Sosyalist Dergi: 27 |  Diğer Yazarlarımız |
İşgalci Bush’a Benden Bir Çiçek: Ayakkabımın Hikâyesi / Muntazar El Zeydi

George Bush’a ayakkabısını fırlatan Iraklı yurtsever gazeteci Muntazar El Zeydi’nin tahliye edildikten sonra 15 Eylül 2009’da Bağdat’ta yaptığı konuşma.

İşte buradayım ve özgürüm. Ama ülkem hâlâ bir savaş mahkûmu.

Öncelikle; ülkemden, İslam dünyasından ve özgür dünyadan bana destek veren herkese teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım. Bu olay, olayı gerçekleştiren kişi; kahraman ve kahramanlık; sembol ve sembolik eylem üzerine birçok şey söylendi.

Şimdi, konuşma sırası bende: Beni başkaldırmaya iten, ulusumun maruz kaldığı haksızlık ve işgalin, vatanımın onurunu ayaklar altına almasıdır. İşgalin, ister şeyh, ister kadın, ister çocuk, ister erkek olsun; ülkemin insanlarının kafataslarını ezip geçmek istemesidir. Son birkaç yılda, bir milyondan fazla kişi işgal mermileriyle şehit düştü ve ülkede şu anda 5 milyondan fazla yetim, 1 milyon dul ve yüz binlerce sakat bulunmakta. Ülke içine ve dışına yapılan sürgünler nedeniyle milyonlarca kişi de evsiz.

Biz, Arapların Türkmenlerle, Kürtlerle, Süryanilerle, Sebalılarla ve Yezidilerle ekmeklerini paylaştığı bir ulustuk. Şiiler ile Sünniler aynı safta dua ederdi. Müslümanlar, Hıristiyanlarla birlikte Hazreti İsa’nın doğumunu kutlardı. Uygulanan yaptırımlar nedeniyle, on yıldan daha uzun bir süredir paylaştığımız şeylerden biri açlık olsa da, biz böyle bir ulustuk.

Sabrımız ve dayanışmamız bu yaşanılanları hiçbirimize unutturmamıştı. Ta ki, bazılarımız özgürlük yalanıyla kandırılana kadar. İşgal, kardeşleri birbirinden, bir komşuyu diğerinden, yeğeni amcasından ayırdı. Evlerimizi sonu gelmez cenaze çadırlarına dönüştürdü. Mezarlıklarımız parklara ve yol kenarlarına yayıldı. Bu bir felaket. İnsanları öldüren de, ibadethane ve evlerin mahremiyetini ihlal eden de, her gün binlerce kişiyi derme çatma hapishanelere atan da işte bu işgal.

Ben bir kahraman değilim, bunu açıkça söylüyorum. Ama bir görüşüm ve hayata karşı bir duruşum var. Ülkemin onurunun ayaklar altına alınması, halkımın öldürülmesi ve Bağdat’ın alevler içinde kalması gururuma dokundu. Binlerce ıstırap sahnesi gözlerimin önünden hiç gitmiyor, her gün daha da dayanılmaz bir hâl alıyor ve beni en doğru yola, karşı koyma yoluna; adaletsizliğe, hilekârlığa, ikiyüzlülüğe dur deme yoluna sevk ediyordu. Gözüme uyku girmez olmuştu.

Yeni doğmuş bir bebeğin bile saçlarını ağartacak yüzlerce, hatta, binlerce katliam sahnesi içimi acıtıyor, beni kahrediyordu. Ebu‑Garib skandalı. Felluce, Necef, Hadisa, Sadr, Basra, Diyala, Musul, Tel Afer katliamları ve kana bulanmış toprağımın herbir karışı. Son yıllarda, alevler içindeki bu toprakları tek tek dolaştım, kurbanların acılarını gözlerimle gördüm ve yetimlerin, yakınlarını kaybedenlerin çığlıklarını kulaklarımla duydum. Utanç duygusu kötü bir lakap gibi bana musallat olmuştu, çünkü güçsüzdüm.

Irakta yaşanılan günlük trajedileri haber yapma görevim bitip de evime dönerken; Iraklıların yıkılan evlerinin enkazından geriye kalanları her kaldırışımda ya da kurbanların kıyafetlerime bulaşan kan izlerini her temizleyişimde; dişlerimi sıkar ve bu işgalin kurbanlarına intikamlarını alacağıma dair yemin ederdim. Bu fırsat elime geçti, ben de değerlendirdim.

Bunu, işgal boyunca dökülen masum kanların her bir damlasına; o masum insanların ardında kalan yaralı annelerin haykırışlarına, yetimlerin her bir inleyişine, tecavüz mağdurlarının kederine, yetimlerin gözyaşlarına olan vefa borcumdan dolayı yaptım.

Beni bu konuda eleştirenlere soruyorum: Biliyor musunuz ki attığım bu ayakkabı, işgal nedeniyle yıkılan kaç evden geçti? Kaç kez masum insanların kanının üzerine basıp geçti? Ve kaç kez özgür Iraklı kadınların ve onların evlerinin mahremiyetinin saldırıya uğradığı evlere girdi? Belki de bu ayakkabı, bütün değerlerin yok sayıldığı bir zamanda en anlamlı cevaptı.

Ben o ayakkabıyı, katil Bush’un yüzüne fırlatarak; onun yalanlarına, ülkemi işgaline ve ülkemin insanlarını öldürmesine, ülkemin zenginliklerini yağmalamasına, altyapısını çökertmesine, bu ülkenin evlatlarını diyaspora durumuna sürüklemesine karşı olduğumu göstermek istedim.

Altı yıllık bir aşağılamanın, hakaretin, cinayetlerin, haneye tecavüzlerin, ibadethanelere saygısızlığın ardından katil geliyor, yaptıklarıyla övünüyor, zafer ve demokrasi hakkında atıp tutuyor. Kurbanlarına güle güle demeye geliyor ve karşılığında güller bekliyor.

İşte, o ayakkabı; işgal öncesinden bugüne kadar; işgalciye, yalanlarına ortak olarak ve onunla birlikte hareket ederek yanında olan herkese takdim ettiğim bir çiçekti.

Ülkemin işgale uğradığı ve onurunu kaybettiği bir zamanda, ben mesleğimin onurunu ve ayaklar altına alınan vatan sevgimi savunmak istedim. Kimileri diyor ki: Neden Bush’a onu küçük düşürecek bir soru sormadın? Şimdi, siz gazetecilere soruyorum: Basın toplantısı başlamadan önce toplantıda hiçbir soru sormamamız, yalnızca olayı haberleştirmemiz emredilmişken, Bush’a nasıl soru sorabilirdim? Bush’a soru sormak herkese yasaklanmıştı. Profesyonellik açısından ele alacak olursak; işgalin tarafında olan kimilerinin ardından yas tuttuğu profesyonelliğin sesi, vatan sevgisinden daha yüksek çıkmamalıdır. Eğer vatan sevgisi konuşuyorsa, profesyonelliğe düşen ona eşlik etmektir.

Bana burada konuşma fırsatı verilmişken söyleyeyim: Bilmeyerek gazetecilik mesleğine leke sürdüysem, basın kurumunu profesyonel anlamda utandıracak bir şey yaptıysam, neden olduğum durum için hepinizden özür dilemek isterim. Tüm yaptığım, her gün vatanının onurunun çiğnenmesine tanıklık eden bir vatandaş olarak vicdanımın sesini dinlemekti.

Tarih, bir TV kamerasına bubi tuzağının yerleştirilerek ve CİA ajanlarının Küba TV’den haberciler gibi gösterilerek Fidel Castro’ya suikast girişimlerinin yapılması; ya da Irak savaşında halkın olup bitenler konusunda aldatılması gibi, profesyonellik ile Amerikan politikacılarının suç ortaklığı yaptığı bir sürü hikâye ile doludur. Şu an değinemeyeceğim buna benzer daha birçok örnek de mevcuttur.

Burada dikkatinizi, bu şüpheli gizli servislere çekmek istiyorum. Amerikan istihbaratı ile diğer gizli servisler ve onların işbirlikçileri benim izimi sürmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Çünkü ben onların işgaline karşı olan bir isyancıyım. Beni öldürmeye ya da etkisiz hâle getirmeye çalışacaklardır. Benim tarafımda olanları, bu gizli servislerin beni ele geçirmek ya da fiziksel, sosyal, profesyonel hayatımı çeşitli yollarla bitirmek için kuracakları tuzaklara karşı dikkatli olmaya çağırıyorum.

Irak başbakanı, uydu kanallarına çıkıp benim güvenliğimden, bir yatak ve bir battaniyemin olduğundan emin olana kadar uyumadığını söylediği sırada bile ben en korkunç yöntemlerle işkenceye maruz kalıyordum: Elektrik şoku; kablolarla, demir çubuklarla dövülme; ve tüm bunlar konferansın yapıldığı mekanın arka odalarında yaşanıyordu. Konferans devam ediyordu ve insanların seslerini duyabiliyordum. Belki onlar da benim çığlıklarımı ve iniltilerimi duyabiliyorlardı.

Sabah, gün ağarmadan soğuk suyla sırılsıklam edildikten sonra ellerim bağlanmış, kışın soğuğuna terk edilmiştim. Halktan doğruları sakladığı için Başbakan Maliki adına ben özür dilerim. Daha sonra, işkence eylemine katılan kişiler hakkında isim vererek konuşacağım. Bu kişilerin bazıları hükümet ve ordunun üst kademesinden insanlardı. Bu eylemi, adımı tarihe yazdırmak ya da maddi kazanç sağlamak için gerçekleştirmedim. Bütün istediğim ülkemi korumaktı ve uluslararası hukuka göre de, din hükümlerine göre de bu geçerli bir sebeptir. İşgalciler tarafından aşağılanan, oysa tarihin en eski medeniyetlerinden biri olan ülkemi korumak istedim. Eminim ki; tarih, özellikle de Amerikan tarihi, Amerikan işgalinin Irak’ı ve Iraklıları teslim olana kadar nasıl boyunduruk altında tuttuğunu yazacaktır. Yalanlarıyla da, amaçlarına ulaşmak için kullandıkları diğer yollarla da övüneceklerdir. Bu, ne garipsenecek bir durumdur, ne de sömürgecilerin Amerikan yerlilerine yaptıklarından farklıdır. Buradan; o işgalcilere, onların izinden gidenlere, onları destekleyenlere ve onların davalarını savunanlara sesleniyorum: Asla. Hiçbir zaman. Bizi teslim alamayacaksınız. Çünkü bizler, haysiyetsiz bir yaşam sürmektense, ölmeyi yeğleyecek bir ulusuz.

Son olarak, şunu söylemek istiyorum: Ben bağımsızım. İşkence sırasında beni aşırı sağcı olmakla da, solcu olmakla da suçladılar; ben hiç bir siyasi partiye mensup değilim. Bütün siyasi partilerden bağımsızım. Gelecekteki çalışmalarım da; halkıma, ihtiyacı olan diğer insanlara sosyal hizmet alanında olacaktır; söylendiği şekilde siyasi savaşların içinde yer almak gibi bir niyetim yok.

Dul kalanlara, yetimlere ve bu işgal sırasında hayatları mahvolan insanlara yardım eli uzatmaya çalışacağım. Yaralı ülkem Irak’ta şehit düşenlere rahmet, Irak’ı işgal edenlere ve onların rezil işbirlikçilerine utanç diliyorum. Ölenlere huzur, zindanlara kapatılmış tutsaklara sabır diliyorum. Zafer sabredenlerin olacaktır. Ve sevgili ülkeme sesleniyorum: Adaletsizliğin gecesi uzun olsa da, güneşin doğuşu engellenemez. Özgürlüğün güneşi elbet doğacaktır.

Hükümete de son bir sözüm var: Mahkûm arkadaşlarıma olan vefa borcumu ödemek istiyorum. Bana, ‘Muntazar, eğer dışarı çıkarsan kudret sahiplerine ‑benim gözümde Allah’tan başka kudret sahibi yoktur ve ben sadece ondan yardım dilerim‑ onlarca, yüzlerce mahkûmun sırf bir muhbirin sözüyle atıldıkları hapishanelerde çürümekte olduğunu hatırlat’ dediler. Yıllardır orada tutuluyorlar. Neyle suçlandıklarını da bilmiyorlar, mahkeme karşısına da çıkarılmıyorlar. Mahallelerinden alınmışlar ve hapishanelere konulmuşlar. Şimdi, Allah ve sizler şahidimsiniz; umarım mahkûm arkadaşlarım beni duyabiliyor ya da görebiliyorlardır. Söz verdiğim üzere; hükümete, yetkililere ve siyasetçilere hapishanelerde neler yaşandığını anlattım. Yargı sistemindeki gecikmeden kaynaklanan adaletsizliktir bu.
Teşekkürler.

Çev: Sema Üstün


 
Yazarın Diğer Yazıları
 1905 Devrimi Üzerine Konuşma / V. İ. Lenin
 Libya Yazıları / Fidel Castro Ruz
 Komünist Partilerinden Libya Değerlendirmeleri
 Ellerinize ve Yalana Dair / Nâzım Hikmet
 İGD’den TÜM-İGD’ye / Zeliha Kortun
 Özgür Tartışmaya Evet / Kenan Sancar
 Büyük Rusların Ulusal Gururu Üzerine / V. I. Lenin
 Ahmet Hilmi Feyzioğlu’nun Anısına / Selçuk Uzun
 Boykota Karşı Bir Sosyal Demokrat Yayıncının Notları (Parçalar)
 İşçi Sınıfı, Sendika Hareketi ve İşçi Sınıfı-Sol Siyaset İlişkisi / Aziz Çelik
 “Ezber Bozucu” TÜSİAD Ziyaretinin Ardından Süleyman Çelebi’ye Sorular / Hakan Koçak
 KÜRESELLEŞME ÜZERİNE / Paul M. SWEEZY
 Küresel Kapitalizmde Emek, Sermaye ve Ulus-Devlet / Ellen Meiksins WOOD
 BİZİM ÇOCUKLARIMIZ / Nebiye
 BİLGİ KURAMI / Ali Yıldız

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS