Sosyalist Dergi: 16 |  Diğer Yazarlarımız |
Irak Komünist Partisi (Kadro)’nun Kardeş ve Dost Komünist Partilerine Çağrısı

20 Temmuz 2003

Nerede olursanız olunuz, bütün direnişçiler!
Kardeş ve dost Komünist Partileri!
Herşeyden önce kendimizi ve sizleri kahraman Irak ulusal direnişinin eylemleri nedeniyle kutlamak istiyoruz. Bu Pazar sabahı Kerbela‘ya bağlı El Nahile şehrinde 19 işgalci asker ve subay öldürüldü ve en az 40 asker yaralandı. Ayrıca, Perşembe günü öğleden sonra Dayala vilayetinde işgalcilere kahramanca hücum eden direniş savaşçıları en az 70 Amerikan askerini ve subayını öldürdü. Bu eylemde 4 Iraklı şehit oldu ve asil ruhları bir alev gibi göklere yükseldi, cennet bahçelerinde Yaradana kavuşmanın sevincini yaşadı ve yaşattı.

Amerika Bozguna Uğrayacaktır
Amerikalılar kendi güçlerinin kurbanı oldular. Çılgınca sağa sola saldırdılar, herkesi tehdit ettiler ve uluslararası hukuku ihlâl eden koşulları dayattılar. Hem semavi hem dünyevi meşruiyeti aşağıladılar ve ayaklar altına aldılar. Askerlerini kanunların ve geleneklerin üzerine çıkardılar, onlara canlarının istediği gibi herşeyi yakıp yıkma serbestisini tanıdılar ve ister ulusal düzeyde olsun, ister uluslararası düzeyde olsun, asla yargılanmama güvencesini verdiler.
Ne var ki, uygarlığın, hukukun ve ahlâkın beşiği olan Fırat ve Dicle‘nin Asil Ülkesi, yüce Yaradanın ona verdiği görevi yerine getirmek için bugün tekrar ayağa kalkmış bulunuyor. Bu görev, işgalcilerin burnunu sürtmek, onları Bağdat sokaklarında çaresiz bırakmaktır. Fırat ve Dicle‘nin Ülkesi onları evlerine ya tabutlar içinde ya da yenilginin utancıyla başları öne eğik olarak gönderecektir. Böylece bütün dünyaya Amerikan küstahlığının sonunun geldiğini, Amerika‘nın bozguna uğrayarak utanç içinde geriye çekildiğini ve bir daha asla eski kibirli günlerine dönemeyeceğini ilan edecektir.

Amerikan Halkı Dostumuzdur
Eğer asil Irak halkımızın Amerikaya nefret hisleriyle dolu olduğunu görüyorsanız, biliniz ki, bu nefret büyük Amerikan halkına değil, sadece Amerikan militarizmine ve İngiliz-Amerikan-Siyonist sağcı lobisinin emirlerini yerine getiren zorbalar çetesine yöneliktir. Bu çevre bizzat Amerika halkının özgürlüğünü bile kısıtlamaya başlamıştır. Bu çevre Amerikan halkını, tekelcilerin menfaatini korumak ve azgın bekçisi İsrail‘i korumak için ölüme gönderiyor.

Adalet, Eşitlik, Özgürlük ve Barış İçin
Yoldaşlar!
İnsanlığın zulme karşı mücadelesi derinleşiyor. Halkların dünya tekelleri tarafından ezilmesi git gide şiddetleniyor. Bu ortamda, insanlar arasında adaleti ve eşitliği sağlamak insanlığın ezeli rüyası olmaya devam ediyor. Baskı ve köleliğin dayanılmaz hale geldiği ve kökten, bütünsel bir değişim dışında hiç bir umudun kalmadığı ortamlarda tarihte çığır açan akımların yükseldiğini görürüz. İşte komünist hareketimiz bu akımlardan biri olarak ortaya çıktı.
Adalet, barış ve özgürlük uğruma yürütülen bu mücadelede komünizmden önce, İslamiyet, Hıristiyanlık, Zerdüştlük, Manikeanizm ve Sina dağı öğretileri ortaya çıktıysa da, komünist hareketin kendine özgü bir niteliği vardır. Yani o, insan gelişmesinin büyük mirası zemininde yükseldi. Bilimde olağanüstü bir atılım; iletişimin yoğunlaşması; ülkelerin ve ulusal sınırlara sahip devletlerin doğması; sermayenin olağanüstü yoğunlaşması, kâr amacıyla azgınca yaygınlaşması ve tekellerin menfaati doğrultusunda ezilen halka karşı dinle tam bir ittifak kurması bu zeminin en belirgin özellikleri arasındaydı. Bizim felsefemiz sömürünün temellerini ve nedenlerini açıklıkla kavradı, ezilen halkın iktidarı ele geçirmesi durumunda sömürü çağının son bulacağını ve yerine halklar arasında kardeşlik, barış ve adaletin hüküm sürdüğü bir düzenin kurulacağını öngördü. Bu düşünceyle, komünist hareketimiz, başka halklara ait toprakların işgal edilmesine ve sömürgeciliğe karşı en amansız muhalefeti yürüten bir güç oldu. İşgalin ve sömürgeciliğin barışçı yollarla veya savaş aracılığıyla yürütülmesi işin özünü asla değiştiremez, çünkü işgal, ulusal, etnik ve sınıfsal baskının toplamının en şiddetli biçiminden başka bir şey değildir.

Örnekler
Bu noktada, dünya komünist hareketinin halkların kurtuluş mücadelelerine büyük katkı yaptığını hatırlatmak yerinde olacaktır. Laos, Kamboçya, Küba ve Vietnam deneyimleri bu gerçeğin en canlı kanıtlarıdır. Lübnan Komünist Partisi‘nin deneyimi bir başka kanıttır. Komünistler, Lübnan Siyonistlerin tecavüzüne uğradığında gür bir sesle „Silah Başına!“ sloganını haykırıp tıpkı Lübnan Hizbullahı ile Lübnan Yurtsever Hareketinde yer alan öteki yoldaşları gibi, şehadet eylemlerinde şehit düştüler. Komünist hareketin zaman zaman uğradığı yenilgiler, pratiğimizi gözden geçirip yanlışlarımızı düzelteceğimiz dersler olarak değerlendirilmelidir.
Irak Yurtsever Hareketinin ve bu hareket içinde yer alan Irak Komünist Partimizin de kurtuluş uğrunda şehitler verdiğini hatırlatmak yerinde olacaktır.

Özgür Vatan, Mutlu Halk
Iraklı komünistler olarak, bizim sloganımız, „Özgür vatan, mutlu halk“ sloganıdır. Bu nedenle, vatanımızın özgürlüğü, egemenliği ve bağımsızlığına ilişkin tutumumuz son derecede hassas ve önemli bir konudur. Öyle ki, felsefi inançlarımızda bile bu konuya öncelik tanınması zorunludur. Partimizin kurucusu, ölümsüz yoldaşımız Fahd‘ın „Önce yurtseverim, sonra komünist“ demesinin altında yatan bakış açısı budur. Bu bakış açısı gereğince, ulusal egemenliği savunmak ilkesi, nereden gelirse gelsin işgalciye karşı savaşmamızı emreden doğamızın zorunlu bir sonucudur. İşgalciye karşı savaşmak için her yolu kullanmalı, bu savaşı, hangi düşünceyi benimsemiş olurlarsa olsunlar bütün yurtsever Iraklı güçlerle ittifak kurarak yürütmeliyiz. Yine bu ilkeye bağlı olarak, ülkemiz düşmanın işgali altına düşer veya saldırısına uğrarsa, temel amaç olan vatanın savunması için gerekli olmayan „taktikler“e, „statükoyu kabul etme“ye veya „güçlü ve güçsüz yönlerimizin hesabını yapma“ya yer yoktur. 1967‘de Siyonistlerin giriştiği saldırı savaşı sırasında Iraklı komünistler, Abdurrahman Arif‘e karşı düşmanlıklarını bir yana bırakarak, kiminin idam saatini beklediği, kiminin müebbet veya uzun süreli hapis cezasını çektiği zindan hücrelerinden bir çağrı yaptılar. Bu komünistler, böylesi konuları bir kenara iterek Siyonist düşmana karşı düzenli asker veya gerilla olarak savaşmak üzere serbest bırakılmalarını talep ettiler. Düşman kovulduktan sonra gönüllü olarak hapishaneye döneceklerine dair söz verdiler; bu konuda hükümete istediği güvenceyi verebileceklerini, hatta kimi üyelerini rehine olarak bırakabileceklerini söylediler.

İhanet Adımları
Oysa bugün, Irak komünist hareketi dönemin özelliklerini ve özgür halkın bilincini göz ardı edenler tarafından aldatılmış bulunuyor. Bu aldatma neticesinde, sonuçları açısından, 1940‘ların sonlarında Filistin‘in ikiye bölünmesini öngören Birleşmiş Milletler kararını kabul etmekten daha ağır bir yenilgiye uğradık.
Bu yenilgi, eski Parti Sekreteri Aziz Muhammed‘in o dönemin mali işler ve propaganda sorumlusu Fahri Kerim‘le birlikte, Partiyi durmadan geriye götüren yirmi yıllık yönetiminin sonucudur.
1970‘lerin sonunda, Fahri, rejimin kurumlarıyla ilişkisi olduğu ortaya çıkarılınca Parti mahkemesinde yargılanmış, üyeliği askıya alınmıştı. Ama Aziz Muhammed‘den gelen kişisel bir emirle Fahri, Siyasi Büro üyeliğine terfi ettirildi ve Partinin mali işler, propaganda ve güvenlik aygıtı sorumlusu oldu. Bir başka deyişle, pratikte Partinin bütün kararlarını belirleme yetkisine kavuştu. O günden bu yana, Partinin savaş koşulları içinde bulunduğu bahanesiyle, „demokratik merkeziyetçilik“ ilkesinin demokratik bölümü iptal edildi. Bu durum, özellikle yoldaşların geçimi konusunda yetki Fahri‘nin eline geçtiği için, emirlerin mekanik biçimde uygulanması anlamına geliyordu. Partinin en değerli militanları, tıpkı en kıdemli Parti üyeleri ve düşünürleri gibi, sürgüne gönderildi. 1984‘te yapılan Parti Kongresi, siyasal açıdan Partiyi zayıflattı. Artık Partinin öncelikli hedefi, kendi adına savaşacak bir müttefik bulmak olmuştu. Partinin ideolojik açıdan zayıflatılması, Kürt hareketi içindeki şovenist eğilimin sözcülüğünü üstlenmesi sonucunu doğurdu. Örgütsel açıdan zayıflatılan Parti, Fahri‘ye hizmet eden bir muhbirler ağına dönüştü, Yoldaşlarını gözetleten Fahri, kendisini teşhir etmeye kalkışacak herkese karşı bu yolla elinde koz biriktiriyordu. Normal örgütsel davranış kuralları dışında bütünüyle yeni bir disiplin anlayışı Partiye egemen olmuştu; bu disiplin anlayışını, insanları karalama anlayışı olarak tanımlayabiliriz. Fahri, bu yöntemi, tabii ki kendisinin ne kadar yozlaştığını gözlerden kaçırmak üzere kullanıyordu. Ayrıca, Partinin kaynakları ve propaganda kurumları üzerinde tekel kurmuştu. Bu kaynakları kişisel mülkü gibi tescil ettirip borsa ve ticaret dünyasına daldı. Bütün bunların kaçınılmaz sonucu olarak, Amerika‘yle ittifak içine girdi, Amerika‘yı kendi ticari menfaatlerinin en iyi koruyucusu saymaya başladı. Bu yüzden 1991‘de Vaşington‘u ziyaret etti ve onlara peşin ödeme anlamına gelecek bir jest yaptı, Amerika‘nın Sesi radyosuna verdiği demeçte, Buş yönetiminin Irak halkına uyguladığı ambargoyu sertleştirmesi çağrısında bulundu. Hileli yöntemlerle bir grup Irak Komünist Partili yazarı ve gazeteciyi Amerikan Merkezî İstihbarat Örgütü CİA‘yla işbirliği yaparak Savt el Kuveyt el Devli (Kuveyt‘in Uluslararası Sesi) gazetesini çıkartmaya yöneltti.
Komünistlerin yayınladığı bu gazete Irak‘a karşı 30 ülkenin giriştiği saldırının çığırtkanlığını yapan en önemli organlardan biri oldu. Özellikle, Nuveyre adlı genç kızın ağzından sunulan „Iraklılar Kuveyt hastanelerinden bebek küvözlerini çalıyor“ başlıklı sahte haberi ilk yayınlayan gazete olarak dikkatleri üzerinde topladı. Savaş kızıştıkça, Iraklı komünistlerin çıkardığı bu gazete, "Koalisyon güçleri Bağdat‘ı yerle bir ediyor“, "Müttefik hava kuvvetleri, Basra yakınlarında Irak birliklerini yok etti“" gibi mazohist nitelik taşıyan dev manşetlerden geçilmez oldu. Irak‘a karşı düşmanlığı en sistemli hale getirmiş olan Kuveyt hükümeti bile bu gazetenin iğrençliğine tahammül edemedi. Bu gazeteye ayrılan fonları kamu kaynaklarının israf edilmesi olarak değerlendirdi ve sonunda gazeteyi kapattı. Böylece, 1993‘ten itibaren gazete yöneticileri doğrudan doğruya CİA için çalışmaya başladılar, Partinin, Irak yurtsever hareketinin ve genel olarak yurtsever Arap hareketinin içerisindeki insanları karalamakta uzmanlaştılar. „Irak‘ı kurtarma“ sloganı altında ülkenin işgal edilmesini öngören planın reklamını yaptılar. Amerika bu yöneticilerden bazısının adını açıkladı ve sürgünde yaşayan bir Iraklı avukat bu kişilere övgü yağdırdı. Kendi kimliklerine ve geleneklerine ihanet eden bu kişilere ilişkin kanıt arayanlar, bu yöneticilerin o dönemde yazdıkları yazıları arşivlerde rahatlıkla bulabilirler.
Fahri‘yle anlaşan dönek Hamid Mecid Partinin liderliğine getirildi ve Irak halkına karşı Amerika‘yla açık işbirliğine başladı. Parti gazetesi Tarik el Şaab (Halkın Yolu), Temmuz 2002‘de Şam‘daki Amerikan Büyükelçiliği Konsolos Yardımcısının Irak Komünist Partisinin Suriye‘deki bürosunu ziyaret ettiğini ve son gelişmeler konusunda Parti temsilcileriyle görüş alış verişinde bulunduğunu bildirdi. Partinin iç yayın organı Munadil el Hizb (Parti Militanı), Parti Merkez Komitesinin, kimi sözcülerin „Irak‘ın kurtarılması“ olarak adlandırdıkları olası gelişmelerde Partinin nasıl bir rol oynaması gerektiği konusunu değerlendiren özel bir toplantı yaptığını açıkladı. İstila savaşı sırasında, Parti, cephede „Koalisyon Kuvvetleri“ ile birlikte savaşan askerleri olduğunu açıkça kabul etti. Son on yıl boyunca, Parti, İngiliz-Amerikan-Siyonist çevrelerinin ambargo sırasında askeri hedeflere yönelik önleyici hava saldırısı adını verdikleri harekâtlar için hazırlık propagandası yapmak rolünü üstlendi. Bizzat Hamid Mecid Irak‘a Kuveyt üzerinden Amerikan ordusuyla birlikte girdi. Ve nihayet aynı kişi, Irak‘taki Amerikan Askeri Valisi tarafından atanan Geçici Yönetim Konseyi adlı Oportunistler Konseyine katıldı. Bu Konseyin birinci kararnamesi, Bağdat‘ın işgal edildiği günü ulusal bayram ilan etmek oldu. Bu Oportunistler Konseyine atanmasını garantiye almak için, Hamid Mecid, Amerikan Askeri Valisinin dayattığı aşağıdaki koşulları da kabul etti.

Bremer‘in Dayattığı Koşullar
Hamid Mecid Konseye Komünist Partisinin değil, Şii cemaatinin temsilcisi olarak katılacaktır.
Komünist Partisi programını ve tüzüğünü değiştirecek ve hem Parti belgelerinden hem Parti yayınlarından „sömürgecilik“, „emperyalizm“, „ulusal bağımsızlık“, „vatan savunması“ gibi bütün kavramları çıkaracaktır. Parti, Paul Bremer‘den Sayın Bremer olarak söz edecek ve işgal makamlarını „Koalisyon Hükümeti“ olarak anacaktır.
Irak Komünist Partisi, işgale karşı silahlanan İslamcılar ve öbür „sabotajcılar“ aleyhinde Amerikan ordusuyla birlikte çalışacaktır. Parti, her şüpheliyi ihbar edecek ve güvenliğin sağlanmasında aktif bir rol üstlenecektir.
Hükümet tarafından izin verilmedikçe hiçbir Komünist Parti üyesi silah taşımayacaktır.
Partinin kutlayacağı günler, 9 Nisan, Yılbaşı, Noel, Amerikan Bağımsızlık Günü, Irak Komünist Partisinin Kuruluş Günü ve Newroz‘la sınırlı olacaktır.
Parti Şii müslümanlar içindeki aşırı akımları -Sadr ve el Halis gruplarını- zayıflatmak için her gayreti gösterecek, buna karşılık, Bakir el Hakim ve Bahr el Ulum gruplarını güçlendirmeye çalışacaktır.
Bu koşulların uygulanması halinde Irak Komünist Partisinin siyaset sahnesindeki rolünün pratikte bütünüyle sona ereceği açıktır. Öte yandan, böyle bir durumda Irak Komünist Partisinin üye kitlesi Irak‘ın, halkların ve insanlığın düşmanı İngiliz-Amerikan-Siyonist sağ kanadının muhbirleri, işbirlikçileri haline gelecektir.

İngiliz-Amerikan-Siyonist Sağ Kanadının Suçları
İngiliz-Amerikan-Siyonist sağ kanadının ellerinde, dünyanın her tarafındaki yurtseverlerin kan lekesi bulunuyor. Görkemli 14 Temmuz 1958 Devrimi ile Büyük 3 Temmuz Devrimini yenilgiye uğratanlar bunlardır. Baas Partisinin 8 Şubat 1963 ve 17 Temmuz 1968 tarihli darbelerini kışkırtıp örgütleyen ve bu darbelerin yol açtığı katliamların nihai sorumluluğunu taşıyan da bu sağ kanattır. Sadece Şubat 1963‘te darbecilerin eliyle şehit düşen şerefli Iraklıların sayısı 105 bindir. Abdülkerim Kasım hükümetine karşı Baas darbesini planlayan ve düzenleyen kişinin ve Baasçı lider Ali Salih el Sadi‘nin tutuklanmasından sonra, darbecileri, Amerikan Merkezî İstihbarat Örgütü CİA, Ürdün‘ün başkenti Amman‘daki radyo ileticisi aracılığıyla sevk ve idare etti. Sayın Hanna Batatu‘nun Irak‘ta Eski Toplumsal Sınıflar ve Devrimci Hareketler adlı kitabının 985-986. sayfalarında yer alan açıklamaya göre, bu radyo istasyonu komünistlerin adlarını, adreslerini ve saklanabilecekleri gizli sığınakların yerlerini yayınladı, böylece darbecilere ve Milliyetçi Muhafızlara komünistleri anında kurşuna dizme veya tutuklayıp işkenceyle öldürme olanağını sağladı.
Bu sağ kanadın tek kanlı eylemi Şubat 1963 darbesi değildi. Amerikan Merkezî İstihbarat Örgütü CİA, Endonezya‘da açık bir soykırım yoluyla bir milyon insanın şehit edilmesini planladı. Vietnam‘da ise, sola düşman çevrelerin bile „kirli savaş“ adını verdiği bir süreçte bir milyondan fazla kişi şehit edildi. Şili, Nikaragua, Afganistan‘daki katliamları, 30 ülkenin Irak‘a saldırmasını, seyreltilmiş uranyumun yol açtığı ağır ölümleri sadece hatırlatmakla yetiniyoruz.Şimdi de ülkemiz, uluslararası hukuk kuralları ihlâl edilerek işgal altında tutuluyor.

Desteğinizi Bekliyoruz
Yoldaşlar!
Kahraman Irak halkımız ve yiğit direniş savaşçılarımız işgale son verme görevini yerine getirebilecek güçtedir. Yine de sizden Irak halkını desteklemenizi ve onunla dayanışma içine girmenizi talep ediyoruz. Bunu sadece davamızın haklı olması nedeniyle veya ilkesel olarak talep etmiyoruz; sizden destek bekleyen Irak halkının başlatma görevini üstlendiği bu büyük olaya -halkların düşmanı olan Amerika‘nın çökertilmesine- sizlerin de katılması için böyle bir çağrı yapıyoruz.

İhanete Hayır! Direniş Saflarına!
Dönek Hamid Mecid‘in Partimize ve Irak‘a karşı işlediği suç asla bağışlanamaz. Bu suç, Irak‘taki ve Arap halklarının vatanındaki bütün komünist harekete olduğu kadar, size de zarar veriyor. Böyle bir zarar, ne özeleştiri yoluyla ne de özür dilenerek giderilebilir. Parti tüzüğünün öngördüğü meşru örgütsel yöntemlerle bu davranış reddedildiği halde, Hamid Mecid ve çetesi Partinin iç sistemini ihlâl ederek davranışlarını değiştirmemişlerdir. Bu nedenle, Irak Komünist Partisinin üye kitlesini ve tabanını oluşturan bizler, aşağıdaki açıklamayı yapmayı görev sayıyoruz:
Dönek Hamid Mecid, işgalden önce Amerikan yönetimiyle işbirliği yaparak ve işgalden sonra Amerikan işgal kurumlarından birinde yer alarak, vatana ihanet suçunu işlemiştir. Onun bu eylemleri ne Irak Komünist Partisini, ne de Iraklı yurtseverleri asla temsil edemez.
Irak Komünist Partisi işgale karşı koyan halkının oğulları ve kızlarıyla omuz omuza hareket ediyor, silahlı direnişe bağlılığını bildiriyor ve hangi ideolojik akıma bağlı olurlarsa olsunlar, silahlı direnişi yürüten güçleri destekliyor. Şu anda birinci ve temel görev, işgalcileri Irak‘tan kovmaktır.
İşgalcileri kendi vatanına saldırmaları için teşvik eden alçak, utansın!
Yaşasın Temmuz Devrimi! Yaşasın Temmuz Devriminin büyük önderi Abdülkerim Kasım!
Hainler hükümetine hayır! Oportunistler Konseyine hayır! Irak‘ta bütün yabancı askerlere hayır!
Kahraman savaşçılarımızın koluna kuvvet!

Irak Komünist Partisi (Kadro)

Arapçadan İngilizceye çeviren: Muhammed Ebu Nasr
İngilizceden Türkçeye çeviren: Ali Vuslat



 
Yazarın Diğer Yazıları
 1905 Devrimi Üzerine Konuşma / V. İ. Lenin
 Libya Yazıları / Fidel Castro Ruz
 Komünist Partilerinden Libya Değerlendirmeleri
 Ellerinize ve Yalana Dair / Nâzım Hikmet
 İGD’den TÜM-İGD’ye / Zeliha Kortun
 Özgür Tartışmaya Evet / Kenan Sancar
 Büyük Rusların Ulusal Gururu Üzerine / V. I. Lenin
 Ahmet Hilmi Feyzioğlu’nun Anısına / Selçuk Uzun
 Boykota Karşı Bir Sosyal Demokrat Yayıncının Notları (Parçalar)
 İşçi Sınıfı, Sendika Hareketi ve İşçi Sınıfı-Sol Siyaset İlişkisi / Aziz Çelik
 “Ezber Bozucu” TÜSİAD Ziyaretinin Ardından Süleyman Çelebi’ye Sorular / Hakan Koçak
 KÜRESELLEŞME ÜZERİNE / Paul M. SWEEZY
 Küresel Kapitalizmde Emek, Sermaye ve Ulus-Devlet / Ellen Meiksins WOOD
 BİZİM ÇOCUKLARIMIZ / Nebiye
 BİLGİ KURAMI / Ali Yıldız

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS