Sosyalist Dergi: 11 |  İbrahim Sertçelik |
Devrimci ahlak

     Ne zaman çevremde insani olmayan bir davranışla karşılaşsam, etik konusunda yazmak istemişimdir. Nedense çok korkulan bir konu gibi de gelmiştir. Hem eski değer yargılarının yerine yenilerini koyacaksınız, hem de insanın biriktirdiği olumlu kültüre sahip çıkacaksınız, bıçak sırtı gibi gelmiştir hep bana, iki yana da düşmeyeceksiniz.


     İnsanın doğaya ve kendine yabancılaştığı, ağır kültürel yozlaşmanın altında insan davranışlarının ne kadarını tolere edebileceğiz? Yapılan yanlışların ne kadarını değiştirip dönüştürmek adına hoş karşılayacağız? Değiştirip dönüştürmenin kıstasları neler? Bundan birşey olmaz diyebileceğimiz nokta nedir?
      Okuduğumuz devrimci romanların hepsinde bizimkiler hep iyi, haklı, ahlâklı, onurlu insanlardır. Tersi olursa ne yapacağız? Kişilik olarak herkesi değiştirme şansımız var mı? Hem de altyapı kurumlarına etki bile yapamadığımız şu aşamada.
      Bu kadar karmaşık bir soruya doğru yanıtlar bulmak ve bugünden uygulamaya başlamak zorundayız. Soruların bazılarına net cevaplar verebiliriz, ama bazıları var ki gerçekten bıçak sırtı gibi, yine de cesur olmak, yanıtlarını bulmak ve bulduklarımızı yeniden hatırlamak zorundayız.
      Hem devrimci sosyalist olmak, hem de ahlâksal gerçeğe uzak olmak normal karşılanabilecek bir durum değildir. Savaşsız, sömürüsüz, baskısız bir toplum düzeni olan sosyalizmi kurma amacından daha ahlâki, daha hümanist bir amaç olabilir mi? Tarihte başarılı başarısız tüm devrim ve ayaklanmalarda halk yığınları sömürüye, zulme, adaletsizliğe karşı çıkarken, salt politik eylem gerçekleştirmiyor, aynı zamanda iyi, haklı, adaletli, onurlu bir yaşam için mücadele ediyorlardı. Tersinden düşünürsek, rüşvetçilik, dolandırıcılık, fuhuş, uyuşturucu kullanımı, uyuşturucu ticareti, yalan, sömürü, güçsüze şiddet kullanımı; toplumdan topluma dozajı değişse de tüm dünya halklarının ve çağdaş insanın reddettiği, ahlâksızlık olarak tanımladığı olgulardır.
      İnsanı araç değil, amaç edinmiş sosyalizmde çağdaş insanın geldiği ahlâki değerlerin daha etkin kılınması, ya da sosyalizm gibi hümanist bir toplum düzeni kurmayı amaçlayan devrimciler, komünistler arasında bu değerlerin daha büyük önem taşıması ise son derece önemli ve doğal bir durumdur.
      Proletaryanın sömürücülere, baskıya, devlet terörüne, adaletsizliğe, cinsiyet ayrımına ve ırkçılığa karşı yürüttüğü savaşım; tüm ezilenlerin önderi ve halkların koruyucusu olma rolü, komünistlerin devrim için göze aldıkları fedakârlıklar, yaptıkları özveri, burjuvaziye karşı işkencede, hapiste yarattıkları direnme, düşmana sır vermeme destanları, en zor durumda bile sosyalizme duyulan güven, enternasyonalist duygular ve benzerleri komünist değer yargılarıdır. Poliste en küçük bir baskıda arkadaşlarını, yoldaşlarını satanlar, "Parti Sırrı"nı satanlar, bireysel kurtuluşları için faşizmin savcıları ile anlaşanlar, her ne aşamada olursa olsun itirafçılar hep insani olmayan, komünist olmayan kişilik yapısının ürünüdür.
      Ahlâkın ilginç bir özelliği de, varlığının çoğu kez fark edilmemesi, ama yokluğunun hemen hissedilmesidir. Çevremizi şöyle bir düşünelim, insanlarımızın, çalışkan, özverili, onurlu, dürüst paylaşımcı, hoşgörülü olanlarını/olduklarını hangimiz ne kadar fark edebiliyoruz? Onların bu çaba- larını ne kadar teşvik edip ilerletebiliyoruz? Ama bencillik, yalancılık, dedikoduculuk, yıkıcılık, düzenbazlık vb. açtığı yarayla hemen fark ediliyor. Ve sansasyonel konular olmalarıyla bu kişileri, olayları gündemde tutuyor.

      İyi Sosyalist
      İyi bir insan değil, ama iyi bir devrimci, iyi bir sosyalist olmak mümkün mü? 12 Eylül faşizminde yaşadıklarımızdan sonra bu soruya ikircimsiz verilecek yanıt "hayır" olmalıdır. Geri toplumlarda insanlığın ürettiği değer yargılarını bile aşamayanların ilerici, komünist ahlâkla bağdaşmaları mümkün olabilir mi? Komünist ahlâk insanlığın geldiği üst evredir, ve özüne uygun olmayan hiçbir davranışı kabul edemez, onaylayamaz. Sömürüyü, baskıyı, yalanı, iftirayı, haksızlığı, ihaneti, bozgunculuğu, hizipçiliği özünde, doğasında barındırmaz.
      Kültürel yozlaşmadan kendini kurtaramayan sol etiketli kişilik yapısının komünist, ilerici parti, grup ve çevrelerde yarattıkları olumsuz etki gündelik çıkarlar uğruna görmezden gelinmemelidir. Sınıf değerlerinden uzak, hasta insanlar bu hastalıklarını bulundukları parti veya gruplara da taşımaya, orayı da kendilerine benzetmeye çalışıyorlar, hatta örgütü bu amaçları doğrultusunda kullanmaya kalkıyorlar. Toplumdaki hasta kişilik yapısı harekete etki yapamamalıdır. İşçi sınıfı partisi, işçi sınıfının en yüksek düzeydeki politik örgütüdür. İşçi sınıfının en ileri, en bilinçli kesimini bir savaşım birliği halinde bir araya getirir. Parti gerçekten sınıfın en ilerici, bilinçli kesimlerinden oluşmalıdır. Partinin seçme yapısını bozan her türden davranış, gerekli tepkiyi görmelidir.
      Komünist partilerin insan profili, yapısı ve değer yargıları bellidir. Bulunan ve katılanlar ya bu normlara uyacaklar, ya da uygun oldukları yerlere gidecekler. Partiyi, hareketi, grubu kendine uydurmaya çalışanlar her zaman bunun dışına atılmışlardır, bundan sonra da böyle olacaktır.

      Diyalektik Yöntem

      12 Eylül ve likidasyon sürecinde yaşadığımız deneyim, neleri yapmamamız gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Biliyorsunuz o dönemde tüm değer yargılarımıza içerden ve dışardan azgınca bir saldırı vardı. Dünyadaki alt üst oluşun da etkisiyle neredeyse omurgasız kalmıştık. Yeni diye sunulan her şey ne olduğuna bakılmaksızın doğru kabul ediliyordu. Değişmeyen tek şey değişim, tabii ki her şeyi sorgulayacağız. Fakat bu sorgulamayı bilimsel diyalektik yöntemle yapacağız. Burjuva tarzda dedikodu biçiminde yıkıcı gevezece yapılan her sorgulama sonuçta yanlış bir zemine oturur. Düzeltilemediği sürece de likidasyon sürecinde olduğu gibi nerede duracağı belli olmaz. Ve bu durum yapılarda hoşgörüsüzlüğün, güvensizliğin tohumlarını eker. Yoldaşlık ilişkilerini sıradan arkadaşlıkların bile gerisine düşürür.
      Çözüm konusunda Leninist tarz izlenmek zorundadır. Ne kadar zor ve acı olursa olsun, somut durumu kavramak ve buna göre çözüm bulmak gereklidir. Sorunları oluruna bırakmak, geleceğimizi oluruna bırakmak anlamına gelir ki, buna hiç kimsenin hakkı yoktur.
      "Sınıf savaşımı sürüyor ve tüm çıkarları ona bağlı duruma getirmek de bizim görevimiz. Kendi komünist ahlâkımızı da ona bağlıyoruz. Ahlâk, eski sömürücüler toplumunun ortadan kalkmasına ve tüm emekçilerin yeni komünist toplumu kurmakta olan proletaryanın çevresinde toplanmasına yardım eden şeydir." (Lenin, Gençlik Üzerine, Sol Yayınları, sf. 226)
      Kendi iç devrimlerini gerçekleştirememiş insanlar, toplumsal devrimleri gerçekleştiremezler.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 Solda Bir Burjuva Hastalığı: Kariyerizm
 Kadrolar Üzerine
 Gerçekleri Nasıl Anlatalım?
 PASİFİZM VE ETKİLERİ
 Devrimci ahlak