Sosyalist Dergi: 27 |  Fatih Aydın |
ÖDP, EMEP, SİP ve Küresel BAK Nereye?

Bilindiği gibi, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore) ülkenin savunmasını güçlendirmek amacıyla 25 Mayıs 2009 tarihinde bir nükleer deneme yaptı. Başarılı olduğu açıklanan nükleer deneme tahmin edilebileceği gibi ABD’yi, Japonya’yı ve ABD uydusu Güney Kore’yi çılgına çevirdi.


ABD, Kore’yi 1945’te ikiye bölen, Güney Kore’de 37 bin asker, örümcek ağı gibi her köşeyi sarmış bir askerî üsler şebekesi, sayısı belirsiz nükleer bomba ve füze bulunduran, Kuzey Kore’yi Irak ve İran’la birlikte resmen “şer ekseni” ilan eden ve öncelikle yıkılması gereken rejim olarak askerî hedef tahtasına koyan ülkedir. ABD, nükleer savunma gücünü arttıran Kuzey Kore’yi, kendine de ciddi ve belki de geri dönüşsüz zarar vermeden asla işgal edemeyeceğini anladığı için çıldırmakta haklıdır.

Japonya, militarizm ve emperyalizm yoluna çıkar çıkmaz gözüne kestirerek işgal ettiği ve 1910‑1945 yılları arasında sömürgeleştirerek her türlü acıyı yaşattığı bu ülkeyi ne yapsa tekrar köleleştiremeyeceğini anladığı için çıldırmakta haklıdır.

1950‑1953 yılları arasındaki iç savaşta koruculuk yapan güçlerin, ABD’nin uydusu işbirlikçi kapitalistlerin kontrolünde bulunan Güney Kore yönetimi de, ülkenin yarısı ABD hegemonyası ve kapitalist sistem dışında kaldıkça, kendisini Kore işçi sınıfının, köylülerinin ve yurtseverlerinin mücadelesinden koruyamayacağını bir kez daha anladığı için çıldırmakta haklıdır.

ABD’nin, Japonya’nın ve Güney Kore’nin öfkesine Avrupa Birliği de katıldı. Amerika ve Japonya gibi, dünya kapitalist‑emperyalist sisteminin üç ayağından birini oluşturan Avrupa’nın tepkisini de anlamak mümkün. Ne de olsa, kapitalist sistemin hâlâ fethedemediği, yoksul ama bağımsız ve başına buyruk Kuzey Kore’nin kolayca yıkılamayacağını anladılar.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de daha denemenin üstünden 24 saat bile geçmeden apar topar yaptığı toplantıda Kuzey Kore’yi kınadı. Hani ABD’nin Yugoslavya’yı bombalamasına ve parçalamasına, Afganistan’ı ve Irak’ı işgal etmesine sesini çıkarmayan, siyonist sömürgeci İsrail’in Filistin’i kuşaklar boyunca işgal altında tutmasını boş gözlerle seyreden, İsrail Lübnan’a ve Gazze’ye haftalarca saldırırken üzüntü bile beyan edemeyen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi! Bir buçuk milyon Iraklı’nın öldüğü işgalde ABD’yi kınamayı aklına bile getirmeyen, aksine ona işgalci güç statüsü tanıyıp bir çeşit meşruiyet sağlayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi!

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip, ayrıcalıklı ve sürekli üyeleri ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’den oluşuyor. ABD, İngiltere ve Fransa zaten aynı kapitalist‑emperyalist şebekenin elemanları. Rusya kapitalizme yeni dönmüş, bir yandan sömürücü sistemini oturtup güç toplamaya çalışan, bir yandan klasik kapitalist haydutlara yem olmamaya çalışan bir ülke. Çin “piyasa sosyalizmi” adını verdiği karma sistemle bir eli sosyalizmde, bir eli neoliberal kapitalizmde olan, güç toplamaya çalışan ve yine klasik kapitalist haydutlara yem olmamaya çalışan bir ülke.

Rusya ve Çin “iki arada, bir derede” konumları gereği, bir yandan emperyalizmle ilişkilerini pek germeme, bir yandan Kuzey Kore’yle ilişkilerini belli bir düzeyde götürme çabasında. Emperyalizmle Kuzey Kore arasında arabuluculuk yapıp kendilerine pay çıkarma arayışında. Kuzey Kore’ye hamilik taslamaya çalışırken onun başına buyruk davranmasına bozuldukları anlaşılıyor. Denge politikalarını, iki tarafı idare etme oportünizmlerini korumak için, dümeni emperyalizmden yana kırdılar ve kapitalist haydutlarla birlikte Kuzey Kore’yi kınadılar. ABD’nin atom silahlarını kullanmaktan sabıkalı olduğunu (Hiroşima ve Nagazaki’yi unutmuyoruz); savaş doktrininde bu silahları yeniden kullanmakta tereddüt etmeyeceğini açıkça belirttiğini; nükleer silahsız ülkelere karşı nükleer silah kullanmama taahhüdünde bulunmayı bile defalarca reddettiğini biliyoruz. Hiçbiri ABD’nin nükleer gücünün yanına ulaşamasa da Güvenlik Konseyi’nin adı geçen diğer sürekli üyeleri de (ve ayrıca Hindistan, Pakistan ve İsrail) nükleer silahlara sahiptir. Emperyalist güçler Kuzey Kore’ye yasaklamaya çalıştıkları bomba ve füzelerin kat kat fazlasını depolarında tutuyorlar.

İşte bu somut koşullarda Kuzey Kore’nin, bağımsızlığını korumak, halkını işgalden kurtarmak için caydırıcı bir nükleer güce sahip olmaya önem vermesini anlıyoruz. Irak, Afganistan, Yugoslavya, Filistin örneklerinden ders çıkarmasını, tepeden tırnağa silahlı emperyalist güçlere karşı kendi göbeğini kendisinin kesmesini, güvenliğini emperyalistlerin iyi niyetine veya oportünist arabulucuların bencil hesaplarına emanet etmemesini haklı buluyoruz.

Üstelik Kuzey Kore caydırıcı nükleer güç edinme kararına bir günde gelmedi. Macera düşkünü olduğu için veya kıt kaynaklarını halkının refahı yerine silahlanmaya ayırmaktan zevk aldığı için bu yolu seçmedi. Kurulduğu günden beri, Kore yarımadasının nükleer silahlardan arındırılmış bölge ilan edilmesini, Güney Kore’ye yerleştirilmiş nükleer bombaların ve füzelerin kaldırılmasını sürekli istedi ve bu isteği her defasında ABD ve Güney Kore tarafından reddedildi. Açık ve yakın saldırı tehlikesi karşısında son çare olarak bu yolu seçti.

Kuzey Kore’nin savunma amaçlı olduğu besbelli olan nükleer denemesi karşısında emperyalist ülkelerin sınıfsal tepkisine ve çeşitli hesaplarla emperyalizmle işbirliğini mübah gören büyük güçlerin ikiyüzlülüğüne şaşırmıyoruz. Ne var ki, sosyalist, anti‑emperyalist, barışsever ve demokrat parti ve çevrelerin, emperyalist‑kapitalist koroya katılarak Kuzey Kore’yi kınamasına şaşırıyoruz.

Bawer Çakır’ın Bianet’te 26 Mayıs 2009 günü verdiği “EMEP ve ÖDP Kuzey Kore’nin Nükleer Denemesine Tepki Gösterdi” başlıklı habere göre, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkan Yardımcısı Alper Taş [Alper Taş, sonradan, 20‑21 Haziran’da toplanan ÖDP 6. Kongresi’nde genel başkan seçilmiştir.‑Ürün’ün notu] ve Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel, sosyalistlerin ülke kaynaklarının silahlanmaya değil, eğitim ve sağlığa harcanmasını savunduklarını belirterek nükleer silah ve füze denemesi yapan Kuzey Kore’yi eleştirdiler. Taş, “Sosyalistler kaynaklarını silaha değil, eğitime ve sağlığa harcar” derken, Tüzel de “Bu denemeler ABD’ye değil, insanlığa karşıdır” dedi.

Habere göre, ÖDP’li Taş, partisinin yaklaşımını açıklarken, “öncelikle Kuzey Kore’yi sosyalist bir ülke olarak görmediklerini söyledi: ‘Silahlanmayla ilgili tutumları da oldukça sağlıksız. Sosyalist bir ülkenin kaynaklarını bu alanlarda kullanmaması gerekiyor.’”

Hakkını yemeyelim; Taş, Kuzey Kore de dahil bütün dünyada nükleer silahların ve füzelerin imha edilmesi gerektiğini savunuyor ve emperyalist ülkeleri de eleştiriyor: “Emperyalist ülkeler kendilerine hak gördüklerini başka ülkelere hak görmüyor. Bir çoğunun elinde nükleer silah olmasına rağmen konu ‘düşmanları’ olunca hepsi ‘duyarlı’ oluyorlar.”

Bawer Çakır’ın bildirdiğine göre, “EMEP’ten Tüzel, nükleer silah denemelerinin ABD tehdidine karşı güç gösterisi niyetiyle yapıldığını düşünüyor. ‘Ama sonuç itibariyle bu tür denemeler bir halkın gücünü ortaya çıkartmaya yaramıyor. Aksine hem dünya, hem de insanlık için ciddi sakıncalar içeriyor.’”

Yine Bianet’te Tolga Korkut’un 26 Mayıs’ta çıkan “Sadece Kore’ninkilerden Değil, Bütün Nükleer Silahlardan Kurtulmalı” başlıklı haberine göre, Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu’ndan (Küresel BAK) Nilüfer Uğur Dalay, “‘Savaş karşıtlarının Kore’nin nükleer serüvenine taraf olması mümkün değil’ diyor. Fakat, yalnızca Kore’nin nükleer silahlarına odaklanılmasının bir çifte standart olduğuna dikkat çekiyor; ‘Nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya için çalışıyoruz. Bunu ancak halklar yapabilir’ diyor.”

SİP’in yayın organı Sol ise Kuzey Kore’nin nükleer denemesini şöyle değerlendirdi: “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin nükleer silah denemesi dünyada haklı bir kaygı yaratırken, tepkilerin önemli bir bölümünün çarpıtmalarla dolu olduğu ve gerçekleri ters yüz ettiği gözden kaçmıyor.” (sol.org.tr, 26 Mayıs 2009). Gördüğünüz gibi, her dört kuruluş da Kuzey Kore’yi kınıyor. ÖDP’ye göre, zaten sosyalistler savunma amacıyla da olsa silaha kaynak ayıramazlar. EMEP’e göre, bu deneme ABD’ye değil, insanlığa karşı. SİP’e göre, bu deneme dünyada haklı bir kaygı yaratmış. Küresel BAK’a göre, Kuzey Kore nükleer serüven peşinde.

Arkadaşlar, kendinize gelin! Siz hangi dünyada yaşıyorsunuz? Unutmayın ki, Kuzey Kore, Kore yarımadasını işgal eden ABD’yle ve ABD işbirlikçisi korucuların devleti Güney Kore’yle hâlâ savaş durumunda. 1953 yılında sadece ateşkes anlaşması imzalandı, barış yapılmadı. Tepeden tırnağa nükleer silahlı ABD’ye yem olmak istemeyen Kuzey Kore işgalci zorbaları caydırmak, kendisini korumak için nükleer silah geliştirdi.

ABD, Afganistan’ı işgal etti. Afganistan’ın elinde caydırıcı nükleer silah bulunsaydı, işgale uğramazdı. ABD Irak’ı işgal etti. Irak’ın elinde caydırıcı nükleer silah bulunsaydı, işgale uğramazdı. ABD, İran’a karşı saldırı seçeneğinin masada olduğunu ikide bir ilan ediyor. İran kendini olası bir işgalden korumak için can havliyle nükleer programını geliştiriyor. Nükleer tekel ne kadar çabuk yıkılırsa, caydırıcılık ne kadar artarsa, ABD’nin saldırganlığı o kadar frenlenebilir. Kuzey Kore’nin yaptığı da bundan ibaret. Kimseye saldırmıyor, kimseye saldırmayacağını taahhüt ediyor, saldırıya uğramadıkça elindeki silahları kullanmayacağını ilan ediyor ve bunu resmî antlaşmaya bağlamaya hazır olduğunu açıklıyor.

İşte siz böyle bir ortamda Kuzey Kore’yi kınıyor, açık bir saldırı tehdidi altındayken onun kendini savunma hakkını tanımıyorsunuz. En iyimser yorumla, Kuzey Kore’yi ABD’yle aynı kefeye koyuyorsunuz. Zorba ile mağdur, saldırgan ile kurban arasında denge politikası izliyorsunuz. Nerede kaldı enternasyonalizm, nerede kaldı evrensel ilkeler?

Üstelik bizler, 1950’de, yurdunu savunan Kore halkına karşı, işbirlikçi egemen sınıflarımızın Kore’ye ABD saflarında savaşacak asker göndermesini engelleyememiş bir ülkenin yurttaşları olarak, Kore halkına karşı daha büyük bir sorumluluk taşıyoruz. Nâzım Hikmet Akşam Gezintisi şiirinde şöyle söylüyordu:

Ajans haberlerini okuyor
Radyosu Rahmi Beylerin
Uzak Asya’da bir memleket
Sarı ay yüzlü insanlar
Beyaz bir ejderha ile dövüşmekteler
Oraya gönderildi seninkilerden
Dört bin beş yüz tane Memet
Kardeşlerini katletmeye
Kızarıyor yüzün öfkeden ve utançtan.

ÖDP’nin, EMEP’in, SİP’in ve Küresel BAK’ın emperyalist propaganda doğrultusunda Kuzey Kore’yi kınamasını kabul etmiyoruz. Bu dört çevrenin, Kuzey Kore halkının saldırgan emperyalizme karşı kendini savunma hakkını tanımamasını reddediyoruz. Böyle bir kaypaklığı sosyalistlere, anti‑emperyalistlere, barışseverlere yakıştıramıyoruz. Devrimci teoriyi, sınıfsal yaklaşımı, enternasyonalist dayanışmayı unutan oportünizme karşı çıkıyoruz. Kendinize gelin beyler ve hanımlar, yüzümüzü öfkeden ve utançtan kızartmayın.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 11 Eylül'ün İkinci Yıldönümünde
 4857 Sayılı İş Kanunu
AMELE PAZARI KURULDU

 MODERN AMELE PAZARI
 YÜRÜYÜŞTE BİR ARA DURAK: 3 KASIM 2002 SEÇİMLERİ
 KOVADİS SİP DEMİŞTİK
 EMPERYALİST SAVAŞA KARŞI
 CENNETİNİ KAYBETMEYEN ŞAİRİMİZE DAİR
 SITKI COŞKUN'UN ARDINDAN: POLİTİKANIN PİRUS'U
 GEÇMİŞTEN BUGÜNE SEÇİMLER
 MART AYI BİZİ ANLATIR

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS