Sosyalist Dergi: 19 |  ÜRÜN |
Saddam Hüseyin ihanet teklifini reddetti

Mısır’da yayınlanan El-Usbuğ dergisi 2 Mayıs 2005 Pazartesi günü Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin ile son Bağdat gezisinde tutsak Irak liderini ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld arasında geçen konuşmanın metnini yayınladı. El-Usbuğ toplantının ayrıntılarını güvenilir siyasi kaynakların açıkladığını bildirdi.

El-Usbuğ toplantının ABD işgal güçleri, müttefikleri ve uşaklarına karşı yürütülen Irak Direniş saldırılarının artmasından sonra gerçekleştirildiğini kaydetti. Kaynaklar ABD’nin son üç ayda ölü ve yaralı olmak üzere, resmi olarak kabul ettiklerinin çok üstünde olan toplam 1600 adamını kaybettiğini gösterdi. Elimizdeki bilgiler ABD Başkanı George W. Bush’un kurmaylarıyla bir toplantı düzenlediğini, toplantıda, Irak’taki Direniş’i kırmanın, ABD askerlerinin hayatını kurtarıp ABD ile müttefikleri ve işgal altındaki Irak’a asker gönderen diğer ülkeler arasındaki ilişkilerin kötüye gitmesine son vermenin yollarını tartıştıklarını gösteriyor. ABD yönetimi bu toplantıda, Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’e bir teklifte bulunma kararına vardı. Bu teklife göre, Saddam Hüseyin serbest bırakılacak ve Irak dışında kendi seçeceği bir yerde sürgüne gidecekti. Bunun karşılığında ise, Saddam Hüseyin televizyona çıkıp Irak Direnişi’nin silahlı mücadeleye son vermesini isteyecek, onlara ABD işgal güçlerinin Irak’ta başlattıkları siyasi sürece katılmak üzere siyasi bir parti kurmaları çağrısında bulunacaktı.

Bush Dışişleri Bakanı Donald Rumsfeld’i Irak’a gidip bir an önce yeni bir kukla “Irak hükümetinin” oluşmasını sağlamak ve işgal altındaki Irak’ta ABD silahlarının tehdidi altında 30 Ocak’ta yapılan “seçimlerden” çıkan Iraklı “liderlerle” görüşmekle görevlendirdi. Rumsfeld, ayrıca, Bağdat’ın batısındaki Saddam Uluslararası Havaalanı’nın yanında kurulu Amerikan hapishanesinde tutuklu bulunan Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’le görüşecekti.

Alınan bilgilere göre, Saddam Hüseyin-Donald Rumsfeld buluşması, yaklaşık bir saat sürdü ve Irak’taki ABD işgal güçlerinin komutanının eşliğinde gerçekleşti. Rumsfeld görüşmenin hemen ardından Başkan Bush’a içinde Irak cumhurbaşkanıyla yaptığı görüşmenin de tutanağı bulunan bir rapor gönderip ABD’nin ileride Irak’taki gelişmeler karşısında nasıl hareket etmesi gerektiğini belirten bir taslak önerisinde bulundu. Rumsfeld’in Direniş hareketi ve Irak lideri Saddam Hüseyin’le siyasi diyalogu sürdürmenin gerekliliğini vurguladığı söyleniyor.

El-Usbuğ Rumsfeld’in raporunda Irak’taki durumun gittikçe daha da tehlikeli bir hal aldığını vurguladığını belirtti. Arap Direniş Hareketi’nin oluşum halindeki düzenli bir orduya benzediğini, çok iyi eğitilmiş olduğunu, silah ve mühimmat bakımından önemli ölçüde lojistik desteğe sahip olduğunu söyledi. Rumsfeld Irak’taki Direniş savaşçılarının sayısının şu an 400 000 aktif savaşçıya ulaştığını, etraflarında da Direnişe destek veren beş milyondan fazla insan olduğunu belirtti.

Rumsfeld Felluce’de olanların güvenlik açısından olumsuz etkilerinin olduğunu, Direnişin Amerika’nın yürütmekte olduğu “terörle savaşın” meyvelerini toplamayı başardığına ve bu savaşı kendi yararına kullanmaya başladığına işaret etti. Iraklı gençlerin Direniş saflarında savaşmak için birbiriyle yarıştığını belirtti.

Rumsfeld şurada burada çeşitli adlarla olayları üstlenen Direniş örgütlerinin çoğunun, Irak eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı İzzet İbrahim el-Duri’nin önderliği altında faaliyetlerini sürdüren Arap Baas Partisi’nin cephe örgütlerinden başka bir şey olmadığını doğruladı.

Rumsfeld ABD güçlerine yönelik silahlı eylemlerin hızının çok büyük oranda artmasını ve şu anda “koalisyon” ve kukla “ulusal muhafız birlikleri” saflarında onlarca kayba neden olan günde 200 saldırıya ulaşmasını dikkate alarak Irak’taki durumun ilerleyen günlerde daha da ağırlaşmasını beklediklerini ifade etti.

Rumsfeld Irak’taki güvenlik durumunun kötüye gittiğini, kayıplar ve malzeme kaybındaki artış nedeniyle birliklerin morallerinin düştüğünü ortaya koyan pek çok Amerikan ve Irak raporunu gözden geçirdiğini belirtti.

Rumsfeld ABD saflarında malzeme kaybının da çok ciddi boyutlara ulaştığını, Amerikalıların her hafta en az ortalama 30 askeri araç kaybettiğini, bu kaybın da Amerika’nın gücünü sürekli tükettiğini belirtti.

Rumsfeld, ayrıca, Direnişin çok kısa süre önce ağır toplar ve roketatarların yanı sıra uçaksavarlar da dahil olmak üzere Amerika’nın ileri teknoloji ürünü cephane stokunu ele geçirdiğini, Amerikan kumandanlarının bu silahların kısa zaman içinde şiddet hareketleriyle ve Direnişin düzenlediği operasyonlardaki artışla etkisini göstermesinden korktuğunu ifade ettiğini açıkladı.

El-Usbuğ, Rumsfeld’in, raporunun sonunda, her iki tarafın da tekliflerinin görüşülmesini sağlayacak geçici bir ateşkesle sonuçlanacak bir formüle varana kadar Saddam Hüseyin ve yandaşlarıyla diyaloğun sürdürülmesinde ısrar ettiğini belirtiyor.

El-Usbuğ güvenilir bir Amerikan kaynağından Saddam Hüseyin ile Donald Rumsfeld arasında geçen konuşmanın tutanağını ele geçirdi. Aşağıda konuşmanın tutanağı yer almaktadır:

Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in buluşmasının tutanağı

Rumsfeld: Sizinle Irak’taki durum hakkında konuşmaya geldim. Irak’ın içindeki ve dışındaki destekçilerinizle iletişim halindeyiz, bize sizi dinlememizi tavsiye ettiler.

Saddam Hüseyin: Peki, benden ne istiyorsunuz? Askerleriniz asil Irak topraklarını işgal etti; hiçbir yasal temeli olmadan iktidardaki rejimi yıktınız; bağımsız, özgür, başı dik bir ülkenin egemenliğine saldırdınız; tarihler boyunca kanlı medeniyetinizin kanıtı olarak kalacak suçlar işlediniz. Bütün bunlarda sonra daha ne istiyorsunuz?

Rumsfeld: Geçmişe dönmenin bir anlamı yok. Size çok net ve belirli bir teklifte bulunmaya geldim, sizden de net ve belirli bir cevap bekliyorum.

Saddam Hüseyin: Sanırım özür dileyip yönetimi Iraklılara teslim etmeye geldiniz.

Rumsfeld: Biz özür dileyecek hiçbir şey yapmadık. Komşularınız için tehlikeliydiniz. Kitle imha silahları edinmeye çalışıyordunuz ve halkınız üzerinde diktatörlük kurmuştunuz. Bu yüzden, Irak halkını otuz yıldan fazla süredir içinde yaşadığı felaketten kurtarmak için onlara yardım eli uzatmamız çok normaldi.

Saddam Hüseyin: Tarih konusunda cahil olduğunuzu biliyorum, Başkanınızın da en az sizin kadar cahil olduğunu da biliyorum. Ama o kadar çok yalan söylediniz ki sanırım bu yalanlara kendiniz de inanmaya başladınız. “Komşularımız” derken Siyonist Varlık’ı kastediyorsanız, o zaman, evet, gerçekten onun için bir tehlike oluşturuyorduk, Filistin’de zincirlere vurulmuş toprağımızı özgürlüğe kavuşturmak için hazırlanıyorduk. Bu sadece Iraklıların değil her Arap’ın yeminidir, çünkü bu toprak Arap toprağıdır, halkı da Araptır. Siyonistler ise bu toprağı işgal etmekten başka hiçbir şey yapmadı. Sizin ve eski sömürgeci güçlerin yardımıyla dünyanın her köşesinden üstümüze geldiler. Ama Kuveyt’i kastediyorsanız, size şunu sormak istiyorum: Siz Kuveyt’ten çekildiniz mi, çekilmediniz mi?

Rumsfeld: Bunlar güvenlikle ilgili konular. Ayrıca, Kuveyt ve diğer Körfez Devletleri ile aramızda güvenlik antlaşmaları var. Onları sizden korumak için kendi istekleri üzerine geldik biz.

Saddam Hüseyin: Kurda kuzu emanet etmek komik değil mi? Kuveyt halkı Arap halkıdır, Kuveyt de Irak toprağıdır. Bu yüzden, hiçbir zaman anlamayacağınızı düşünsem de gidip iyice tarih okumanızı tavsiye ederim.

Rumsfeld: Bu kadar gevezelik yeter. Size şu teklifi sunuyorum…

Saddam Hüseyin: Siz bana çürümüş mallarınızı teklif etmeden önce, şunu sormak istiyorum: hiç kitle imha silahı buldunuz mu?

Rumsfeld: Henüz bulamadık. Ama günün birinde mutlaka bulacağız. Nükleer bomba yapma niyetinizi inkar mı ediyorsunuz?

Saddam Hüseyin: 1991’den beri hiç kitle imha silahımız yok. Uluslararası Silah Denetim Heyeti ile konuşurken doğru söylüyorduk, Kofi Annan’a yazdığımız mektuplarda da doğruyu söylüyorduk. Siz de bu gerçekleri biliyordunuz, ama Irak’ı işgal edip yasal yönetimi devirmek için bahane arıyordunuz.

Rumsfeld: Iraklılar bizi sevinçle selamlayıp buyur ettiler, bunun nedeni de sizin Irak’ı yönettiğiniz yıllarda rejiminizin yürüttüğü kanlı eylemlerdi.

Saddam Hüseyin: Rica ederim, Bay Rumsfeld, bu kadar yalan yeter. Irak topraklarında oluk oluk kan akıtan sizlersiniz. Bize karşı entrika çevirip büyük Irak toprağının yönetimini ele alacak vatan hainleriyle geldiniz.

Rumsfeld: Sizin vatan haini dediğiniz kişiler, sizin ülkeyi yönettiğiniz süre boyunca hiç görülmediği kadar demokratik yollarla ve dürüst seçimlerle Irak halkı tarafından lider olarak seçildiler.

Saddam Hüseyin: Ön saflarda [Celal] Talabani olmak üzere bir grup vatan haini ile geldiğinizi biliyordum. Talabani ve İbrahim Caferi tarafından yönetilen büyük Irak ha, bu durum size de komik gelmiyor mu? Hem hangi seçimlerden bahsediyorsunuz siz? Ülkemiz işgal altındayken sizin söz ettiğiniz gibi serbest seçim yapmak mümkün mü? Bay Rumsfeld, tarih bize işgalcilerin bir ülkeye mutlaka uşaklarıyla ve ajanlarıyla birlikte geldiğini öğretiyor. Bütün bunlardan sonra siz beni Irak halkının özgürlük ve demokrasinin tadını çıkardığı konusunda ikna etmeye mi çalışıyorsunuz? Gerçekten çıldırmış olmalısınız.

Rumsfeld: Tecrittesiniz ve dışarıda neler olup bittiği hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz. Anlayın artık, Irak halkı sizin baskınızdan kurtuldu. Sizi ya da adamlarınızdan birini yolda görseler, anında saldırıya uğrardınız!

Saddam Hüseyin: Ben de bahse girerim ki, Irak’ta nerede olduğunuzu açıklayabilseydiniz, Irak Direnişi nerede olduğunuzu öğrenseydi, siz buradan sağ çıkamazdınız. Aptal Başkanınıza iletmek üzere bir nasihat vermek istiyorum size: elinde kalan askerlerine iyi bakmasını söylemelisiniz ona. Ölüm her yerde sessizce yaklaşıyor onlara, tarih onu affetmeyecek.

Rumsfeld: Sizinle adamlarınızın kışkırtıp yürüttüğü terörist eylemler hakkında konuşmaya geldim buraya. Adamlarınız kısa süre önce Ebu-Gureyb hapishanesine elliden fazla Amerikalının öldüğü ya da yaralandığı iğrenç bir saldırı düzenledi, çeşitli suçlardan dolayı gözaltında tutulan kişilerin bir kısmını da öldürdüler bu saldırı sırasında. Adamlarınız dünyanın dört bir yanındaki teröristlerden yardım alıp Irak’taki demokratik deneyimi tehdit ediyor.

Saddam Hüseyin: Benden tam olarak ne istiyorsunuz?

Rumsfeld: Size bir teklif sunuyorum: Serbest bırakılıp kendinize istediğiniz ülkede bir sürgün yeri seçeceksiniz. Bunun karşılığında da televizyona çıkıp terörizmi kınayacak, adamlarınıza bu eylemlere son vermeleri için çağrıda bulunacaksınız.

Saddam Hüseyin: Bu teklif için Başkanınızın da onayını aldınız mı?

Rumsfeld: Evet, bu teklif Başkan, Başkan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve İstihbarat Örgütü Başkanının yer aldığı bir toplantıda kararlaştırıldı. Ben de bu teklifi size sunmakla görevlendirildim.

Saddam Hüseyin: Boş bir teklif bu.

Rumsfeld: Hükümete size yakın kişileri de almaya hazırız aynı zamanda.

Saddam Hüseyin: Peki başka?

Rumsfeld: Size önemli ölçüde mali destek sağlanacak, istediğiniz ülkede aileniz ve siz korunacaksınız.

Saddam Hüseyin: Benim şartlarımı öğrenmek ister misiniz?

Rumsfeld: Memnuniyetle.

Saddam Hüseyin: İlk olarak Irak’tan geri çekilmek için bir program hazırlamanızı, hükümetinizin bütün dünyanın önünde geri çekilmeye söz vermesini, sizin de buna bir an önce başlamanızı istiyorum.

İkincisi, kurduğunuz hapishanelere tıktığınız ve özgürlüğünü elinden aldığınız on binlerce onurlu Iraklı ve Arap tutsağı hemen serbest bırakmanızı istiyorum.

Üçüncüsü, 1991’deki Savaşların Anası’ndan bugüne kadar, saldırılarınızın neden olduğu, Irak halkını mahveden maddi kayıpları tam olarak telafi etmeye söz vermenizi istiyorum. Bu kayıpların boyutunu belirlemede bir Arap Komitesi’nin ve Uluslararası Komite’nin yardımını kabul ediyorum.

Dördüncüsü, sizin ve adamlarınızın, özellikle cani [L. Paul] Bremer ile vatan hainleri ve döneklerden oluşan çetesinin Irak hazinesinden ve petrolünden çaldığı parayı iade etmenizi istiyorum.

Beşincisi, çalıp arkeolojik tarihi eser mafyasına verdiğiniz tarihi eserlerin iadesini istiyorum. Bunlar paha biçilmez hazinelerdir, çünkü Irak’ın tarihini ve medeniyetini bağırlarında taşıyorlar. Biliyorum, sizin medeniyetiniz ve tarihiniz yok, ülkenizin ömrü birkaç yüz yıldan fazla değil, ama bütün bunlar hırsızlığınızı ve Irak medeniyeti ile zenginliğine duyduğunuz nefreti haklı çıkarmaz.

Ve altıncısı, eğer bulabildiyseniz kitle imha silahlarını geri vermelisiniz, canlarına kıydığınız bütün şehitlerin hayatını, namusunu lekelediğiniz bütün asil Irak kadınlarının onurunu geri vermelisiniz.

Rumsfeld: Şaka mı bu?

Saddam Hüseyin: Hayır! Bu, aslında sizin de farkında olduğunuz gerçeğin ta kendisi, Bay Rumsfeld. Barışçıl bir Arap ülkesine karşı tarihin en ağır suçunu işlediniz. 1980’lerde sizinle karşılaşmıştık. O zamanki tekliflerinizi hatırlıyor musunuz?

Rumsfeld: Bu kadar geçmişe gittiğimiz yeter. Size ve geçmişte bize düşman olan birçok güce karşı tutumuzu yeniden değerlendiriyoruz. Ilımlı İslamcılarla iletişim kurmaya karar verdik, oy sandığından çıkıp iktidara gelmelerine de hiçbir itirazımız yok. Daha da önemlisi, Hamas, İslami Cihad ve İran yanlısı Hizbullah gibi terörist örgütler ve bütün dünyadaki diğer köktenci örgütlerle diyalog kurmanın önünü açmaya karar verdik. Hatta, silahlı mücadeleyi bırakmaları karşılığında iktidara katılma olasılıklarını değerlendirmek için Afganistan’daki Taliban hareketiyle de irtibata geçmek üzere bir planımız var.

Saddam Hüseyin: O zaman, hatalarla dolu gidişatınızı gözden geçirmeye başladınız, öyle mi?

Rumsfeld: Olayların getirdiği gayet doğal bir gelişme bu. Zorbalığa maruz kalan bütün ülkelere ve hareketlere demokrasiyi yaymak için çabalıyoruz.

Saddam Hüseyin: Eğer doğruyu söylüyorsanız, umarım başarılı olursunuz. Ama ben sizin asıl amacınızı biliyorum. Eğer gerçekten doğruyu söylüyor olsaydınız, siz ve müttefiklerinizbir an önce Irak’tan çekilirdiniz. “İsrail”i desteklemekten de vazgeçerdiniz. Ama ben Başkanınızın inatçı ve kibirli olduğunu, ayrıca yalan söylediğini biliyorum.

Rumsfeld: O demokratik yollarla seçilmiş bir başkandır, sizin gibi kanlı bir yönetici değil.

Saddam Hüseyin: Terör sizin eseriniz, yalan da sizin yolunuz.

Rumsfeld: Bu teklif sizin için tarihi bir fırsat. Serbest bırakılacaksınız, biz de Irak’ın yönetimiyle ilgili her şeyi size danışacağız. Bu teklifi kabul etmezseniz, fırsatı kaçırmış olacaksınız.

Saddam Hüseyin: Fırsatlarla işim yok benim. Bütün Irak için hazırlamış olduğunuz darağacından sadece kendi kafamı kurtarmak değil benim derdim. Bunu istiyor olsaydım, zamanında Rusya’nın teklifini kabul edip oğullarımı ve torunumu ölümden kurtarırdım. Ailemin, kızlarımın ve torunlarımın başına neler geldiğini bilmiyorum. Ama, inanın bana, kendim ve kendi ailemden çok bütün Irak halkıyla büyük Irak’ın geleceği ilgilendiriyor beni. Adamlarınız aracılığıyla bana daha önce sunduğunuz teklifte, kitle imha silahlarının Suriye’ye kaçırıldığını söylemem karşılığında beni serbest bırakacağınızı iletmiştiniz. O zaman bu teklifinizi kabul etmemiştim, şimdiki teklifinizi de kabul etmiyorum.

Rumsfeld: Sizden bir red cevabı istemiyorum. Biraz düşünmenizi istiyorum. Şimdiki tutumumuzu değerlendirmeye devam ediyoruz. Her iki tarafta da daha fazla kan dökülmesini istemiyoruz. Bu yüzden, bu teklifi zayıflığın değil gücün mantığıyla yapıyoruz.

İyi niyetimizi göstermek üzere, Celal Talabani’den sizi idam etmek gibi bir niyetlerinin olmadığını açıklamasını istedik. Ayrıca belirteyim ki, Irak’taki siyasi düzenlemelerle ilgili tutumumuzu tamamen gözden geçirip bu konuyu sizinle ve adamlarınızla konuşmaya hazırız.

Saddam Hüseyin: Irak’tan çekilmeye hazır mısınız, değil misiniz?

Rumsfeld: Yeniden konuşlanmayı konuşabiliriz. Güçlerimiz burada uzun süre kalacak şekilde üsler hazırladılar. Caddelerden ve şehirlerden geri çekilebiliriz, ama üslerde bir süre daha kalacağız.

Saddam Hüseyin: O zaman, siz uşaklarınızın listesine bir uşak daha eklemek istiyorsunuz. Hayır, Bay Rumsfeld. Irak Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’le konuştuğunuzu unutmayın.

Rumsfeld: Ama iktidarınızı kaybettiniz.

Saddam Hüseyin: Evet, onurumdan başka hiçbir şeyim kalmadı, ama onur parayla alınıp satılamaz.

Rumsfeld: Ama, yaşamaya paha biçilemez.

Saddam Hüseyin: Onursuz yaşamanın hiçbir değeri yoktur. Siz topraklarını çiğneyerek Irak’ın onurunu çaldınız, biz de, Saddam Hüseyin yaşasa da, ölüp şehit olsa da, onurumuzu geri alacağız.

Rumsfeld: Kendileriyle iletişime geçtiğimiz destekçileriniz, sizin her konuda tam yetkili olduğunuzu söylediler. Sizin böyle bir tepki vereceğinizi düşünüyorlar mıydı dersiniz?

Saddam Hüseyin: Tabii ki. Hepsi Saddam Hüseyin’in vatanını ve onurunu feda edip geri adım atmayacağını bilir.

Rumsfeld: Tarih sizi Irak’ta akan kandan sorumlu tutacak.

Saddam Hüseyin: Tarih asıl sizi işlediğiniz suç için yargılayacak. Sizi daha önce de uyardım, Bağdat’ın surlarında intihar edeceğinizi söyledim. Şimdi burada işlediğiniz suçun bedelini ödüyorsunuz. Londra’ya gidip İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın arşivlerindeki raporları okumanızı isterdim, zamanında İngiliz dostlarınıza karşı Irak halkının verdiği mücadeleden bir şeyler öğrenirdiniz belki. Hoş, İngilizler de tarihten ders çıkarmamış. Aynı hatayı tekrarlayıp şimdi sizinle birlikte savaşıyorlar. Irak halkı ölümden korkmayan inatçı bir halktır. Direniş sizin tahmin ettiğinizden çok daha güçlü. Yemin ederim, çok daha fazlasını göreceksiniz.



 
Yazarın Diğer Yazıları
 MERHABA
 Onbeşleri Andık
 Gündemden
 Oğuzhan Müftüoğlu ve Arkadaslarına Açık Mektup
 Kıbrıslı Türkler Kardeşimizdir, Eşitimizdir, Dostumuzdur
 Libya Gündeminden
 Bıçak Kemiğe Dayandı
 Merhaba
 Atılım Üzerine
 Engin Ardıç’ın İftiracılığı Tescil Edildi
 AKP 12 Eylül Rejiminin Yeni Efendisi
 Şiir: Gerileyen Türkiye Yahut Adnan Menderes’e Öğütler
 Merhaba
 Hrant Dink’i anıyoruz
 Barış bölmez, birleştirir

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS