Kitap Dizisi:2 |  Diğer Yazarlarımız |
GENÇLİK ÜZERİNE - Derya Önsüer

Kapitalizmin doğuşu ve burjuva sınıfının ortaya çıkışı, dünyada kültürel değişimlerin de başlangıcı oldu. İnsanlık, aydınlanma döneminin ışıklı parıltısını hümanist bir bakış açısıyla algılamaya çalışırken kendilerini ileriki yüzyıllarda nelerin beklediğini göremedi. Çünkü aydınlanma dönemi burjuva sınıfını doğurdu. Burjuvazi ise üretim araçlarını asillerin elinden alırken çıkarları için neyin daha doğru olduğunu biliyordu. Üretim araçlarını kendi sınıf çıkarları için kullanırken sanayinin hızla gelişimi ve buna bağlı olarak yeni bir sınıfın ortaya çıkışı bu döneme rastlar.


İşçi sınıfının oluşması ile karşılarında düşman olarak görecekleri bir sınıfın ortaya çıkması burjuvazinin hem işine geldi hem de gelmedi. İşine çok geldi çünkü üretim araçlarını kullanacak ve kendilerine bol kazanç getirerek çalışacak birileri gerekiyordu. Fakat işçilerin zamanla bir sınıf olduklarının bilincine varmaları ile kendileri karşısında bir güç oluşturmaya başlaması ve bu güçle birlikte haklarını elde etmek için de hareketlenmeye başlamaları pek işlerine gelmedi.

Zaten 17. y.y.’dan bu yana kendi sınıflarının kültürünü bu sınıfın dışındaki bütün insanlara onları ‘medenileştirmek’ ve ‘kültürlüleştirmek’ adına dünya çapında bir pazar oluşturarak yaymaya çalıştılar. Burjuvazi, kapitalizme dayalı ekonomik varlığını sürdürebilmek amacıyla yozlaşmış bir kültür oluşturmuş, bu kültürün içerisinde sisteminin devamını sağlayacak insanlar yetiştirmiş, geri kalanları da uyuşturarak etkisiz kalmalarını sağlamıştır. Halkın üzerinde uyuşturucu etkiler yapan araçları kullanmasını iyi bilmiştir. (Örn. medya, din, futbol vs.)

Bu kültür, halkın doğal tarihsel gelişimi içerisinde edindiği, kendiliğinden oluşan kültür değildi. Çünkü bu kültürün içerisinde para ve maddi çıkarlar için komşusunu gammazlamak, kardeşini sırtından vurmak ve vatan, din ve hatta futbol için insan öldürmek var. Burjuvazi tarafından yaratılan ve insanlar arasında ayrım yaratma amacını güden bu kavramlar yüzünden insanlar yüzyılımıza birer katil olarak girmişlerdir. Bu kültürün içerisinde elektrikli sandalyede insanların canını almak da vardı, silah satışını arttırmak için ırk ayrımını körükleyerek, suni sorunlar yaratarak insanların savaşmasına neden olmak da vardı, fabrikalarda çalışan işçilerin sırtından yüksek miktarlarda kâr sağlamak da vardı.

Bu kültürün taşıyıcısı olmaları için ise her zaman gençlik hedef olarak seçilmiştir.

Çünkü gençlik, toplumun en dinamik kesimidir ve bir şeylerin farkına varmadan “dizginlenmesi” gerekir.

Çünkü gençlik, sorunları en çabuk algılayan ve çözüm üretebilmek için en çabuk davranan kesimdir.

Çünkü gençlik, fabrikalarda çalışarak diğer işçi abi ve ablalarıyla biraraya gelecek ve zaten özünde taşıdığı aydınlık bilincini dillendirip bunu bilmeyenlere de aktaracaktı.

Çünkü gençlik, üniversitelerde okuyarak emekçi nedir, kim çalışır, kim çalışmadan köşeyi döner, en kısa sürede nasıl zengin olunur... gibi soruların cevabını verecek ve annesiyle babasının nasıl olur da yıllardır çalıştıkları halde kendilerine oturacakları bir ev alamadıkları gibi kendisine de neden para gönderemediklerinin de sebeplerini öğrenip harekete geçecekti.

Çünkü gençlik, artan işsizlik dolayısıyla -hele bir de gecekonduda yaşıyorsa- kahveleri doldurup bir araya geldiğinde işsizliğe bir çözüm bulmaya çalışacaktı.

Bütün bunlar burjuvazinin rahatını kaçıracak olaylardır. Bunun için de önce medyayı tekeli altına aldı ve sonra da medya yoluyla ürettiği naylon değerlerle bu kültürü empoze etmeye çalıştı. Bu kültür insanların parayla herşeyi satın alabileceklerini öğretti. Mutluluğun ve aşkın boş şeyler olduğunu, gerçekçilik adı altında insanların duyguları yerine çıplak mantıklarını kullanmalarını öğretti.

Hamburgeri kültürlerinin göbeğine oturtarak marka merakını körükledi; hedefleri yine gençlikti. Bu yolla hem iyi satış yapabilecekler hem de sorunlara duyarsız hamburgerci, markacı bir gençlik yaratacaktı.

68 gençliğinin ve 70’li yıllarda da ilerici gençliğin yarattığı hareketleri ve değerleri belleğimizden silmeye çalıştılar sürekli; nedeni de onların “tehlikeli” gençler olmasıydı. Tehlikeliydiler, çünkü onlar bireysel yaşamlarından uzak, bencil olmayan, toplumun sorunlarına duyarlı, toplumun toptan kurtuluşu için çözümler üretmeye çalışan gençlerdi. Burjuvazi onları engellemek için çalıştı hep ve yeni dünya düzeni, global değerler, birey olma gibi kavramlar üreterek, gençliği toplumsal değerlerin ‘out’ ve kendi yarattıkları değerlerin ise ‘in’ olduğuna inandırmaya çalıştı. Tarihin çöplüğüne kendi ellerimizle göndermeliydik dinozorları, fosilleri. Fosilleşmiş değerler olarak sundular insanlığın değerlerini. Kendi değerlerinin ‘yok edicisi’ yaptılar gençleri.

12 Eylül darbesiyle birlikte daha büyük bir bellek yitimi oldu insanlarda. İnsanlar senelerce kendine gelemedi, gençlik bu yüzden yıllarca burjuva kültürünün bombardımanı altında kaldı. 80 darbesini yaşayan emekçi kesimin anne ve babaları dahi bu kamburu sırtlarından atamadan, bu kültürle yetişmesine göz yumdular oğullarının ve kızlarının.

Ailede herhangi bir bilinç verilmezken gençliğe, eğitim kurumlarında daha da içler acısı bir tablo sergilenegeldi.

Halen bugün tüm geriliğiyle devam eden eğitim sistemi burjuvazinin en gerici döneminde kendi demokrasilerinin bile gerisinde kaldı.

İşçi gençliğin sendikalarda örgütlenerek haklarını aramalarına ise hiç izin verilmiyor. Ya işten atmakla tehdit ediyorlar genç işçileri ya da eğer sözleşmeleri yoksa doğrudan kapının önüne koyuyorlar. Gençliğin daha yığınsal bir şekilde örgütlü olduğu dönemlerdeki toplu sözleşmelerle şimdikiler arasında elde edilen haklar açısından dağlar kadar farklar var.

Sundukları değerlerin eskimesi karşısında yeni değerler yaratamadıkları takdirde de, ya uyuşturucu yöntemlere başvuruyorlar veya darbeler yaparak işlerini kolaylaştırıyorlar. Bazen kendi sınıfsal çıkarları tehlikeye düşse de kâr hırsı yüzünden bunun farkına bile varamıyorlar. Nihayet Refah Partisi ve şeriat tehlikesi ‘kendilerinin yarattığı bir canavar’ oldu.

Bugün gençliğin toplumsal gerçekliğin yeniden farkına varması için çok büyük bir umut var.

Gençlik, toplumun ve toplumun içerisinde kendi sorunlarına çözüm bulabilmek için bütün kesimlerini biraraya getirecek, işçi, işsiz ve öğrencileri tekrar kavuşturacak bir yapılanmaya gitmeli ve ‘Yolumuz işçi sınıfının savaş yoludur” şiarıyla etkili politikalar üreterek tüm toplumu harekete geçirmelidir.

Unutulmaması gereken bir şey vardır ki o da burjuvazinin tarihin çöplüğüne atmaya çalıştığı değerlere sahip çıkan bir gençliğin olduğudur.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 1905 Devrimi Üzerine Konuşma / V. İ. Lenin
 Libya Yazıları / Fidel Castro Ruz
 Komünist Partilerinden Libya Değerlendirmeleri
 Ellerinize ve Yalana Dair / Nâzım Hikmet
 İGD’den TÜM-İGD’ye / Zeliha Kortun
 Özgür Tartışmaya Evet / Kenan Sancar
 Büyük Rusların Ulusal Gururu Üzerine / V. I. Lenin
 Ahmet Hilmi Feyzioğlu’nun Anısına / Selçuk Uzun
 Boykota Karşı Bir Sosyal Demokrat Yayıncının Notları (Parçalar)
 İşçi Sınıfı, Sendika Hareketi ve İşçi Sınıfı-Sol Siyaset İlişkisi / Aziz Çelik
 “Ezber Bozucu” TÜSİAD Ziyaretinin Ardından Süleyman Çelebi’ye Sorular / Hakan Koçak
 KÜRESELLEŞME ÜZERİNE / Paul M. SWEEZY
 Küresel Kapitalizmde Emek, Sermaye ve Ulus-Devlet / Ellen Meiksins WOOD
 BİZİM ÇOCUKLARIMIZ / Nebiye
 BİLGİ KURAMI / Ali Yıldız

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS