Sosyalist Dergi: 18 |  Fatih Aydın |
İşçi Sınıfının Mücadelesi

İşçi sınıfının sınıf olma özelliğini kaybettiğini, toplumsal hayatın öznesi olmaktan çıktığını, gücünü yitirdiğini iddia edenler yanılıyor. İşçi sınıfı ne sınıf olma özelliğini kaybetti, ne de kolu kanadı kırık pasif bir nesneye dönüştü. İşçiler ülkenin dört bir tarafında hareketli. Özelleştirme kapsamına alınan birçok kamu işletmesinde, bu saldırıyı durdurmak ve işini kaybetmemek için direniyor. Kapatılmasına karar verilen işletmelerde, çalıştığı işletmenin kapısına kilit vurulmasını önlemek ve işten atılmamak için direniyor. Sigortasız ve sendikasız çalıştırıldığı özel kapitalist işyerlerinde bu en temel haklarını elde etmek için eyleme geçiyor. Ücretlerini ve sosyal haklarını arttırmak için greve çıkıyor. Bu yerel eylem ve direnişlerinde sınıf kardeşlerinin desteğini alabilmek, kamuoyunu kazanmak için gayret gösteriyor. Ekonomik ve sosyal mücadelesini siyasal alana taşımaya çalışıyor.

İşçiler, tek tek işletmelerde direndiği gibi, ülke çapında da direniyor. Tek bir patrona karşı hak mücadelesi vermekle yetinmiyor, zaman zaman kapitalist sınıfın sömürü ve baskısına karşı toplu olarak harekete geçiyor, toplu mitingler, gösteriler düzenliyor. Kapitalist sınıfın karşısına işçi sınıfı olarak çıkıyor. Devletin kapitalist sınıf adına işçi sınıfının kazanılmış haklarını gasp etme girişimlerine karşı koyuyor, örneğin SSK hastanelerine el konulmasını durdurmak için eylem yapıyor, özelleştirme politikalarının iptal edilmesini talep ediyor. Kapitalist sınıf ile devlet politikaları arasındaki bağları sorguluyor ve protesto ediyor. Ekonomik ve sosyal mücadelesini siyasal alana taşıyor.
Yine işçiler, zaman zaman kendi ekonomik ve sosyal hakları ile, çiftçilerin, esnafın, öğrencilerin, kadınların, ezilen halkların toplumsal talepleri arasında bağ kuruyor. Yerli ve yabancı sermaye sınıfları arasındaki ilişkilere, devlet politikaları ile ülkenin bağımsızlığı, egemenliği ve kalkınması arasındaki ilişkilere dikkat çekiyor. Halk ve ulus adına konuşuyor, halk ve ulus olarak talepte bulunuyor, özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık istiyor.
İşçiler, zaman zaman ufkunu komşulara, bölgeye, dünyaya çeviriyor. Başka ülkelerdeki kardeşlerinin sorunlarıyla ilgileniyor, uluslararası dayanışma gösteriyor. Emperyalist savaşa ve işgale karşı koyuyor, uluslararası işçi sınıfının ve dünya halklarının ülkemizdeki kolu olarak davranıyor, örneğin Irak işgalini protesto ediyor, işgal yardakçısı politikalara son verilmesini savunuyor.

Eksiklikler
Kısacası, Türkiye işçi sınıfı varlığını duyuruyor ve mücadele ediyor. Eksik olan, mücadele değil; eksik olan bu mücadelenin yeterince birleşik, yeterince örgütlü, yeterince bilinçli, yeterince ideolojik, yeterince siyasal, yeterince ısrarlı ve kararlı olmaması. Eksik olan, bu mücadelenin ideolojik-teorik, ekonomik-sendikal, siyasal-partisel alanların bütünlüğünü kapsayan bağımsız ve ısrarlı bir toplumsal eşitlik mücadelesi olmaması. Eksik olan, bu mücadelenin kapitalist sınıfı alt etmeyi ve toplumu baştan aşağıya yeniden örgütlemeyi amaçlayan bağımsız bir sınıf hareketine dönüşmemesi, siyasal iktidarı ele geçirme ve bu siyasal iktidarı toplumsal devrimin kaldıracı olarak kullanma ufkuna sahip olmaması. Eksik olan, bu mücadelenin sosyalizm bayrağı altında yürümemesi.
İşçi sınıfının tek tek işletmelerdeki mücadeleyi daha kararlı ve uzun süreli yürütmesi, yerel mücadeleleri birleştirip ülke çapına yayması, sendikal mücadeleyle yetinmeyip siyasal mücadele vermesi, siyasal mücadeleyi burjuva ideolojisinden bağımsız olarak yürütmesi, burjuva partilerinden bağımsız siyasal örgütlenmesini yaygınlaştırması, bugün zaman zaman yaptığı işleri her zaman yapabilmesi gerekiyor.

SSK Eylemleri
Bilindiği gibi, AKP iktidarı İMF’nin emirleri doğrultusunda yabancı ve yerli kapitalist sınıfın sağlıkta özelleştirme programını uygulamak üzere SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesini gündeme getirdiğinde, Emek Platformu yüz binlerce işçiyi ve emekçiyi harekete geçirdi. Görkemli mitingler düzenledi. Sendikaların, meslek örgütlerinin ve sosyalist partilerin dayanışmasıyla kamuoyunu aydınlatmak için başarılı çalışmalar yapıldı. AKP iktidarı tasarının görüşülmesini erteledi. Emek Platformu rehavete kapıldı ve 16 Şubat 2005’te daha büyük çaplı bir eylem düzenleme kararı alarak bayram tatiline çıktı. Durumu değerlendiren AKP iktidarı, bu tarihten çok önce yasayı çıkardı ve atı alan Üsküdar’ı geçti. SSK hastaneleri gasp edilmiş, çok önemli bir hak işçilerin elinden alınmış oldu.16 Şubat’taki eylem, bu açıdan artık gecikmiş bir eylemdi. İşçi sınıfı vaktinde harekete geçememiş, güzel başladığı eyleminin ardını getirememişti. Yeterince uyanık, yeterince hareketli, yeterince örgütlü olmamakla, eylemini kesintisiz sürdürememekle önemli bir kazanımını yitirmişti.

SEKA Direnişi
Bir başka örnek, SEKA işçilerinin direnişiydi. AKP’nin kapatılmasına karar verdiği İzmit SEKA fabrikasının işçileri, fabrikayı terk etmeme eylemini başlattılar. Bir yandan da, kararın iptali için yargıya başvurdular. Selülöz-İş sendikası, sınıf dayanışması için çağrıda bulundu. İşçiler, SEKA’nın kapatılmamasını, üretime devam edilmesini ve işçilerin toplu olarak çalışmaya devam etmesini istiyorlardı. Sosyalist örgütlerin, sendikaların, aydınların ve genel kamuoyunun desteği sağlandı. SEKA, dayanışma için gelen toplulukların ziyaret yerine dönüştü. Böylece, SEKA’nın kapatılması kararı, ülke çapında bir olay haline geldi. İktidar köşeye sıkıştı. Polis zoruyla işçileri fabrikadan çıkarma girişimini yarıda bırakmak zorunda kaldı.
Yukarıda değindiğimiz 16 Şubat 2005 eyleminin önemli bir konusu SEKA’yla dayanışma oldu. Ardından 4 Mart 2005’te Türk-İş’in çağrısıyla SEKA işçileriyle dayanışma için yurt çapında işyerlerini terk etmeme eylemi yapıldı. Bu arada yargıdan işçiler aleyhinde karar çıktı. Sendikaların ve kamuoyunun desteği devam ediyordu, ancak bu destek sınırsız ve koşulsuz, elden gelen her şeyin yapıldığı bir destek niteliğine ulaşamadı.
Direnişin 51. gününde iktidar bir uzlaşma teklifiyle geldi. Fabrikanın kapatılması kararından vazgeçilecek, işletme ve işçiler İzmit belediyesine devredilecek, üretimin sürdürülüp sürdürülmemesine daha sonra belediye karar verecekti. SEKA işçileri bu teklifi büyük bir çoğunlukla kabul ettiler. Üretimin sürdürülmeyeceği, SEKA’nın kapatılması kararının zamana yayılarak uygulanacağı besbelliydi, ancak işçiler işlerini kaybetmeyecek, toplu olarak çalışmaya devam edeceklerdi.
51 günlük direniş ve sınıfın bu direnişle dayanışması, böylece zaferle değil, yarım bir başarıyla sonuçlandı. Direniş, kapitalist iktidara geri adım attırmış, ama başlangıçta ilan edilen hedefine ulaşamamıştı. SEKA işçileri daha ileri adım atmaya cesaret edememiş, genel olarak işçi sınıfı da daha kapsamlı ve kararlı bir destek gösterememişti. Direniş ve dayanışma bu örnekte işe yaramış, ama kesin sonuç sağlayacak kadar başarılı olmamıştı.
İşçi sınıfının mücadelesi tek bir muharebe değil, çeşitli mevzileri, cepheleri, bölümleri olan uzun bir savaştır. Sınıf mücadelesinde yenilgi ve başarısızlıklardan ders alacağız. Yarım başarıları yenilgi de saymayacağız, zafer de saymayacağız. Mevzi başarıları daha büyük başarılara, daha büyük başarıları genel zafere ulaştırıncaya kadar yılmadan, usanmadan çalışacağız. Her seferinde daha bilinçli, daha örgütlü, daha kararlı mücadele edeceğiz.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 Petrol‑İş Sendikasında Yeni Bir Dönem
 Petkim Dersleri
 Zavallı Hâle Gelen Türk‑İş Yönetimi
 Torbadan Neler Çıktı
 Yeni “Sendikalar Yasası” Ne Getiriyor?
 ÖDP, EMEP, SİP ve Küresel BAK Nereye?
 Mustafa Özbek Patron mudur, Sendikacı mıdır?
 Saat Geri Dönmüyor
 Doğuşundan Günümüze 1 Mayıs
 Türk-İş AKP’nin Arka Bahçesi Mi?
 İşçi Sınıfının Mücadelesi
 Tüpraş Halkındır, Gasp Edemeyeceksiniz
 Sendikal Hareketin Baraj Sorunu
 Karanlık yılların panoraması: Güven
 Sendika Genel Kurullarının Gösterdiği
Yeni Umutlar


 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS