Sosyalist Dergi: 26 |  ÜRÜN |
Yaklaşan Felaket ve Kurtulma Çareleri

V. İ. Lenin

Açlık yaklaşıyor

Rusya kaçınılmaz bir yıkımın tehdidi altında. Demiryolu nakliyatı akıl almaz ölçüde bozuldu ve bu durum gittikçe daha da kötüleşiyor. Demiryolları yakında işlemez hâle gelecek; fabrikalar için gerekli kömür ve hammadde gelişi duracak. Tahılı da aynı gelecek bekliyor. Kapitalistler bilerek, aralıksız olarak üretimi baltalıyor (ziyan ediyor, durduruyor, engelliyor, yavaşlatıyor) ve bu örneği görülmemiş krizin cumhuriyetin, demokrasinin, Sovyetlerin ve genel olarak işçi ve köylü birliklerinin çöküşünü hazırlayacağını, monarşiye dönüşü, burjuvazinin ve büyük toprak sahiplerinin sınır tanımayan yönetiminin yeniden kurulmasını sağlayacağını umuyorlar.





İşitilmemiş büyüklükteki bu yıkım ve açlık, bizleri önüne geçilemez biçimde tehdit ediyor. Bunu bütün gazeteler yazdılar ve bin kere tekrar ettiler, inanılmaz sayıda karar, çeşitli partiler, işçi, asker ve köylü temsilcileri Sovyetleri tarafından kabul edildi. Bu kararların hepsi yıkımın kaçınılmaz ve pek yakın olduğunu, ona karşı bütün olanaklarla karşı koymak gerektiğini ve halkın, felaketi önlemek için yiğitçe gayret göstermesi gerektiğini kabul ediyorlar.

Bunu herkes söylüyor, kabul ediyor ve doğruluyor.

Ve hiçbir şey yapılmıyor.

Devrimin altı ayı geçti. Yıkım daha da yaklaştı. Yoğun bir işsizlik üzerimize çöküyor. Düşününüz ki, ülke, buğday ve hammadde yeterliliğine rağmen mal kıtlığı çekiyor; yiyecek maddesi ve iş gücü yokluğundan sönüyor. Ve yine ülkede böyle kritik bir anda işsizlik de yoğunlaşıyor! Demokratik bir cumhuriyet olmamıza; “demokratik devrimci” olarak övünen örgüt, kuruluş ve derneklerin her tarafta çoğalmasına rağmen devrimin (hiç kimse onu büyük devrim olarak adlandırmıyor ama şimdilik ona kokuşmuş devrim demek belki daha doğru olur) altı ayında yıkıma ve açlığa karşı hiç ama hiç ciddi bir şeyin yapılmadığını göstermek için başka kanıta gerek var mı? Gittikçe daha hızlı biçimde iflasa doğru koşuyoruz; çünkü savaş hiç beklemiyor ve onun ulusal hayatın her dalında yarattığı düzensizlik gittikçe ağırlaşıyor.

Oysa yıkımı ve açlığı önlemenin yollarını görmek, alınacak tedbirlerin son derece açık, basit, gerçekleştirilebilir ve halkın gücü ölçüsünde olduğunu saptamak, eğer bu tedbirler alınmıyorsa bunun sadece ve sadece bir avuç kapitalist ve büyük toprak sahibinin çıkarına dokunacağından alınmadığını görmek için biraz dikkat ve düşünce yeterlidir.

Bu kesindir. Şurası açıklıkla söylenebilir ki yıkım ve açlığı önleyecek temel tedbirlerin gerekliliğini açık seçik biçimde tanımayan bir tek söylev, eğilimi ne olursa olsun bir tek gazete yazısı, bir tek kurul kararı veya herhangi bir kuruluş bulamazsınız. Bu tedbir, kontrol, gözetme, sayım ve düzenleştirmenin devlet eliyle yapılması; işgücünün üretim ve mal dağıtımında akıllıca paylaştırılması ve bütün bu güçlerin kullanımında her türlü ziyanın ortadan kaldırılmasıdır. Kontrol, gözetme ve sayım, yıkım ve açlığa karşı kavgada ilk adımdır. Bunu kimse inkâr etmiyor; aksine herkes bu konuda fikir birliği içinde. Ama büyük toprak sahipleri ve kapitalistlerin sınır tanımayan gücünü rahatsız etmemek, onların (hemen hepsi bugün doğrudan veya dolaylı olarak savaş için çalışıyor) hayat pahalılığı ve savaş malzemelerinden sağladıkları herkesçe bilinen, herkesin gerçek olduğunu görebileceği ve hakkında herkesin (oh!), (ah!) gibi, hayret sesleri çıkarttığı ölçüsüz, duyulmamış ve utanç verici kazançlarına dokunmamak için söylenenlerden hiçbiri yapılmıyor.

Ve devlet ciddi sayılabilecek bir kontrol, gözetme ve sayımı gerçekleştirmek için hiçbir girişimde bulunmuyor.


Hükümetin mutlak etkisizliği

Her tarafta her türlü kontrol, gözetme ve sayıma ve devletin bu yoldaki çabalarına karşı ardı arkası kesilmeyen, sistemli baltalama hareketleri sürdürülüyor. Bu hareketin nereden geldiğini ve hangi olanaklarla gerçekleştirildiğini anlamamak için inanılmayacak ölçüde çocuksu –veya anlamamazlıktan gelmek için aşırı ölçüde iki yüzlü– olmak gerekir. Çünkü bankacılar ve kapitalistlerce uygulanan bu baltalama ve yine onlarca yürütülen her türlü kontrolü, gözetmeyi ve sayımı torpilleme hareketi demokratik cumhuriyet devlet biçimine ve “demokratik devrimci” kuruluşların varlığına kendini uyduruyor. Kapitalist baylar, bilimsel sosyalizm yanlısı herkesin kabul ettiği, ama Menşeviklerle, sosyalist-devrimcilerin çiftliği(!) olan bakanlık ve müsteşarlıkların dostlarınca ele geçirilmesinden sonra unutmaya çalıştıkları bir gerçeği şaşılacak biçimde özümlediler: Kapitalist sömürü cumhuriyetçi demokratik hükümet biçiminin monarşinin yerini almasından hiçbir şekilde etkilenmedi, tersine kavga biçimini çok kutsal kapitalist kazancın dokunulmazlığı yararına değişikliğe uğratmak, onu otokratik monarşide olduğu gibi demokratik cumhuriyette de aynı başarıyla korumak için yeterli oldu.

Baltalamanın en son modern şekli: Her türlü kontrol, sayım ve gözetmenin demokratik cumhuriyetçi biçimde çelmelenmesi şu şekilde oluyor. Kapitalistler, bütün Menşevik ve sosyalist-devrimciler gibi, sözde “şiddetle” kontrol “ilkesini” ve gerekliliğini kabul ediyor, ama onun “kademeli”, sistemli, devletçe düzenlenmiş uygulanması üzerinde ısrar ediyorlar. Oysa bu güzel sözler uygulamada komediye, hayale dönüyor ve hiçe indirilen kontrolün torpillenmesini gizliyor; bütün ciddi ve pratik tedbirler durmadan erteleniyor; tamamen kapitalistlere bağlı, hiçbir şey yapmayan, aslında hiçbir şey yapacak durumda olmayan son derece karmaşık, ağır, bürokratik ve etkisiz kontrol mekanizmaları yaratılıyor.

Boş iddialar ileri sürmüş olmamak için Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin, yani devrimin ilk üç ayı içinde Sovyetlerde çoğunlukta olan, “koalisyon hükümetine” katılan ve sonuç olarak kapitalistlere karşı hoş görülülükten ve onların her türlü kontrol hareketlerini baltalamasından Rus işçi köylüsü önünde siyasal sorumluluğu olan kişilerin tanıklığına başvuracağız.

‘’Devrimci” demokrasinin “yetkili” en yüksek resmî organı (gülmeyiniz) İzvestia (Rusya İşçi, Asker ve Köylü temsilcileri Sovyetleri Kongresinin Merkez Yürütme Kurulu organı) 7 Eylül 1917 tarihli 164 numaralı sayısında Menşevik ve Sosyalist Devrimciler tarafından kontrol amacıyla kurulan ve tamamen onların elinde olan özel bir kuruluşun kararını yayınladı. Bu kuruluş merkez yürütme kurulunun “ekonomik bölümü” dür. Alınan karar resmî olarak, “hükümete bağlı, ekonomik hayatı düzenlemekle görevli merkezî kuruluşların mutlak etkisizliğini” kazanılmış bir savaş gibi kabul ediyor.

Gerçekte Menşevikler ve Sosyalist Devrimcilerin eliyle imzalanmış kendi politikalarının çöküşünü belgeleyen başka bir delile gerek var mı?

Çarlık yönetiminde bile ekonomik hayatı düzenlemek ve denetim altına almak gerekliliği duyulmuş ve bu amaçla bir çok kurum oluşturulmuştu. Ama çarlık yönetiminde düzensizlik durmadan artmış, inanılmaz ölçülere ulaşmıştı. O zamanlar cumhuriyetçi, devrimci hükümetin görevinin ekonomik çöküntüyü önlemek için ciddi ve enerjik tedbirler almak olduğu hemen kabul edilmişti. Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin katıldığı “koalisyon” hükümeti kurulduğu vakit, hükümet, halka yaptığı 6 Mayıs tarihli gösterişli açıklamayla ekonomik hayatın kontrol ve düzenlenmesinin devlet eliyle yapılacağı sözünü vermişti. Tsereteli’ler, Çernov’lar, öteki Menşevik ve Sosyalist Devrimci yöneticiler gibi, hükümete kefil olmakla kalmayıp onun elindeki “devrimci demokrasi kuruluşlarının” hükümet çalışmalarını kontrol ettiğine büyük tanrıları adına yemin ediyorlardı.

6 Mayıstan bu yana dört ay geçti; dört uzun ay boyunca Rusya binlerce askerini akıl almaz bir emperyalist “saldırı” uğruna kurban etti; dört ay boyunca, yaz mevsiminin nehir nakliyatı, tarım, ve maden aramasında sağladığı kolaylıktan yararlanmayı mümkün kılmasına rağmen ekonomik yıkım ve felaket dev adımlarla yaklaştı; dört ayın sonunda Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler hükümete bağlı kontrol kuruluşlarının “mutlak etkisizliğini” resmen tanımak zorunda kaldılar.

Ve bu Menşevik ve Sosyalist Devrimciler şimdi ciddi bir devlet adamı havasıyla (bu satırları tam 12 Eylül demokratik konferansının arifesinde yazıyoruz) Kadetler koalisyonunun endüstri ve ticaret kodamanlarının, Kıt Kityiç’lerin Riabouchinski, Boublikov, Terechichenko ve ortaklarının katılacağı bir koalisyonla durumu düzeltebileceklerini sanıyorlar!

Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin bu şaşkınlık yaratan körlüklerini nasıl açıklamalı? Onları aşırı yürek temizliği ve akılsızlıkları yüzünden yanılan, ne yaptığını bilmeyen politika acemileri olarak kabul etmek mi gerekir? Hiçbir işi olmayan bakanlar, müsteşarlar, valiler, komiserler bolluğu değişik bir “politik” körlük yaratma özelliğine mi sahip olacak?


Kontrol tedbirleri herkesçe bilinir ve gerçekleştirilmeleri kolaydır

Kontrol araç ve tedbirleri son derece karmaşık, güç, hâlâ denenmemiş, hatta bilinmeyen şeyler değil midir? sorusu sorulabilir. Savsaklamalar Kadet partisinin, endüstri ve ticaret sınıfının, Menşevik ve Sosyalist Devrimci partinin devlet adamlarının altı aydır boşuna alın teri dökerek, kontrol için yeni tedbir ve olanaklar üzerine araştırma, inceleme yapmalarıyla açıklanmıyor mu? Sorun inanılmayacak kadar güç olarak ortaya çıkıyor ve hâlâ çözülmemiş duruyor.

Yazık! Olanlar, eğitilmemiş, bilgisiz, kafası körleştirilmiş mujik’e ve her şeye inanan, hiçbir şeyi derinliğine araştırmayan dar kafalı burjuvaya bu biçimde sunulmaya çalışılıyor. Ama gerçekte çarlık yönetimi bile, hatta “eski rejim” dahi, savaş endüstri komitelerini kurduğu vakit kontrolü sağlama biçiminin asıl yol ve gerçek tedbirinin toplumun meslek, çalışma kolu ve iş dalına göre yönetime katılması olduğunu biliyordu. Ama çarlık yönetimi toplumun katılımından korkuyordu; onun için bu yöntemin kullanılmasını her türlü yolla sınırlıyor, yapma engellerle baltalıyor ve herkesçe bilinen, son derece basit ve en iyi biçimde uygulanabilir kontrol yollarını köstekliyordu.

Savaşın büyük yıkımı ve ağır yükü altında ezilen, açlık ve ekonomik güçlüklerden az veya çok biçimde etkilenen bütün savaşçı devletler, hemen her zaman toplumun katılımını teşvik eden, devlet tarafından gözetilen bir seri kontrol tedbirlerini uzun zamandır düzenleyip, sınırlayıp, uygulayıp, denediler. Bu kontrol tedbirleri herkesçe biliniyor; bu konuda çok konuşulmuş ve yazılmış ileri savaşçı ülkeler tarafından yayınlanan kontrolle ilgili kanunlar Rusçaya çevrilmiş, Rus basınında ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Eğer hükümetimiz kontrolü gerçekten ciddi ve pratik biçimde uygulamak isteseydi; eğer kurumları, kapitalistlere karşı kölelikle “mutlak etkisizliğe” mahkûm etmeseydi, devletin bilinen ve uygulanan kontrol tedbirlerini uygulamaktan başka işi kalmazdı. Bu uygulamaya tek engel Kadetler, Sosyalist Devrimciler ve Menşeviklerin halkın gözünden sakladıkları, kontrolün kapitalistlerin şaşkınlık verici kârlarını ortaya çıkaracağı ve onların çıkarlarını bozacağı gerçeğiydi.

Bu temel sorunu (aslında Rusya’yı savaş ve açlıktan kurtarmak isteyen gerçekten devrimci bütün hükümetlerin bu program sorununu) daha iyi anlatabilmek için temel kontrol tedbirlerini sıralayacak ve hepsini teker teker inceleyeceğiz.

Göreceğiz ki demokratik devrimciliği, yalnız aldatıcı kararname ve emirlerde kalmayan bir hükümetin Rusya’da, kuruluşunun ilk haftasından itibaren kontrolden hileyle kaçmaya çalışan kapitalistlere karşı temel kontrol tedbirlerini alması, bunları ciddiyetle uygulaması, toplumu kapitalistleri denetlemeye davet etmesi ve kapitalistlerin kontrol kararlarına harfi harfine uymasına dikkat etmesi gerekli ve yeterliydi.

Bu temel tedbirler şunlardır:

1. Bütün bankaların, işlemleri devlet tarafından kontrol edilecek tek bir banka hâlinde birleşmesi veya bankaların ulusallaştırılması,

2. Kapitalist sendikaların, yani en önemli tekelci kapitalist grupların (şeker, petrol, kömür, maden v.s. sendikalarının) ulusallaştırılması,

3. Ticari gizliliğin kaldırılması,

4. Zorla kartelleştirme; yani bütün sanayici, tüccar ve genel olarak patronların kartel veya sendika şeklinde bir araya gelme zorunluluğu,

5. Toplumun tüketici ortaklıklar şeklinde örgütlenmesini zorunlu kılmak veya teşvik etmek ve bunları kontrol altında tutmak.

Şimdi de bu tedbirlerin her birinin demokratik ve devrimci bir anlayışla uygulanmasının önemini görelim.


Bankaların ulusallaştırılması

Bankaların modern ekonomik hayatın önemli merkezleri ve bütün kapitalist sistemin sinir merkezleri olduğu biliniyor. “Ekonomik hayatın düzenlenmesinden söz ederken bankaların ulusallaştırılmasına değinmemek, ya bir cahillik örneği vermek ya da şatafatlı söz ve tutulmayacağı önceden kararlaştırılan cafcaflı vaadlerle halkı aldatmaktır.

Banka işlemlerini düzenlemeden, kontrol altına almadan buğday dağıtımının veya genellikle mal üretimi ve dağıtımını kontrol etmenin, düzenlemenin bir anlamı yoktur. Bu, kuşkulu bir kaç kuruşun peşine düşerken milyonlarca rubleyi görmezlikten gelmektir. Modern bankalar (buğday ve öteki ürünler) ticareti ve sanayi ile o denli yakından, ayrılmamacasına birleşmişlerdir ki, bankalara “el koyma”dan “demokratik ve devrimci” sayılabilecek ciddi bir şey yapma olasılığı yoktur.

Devletin bankalara “el koyması”, güç ve karmaşık bir iş midir? Aslında bu tür sözlerle genellikle dar kafalı burjuvalar korkutulmaya çalışılıyor. Elbette bunu yapanlar çıkarlarını bu yönde gören kapitalistler ve onların savunucularıdır.

Gerçekte “varlıklıların” tek kuruşuna dokunmayan ulusallaştırma, teknik ve kültürel yönden hiçbir güçlük göstermiyor. O yalnızca bir avuç zenginin iğrenç aç gözlülüğü yüzünden engelleniyor. Eğer bankaların Ulusallaştırılması sık sık özel mallara el konulmasıyla karıştırılıyorsa bunun suçu bu karışıklığı yayan ve çıkarı halkı yanıltmakta olan burjuva basınındadır.

Bankaların kullandığı birikmiş sermayenin mülkiyeti, basılı veya el yazması senet, tahvil, poliçe, makbuz gibi belgelerle kanıtlanmıştır. Bunların hiçbiri, bankaların ulusallaştırılmasıyla yani tek bir banka hâlinde birleştirilmesiyle ortadan kalkmaz ve değiştirilmez. Biriktirme sandığında 15 rublesi olan bir kişi bankaların ulusallaştırılmasından sonra parasının sahibi olarak kalacak, 15 milyon rublesi olan da aynı şekilde parasını senet, tahvil, poliçe seklinde koruyacaktır.

Bankaların ulusallaştırılmasının önemi nedir öyleyse?

Bankaların ve onların işlemlerinin gerçek kontrolü ticari gizlilik ortadan kaldırılsa bile mümkün değildir; çünkü bilanço yapmak, hayali şirket ve şubeler kurmak, kiralık kişileri kullanmakta yararlı olan son derece karmaşık, ince işlemleri izlemek mümkün değildir. Sadece bütün bankaların mülkiyet ilişkilerinde en ufak bir değişiklik meydana getirmeden, –tekrar edelim– hiç kimsenin tek bir kuruşuna dokunmadan, tek bir banka hâlinde birleştirilmesi, yukarıda sözü edilen tedbirlerin uygulanması şartıyla da gerçek bir kontrolü mümkün kılacaktır. Sadece bankaların ulusallaştırılması devlete milyon ve milyarların ne zaman, nerede, nasıl ve ne yönde kullanıldığını bilme olasılığını verecektir. Sadece bankalar –kapitalist trafiğin bu merkezi, ana ekseni ve temel mekanizması– üzerinde gerçekleştirilecek kontrol, bütün ekonomik hayat, üretim ve temel ürünlerin dağıtımı konusunda sözde kalmayan, gerçek bir kontrol sağlanmasına izin verecektir; bu kontrol “ekonomik hayatın düzenlenmesi”ne imkan sağlayacaktır. Bu yapılmadığı takdirde tedbir kararları, halkı aldatmaya yönelik resmi bir sözden öteye gitmeyecektir. Sadece banka işlemlerinin kontrolü, tek bir banka tarafından yapılmak şartıyla, daha sonra kolaylıkla uygulanabilecek tedbirler sayesinde de bugün büyük ölçüde hayal olan kazanç vergisi alımını, mal ve gelir durumunu saklama olasılığı bırakmadan gerçekleştirmeye izin verecektir.

Bütün bunları yapabilmek için bankaların kayıtsız şartsız ulusallaştırılmasını kararlaştırmak yetecektir: Zira, yönetici ve çalışanlar bunu kendileri gerçekleştireceklerdir. Tek bir kararnameyle ve “birdenbire” gerçekleştirilebilecek bu tedbir için devletin hiçbir özel organ ve özel hazırlığa ihtiyacı yoktur. Çünkü böyle bir tedbirin ekonomik olasılığı kendi gelişiminde poliçe, aksiyon, tahvil aşamasına varan kapitalizm, tarafından yaratılmıştır. Saymanlığın birleştirilmesinden başka yapacak şey kalmamıştır. Eğer demokratik devrimci devlet bütün bankaların tek bir banka hâlinde birleşmesi için yönetici ve memurların her şehirdeki meclislerini, her bölge ve ülkedeki kongrelerini derhâl –telgrafla– toplantıya çağırsa, bu reform bir kaç hafta içinde tamamlanabilecektir. Yönetici ve yüksek dereceli memurların direneceği, devleti yanıltmaya ve işleri sürüncemede bırakmaya çalışacakları açıktır. Çünkü bu baylar kazançlı yemlikleri, son derece kârlı namussuzca işler çevirme olanağını yitireceklerdir. Bütün her şey burada toplanmaktadır. Eğer devlet gücü sadece kâğıt üstünde devrimci olmasa (yani etkisizlik ve alışılmışın dışına çıkmaktan korkmasa), yalnız sözle demokratik olmasa (yani bir avuç zengin azınlığın değil, halkın çoğunluğunun çıkarına davransa) bankaların çatışmasız, sarsıntısız Ulusallaştırılması için en ufak savsaklama çabasına giren, belgeler ve hesapları gizlemeye çalışabilecek yönetici idareci ve büyük hisse sahiplerine ceza olarak mallarına el koyma ve hapsedilmelerine ilişkin kararnameler çıkarsa, yine örneğin fakir memurları örgütlemek, aralarından yolsuzluk ve savsaklama çabasına giren zengin yöneticileri ortaya çıkaranları ödüllendirmeyi kabul etse, bu iş kolaylıkla halledilecektir. Bankaların ulusallaştırılmasının bütün halk için, yalnız (bankayla çok seyrek olarak işleri olan) işçiler için değil köylü ve küçük sanayici kitlesi için yararı pek büyük olacaktır. Bundan çok büyük bir çalışma tasarrufu sağlanacak ve devletin eski banka memur sayısını koruduğu var sayılsa bile bu, bankaların kullanımının evrenselleşmesine (genelleşmesine) ve şubelerin artmasına doğru önemli bir adım olacak; toplum bankaların hizmetinden daha fazla yararlanabilecektir. Küçük patron ve köylüler için kredi almak daha kolay hâle gelecektir. Devlete gelince, o, ilk olarak önce bütün mali işlemleri tüm açıklığıyla tanıma, onları kontrol etme, sonra ekonomik hayatı düzenleme nihayet kapitalist baylara “hizmetleri için” akıllara durgunluk veren “komisyon” ödeme zorunda kalmadan devlete büyük işlemleri için gerekli milyonlar ve milyarları bulma olasılığını elde edecektir. Bu yüzden –sadece bu yüzden– bütün kapitalistler, burjuva profesörler, bütün burjuvazi ve onların uşakları Plekhanov’lar, Potressov ve ortakları, ağızları köpük dolu, bankaların ulusallaştırılmasına karşı savaşa çıkmaya, ulusal “savunma” açısından, yani askerî yönden bile sınırsız, kolaylıkları olan ve ülkenin “askerî gücünü” büyük ölçüde artırma niteliğinde olan bu son derece kolay ve acele tedbire karşı binlerce bahane uydurmaya hazırlar.

Ama burada bize belki şu itiraz yapılacaktır. Nasıl oluyor da Almanya ve Birleşik Amerika gibi ileri ülkeler bankaları ulusallaştırmayı düşünmeden “ekonomik hayatlarını” imrenilecek biçimde düzenliyorlar?

Çünkü biri monarşi, öteki cumhuriyet olan bu devletlerin ikisi de yalnız kapitalist değil, aynı zamanda emperyalisttirler. Böyle olunca kendilerine gerekli değişmeleri gerici bürokratik yolla gerçekleştiriyorlar. Oysa biz burada demokratik devrimci yoldan söz ediyoruz:

Bu “küçük fark”ın büyük önemi vardır. Çok zaman bunu düşünme “alışkanlığı” yoktur. “Devrimci demokrasi” sözü çoğumuzda, (özellikle Sosyalist Devrimci ve Menşeviklerde) tanrıya inanacak kadar bilgisiz olmayan kişilerce kullanılan “Allaha şükür” gibi veya “saygıdeğer yurttaş” gibi bazen Dien veya Edinstvo gazetelerini hazırlayanlara hitap ederken kullanılan deyim gibi alışılmış söz hâline geldi. Oysa herkes veya hemen hemen herkes, bu gazetelerin kapitalistler tarafından kendi çıkarları için kurulduğu ve beslendiğinden şüphelenmekte, dolayısıyla sahte sosyalistlerin bu gazetelerle işbirliği yapması pek az “saygıdeğer” olmaktadır.

Eğer “devrimci demokrasi” deyimini gösterişli basmakalıp bir söz veya evrensel bir söz gibi kullanmak yerine deyimin anlamı üzerinde biraz düşünülse, demokrat olmanın azınlığın değil, halkın çoğunluğunun çıkarları ile bir olmak; devrimci olmanın, zararlı ve zamanı geçmiş her şeyi acımadan, en inançlı biçimde yok etmek anlamına geldiği görülür.

Amerika ve Almanya’da ne hükümetlerin ne de yönetici sınıfların, bilindiği kadarıyla, “devrimci demokrasi”de gözleri vardır, ama bizim Sosyalist Devrimci ve Menşeviklerimiz bunu istemekte (ve alçaklaştırmaktadırlar).

Almanya’da ulusal önemi olan sadece dört özel banka vardır; Birleşik Amerika’da ise iki. Bu bankaların başındaki mali krallar açısından, gürültüsüzce, gizlice, devlet görevlilerini baştan çıkararak (bu Birleşik Amerika ve Almanya için genel bir kuraldır), bankaların özel niteliğini işlemlerin gizliliğini korumak için devam ettirerek, devletten milyonlarca dolar “aşırı kâr” elde etmek ve hileli mali işlemlerin başarısını sağlamak için devrimci olmayan gerici, demokratik olmayan bürokratik tutuma uymak daha kolay, rahat ve kârlıdır.

Amerika, Almanya gibi, “ekonomik hayatı”, işçiler (ve bir kısım köylüler), için askerî zindan, bankacı ve kapitalistler için cennet yaratacak biçimde düzenliyor. Onların düzenlemesi işçiler için açlığa kadar “kemerleri sıkmak”tan, kapitalistlere (gizlice, gerici bürokratik biçimde) savaş öncesinden daha yüksek kârlar sağlamaktan ibarettir.

Bu yol aynı şekilde emperyalist cumhuriyetçi Rusya için de mümkündür. Yalnız Militrkov ve Chingarev’lerin değil, gerici bürokratik yollarla bankaların “dokunulmazlığını” ve akıl almaz kâr haklarını doğru bulan Kerenski ile ortak Terechtchenko, Nekrassov, Bernatski, Prokopovitch ve hempalarının yaptıkları budur. Gerçeği söyleme yürekliliğini, gösterelim: Cumhuriyetçi Rusya’da ekonomik hayat gerici bürokratik yollarla düzenlenmek isteniyor ama bu bir numaralı Kornilov’un dağıtmayı başaramadığı, iki numaralı Kornilov’un aynı şeyi deneyeceği “Sovyetlerin” varlığı yüzünden gerçekleştirilemiyor.

Gerçek budur. Acı ama basit olan bu gerçek, halkı aydınlatmak için “büyük” “devrimci” demokrasi yalanlarından daha yararlıdır.

Bankaların Ulusallaştırılması, sigortaların da aynı zamanda ulusallaştırılması, yani bütün sigorta şirketlerinin tek bir şirket hâlinde birleştirilmesi, çalışmalarının merkezileştirilmesi bankaların devlet tarafından kontrolünü son derece kolaylaştıracaktır. Eğer demokratik devrimci devlet, yönetici ve büyük hisse sahiplerine bu yolda en ufak gecikme olmadan ilerlenmesini emretse, bu kere de sigorta şirketleri memurlarının kongresi kendi sorumlulukları altında bu birleşmeyi derhal, kolaylıkla gerçekleştireceklerdir. Kapitalistler, sigorta işlerine milyonlar yatırmışlardır. Bu şirketlerde bütün işler memurlar tarafından yapılır. Şirketlerin birleştirilmesi sigorta primlerinin azalması, sigortalılara çok kolaylık ve rahatlık sağlanması sonucunu doğuracak ve bu aynı güç ve kaynakların kullanımıyla sigortalı sayısının arttırılmasını getirecektir. Ülkenin “savunma yeteneği”ni de arttıracak, halkın emeğinden tasarrufu sağlayacak ve “ekonomik hayatın düzenlenmesinde” sözde değil, gerçekte ciddi imkânlar yaratacak olan bu değişime, bir avuç kârlı yemlikleri elinde tutanların etkisizliği, alışkanlığı, aç gözlülüğünden başka hiç ama hiçbir şey karşı çıkmayacaktır.


Patron sendikalarının ulusallaştırılması

Kapitalizmi eski ekonomik sistemlerden, kapitalizm öncesi sistemlerden ayıran şey, onun ekonominin değişik kolları arasında bir bağlantı ve karşılıklı bağımlılık kurmasıdır. Hemen söyleyelim ki bu özellik olmadan sosyalizm yönünden hiçbir tedbir teknik olarak gerçekleştirilemez. Oysa modern kapitalizm bankaların üretim üzerindeki egemenliği sayesinde ulusal ekonominin değişik kolları arasındaki karşılıklı bağımlılığı en yüksek düzeye çıkardı. Bankalar ve ticaretle sanayinin temel dalları kaynaşmışlardır. Bu, bir yandan ticaret ve sanayi sendikaları (şeker, kömür, demir, petrol, v.s.) üzerine devlet tekelinin yerleştirilmesini amaçlayan tedbirleri almadan, bu sendikaları ulusallaştırmadan, yalnızca bankaları ulusallaştırmanın yeterli olmayacağı anlamına gelir. Bu, öte yandan ekonomik hayatın düzenlenmesi gerçekten isteniyorsa, bunun bankalarla patron sendikalarının aynı anda ulusallaştırılmasını içerdiği anlamını da taşır.

Şeker sendikasını örnek olarak alalım. Çarlık yönetimi sırasında kurulan bu sendika daha o zaman, çok iyi donanmış fabrika ve işletmelerden kurulu bir kapitalist gruptu. Ve bu grupta elbette aşırı gerici ve bürokratik anlayış hâkimdi; kapitalistlere, utanç verici kârlar sağlıyor, işçi ve memurlarını bütün haklardan yoksun, aşağılanan, kafaları körleştirilen gerçek esir hâline düşürüyordu. Devlet, daha o zamanlar üretimi büyük sanayici ve zenginler yararına kontrol ediyor ve düzenliyordu.

Burada yapılacak şey sadece gerici bürokratik düzenlemenin, memur, mühendis yönetici ve ortakların kongresini toplantıya çağıran, tek düzenli saymanlık ve işçi sendikalarının kontrolünü yerleştiren basit kararnamelerle demokratik devrimci düzenleme hâline getirilmesidir. Bu son derece kolaydır, ama hâlâ gerçekleştirilmemiştir. Demokratik cumhuriyet yönetiminde şeker sanayi gerici bürokratik düzenlemeye bağlı kalmaya devam ediyor; her şey geçmişteki gibi: Halkın emeğinin ziyanı, alışkanlıklar, durgunluk, Bobrinski ve Çemenko’ların zenginleşmesi… Eğer Sosyalist Devrimciler ve Menşevikler halkın vicdanını, ekonomik hayatın düzenlenmesinde hükümetin “mutlak etkisizliği”ni kaçınılmaz hâle getiren şeker kralları ile “koalisyon” planları ile karartırlarsa bürokrasinin değil demokrasinin, “şeker kralları”nın değil işçi ve memurlarının girişimine çağrıda bulunmak gerekecektir; bu birden, bir kaç gün içinde yapılabilir ve yapılması gereken iştir.

Petrol sanayini alalım. Bu sanayi kapitalizmin önceki gelişmeleriyle büyük ölçüde “toplumsallaştırılmıştı”. Bir çift petrol kralı teknik ve sosyal düzeyde ülke ölçüsünde düzenlenmiş, yüzlerce ve binlerce mühendis ve memurca yönetilen bir “işten” yalnız başlarına yüzlerce milyon kazanıyorlar. Petrol sanayinin Ulusallaştırılması hemen mümkündür ve devrimci demokratik bir devlet için zorunluluktur; hele bu devlet çok ağır bir kriz geçiriyor ve yakacak üretiminin arttırılması gerekiyorsa. Bürokratik kontrolün bu konuda hiçbir şey vermeyeceği ve hiçbir şeyi değiştirmeyeceği açıktır. Çünkü “petrol kralları” çarın bakanlarınca nasıl haklı bulunmuşlarsa Terechtchenko, Kerenski, Avksentiev ve Skobelev yanında da burjuva basınının savsaklamaları, özel bahaneleri, vaadleri, doğrudan veya dolaylı baştan çıkarmalarıyla (buna Kerenski ve Avksentiev’lerin pek güvendiği “kamu oyu” deniliyor), yöneticilerin bozulmasıyla (Bunlara, Kerenski ve Avksentiev’ler ilişmemiş, eski devlet aygıtındaki görevlerinde tutmuşlardır.) yine haklı çıkacaklardır.

Ciddi bir şey yapmak için gerçekten devrimci biçimde bürokrasiden demokrasiye geçmek, yani petrol krallarına ve hisse sahiplerine savaş açmak, mallarına el koymak; petrol sanayinin ulusallaştırılmasına çıkardıkları güçlük, gelir ve hesapları gizlemek, üretimi engellemek, üretimi artırmayı amaçlayan tedbirleri almayı reddetmekten dolayı hapsedilmelerini kararlaştırmak gerekir, işçi ve memurların girişkenliğine çağrıda bulunmak, onları konferans veya kongreye çağırmak, onlara geniş bir kontrol örgütlemek ve üretimi arttırmak kaydıyla kârdan belli bir pay vermek gerekir. Eğer bu tür devrimci demokratik tedbirler 1917 Nisanından beri hemen alınsaydı, dünyanın en zengin sıvı yakıt kaynaklarına sahip ülkelerinden biri olan Rusya, yaz boyunca su yolu nakliyatıyla topluma gerekli nicelikte yakıtı verebilme olanağını sağlayabilirdi.

Ne burjuva hükümeti, ne Sosyalist Devrimci, Menşevik ve Kadet koalisyonu bir şey yaptılar; küçük bürokratik değişim oyunları ile yetindiler. Tek bir demokratik ve devrimci tedbir almaya cesaret edemediler. Her şey çarlık devrindeki gibi sürüyor. Aynı petrol kralları, aynı durgunluk işçi ve memurların sömürücülere karşı aynı nefreti, bu yüzden aynı çürüme, halkın emeğinin aynı ziyanı. Cumhuriyetçi bakanlıklardaki kâğıt başlıklarından başka hiçbir şey değişmedi.

Teknik ve kültürel açıdan ulusallaştırmaya daha az “hazır” olmayan maden kömürü sanayindeki kömür kralları ötekilerden hiç de aşağı kalmayan bir utanmazlıkla halk soyguncuları olarak hüküm sürüyorlar; burada doğruluğu kesin bir dizi apaçık baltalama hareketi, apaçık yıkma ve üretimin sanayiciler tarafından durdurulmasıyla karşı karşıyayız. Menşevik bakanlık organı Raboçaya Gazeta dışında (herkes) bu olayları kabul ediyor ama işçilerle kömür sendikaları korsanlarının eşit sayıda temsil edildiği eskimiş gerici bürokratik konferanslardan başka hiçbir şey yapılmıyor! Ülkeyi yıkıma götüren, üretimi durduran kömür sanayicilerine karşı hiçbir devrimci demokratik tedbir, hiçbir gerçek kontrol, aşağıdan gelen, memurlar sendikasınca, işçilerce gerçekleştirilecek kontrol girişimi yok. Bu nasıl olur? Hepimiz, Kadetlerle değilse bile en azından sanayici ve ticari çevrelerle “koalisyon” yanlısı değil miyiz? Oysa, koalisyon içinde olmak demek iktidarı kapitalistlere bırakmak, onları cezasız koymak, tekere çubuk sokmalarına göz yummak, her şeyi işçilerin üstüne atmak, ekonomik yıkımı arttırmak böylece, Kornilov’un yeni bir güç denemesini hazırlamaktır!


Ticari gizliliğin kaldırılması

Ticari gizliliği ortadan kaldırmadan üretimin kontrolü ve dağıtımı, ya Kadetlerin Sosyalist Devrimci ve Menşevikleri kandırmasına; Sosyalist Devrimci ve Menşeviklerin de işçi sınıfını aldatmasına yarayan boş bir sözdür ya da sadece gerici bürokratik tedbir ve yolların uydurma bir kılıfıdır. Bu gerçeğin uyarılmamış her kişi için bütün açıklığına, Pravda’nın ısrarla ticari gizliliğin kaldırılmasını istemesine rağmen (bu istek Pravda’nın, sermayenin uşağı Kerenski hükümeti tarafından yasaklanmasının temel nedenlerinden biri oldu), ne cumhuriyetçi hükümet, ne de “devrimci demokrasinin yetkili organları” gerçek kontrolün bu ilk şartını akıllarına getirmediler bile.

Bütün kontrolün anahtarı buradadır. Halkı soyan, üretimi baltalayan sermayenin en hassas noktası buradadır. Sosyalist Devrimciler ve Menşevikler sorunu ortaya koymaktan bu yüzden korkuyorlar.

Kapitalistlerin bu konuda küçük burjuvalarca da düşünülmeden tekrarlanan görüşleri şöyledir: Genel olarak kapitalist ekonomi ticari gizliliğin kaldırılmasını kesinlikle kabul etmez çünkü üretim araçlarının özel mülkiyeti ve değişik iş kurumlarının piyasaya bağımlılıkları, ticaret defterleri ve ticari işlemlerin –banka işlemleri de doğal olarak buna dahildir– gizliliğinin “çok kutsal dokunulmazlığını” gerekli kılıyor.

Bu ve benzeri görüşleri şu veya bu biçimde tekrarlayanlar gözlerini günlük ekonomik hayatın iki ana, temel ve herkesçe bilinen olayına kapayarak hem kendilerini hem de halkı kandırıyorlar. Birinci olay: Büyük kapitalizm, bankaların kapitalist sendikaların ve büyük fabrikaların özel yönetim biçimi; ikinci olay: Savaş.

Ticari gizliliğin gölgesinde kalma nedenlerini ortadan kaldıran aslında her yerde tekelci kapitalizm hâline dönüşen günümüzün büyük kapitalizmidir; o bu gizliliği iki yüzlülük ve büyük sermayenin duyulmamış kârlarını ve mali dolandırıcılıklarını saklama aracı hâline getirmektedir. Büyük kapitalist işletme kendi teknik özelliği nedeniyle toplumsallaştırılmış, yani binlerce kişi için çalışmakta ve işlemlerine doğrudan veya dolaylı olarak yüzlerce, binlerce aileyi ortak etmektedir. Bu genellikle hiçbir ticaret defteri tutmayan, dolayısıyla ticari gizliliğin kaldırılmasıyla ilgisi olmayan küçük sanatkar ve orta köylü işletmelerinden farklıdır.

Bununla birlikte, büyük bir işletmede işlemler yüzlerce hatta daha fazla kişice bilinir. Ticari gizliliği koruyan kanunu burada üretim ihtiyaçlarına veya değiş tokuşa değil en kaba biçimdeki spekülasyon ve kâr çabalarına; anonim şirketlerde özellikle yaygın ve halkı yanıltmak için bilanço ve özetlerle ustalıkla gizlenen dolandırıcılığa yaramaktadır. Eğer ticari gizlilik küçük üretimde, yani üretimin toplumsallaşmadığı ama parçalandığı, serpiştirildiği küçük köylü ve sanatkâr arasında kaçınılmazsa, bu gizliliği büyük kapitalist işletmede korumak, bir avuç, evet bir avuç insanın kâr ve ayrıcalığını tüm halkın yararına karşı korumaktır. Bu, anonim şirket bilançolarının yayınlanmasını öngören kanunca zaten kabul edilmiştir, ama –bütün ileri ülkelerde olduğu gibi, Rusya’da da uygulanan– bu kontrol gerici bürokratik bir kontroldür; halkın gözünü kapatmakta, anonim şirketlerin işlemleri konusunda tüm gerçeği öğrenmeye izin vermemektedir.

Devrimci demokrat gibi davranmak için ticari gizliliği ortadan kaldıran, büyük şirketlerden ve zenginlerden eksiksiz rapor isteyen, demokratik olarak geçerli görüşleri anlatabilmek için oldukça önemli sayıya ulaşan her yurttaş grubuna (örneğin 1000 veya 10.000 seçmen) herhangi bir büyük işletmenin bütün belgelerini denetlemek hakkı veren yeni bir kanunu derhâl çıkartmak gerekir. Bu tedbir basit bir kararname ile tamamen ve kolaylıkla gerçekleştirilebilir; o yalnız başına halk girişkenliğini, memur ve işçi kuruluşları ile bütün siyasal partilerin kontrolünü teşvik edecek, kontrolü etkili ve demokratik hâle getirecektir.

Buna savaşı ekleyiniz. Sanayi ve ticari kuruluşların çok büyük çoğunluğu hâlen “serbest piyasa” için değil, devlet için, savaş için çalışıyorlar. Bunun içindir ki Pravda’da bize sosyalizmin kurulamayacağı karşılığını verenlerin yalan söylediğini, üç kat yalan söylediğini yazmıştım. Çünkü söz konusu olan şimdi, hemen, bugünden yarına sosyalizmi kurmak değil, devlet hazinesinin soyulmasını ortaya koymaktır.

“Savaş için” (yani doğrudan veya dolaylı olarak savaş malzemesine bağlı) çalışan kapitalist kuruluş, kamu hazinesini sistemli olarak yağma ediyor; ticari gizliliğin kalkmasına karşı duran Kadetler, Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerle birlikte devlet gelirlerinin yağmasını kolaylaştırmak ve örtbas etmekten başka şey yapmıyorlar.

Savaş Rusya’ya her gün elli milyon rubleye mal oluyor. Bu elli milyonun büyük kısmı ordunun malzeme aldığı kişilere gidiyor. Her gün bu elli milyonun en azından beş, belki de on milyonu veya daha fazlası kapitalistlere ve onlarla şu veya bu şekilde ortaklığı olan devlet memurlarına “meşru kâr” sağlıyor. Böylece en önemli firmalar ve savaş malzemesi üzerindeki işlemleri için para veren bankalar kamu hazinesini yağmalıyor, şaşkınlık verici kârlar sağlıyorlar çünkü “herkes” malzeme üzerinden sağlanan bu utanç verici kârları, bankalarca gizlenen “garanti mektuplarını”, hayatın pahalılaşmasından yararlananların isimlerini biliyor; “toplumda” bunlardan alaylı bir gülüşle söz ediliyor; “hoşa gitmeyen” olayları örtbas etmek, “nazik” sorunları atlatmak kuralını izleyen burjuva basını bile bu konularda şu veya bu belirli noktalar üzerinde önemli bilgiler veriyor. Bunu herkes biliyor ve susuyor, herkes davranışını belirliyor ve belagatla “kontrol”dan ve “düzenleme”den söz eden hükümete kendini alıştırıyor!..

Devrimci demokratlar eğer gerçekten devrimci ve demokrat iseler derhâl ticari gizliliği kaldıran, tüccarları hesaplarını açıklamaya zorlayan, işlerini kamu yöneticilerinin izni olmadan bırakmalarını yasaklayan, kâr gizlemeyi ve halkı aldatmayı mallara el koyma ve ölümle cezalandıran, doğrulama ve kontrol işlemlerini aşağıdan, demokratik olarak, halk eliyle, memur, işçi ve tüketici örgütleriyle düzenleyen bir kanun çıkarırlardı.

Bizim Sosyalist Devrimciler ve Menşevikler korkak demokrat sözünü iyi hak ediyorlar, çünkü bütün korkak burjuvaların söylediğini, rastlantı olarak, tekrar ediyorlar: Eğer “çok sert” tedbirler alınırsa kapitalistlerin “kaçacağını”, “bizim” işleri kapitalistler olmadan halledemeyeceğimizi, bizi “destekleyen” İngiliz, Fransız milyonerlerinin belki de “güceneceklerinden” söz ediyorlar. Bolşeviklerin neredeyse insanlık tarihinde hiç görülmemiş, hiç denenmemiş, “hayali” bir şey önerdikleri sanılacak, oysa gerçekte bundan 125 yıl önce, Fransa’da, yaptıkları savaşın haklı ve savunma niteliğine inanan gerçekten “devrimci demokrat” insanlar, bilinçli halk yığınlarına dayanan insanlar, zenginler üzerinde devrimci bir kontrol kurmasını bilmiş ve bütün dünyanın hayranlığını uyandırmışlardı. Ve o günden bu yana geçen beş çeyrek yüzyıl boyunca kapitalizmin gelişimi bankaları, kartelleri, demiryollarını, v.s. yarattı. Bunlar işçiler ve köylüler tarafından sömürücüler, büyük toprak sahipleri ve kapitalistler üzerine uygulanacak gerçekten demokratik kontrol tedbirlerini yüz kere daha kolay hâle getirdi.

Aslında bütün kontrol sorunu kimin kontrolcü kimin kontrol edilen olduğunun bilinmesine dayanıyor; yani hangi sınıf kontrol eder, hangi sınıf buna katlanır? Ülkemizde, cumhuriyetçi Rusya’da kontrolcü rolü şimdiye kadar büyük toprak sahipleriyle kapitalistlere bırakıldı. Onlar bu rolü sözde devrimci bir demokrasinin “yetkili organlarının” katılımıyla kullanıyorlar: Bu, kaçınılmaz olarak bütün halkın hoşnutsuzluğunu doğuran ve kapitalistlerce yapmacıklı olarak devam ettirilen ekonomik düzensizliği yaratan aşırı kapitalist spekülasyonu ortaya çıkardı. Geriye dönmeden, eski ile bağları koparmaktan korkmadan, yeniyi kurmaktan çekinmeden, işçi ve köylülerce büyük toprak sahipleri ve kapitalistler üzerinde uygulanan kontrola kararlı olarak geçmek gerekir. Oysa bizim Sosyalist Devrimciler ve Menşevikler bundan ateşten korkar gibi korkuyorlar.


Kartel biçiminde zorla kümeleştirme

Zorla kartelleştirme, yani sanayilerin zorla, örneğin kartel biçiminde, kümeleştirilmesi Almanya’da uygulanmaktadır. Bu konuda da yeni bir şey getirmiyoruz, ama burada da, Sosyalist Devrimci ve Menşevikler yüzünden, pek az saygıya değer partilerin zaman zaman Kadetlerle, Boublikov’larla veya Çernenko ve Kerenski ile dans ederek “eğlendirdikleri” cumhuriyetçi Rusya’da tam bir durgunluk olduğunu görüyoruz.

Zorla kartelleştirme devlet için kapitalizmin gelişimini hızlandıran bir tür araç görevini görüyor; bu araç her zaman ve her yerde sınıf kavgası örgütlenmesine, kartellerin sayı, çeşitlilik ve öneminin artmasına yol açıyor. Öte yandan, zorla kartelleştirme, ciddi sayılabilecek her kontrolün ve halkın emeğini tasarrufa yönelik her politikanın ilk ve gerekli şartıdır.

Alman kanunu, örneğin belli bir bölgenin veya tüm ülkenin deri işiyle uğraşan patronlarını kartel biçiminde kümeleşmeye zorluyor; devletin bir temsilcisi de kontrol amacıyla bu kartelin yönetimine katılıyor. Bu kanun hiçbir şekilde mülkiyet ilişkilerini etkilemiyor, işletme sahibinin tek bir kuruşuna dokunmuyor ve kontrolün biçim, anlam ve ruhunun bürokratik ve gerici mi, yoksa demokratik ve devrimci mi olacağı konusunda hiçbir peşin yargıya yol açmıyor.

Ülkemizde de bir haftalık kıymetli zamanı bile kaybetmeden buna benzer kanunları hemen çıkarmak, bunların uygulamada alacağı somut biçimi, uygulama hızını ve gözetme araçlarını sosyal yaşantıya bırakmak mümkündür ve bu zorunludur. Böyle bir kanunu çıkarmak için devletin özel bir aygıta, araştırmaya ve ön çalışmaya ihtiyacı yoktur; onun sadece, işlerine bu tür karışılmasına “alışık olmayan”, kontrol yokluğunun yanı sıra eski tür yönetimin sağladığı aşırı kârı kaybetmek istemeyen kapitalistlerin bazı özel çıkarlarını bozmaya kararlı olması gerekir. Devletin böyle bir kanun çıkarmak için hiçbir idari aygıta, hiçbir “istatistiğe” (Çernov istatistiği köylünün devrimci girişkenliği yerine koymak istiyordu) ihtiyacı yoktur, çünkü uygulama sanayicilere, fabrikatörlere, mevcut sosyal güçlere düşecektir. Bu uygulama yine mevcut sosyal (yani hükümetten ve bürokrasiden olmayan) güçlerin, ama zorunlu olarak aşağı sınıf denilen, yani ezilen, sömürülen, –Tarihin tanıklık ettiği gibi– kahramanlığa yatkınlığı, fedakârlığı ve kardeşlik disipliniyle sömürücülere sınırsız olarak üstün olan sınıfın kontrolü altında olacaktır.

Gerçekten demokratik devrimci bir hükümetimiz olduğunu, onun da örneğin en az iki işçi çalıştıran bütün fabrikatör ve sanayicilerin, geciktirmeden, üretim dalına göre, yönetim çevresi ve taşra ortaklıkları biçiminde gruplaşmalarını kararlaştırdığını varsayalım. Bu kanunun titizlikle uygulanmasının sorumluluğu ilk planda fabrikatör, yönetici, yönetim kurulu üyesi ve büyük hisse sahiplerine düşer. (Çünkü modern sanayinin gerçek şefleri, efendileri onlardır). Eğer kanunun hemen uygulanmasına katılmayı reddederlerse kaçak sayılacak ve ceza göreceklerdir. Sorumlulukları ortaktır ve bütün varlıklarını kapsar, biri hepsi, hepsi biri içindir. Sorumluluk daha sonra tek bir sendika kurmaları gereken tüm memurlara ve kendi sendikalarında toplanmış işçilere düşer. Kartelleştirmenin amacı, tam, eksiksiz ve ayrıntılı hesap sistemini yerleştirmek ve özellikle ham madde alımıyla bitmiş mal satımı ve halkın kaynak ve gücünün tasarrufu ile ilgili işlemleri düzenlemektir. Ekonomi biliminin öğrettiği ve bütün sendika, dağınık işletmelerin tek bir işveren sendikası hâlinde kümeleştirilmesiyle tasarruf çok önemli ölçülere ulaşacaktır. Bir kere daha tekrar edelim ki kartelleştirme mülkiyet ilişkilerinde hiçbir şeyi değiştirmeyecek ve mal sahiplerinin tek kuruşuna ilişmeyecektir. Bu noktayı özellikle belirtmek gerekiyor çünkü burjuva basını sosyalistlerle Bolşeviklerin, mallarını “kamulaştırma” yanlısı olduğunu söyleyerek durmadan küçük ve orta patronları “korkutuyor.” Bu iddianın yalan olduğu açıktır çünkü sosyalistler tamamen sosyalist bir devrimde bile, küçük çiftçilerin malını kamulaştırmayı istemiyorlar ve bunu yapmayacaklardır. Oysa biz burada sadece batı Avrupa’da uygulanmış, kaçınılmaz ve çok acil tedbirlerden ve pek az aklı başında bir demokrasinin bile bizleri tehdit eden kesin yıkıma karşı koymak için ülkemizde alması gereken tedbirlerden söz ediyoruz.

Küçük ve çok küçük patronların ortaklık hâlinde kümeleşmesi, işyerlerinin küçük boyutları, ilkel teknikleri ve bilgisizlik veya sahiplerinin eğitim eksikliği yüzünden teknik ve kültürel açıdan önemli engellerle karşılaşacaktır. Ama bu işyerleri zorla kartelleştirme kanununun uygulanma sahası dışında tutulabilirler; onların katılmaması ve katılmalarındaki gecikme önemli bir engel olmayacaktır çünkü, küçük işletmeler çok sayıda olmalarına rağmen tüm üretimde ulusal ekonomide çok küçük bir rol oynuyorlar; bununla birlikte şu veya bu şekilde büyük işletmelere bağlıdırlar.

Sadece büyük işletmelerin kesin önemi vardır; burada kartelleştirmenin teknik ve kültürel güç ve araçları mevcuttur; eksik olan sadece devrimci iktidarın girişkenliği, kararlı, gözü pek, sömürücülere karşı acımasız sertlikle, onların maddi güç ve olanaklarını harekete geçirecek cesaretidir.

Ülkenin teknik ve entelektüel gücü ne kadar zayıfsa, büyük, çok büyük işyerlerinden başlayan kümeleştirmenin mümkün olduğu kadar hızlı ve inançlı biçimde gerçekleştirilmesi o ölçüde zorunludur. Çünkü bu kümeleştirme, entelektüel gücün korunmasına ve akılcı biçimde kullanılmasına ve dağıtılmasına olanak tanıyacaktır. Eğer Rus köylüsü 1905’ten sonra, çarlık yönetimi sırasında, binlerce engele rağmen, her türlü ortaklık kurma yolunda ileriye doğru dev bir adım atmasını bilseydi, büyük ve orta işletmelerin kümeleştirilmesi bir kaç ay veya daha kısa zamanda gerçekten demokratik ve devrimci bir hükümetin, memur ve işçilerin, demokrasinin “aşağı tabakalarının” sevgisine, katılımına, çıkarlarına, üstünlüğüne dayanan ve bunların kontrolünü uygulamaya çağıracak hükümetin baskısıyla gerçekleştirilebilirdi.


Tüketimin düzenlenmesi

Savaş, bütün savaşçı devletleri ve çok sayıda tarafsız ülkeyi tüketimi düzenlemek zorunda bıraktı. Ekmek karnesi yeniden ortaya çıktı, günlük yaşantının bir parçası hâline geldi ve öteki karnelere yer hazırladı. Rusya bu gelişmenin dışında kalmadı, o da ekmek karnesi uygulamasına katıldı.

Bu örnek bize belki de, yıkıma karşı reformları etkisiz hâle getirmeye çalışan gerici bürokratik yöntemlerle, demokratik devrimci yöntemi, yani adını hak edebilmek için zamanı geçmiş, köhne düşüncelere şiddetle karşı çıkması ve ileriye doğru yürüyüşü hızlandırması zorunlu devrimci yöntemi karşılaştırmamıza olanak verecektir.

Bugünün kapitalist devletlerinde tüketimi düzenlemenin klasik örneği olan ekmek karnesi tek bir görevi yerine getiriyor: Mevcut ekmeği herkese paylaştırabilmek… Tüketimin tavanı bütün ürünler için değil, sadece “günlük kullanım” ürünleri için saptanıyor. Başka şeyle ilgilenilmiyor. Resmi olarak mevcut ekmek hesaplanıyor, bu yaşayanların sayısına bölünüyor, tüketim ilkesi saptanıyor ve bu ilke kararname hâline getiriliyor sonra da orada kalınıyor. Miktarı az ve fiyatı “halkın” satın alma gücünü aşan lüks mallara dokunulmuyor. Bu yüzden istisnasız bütün savaşan devletlerde, Almanya’da bile, tüketimin düzenlemesinde en vaktinde davranan, en titiz, en sıkı ülke olduğu sanırım itirazsız kabul edilen Almanya’da bile, zenginlerin tüketim ilkelerini sık sık çiğnedikleri görülüyor. Bunu da “herkes” biliyor ve “herkes” bundan “alaycı bir gülüşle” söz ediyor; kışla anlayışının hâkim olduğu aşırı sansüre rağmen sık sık sosyalist Alman basınında, hatta bazen burjuva basınında bile zenginlerin yemek listeleri üzerine haberler, yazılar çıkıyor. Bunlar (hastalık bahanesiyle ziyaret ettikleri) şu veya bu kaplıca şehrinde istedikleri kadar beyaz ekmek buluyorlar; günlük kullanım maddeleri yerine az bulunur, herkesçe aranan seçme tüketim malzemesi kullanıyorlar.

Kapitalizmin, ücretli esirliğin, zenginlerin ekonomik egemenliğinin temellerini sarsmaktan korkan kapitalist devlet, işçi ve ücretlilerin girişkenliğini geliştirmekten ürküyor; onların isteklerini “körüklemekten” korkuyor. Böyle bir devletin ekmek karnesinden başka bir şeye ihtiyacı olamaz. Böyle bir devlet ne yaparsa yapsın, kendi gerici hedefini tek bir an bile gözden kaybetmez. Böyle bir devlet ancak, kapitalizmi sağlamlaştırmak, sarsılmasına izin vermemek, ekonomik hayatın ve tüketimin düzenlenmesini sağlayacak kurallar getirmekten kaçınacak, barış zamanının ayrıcalıklı, karnı tok, semirmiş kişilerine savaş zamanında daha büyük yükleri zorla kabul ettirecek zenginler üzerinde kurulacak, bir kontroldan sakınarak sadece halkın yaşamını sürdürmek için kaçınılmaz tedbirler alacaktır.

Savaşın ortaya çıkardığı sorunların gerici bürokratik çözümü, ekmek karnesi ve beslenme gibi vazgeçilmez “günlük kullanım” maddelerinin eşit paylaşımı ile sınırlıdır. Bu, amacı fakirlerin, emekçilerin, halk yığınlarının girişkenliğini uyandırmamak, onların zenginlerin kontrolünü kabul etmemek, zenginlerin lüks mallar edinmesine izin veren tüm olanakları onlara tanımak gibi gerici bürokratik uygulamadan ayrılmadan yapılır. Tekrar edelim, bütün ülkelerde, Almanya’da bile –Rusya’da haydi haydi – bir yığın acil tedbirin alınması gerekiyor: Zenginler kaplıca şehirlerine gidip resmi yiyecek payını her türlü “ek”lerle tamamlarken ve kontrol edilmeye rıza göstermezken “aşağı tabaka” açlık çekiyor.

Özgürlük ve eşitlik adına çarlığa karşı devrim yapan Rusya’da; gerçek siyasal kurumlarıyla hemen demokratik cumhuriyet olan Rusya’da halkı en çok şaşırtan, yığınların hoşnutsuzluğunu, öfkesini, kızgınlığını, tiksinmesini yaratan –herkesin gördüğü– zenginlerin “ekmek karnesi” ile getirilen düzenlemeyi kolaylıkla atlatmasıdır. Bu kolaylık aşırıdır. “El altından”, çok yüksek fiyatlarla, özellikle hele “ilişkiler” de varsa (bundan yalnızca zenginlerin vardır) her şeyden bolca elde ediliyor. Aç olan halktır. Tüketimin düzenlenmesi en dar, gerici ve bürokratik bir çerçeve içine yerleştirilmiştir. Hükümet bu düzenlemeyi gerçekten demokratik ve devrimci temellere oturtmak için en küçük niyet ve endişe göstermiyor.

Kuyruklardan “herkes” şikayetçi ama... Ama zenginler kuyruk yapmaya hizmetçilerini gönderiyor, hatta bu amaçla hizmetçi bile tutuyorlar! Ne hoş “demokratlık”!…

Duyulmamış bir yıkımın ülkeyi bunaltması karşısında devrimci demokratik politika yaklaşan felâkete karşı ekmek karnesiyle yetinemez. Bu tedbire, ilk planda tüm toplumun, tüketim dernekleri hâlinde örgütlenmesi; –çünkü bu, tüketimin tüm olarak kontrolünü gerçekleştirmenin tek yoludur– ikinci olarak tüketim derneklerinde sekreterlik veya benzeri işleri zenginlere gördürmek için ücretsiz çalışma servisleri düzenlenmesi; üçüncü olarak savaşın yükünün eşit dağılımı için tüketim mallarının tümünün topluma eşit dağıtımı; dördüncü olarak da toplumun fakir sınıflarının zenginlerin tüketimini kontrol edebileceği biçimde kontrolün örgütlenmesi eklenmelidir.

Bu alanda gerçek demokratlığın uygulanması ve halkın en çok ihtiyaç duyan sınıflarınca yapılacak kontrolün örgütlenmesi konusunda gerçek bir devrimci anlayış gösterilmesi, mevcut entelektüel güçlerin gerilimini ve tüm halkın gerçekten devrimci enerjisini harekete geçirecektir. Çünkü bugün, cumhuriyetçi, demokratik devrimci Rusya’nın bakanları, öteki emperyalist ülkelerdeki meslektaşları gibi, “halk yararına ortak çalışma”, “bütün güçlerin gerilimi” üzerine şatafatlı sözler savuruyorlar, ama halk bu sözlerin iki yüzlülüğünü herkesten iyi görüyor, hissediyor ve duyuyor.

Bundan, uygulamada bir ayak sürüme ve bozulmanın dayanılmaz artışı neticesi çıkıyor. Hükümet bir yandan işçiler için Kornilov ve Hindenburg biçiminde, genel olarak emperyalist modelde, askerî zindanlar kuramayacağından –devrimin gelenekleri, anıları, kalıntıları, alışkanlıkları ve kurumları halk içinde henüz çok dayanıklıdır– ve öte yandan da, iliklerine kadar işlemiş ve onu tepeden tırnağa kadar sımsıkı bağlayan burjuvaziye karşı bağımlılık ilişkisi, onunla yaptığı “koalisyon” ve onun ayrıcalıklarına dokunma korkusu yüzünden, demokratik devrimci yola ciddi olarak girmek istemiyor ve yıkım kaçınılmaz hâle geliyor.


Demokratik kuruluşların hükümetçe baltalanması

Yıkıma ve açlığa karşı koymanın değişik yol ve yöntemlerini inceledik. Her yerde demokrasi ile hükümet ve onu destekleyen Sosyalist Devrimci ve Menşevikler arasındaki kesin çelişkiyi gördük. Bu çelişkinin ve onun kesin karakterinin ulusal önemdeki çatışmalarla ortaya çıktığını, yalnız bizim açıklamamızda değil, gerçekten var olduğunu ispatlamak için devrimin ilk altı ayında ortaya çıkan ve benzeri olmayan iki “bilanço”yu, iki dersi hatırlatmak yeter.

Paltehinski’nin “saltanat” öyküsü bu derslerden biridir. Öteki dersse Pechekonov’un “saltanat” ve düşüş öyküsü… Özet olarak, felâket ve açlığa karşı yukarıda sözü edilen tedbirler, toplumun demokrasinin, yani toplumun çoğunluğunun, öyleyse her şeyden önce ezilen sınıfların, işçilerin ve köylülerin, özellikle fakir köylülerin örgütlenmesini her türlü biçimde (baskı dahil) cesaretlendirecek niteliktedir. Toplumun çoğunluğu savaşın güçlüklerine, yüküne ve duyulmamış yıkımına karşı kendiliğinden bu yola girmiştir.

Çarlık yönetimi toplumun özgür ve bağımsız biçimde örgütlenmesini bütün araçlarla engelliyordu.

Ama monarşinin yıkılmasından sonra demokratik kuruluşlar ortaya çıktılar ve Rusya’nın her yanında hızla yayıldılar. Yıkıma, kendiliğinden ortaya çıkan bu demokratik kuruluşlarla yiyecek ve yakacak sağlamakla görevli komiteler karşı koydular. Yani, devrimin altı ayında bu konuda en dikkati çeken şey, kendini cumhuriyetçi ve devrimci sayan ve Menşeviklerle Sosyalist Devrimcilerin “devrimci demokrasinin yetkili organları” adına desteklediği bir hükümetin, demokratik kuruluşlara karşı savaşması ve onları yenmiş olmasıdır.

Paltchinski bu üzüntü verici, geniş, tüm Rusya ölçüsündeki ünlü kavgada tanındı. Halkın önünde açıkça görünmeden hükümetin arkasına gizlenerek iş gördü. (Tıpkı Kadetler gibi. Onlar da “halk için” Tsereteli’yi öne sürer ama bütün önemli işleri el altından kendileri görürlerdi) Paltchinski halk tarafından kendiliğinden kurulan demokratik kuruluşları engelledi, baltaladı; çünkü hiçbir ciddi tedbir, ticaret ve sanayinin nüfuzlu yöneticilerinin ölçüsüz ve keyfe bağlı kârlarına zarar vermeden alınamazdı.

Yani Paltchinski onların savunucusu ve sadık uşağıydı. Bu görevinde demokratik kuruluşların bazı kararlarını yürürlükten kaldıracak kadar ileriye gitti! –Bu olay gazetelerde yayınlanmıştır.– Paltchinski’nin “saltanatı”nın bütün öyküsü –O, Tsereteli, Skobelev ve Çernov’un “bakanlıklarına” rastlayan dönemde uzun aylar boyunca saltanat sürdü– ardı arası kesilmeyen, tiksinti verici skandallar, halkın iradesinin, demokrasinin kararlarını kapitalistlere yaranmak, onların iğrenç aç gözlülüklerini doyurmak için baltalanmasından başka şey değildir. Gazeteler, tahmin edildiği gibi, Paltchinski’nin “başarılarının” ancak pek küçük bir bölümünü yayınlayabildiler. Onun, açlığa karşı alınan tedbirleri nasıl engellediğini ortaya koyacak titiz bir inceleme, ancak gerçekten demokratik proleter bir hükümetin iktidarı ele geçirdiği, Paltchinski ve benzerlerini hiçbir şey saklamadan halk mahkemesi önünde yargıladığı zaman yapılabilecektir.

Bize belki de Paltchinski’nin bir istisna olduğu, onun zaten görevden alındığı cevabı verilecektir. Oysa gerçek, Paltchinski’nin bir istisna değil, kural olduğudur. Durum onun görevden alınmasıyla düzelmemiştir; başka Paltchinski’ler başka adlar altında onun yerini almışlardır; kapitalistlerin “etkisi”, onlara hoş görünmek için yürütülen açlığa karşı kavgayı baltalama politikası değişmemiştir. Çünkü Kerenski ve ortakları kapitalizmin, çıkarlarını savunmayı gizleyen bir paravanadan başka bir şey değildir.

Bunun en açık örneği iaşe bakanı Pechekhonov’un istifasıdır. Pechekhonov’un ılımlı popülistlerden olduğu biliniyor. Ama o iaşe konusunu özenle, demokratik kuruluşlarla ilişkili olarak ve onlara dayanarak düzenlemek istiyordu. Pechekhonov’un deneyi ve istifası o denli ilginçtir ki burjuvaziyle her türlü uzlaşmaya hazır, sosyalist popüler parti üyesi ve üstelik en ılımlılarından olan bu popülist, istifa etmek zorunda kalmıştı! Çünkü Kerenski hükümeti, kapitalistlerin, büyük toprak sahiplerinin ve kulak’ların hoşuna gitmek için buğdayın vergili fiyatını yükseltmişti.

M. Smith, Svobodnaya Jizn gazetesinin 2 Eylül tarihli birinci sayısında, alınan bu “tedbiri” ve önemini şöyle değerlendiriyordu:

“Hükümetin vergili fiyat artışını kararlaştırmasından bir kaç gün önce Ulusal İaşe Komitesinde şu olay geçti: Sağın temsilcisi, özel ticaretin dik kafalı savunucusu ve buğday tekeli ile ekonomik hayata devlet karışımının amansız düşmanı Rolovitch, hoşnutluğunu gösterir bir gülüşle ve yüksek sesle, kendi bilgisine göre, vergili buğday fiyatının kısa bir süre sonra arttırılacağını açıkladı.”

“İşçi ve asker temsilcileri Sovyet’inin temsilcisi cevabında bu konuda bir şey bilmediğini, devrimin sürdüğü sürece Rusya’da böyle bir artışın gerçekleşemeyeceğini, hükümetin de bu tür bir kararı demokrasinin yetkili organlarının, Ekonomik Konsey ile Ulusal İaşe Komitesi’nin görüşünü almadan veremeyeceğini bildirdi. Köylü milletvekilleri Sovyeti temsilcisi de bu açıklamaya katıldı.”

“Ama ne yazık ki olaylar bu tartışmaya acı bir açıklık getirdi: Demokrasinin değil, güçlerini paradan alanların temsilcisi haklı çıktı. Demokrasi temsilcileri benzer bir suikast fikrini dahi tiksintiyle reddederken, Rolotovitch demokrasinin adaletine karşı hazırlanan bu suikastten çok iyi haberdar olduğunu gösterdi.”

Böylece, işçi ve köylü temsilcileri görüşlerini halkın büyük çoğunluğu adına açıkça bildirdiler ama Kerenski hükümeti kapitalistlere hizmet etmek için tersini yaptı.

Kapitalistlerin temsilcisi Rolovitch demokrasinin bilgisi olmamasına rağmen her şeyden haberdardı, biz nasıl burjuva gazeteleri Retch ve Birjovka’nın Kerenski hükümeti içinde olup bitenleri en iyi bildiğini gözlemlemiş ve gözlemliyorsak…

Bu dikkat çekici haber alma niteliği neye tanıklık eder? Elbette kapitalistler kendi kaynaklarına sahipler ve siyasal gücü gerçekten ellerinde tutuyorlar. Kerenski, onların istedikleri vakit, gerektiğinde kullandıkları bir kukladır. Milyonlarca işçi ve köylünün çıkarları bir avuç zenginin çıkarlarını korumak uğruna feda ediliyor.

Sosyalist Devrimcilerimizle Menşeviklerimiz, insanı isyan ettiren halkı aldatma olayı karşısında nasıl tepki gösteriyorlar? Belki de, bütün bunlardan sonra işçi ve köylülere bir çağrıda bulunarak onlara Kerenski ve meslektaşlarının yerinin hapishane olduğunu söylediler?

İnşallah! “Ekonomik bölümlerince” temsil edilen Sosyalist Devrimciler ve Menşevikler daha önce sözünü ettiğimiz göz korkutucu kararı kabul ettiler! Bu kararda, Kerenski hükümetinin buğday fiyatını yükseltmesinin “iaşe işine olduğu kadar ülkenin ekonomik hayatına da sert bir darbe vuran uğursuz bir tedbir olduğu” ve bu uğursuz tedbirin kanunun açıkça “çiğnenmesi” ile alındığı bildirildi.

Kerenski’ye karşı uygulanan uzlaştırma politikasının, flört ve “ölçülü davranma” politikasının sonuçları bunlar işte.

Hükümet, zenginlere ve büyük toprak sahiplerine yaranmak için, kanunu çiğneyerek, bütün kontrol, iaşe ve maliyenin düzeltilmesi işini yıkacak tedbirler alıyor ve Sosyalist Devrimcilerle Menşevikler de ticaret ve sanayi çevreleriyle ilişkinin doğruluğuna inanmaya, Terechtchenko ile işbirliğine, Kerenski’yi kollamaya devam ediyorlar. Ve protestolarını hükümetin kaygısızca dosyaya koyduğu kâğıtlar üzerinde yapmakla yetiniyorlar.

İşte burada, Sosyalist Devrimci ve Menşeviklerin halka ihanet ettikleri, Bolşeviklerin, kitlelerin hatta Sosyalist Devrimci ve Menşevikleri izleyenlerin bile gerçek lideri hâline geldiği gerçeği bütün açıklığı ile ortaya çıkıyor. Çünkü Kerenski ve ortaklarının devrimi geriletme suçlarına sadece emekçi sınıfının Bolşevik partisi önderliğinde iktidarı ele geçirmesi engel olabilir. Kerenski hükümetinin işleyişini baltaladığı demokratik iaşe örgütlerini yine ve ancak bu güç, çalışır hâle getirebilir.

Bolşevikler, iaşeyi güven altına almak için; işçi ve köylülerin en acil ihtiyaçlarını yerine getirmek için kavga vererek; gerçek bir ihanet örneği olan ve uygulanması ülkeyi buğday fiyatlarının artması gibi utanç verici bir duruma iten Sosyalist Devrimcilerle Menşeviklerin kuşkulu ve kararsız politikasına karşı koyarak, tüm halkın çıkarlarının temsilcileri olduklarını ortaya koyuyorlar.


[Devamı gelecek sayıda]


10-14 (23-27) Eylül 1917’de kaleme alındı.

Petrograd’daki “Priboi” Yayınevince

Ekim 1917 sonunda broşür olarak yayınlandı.

Lenin, Toplu Eserler

Paris-Moskova, c. 25, s. 347-397.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 MERHABA
 Onbeşleri Andık
 Gündemden
 Oğuzhan Müftüoğlu ve Arkadaslarına Açık Mektup
 Kıbrıslı Türkler Kardeşimizdir, Eşitimizdir, Dostumuzdur
 Libya Gündeminden
 Bıçak Kemiğe Dayandı
 Merhaba
 Atılım Üzerine
 Engin Ardıç’ın İftiracılığı Tescil Edildi
 AKP 12 Eylül Rejiminin Yeni Efendisi
 Şiir: Gerileyen Türkiye Yahut Adnan Menderes’e Öğütler
 Merhaba
 Hrant Dink’i anıyoruz
 Barış bölmez, birleştirir

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS