, sırf AKP’ye muhalefet ediyor diye her yasal oluşumun suçlulaştırılması, emperyalizmin güdümünde savaş ve faşizm yolunda atılan sistemli adımların son halkasıdır.

Baskıya uğrayanların “ulusal solcu” olması, sola ve Kürt ulusal hareketine karşı duruşları, işin özünü değiştirmez. AKP’nin baskını, izlediği savaş ve faşizm politikasının gereği olarak uygulanmıştır. Görüşleri bizim görüşlerimizden ne kadar farklı olursa olsun, baskıya uğrayanların en temel yurttaşlık haklarını savunmak, demokrasinin asgari gereğidir. Bu baskına ve gözaltılara karşı çıkmak, düşünce, basın ve örgütlenme özgürlüğünü savunmaktır.

AKP hukuk dışı uygulamalarına son vermeli, gözaltına aldığı İşçi Partisi, Aydınlık ve Ulusal Kanal mensuplarını ve yakınlarını derhâl serbest bırakmalıdır.


İngiltere’den utanç verici ceza

19 Ağustos 2011

İngiltere’de Ağustos’un ikinci haftası içerisinde başlayan protestoları bahane eden İngiltere egemenleri işçilerin, yoksulların, dışlanmışların sistemin çürümüşlüğüne ve ikiyüzlülüğüne karşı başkaldırılarına yönelik baskılarını yoğunlaştırdı. Gösteriler bir polisin Londra’nın kuzeyindeki Tottenham semtinde 29 yaşında siyah bir genci öldürmesini protesto eden ve adalet isteyenlere polisin saldırısı ile başlamıştı.

Polisin saldırısına karşı protesto eylemleri Londra’nın güneyindeki Lewisham, Peckham, Croydon, Woolwich, Clapham Junction, doğusundaki Hackney ve Bethnal Green gibi semtlerin yanısıra kentin batısındaki varlıklı semtlerden Notting Hill ve Ealing’e de yayılmıştı.

İngiltere egemenleri ezdikleri ve dışladıkları göçmenlerin ve yoksulların talepleri için sokağa çıkmasına hiç mi hiç tahammül edemediklerini bir kez daha gösterdiler. Polis, başkent Londra’ya çevre illerden takviye alarak meşru taleplerini dile getirenlere copla, tazyikli suyla, biber gazıyla saldırdı.

Protestolar sırasında yüzlerce insan gözaltına alındı onlarca insan da tutuklandı. Gözaltında tutulanların büyük bir bölümü hakim karşısına çıkarıldı. Hakim karşısına çıkarılan 21 yaşındaki Jordan Blackshow ve 22 yaşındaki Perry Sutcliffe Keenan facebooktan insanları protesto etmeye davet ettikleri nedeniyle 4 yıl hapse mahkum oldular.

Emperyalist kapitalist sistem her sıkıştığında demokrasi maskesini hemen sıyırabiliyor ve kitlelere gerçek yüzünü gösteriyor. Suriye’de sokağa çıkan gerici faşist Müslüman Kardeşler örgütü üyelerini gözaltına alan Suriye’yi insan haklarını ihlal etmekle suçlayan emperyalistler kendi ülkelerinde sanal medyadan sadece fikrini söyleyenleri 4 yıl hapse mahkûm ediyorlar.

Emperyalistler başka ülkeleri insan haklarını ihlal etmekle suçlayacağına aynaya bakmalıdırlar. İngiltere’nin fikrini söyleyen kendi yurttaşlarına neler yaptığını “Hunger” adlı filmden biliyoruz. Her istediği yere demokrasi ve insan hakları götürdüğünü iddia eden ABD emperyalizminin insan haklarına ne kadar önem verdiğini, işkencehaneye çevirdiği “Guantanamo Üssü’”nden biliyoruz.

Demokrasi’nin beşiği(!) olarak bilinen İngiltere, diğer ülkeleri insan haklarını ihlal etmekle suçlayacağına kendi ülkesindeki insan hakları ihlallerine bir an önce son vermelidir. Sadece fikrini söylediği için insanları hapse atmaktan vazgeçmeli, yoksulların, ezilmişlerin, dışlanmışların sesine kulak vermelidir.

Kürt sorunu savaşla çözülmez

17 Ağustos 2011

Bu sabah (17 Ağustos 2011) Hakkâri Çukurca’da meydana gelen patlamada biri binbaşı 9 asker ve 1 korucu öldü, 11 asker yaralandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Sabrımızın, sözün bittiği yerdeyiz. Ramazan ile ilgili sabrımız bitmiştir. Bundan sonrası konuşulmaz, uygulanır. Artık her şeyi olunca göreceğiz. Terörle arasına mesafe koymayanlar da bedelini ödeyecek. Teröristlere buraları asla teslim etmeyeceğiz” dedi.

Televizyon ve radyoların verdiği haberlere göre, Türk savaş uçakları gece saatlerinde Kandil ve Zap bölgesini bombalamaya başladı. KDP’ye yakın Kürdistan TV, yerel saatle 21.00 sularında sınırı geçen Türk Hava Kuvvetleri’ne ait 15 kadar savaş uçağının bölge sınırları içerisinde yer alan Kandil, Qesrik, Sideka, Gilka, Zap, Haftanin, Xınere, Hakurk, Dola Şehidan, Metina, Kani Masi ve Yukarı Berwari alanlarını bombaladığını bildirdi. Hava operasyonlarında can kaybı olup olmadığı konusunda henüz net bir bilgi elde edilemezken, bombalanan alanlarda yaşayan halkın büyük bir kaygı ve panik içinde olduğu belirtildi.

Kürt sorununda yine savaş boruları çalıyor, çözümsüzlük derinleştiriliyor. Medyaya sızdırılan ve gafil genel yayın yönetmenlerinin ellerini oğuşturarak aktardığı bilgilere göre, hükümet KCK tutuklamalarını bütün DTK üyelerini kapsayacak şekilde genişletmeyi, Hakkâri ve Şırnak’ta özel yöntemler uygulamayı, aynı zamanda kapsamlı sınır ötesi harekât düzenlemeyi planlıyormuş.

Bu yol, Türk ve Kürt halklarının kardeşliğine, birliğine ve dirliğine hizmet etmez. Kürt sorunu barışla, eşitlik ve özgürlük temelinde çözülmelidir. Kan dökülmesine derhâl son verilmelidir. Türk ve Kürt gençlerinin birbirlerini öldürmesine göz yumarak varılacak yer, karşılıklı yıkımdır. Daha fazla tutuklama, daha fazla bomba, daha fazla ölüm çözüme değil, çözümsüzlüğe götürür.

Türk ve Kürt halklarının ortak çıkarı, sorunların anlaşarak, barışarak çözülmesidir.

Halklara savaş açma, barış yap

15 Ağustos 2011

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’ye karşı kullandığı militarist emperyalist dili bu kez Kürt ulusal hareketine de yöneltti. AKP’nin 10. kuruluş yıldönümünde AKP Ankara il örgütünün Sincan’da düzenlediği iftarda yaptığı konuşmada, “mübarek Ramazan vesilesiyle sabrettiklerini, bıçağın kemiğe dayandığını, bölücü terör örgütü ve onların siyasi uzantılarına ağır fatura ödeteceklerini” söyledi. (Cumhuriyet, “Bıçak kemiğe dayandı”, 15 Ağustos 2011).

Halklar arasında savaş tehditleri ve savaşla varılacak bir yer yoktur. Bugüne kadar süregelen savaş politikaları kitlesel ölümlere ve ağır yıkımlara yol açtı, savaşı sürdürmek ölümleri katlamak ve yıkımları çoğaltmaktan başka bir sonuç veremez.

Kamu adına görev yapan herkese düşen sorumluluk, halklar arasındaki sorunları barışçı biçimde çözmek, halkların eşitliği ve özgürlüğü temelinde ölüme ve yıkıma son vermektir.

Biz Türk Kürt savaşı da istemiyoruz, Türk Arap savaşı da istemiyoruz. Aynı şekilde, Kürt Fars, Kürt Arap ve Arap Fars savaşı da istemiyoruz. Bu savaşlar, sadece sömürgecilere, dolar milyarderlerine, halklarının kaderiyle hiçbir ilgileri kalmamış kapitalist kodamanlara hizmet eder.

Türk, Kürt, Arap ve Fars halkları arasında eşitliğe ve özgürlüğe dayalı barışçı birlik, Ortadoğu’nun emperyalist ve siyonist güçler ile onların işbirlikçisi kapitalist oligarşilerin sömürü ve zulmünden kurtulması anlamına gelen büyük bir devrim olacaktır. Bu devrim ise, yeryüzünün kapitalizmin ilkelliğinden kurtulmuş yeni bir uygarlığın boy vereceği kardeşlik gezegeni olması yolunda kilit bir aşamanın müjdesini verecektir.

Başbakan Erdoğan, politikalarını gözden geçirmeli, militarizmi ve savaşı değil, ülke içinde ve dışında halklar arasında barışı ve kardeşliği seçmelidir.


İngiltere’de yoksul göçmen isyanı

9 Ağustos 2011

4 Ağustos 2011 Perşembe akşama doğru saat 6’da Londra’nın en yoksul semtlerinden biri olan Tottenham’da yol çevirmesi yapan özel harekâtçı polis birliğine mensup bir polis, 29 yaşındaki Afrika kökenli Mark Duggan’ı arabadan indirip başından vurarak öldürdü. 6 Ağustos Cumartesi günü Mark Duggan’ın ailesi ve yakınlarının içinde bulunduğu 300 kişi Tottenham’da polis karakolu önünde “Mark Duggan için adalet” sloganıyla bu ırkçı cinayeti protesto etti. Barışçı protesto gösterisinin dağıtılması üzerine yoksul göçmenlerin öfkesi isyana dönüştü. Karakola molotof kokteyli atıldı, polis arabaları ateşe verildi, mağazalar saldırıya uğradı. Olaylar Enfield, Edmonton, Walthamstow ve Brixton semtlerine yayıldı.

Polisin şiddeti ve ilgili ilgisiz her genci döverek gözaltına alması, yoksul göçmenlerin öfkesini yoğunlaştırdı. Birmingham, Bristol, Manchester ve Liverpool’da da eylemler yapıldı.

Olaylar sırasında bir grubun yağmacılığa başlamasını bahane eden polis ve medya, polis cinayetine karşı adalet isteyen, işsizliği ve yoksulluğu protesto eden yoksul göçmenleri vahşi serseriler olarak damgalıyor ve yerli halkı göçmenlere karşı kışkırtıyor. Yüzlerce kişi gözaltında.

İçişleri Bakanı Theresa May, olayları başlatan polis cinayetini soruşturacağına ve halktan özür dileyeceğine, “Ayaklanma suçtur. Sorumlular yaptıklarının bedelini ödeyecekler” diye gürledi. Bankaların ve dev şirketlerin kârına dokunacak yerde kapitalist krizin yükünü emekçilerin sırtına yükleyen kemer sıkma programıyla Tottenham gibi semtlerdeki sosyal hizmetleri biçen muhafazakâr liberal koalisyonun başı David Cameron, sessiz kalmakla yetiniyor.

Bütün dünyada ekonomik kriz derinleşiyor. İşçi sınıfının, emekçilerin, işsiz ve yoksul kesimlerin, ezilen halkların tepkisi artıyor. Egemen sınıflar, kapitalizme karşı birleşik ve örgütlü muhalefeti etkisizleştirmek için, ırkçılığı, şovenizmi ve emperyalist savaşları körüklüyor. Çözüm bilinçli, örgütlü ve birleşik eylemde.


Kapitalizmin çöplüğü olmamak için

8 Ağustos 2011


AKP hükümeti Bayındırlık Bakanlığı eliyle 12 Haziran 2011 seçiminden hemen önce Hollanda’nın Royal Vopak şirketine Yalova’nın Taşköprü ilçesi sınırları içinde Laledere Deltasında 150 adet kimyasal tanktan oluşan depolama tesisi kurmak için izin verdi. Dünyanın çeşitli yerlerinden tehlikeli kimyasal atıklar getirilip bu tanklarda depolanacak. Deniz kıyısında 260 dönümlük (26 hektar) arazi üzerinde kurulacak tesise gemilerin yanaşması için bir de liman yapılacak.

İnsanlara, bütün canlılara ve doğaya geri dönülmez zararlar verebilecek bu zehir çöplüğü, Kuzey Fay Hattı üzerinde bulunan ve 17 Ağustos 1999 depreminde ağır kayıplara uğrayan Yalova ve bütün Marmara bölgesinde yeni felaketlere yol açacak. Söz konusu depremde, Vopak arazisinin 200 metre yakınında bulunan Aksa fabrikasına ait kimyasal depolardan 6500 ton kimyasal atık sızıntısı olmuş, bütün çevre köyler yaşamsal tehlike nedeniyle boşaltılmıştı.

Üstelik, bir kamu kurumu olan Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan raporda, “Son deprem, Laledere Deltasında yüzey kırığı gelişebildiğini ortaya koymuştur. Laledere Deltası bölgede yapılaşma açısından sakıncalı alanlardan biri olarak değerlendirilmektedir” denilmişti.

Aynı şekilde, Yalova Belediye Meclisi’nin 05.01.2011 tarih ve 20 No’lu kararı ile Yalova İl Genel Meclisi’nin 06.01.2011 tarih ve 10 No’lu kararı bu bölgelerde kimyasal atık depolarının kurulmasını yasaklıyor. İlgili kararlara göre, “1/25000 Ölçekli Yalova İli Çevre Düzeni Planı ve buna bağlı alt ölçekli imar planlarında, planlamaya alınan alanlarda, sanayi tesislerinin üretim sürecinde ihtiyaç duyacakları kimyasal maddeleri kendi arazileri üzerinde depolamaları hariç, ticari amaçla tehlikeli ve kimyasal maddelerin (sıvı, katı, gaz) depolanacağı terminaller oluşturulamaz, bu alanlarda kömür yakıtlı enerji üretim tesisleri ile kömür yakıtlı termik santrallar kurulamaz.”

Bütün bu değerlendirme ve kararlara rağmen, AKP iktidarının ülkeyi dünya kapitalizminin her an patlayacak zehir çöplüğü durumuna getirecek bir izni verebilmesi, sırf para uğruna halka karşı komplo kurmaktan başka bir anlama gelmez.

Sanayi atıklarının yarattığı tehlikenin farkına varan halkın tepkisi sonucu zengin ülkelerde depolanamayan zehirleri yoksul ülkelere boca etmek, dünya kapitalist sistemine egemen emperyalist efendilerin temel bir politikasıdır. Para hırsıyla kendi halklarının yaşamını fütursuzca tehlikeye atan yerli işbirlikçiler eliyle uygulanan bu insanlık dışı politikaya karşı mücadele etmek vazgeçilmez bir görevdir.

AKP hükümeti Royal Vopak’a verdiği izni derhâl iptal etmelidir. Yalova, Marmara ve Türkiye halkı bu öldürücü tesisin kurulmaması için daha da kapsamlı biçimde harekete geçmelidir. Hollanda halkının da, kendi kapitalist şirketlerinin Türkiye’yi çöplüğe çevirecek bu uğursuz projeden derhâl vazgeçmesi için girişimde bulunmasını bekliyoruz.


İspanya’da halk tekrar Sol meydanında

7 Ağustos 2011


İspanya’da bankaların, kapitalist tekellerin, borsa vurguncularının yol açtığı büyük toplumsal felakete karşı işçi sınıfının, emekçilerin ve gençliğin mücadelesi sürüyor.

Kendilerine “Öfkeliler” adını veren partisiz grupların 15 Mayıs 2011’de başkent Madrid’in Sol (Güneş) meydanında başlattığı kamp kurma eylemlerine on binlerce kişi katılmıştı.

Yerel ve bölgesel seçimlerin yapıldığı 22 Mayıstan sonra da süren eyleme katılan grupların çoğu Haziran ortasında eylem tarzını değiştirerek meydanı boşaltmış ve ülkenin her tarafına dağılarak bölgelerden başkente yürüme eylemlerine başlamaya karar vermişti. Meydanda sadece küçük bir grup kalmıştı.

Bölgelerden yürüyüş 19 Haziranda başlamış, yürüyüşe katılanlar geçtikleri köy, kasaba ve şehirlerde kapitalizme karşı sosyal adalet, herkese iş ve insanca ücret propagandası yapmışlardı.

Yürüyüş kollarının Madrid’e yaklaştığı 1 Ağustos günü polis, Sol meydanında kalan gruba saldırarak meydanı boşaltmış ve meydana protestocu girişine izin vermemişti.

4 Ağustosta polis güçleri ile bölgelerden gelen göstericiler arasında en az 20 kişinin yaralandığı çatışmalardan sonra 5 Ağustos Cuma günü göstericilerin sayısı daha da arttı. Polisler meydan etrafında kurdukları kordonu Cuma gecesi kaldırmak zorunda kaldı ve meydan binlerce göstericiyle doldu.

İspanya’da işsizlik gerçek bir toplumsal afet boyutlarında. Genel işsizlik oranı yüzde 21. Gençler (18-25 yaş kesimi) arasındaki işsizlik oranı ise yüzde 45. İşi olanların ücret ve maaşları ise insanca yaşamaya yetmeyecek kadar düşük. Kapanma tehlikesi yaşayan işletmeler nedeniyle işsizliğin daha da artması bekleniyor.

Komünist ve devrimci partiler, ilerici sendikalar, haklı bir tepkiyle yeni yeni sokaklara çıkan, kapitalist egemenlerin yayıp yerleştirdiği politika dışı durma anlayışına kapılarak partisizliği, örgütsüzlüğü bir meziyet sanan gençlik ve halk gruplarının, kendi deneyimleri çerçevesinde siyasal bilince kavuşması için, sabırla aydınlatma çalışmalarına devam ediyor.


Hiroşima soykırımının 66. yılı


İkinci Dünya Savaşının son evresinde, Japon militarizminin yenildiği ve teslim olacağı iyice belli olduktan sonra, yani, hiçbir askerî gereklilik olmadığı hâlde, Amerika, 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya atom bombası atarak 140 bin kişiyi öldürmüş, Hiroşima’ya atom saldırısından 3 gün sonra 9 Ağustosta bu kez Nagazaki’ye attığı atom bombasıyla 80 bin kişiyi daha katletmişti.

Bu en ağır insanlık suçunu soğukkanlı bir hesapla işleyen ABD yöneticilerinin asıl amacı, Japon halkını kobay olarak kullanarak sosyalist Sovyetler Birliği’ne ve devrim mücadelesine girişen bütün dünya halklarına gözdağı vermekti. ABD emperyalizmi, bütün dünyayı kendi kapitalist tekellerinin münhasır av sahası yapmak planını yürürlüğe koymak için elverişli zamanın geldiği sonucuna varmış, tam bir mafya babası mantığıyla, kendisine boyun eğmeyecek ve bağımsızlık peşinde koşacak her halka atom dehşeti salmanın planın başarısı için vazgeçilmez olduğuna hükmetmişti.

O günden bu yana Kore, Vietnam, Kamboçya ve Laos halklarının bağımsızlık ve devrim mücadelelerine tam kapsamlı soykırım ve işgallerle yanıt veren ABD, Küba’ya çıkarma yapmak, Suharto cuntası aracılığıyla Endonezya’da soykırım yapmak, İran, Brezilya, Şili ve Türkiye’de kanlı darbeler tezgâhlamak gibi insanlık suçlarını aralıksız işlemeye devam etti.

Bugün ise, ABD emperyalizmi, Irak ve Afganistan’ı yıllardır işgal altında, Pakistan’ı yarı işgal altında tuttuğu gibi, Libya’yı vahşi biçimde bombalıyor, Somali ve Yemen’de askerî operasyonlar düzenliyor, Suriye’de ayaklanma yürütüyor, İran’a karşı gizli harekât gerçekleştiriyor ve savaş hazırlıyor, İsrail’e Filistin’i yutması için her türlü yardımı veriyor, dünyanın her yerinde işbirlikçi kapitalist oligarşileri destekliyor.

Dünya kapitalist sisteminin elebaşı Amerikan emperyalizmi, bütün dünya halklarını dolar milyarderlerinin sömürü ve zulmü altında yoksulluğa, işsizliğe, yolsuzluğa, köleliğe, onursuzluğa mahkûm eden bu düzenin temel taşıdır.

Hiroşima soykırımının 66. yılını, ABD emperyalizmini yenilgiye uğratmak, sömürü ve zulmü yeryüzünden silmek için mücadeleyi yükseltme irademizi pekiştirerek anıyor, atom soykırımının kurbanları önünde saygıyla eğiliyoruz.


Yunanistan ve İngiltere’de genel grev

30 Haziran 2011


Dev kapitalist şirketlerin ve bankaların yarattığı krizin faturasını kapitalistlere yükleyecek yerde, emekçi halkın sırtına yıkan devlet politikasını protesto eden kitlelerin çapı genişliyor. Yunanistan’da 28 Haziran 2011 Salı günü başlayan iki günlük genel greve neredeyse halkın bütünü katıldı. İngiltere’de bugün yaklaşık 750 bin kamu emekçisi bir günlük grev yapıyor.

Yunanistan’da bütün hayatı etkileyen grevin yanısıra büyük yürüyüşler de yapıldı. Başta Atina olmak üzere 65 şehirde yapılan grev ve gösterilerde Yunanistan Komünist Partisi’nin desteklediği Tüm İşçilerin Militan Cephesi (PAME) büyük rol oynadı. Grevciler, yabancı ve yerli sermayenin dayattığı ve hükümetin benimsediği beş yıllık 28,4 milyar avro tutarındaki tasarruf paketine tepki gösteriyor. Genel greve rağmen dün Parlamentoda kabul edilen tasarruf paketiyle binlerce kamu çalışanı işten atılacak, birçok işletme özelleştirilecek, maaşlar düşürülecek ve düşürüldükten sonra iki yıl dondurulacak, ikramiyeler iptal edilecek ve KDV arttırılacak. İşçilerin ve emekçilerin nafakasından yapılacak tasarrufla, kapitalist sınıfın ve devletin Alman ve Fransız bankalarına olan borçları ödenecek.

İngiltere’deki 30 Haziran Perşembe grevi, 1926 yılından bu yana ülkede yapılan en kapsamlı grev niteliğini taşıyor. Grevi dört sendika düzenliyor. Bu sendikalar kamu emekçilerinin yüzde yirmisini temsil ediyor. Ulusal Öğretmenler Sendikası (NUT) 220 bin, Öğretmenler ve Okutmanlar Birliği (ATL) 88 bin, Üniversite ve Yüksek Okullar Sendikası (UCU) 55 bin, Kamu ve Ticari Hizmetler Sendikası (PCS) 250 bin üyeye sahip. Grevin yanısıra Londra’da büyük bir gösteri yürüyüşü de yapılıyor.Yüzbinlerce emekçi Parlamento binasına yürüyor. Grevin amacı, emeklilik kesintilerini arttıran, emekli maaşını düşüren ve emeklilik yaşını uzatan yasa tasarısını protesto etmek.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 Cengiz Çandar’ın Yeni Hedefi
 Yanlış Tarih, Yanlış Politika
 Ordu ve AKP
 Hesap Vakti
 Akıl Tutulması
 Tarih Hızlanıyor
 Merhaba
 Gündemden
 Haydi, Devrimci Dayanışmamızı Göstermeye
 Libya Gündeminden
 1 Mayıs Gündemi
 Seçimden Önce
 12 Haziran 2011 Seçiminde Tutumumuz
 12 Haziran 2011 Seçim Sonuçları
 Seçimden Sonra

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS