Sosyalist Dergi: 26 |  Cemile Vuslat |
Ergenekon’da Ara Bilanço

Ergenekon davası AKP ile Genelkurmay arasındaki işbirliği ve çatışmanın ilginç boyutlarını ortaya koyuyor. Rejimin temel politikalarında, Türk-İslam-NATO Sentezi’nde ittifak devam ediyor. AKP doğrudan Genelkurmay’ın üzerine gitmiyor, onu çevreden sıkıştırmakla yetiniyor. Genelkurmay AKP’nin hükümeti sürdürmesine ve Ergenekon tutuklamalarına ses çıkarmıyor. Gözaltı ve tutuklamalar ancak hassas noktalara dokunduğunda devreye giriyor, AKP’ye sınırları hatırlatıyor. Her iki taraf da kamuoyunu kazanma hamleleri yapıyor. Hukuk ve demokratik kurallar değil, kaba bir iktidar oyununun çifte standartlı kuralsızlığı işliyor.



Genelkurmay, AKP’nin “yemek istediği” eski genelkurmay başkanları İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu’na yaptığı jestlerle sahip çıkıyor ve olası bir gözaltını engelliyor. Eski Ordu komutanı ve MGK Senel sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç’ın ve eski Ordu komutanı Orgeneral Kemal Yavuz’un gözaltına alınmasında devreye girip onları serbest bıraktırıyor. Olası bir tutuklamayı önlemek için onlara da protokolde yer veriyor. Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ve eski Ege ve 1. Ordu komutanı Hurşit Tolon’u AKP’nin eline bırakıyor ama epey sonra da olsa tutuksuz yargılanmalarını sağlıyor. Eski Tuğgeneral Veli Küçük’ün ve emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in hapiste kalmasına göz yumuyor. İbrahim Şahin de tutuklu. Jitem’de kritik görevler üstlenmiş emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile emekli Albay Arif Doğan tutuklu kalıyor ama tutukluluğu hastanede geçiriyorlar. Eski PKK itirafçısı ve Jitem görevlisi Abdülkadir Aygan’ın açıklamalarında adı birçok yargısız infazın sorumlusu olarak geçen emekli Jitemci Albay Abdülkerim Kırcı intihar edince, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanları tam kadro cenazeye katılıyor ve Kırcı büyük Türk kahramanı olarak toprağa veriliyor. Yakalanan silah ve mühimmat konusunda bir türlü tatmin edici açıklamalar yapılmıyor ve konu sis perdesi altında kalıyor. Soruşturmalar PKK’ye karşı yürütülen savaşın gerçekleri konusunda ister istemez bazı bilgilerin ortaya saçılmasına yol açınca, hem hükümet, hem genelkurmay devreye giriyor ve “taşkın” bir şekilde durduruluyor. İddianamenin ve Erdoğan-Gülen medyasının PKK’yi, DHKP’yi, MLKP’yi, bütün devrimci ve sosyalist akımları “Ergenekon’un kontrol ettiği terör örgütleri” olarak suçlaması da, bilgi kirliliği yaratarak taşkını durdurmaya yarıyor.

Sivil kanatta da koruma altına alma veya ortada bırakma açısından bir derecelenme var. Doğu Perinçek, Kemal Kerinçsiz korumasız bırakılanlardan. Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz tantanayla gözaltına alındı ama tutuklanmadı. Serbest kalınca Ergenekon davasının hedef aldığı kişilerin Amerikan düşmanı olduğu şeklindeki iddialara unutulmayacak bir yanıt verdi: “Amerikan emperyalizmi palavradır. Ben Amerikancıyım. Dünya barışını ancak Amerika sağlayabilir. Türkiye’nin Batı ittifakının dışına çıkması felaket olur. Bu hükümet, ülkeyi Batı ittifakının dışına çıkarıyor. Asıl büyük tehlike budur.” (Hürriyet, 18 Ocak 2009). Türk Metal Sendikası Genel Başkanı ve ART televizyonunun sahibi Mustafa Özbek tutuklandı. Tuncay Özkan tutuklandı. Rejime sonradan intisap etmiş eski sosyalist yazar Prof. Yalçın Küçük ile küçük Kemalist parti BCP’nin genel Başkan Yardımcısı Engin Aydın tutuklandılar ama tutuklanma kararına yaptıkları itiraz kabul edilerek tahliye edildiler. Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evi arandı ama kendisi gözaltına alınmadı. Eski İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu gözaltına alındı ama tutuklanmadı. Yeni dalgada gözaltına alınan rektörler ise tutuklandı. Profesör Erol Manisalı tutuklandı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Profesör Türkan Saylan’ın evinin aranması ise büyük bir infiale yol açtı.

Ergenekon siyasal bir dava olarak AKP’nin elinde bir koz olmaya devam ediyor. Ancak yürütülmesinde ve aldığı şekilde Genelkurmay’ın önemli bir payı var.

Ergenekon davasındaki 10’ncu gözaltı dalgasından sonra şöyle yazmıştık:

“Bu gözaltıları ve sonrasında yaşananları değerlendirdiğimizde, bu hamlenin Çankaya savaşlarının çeşitli aşamalarından sonra rejimin temellerinde şimdilik büyük uzlaşmaya varmış olan AKP-Genelkurmay ilişkilerinde, rejimin yapısında, işleyişinde, temel kurumsal düzenlemelerinde bir değişikliğe yol açmayacak küçük bir piyon yeme oyunu olduğu söylenebilir. AKP seçim propagandalarında da işine yarayacak bir gösteri yaparken Genelkurmay’ı kolluyor ve Çankaya savaşlarının sonunda varılan temel uzlaşmayı bozmuyor; Genelkurmay ise taraftarlarını rahatlatacak ‘tepki koyma’ adımını atarken AKP’yi koruyor ve sözünü ettiğimiz temel uzlaşmayı sürdürüyor.

“Saf kitleleri etkilemeyi amaçlayan ‘halkla ilişkiler’ jestlerini gerçek siyasal hamleler sayamayız. Olayların akışına ve tarafların davranışına bakılırsa, şu anda güç dengelerini değiştirecek bir gelişmeyle karşı karşıya değiliz.” (“Yeni Ergenekon Gözaltıları”, Ürün, sayı 25, s. 22).

Ne AKP’nin, Fethullah Gülen hareketinin, onlarla içli dışlı liberal aydınların ve Taraf’ın inandırmaya çalıştığı gibi Ergenekon davası bir demokrasi ve özgürlük adımıdır; ne de Genelkurmay’la içli dışlı Cumhuriyet, İP ve peşlerinden giden SİP’in inandırmaya çalıştığı gibi Ergenekoncular anti-emperyalist ve bağımsızlıkçıdır.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 Ne Yapsanız Boşuna
 Filistin Yazıları
 30 Mart Filistin Toprak Günü
 Ergenekon’da Ara Bilanço

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS