Sosyalist Dergi: 27 |  ÜRÜN |
GÜNDEMDEN

Ülke ve dünya gündeminde yer alan önemli konulara ilişkin olarak Ürün’ün çeşitli tarihlerde yaptığı değerlendirme ve açıklamaları sunuyoruz.


Türkiye Komünist Partisi: Vardık, Varız, Var Olacağız
10 Eylül 2009

Bugün 10 Eylül 2009. Türkiye proletaryasının enternasyonalist öncüsü Türkiye Komünist Partisi 89 yaşında. Varlığını eşitliğe ve özgürlüğe, adalete ve kardeşliğe, sömürüsüz ve savaşsız bir dünyaya adayan TKP 89’uncu yılına kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadele azmini hiç yitirmeden giriyor.

Türkiye Komünist Partisi, kâr ve rant hırsıyla ülkenin en büyük kentini sele teslim eden; karın tokluğuna çalıştırdıkları ve eşya muamelesi ettikleri 7 kadın işçiyi, dere yatağında park ettirdikleri TIR şoförlerini, yine bir dere ağzında yaşamaya mahkûm ettikleri çiftlik işçisi aileyi ölüme sürükleyen vicdansız sermaye sahiplerinin çürümüş düzenine son verme iradesidir.

Türkiye Komünist Partisi, daha bugün açıklanan Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yılın ilk çeyreğinde ekonomiyi yüzde 14.3, ikinci çeyreğinde yüzde 7 küçülten, işsizliği afet boyutlarına ulaştıran işbirlikçi egemenlerin vurguncu diktatörlüğüne karşı herkese iş, herkese insanca geçim ilkesine dayanan planlı ekonominin ve kalkınmanın bayrağıdır.

Türkiye Komünist Partisi, ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkını yılmadan savunmanın adıdır. TKP, bütün halkların eşitliğine inanır, toplumsal yaşamın hiçbir alanında ayrıcalık ve tekel peşinde koşmaz. Varlığını, kimliğini, dilini, kültürünü kabul ettirme, eşit ve özgür bir yaşam kurma mücadelesi veren Kürt kardeşlerimizin onurlu barış talebini destekler. Onurlu barışın egemen sınıfların sahte açılımlarıyla değil, emekçi kitlelerin ortak mücadelesiyle sağlanacağını bilir. Türk ve Müslüman olmayan kardeşlerimize karşı her türlü şovenist baskıyı reddeder. “İşçilerin birliği, halkların kardeşliği” ilkesini bir kenara atan oportünistlere karşı emekçi kitleleri enternasyonalizm ruhuyla kucaklar.

Türkiye Komünist Partisi, işçi sınıfının, yoksul köylülerin, şehir emekçilerinin kendi kendilerini doğrudan doğruya yönettikleri demokratik ve sosyalist bir siyasal sistem özlemi demektir. TKP, patronların, beylerin ve ağaların bürokratik‑militarist aygıtları ve medyayı kullanarak toplumsal yaşamın her alanını istila ettiği despotik sistemde demokrasinin zerresinin bile bulunmadığını vurgular. Bu baskı ve aldatma sisteminin yerine kollektif üreticilerin kollektif yönetiminin kurulmasını hedefler, yani, emekçi halk kitlelerinin bizzat kendilerinin iktidar olması için çalışır ve yöneten‑yönetilen ayrımını kaldırmayı amaçlar.

Türkiye Komünist Partisi, Amerikan ve Avrupa emperyalizminin işbirlikçiliğini yapan sermaye çevrelerinin ülke bağımsızlığını çiğnetme, Türkiye’yi NATO karakoluna çevirme ve komşu halklara karşı sıçrama tahtası olarak kullandırma politikasına kökten karşı çıkmak demektir. Başta işgal altındaki Filistin, Irak, Afganistan halkları olmak üzere emperyalizmin ve siyonizmin istila tehdidi altında bulunan bütün halklarla dayanışma demektir.

Türkiye Komünist Partisi, kapitalizme karşı sosyalizmin, emperyalizme karşı bağımsızlığın ve özgürlüğün, faşizme karşı demokrasinin, gericiliğe ve bağnazlığa karşı laikliğin ve aydınlanmanın, erkek egemenliğine karşı kadınların kurtuluşunun partisidir. TKP, bu niteliklerini Marks, Engels ve Lenin’in çağ açıcı düşünce ve eyleminden; Mustafa Suphi, Ethem Nejat, Salih Hacıoğlu, Şefik Hüsnü, Nâzım Hikmet, Reşat Fuat, Zeki Baştımar ve İsmail Bilen’in görüş ve mücadelesinden; Hasan Basri, Ahmet Hilmi Feyzioğlu, Mustafa Hayrullahoğlu, Talip Öztürk, Celalettin Kesim ve Meryem Karakız gibi kahraman evlatlarının yarattığı gelenekten edinmiştir.

Türkiye Komünist Partisi, Nabi Yağcı ve Zülfü Dicleli gibi likidatör döneklerin parti saflarında yarattığı kargaşayı, bu kargaşadan yararlanarak TKP ismini gasp eden sosyal‑şovenist Aydemir Güler ve Kemal Okuyan oportünizminin yol açtığı kafa karışıklığını, emeğe saygısız “ilkesiz birlik”çilerin şarlatanlıklarını sabırla aşarak kadroları birleştiriyor. TKP’nin saflarına Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi döneminde katılmış 89 yaşındaki yoldaşımız Bekir Karayel ile “yolumuz işçi sınıfının yoludur” ve “gençlik devrim istiyor” sloganlarını haykıran gencecik devrimcilerin Marksizm‑Leninizm saflarında buluşması ve devrim yürüyüşünü sürdürmesi geleceğin sağlam bir müjdecisidir.

Yaşlı veya genç bütün komünistler, içeride veya dışarıda, Türkiye Komünist Partisi’nin 89’uncu yılını işçi sınıfı ve emekçi halkların birlik ve mücadelesini yükselterek kutluyorlar. Yeni zaferlerin tohumları serpiliyor. 



Fransa’nın Sömürgeci Hamlesi
29 Mayıs 2009

Fransa uzun bir aradan sonra yurtdışında ilk kalıcı askerî üssünü bugün (26 Mayıs 2009) Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de açtı.

19. ve 20. yüzyılın önde gelen sömürgecilerinden olan emperyalist Fransa, İkinci Dünya Savaşı’ndan iyice zayıflayarak çıktıktan sonra Çinhindi (Vietnam, Kamboçya, Laos), Suriye ve Cezayir halklarının direnişine boyun eğerek sömürgelerini bırakmak zorunda kalmış ve uzun bir süre kabuğuna çekilmişti. Bu dönemde ABD’den görece bağımsız bir politika izleyerek NATO’nun askerî kanadından çıkmış, Sovyetler Birliği ve Çin’le ilişkilerini düzeltmiş, eski sömürgelerine ve diğer üçüncü dünya halklarına şirin görünecek jestlerde bulunmuştu. Ne var ki, emperyalizm aşamasına ulaşmış kapitalist bir ülke olarak dünyanın önde gelen silah satıcılarından biri olmaya devam etmiş, özellikle Afrika’da emperyalist manevralara ara vermemiş ve örneğin Ruanda’da Hutu‑Tutsi çatışmasını körükleyerek soykırımın baş sorumlularından biri olmuştu.

21. yüzyılda ABD’nin Afganistan, Kosova ve Irak işgalleriyle başlattığı yeniden sömürgecilik hamlesi Fransa’nın askerî yayılmacılık ve sömürgecilik iştahını da kabarttı. Avrupa Birliği’nin Almanya’yla birlikte çekirdek ülkesi olan Fransa, ABD’yle arasını düzeltti, Kosova’ya ve Afganistan’a asker gönderdi, İran’ı nükleer bomba kullanmakla tehdit etti, Suriye ve Lübnan’da ABD ve İsrail’le birlikte provokasyonlara girişti ve NATO’nun askerî kanadına döndü. Son olarak da, Körfez bölgesinde kalıcı bir üs kurarak Ortadoğu’nun enerji kaynaklarının paylaşılması mücadelesine fiilen katıldı.

Fransa, Arap halklarının doğal kaynakları üzerine tünemiş ve tepeden tırnağa çürümüş işbirlikçi petrol şeyhliklerini kullanarak Ortadoğu’ya yeniden yerleşme çabasında. Bölge halklarının doğal kaynaklarını sömürme hamlesini, “küçük Körfez ülkelerini İran tehdidine karşı himaye etme” bahanesiyle meşrulaştırmak istiyor. İnsanların kafasını karıştırmak için emperyalizmin dil sahtekârlığına başvuruyor ve kavramları zıt anlamda kullanıyor: Fransız kara, hava ve deniz kuvvetlerinden toplam 500 askerin bulundurulacağı savaş üssüne utanmadan “Barış Kampı” adını veriyor!

Fransa’nın kapitalist tekellerinin temsilcisi sağcı Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy, kısa günün kârı diyerek petrol şeyhlerini koruma karşılığında ilk faturayı da çıkardı: Birleşik Arap Emirlikleri’ne 8 milyar avro tutan 60 Rafale jetini satmaya çalışıyor.

Fransa küçücük bir kapitalist oligarşinin doymak bilmez iştahı için bölgeyi kasıp kavuracak yeni bir emperyalist savaş doğrultusunda şimdiden mevzileniyor.



6 Mayıs 1972’yi Unutmadık!

6 Mayıs 2009

1960’ların devrimci yükseliş döneminin sosyalizme yönelen gençlik önderleri ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu kurucuları Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı idam edilmelerinin 37. yıldönümünde saygıyla anıyoruz. Bilindiği gibi Amerikan emperyalizmi ve işbirlikçi tekelci burjuvazi askerî cuntaya 12 Mart 1971 Muhtırasını verdirerek silahlı kuvvetleri işçi sınıfının, emekçilerin, gençliğin, aydınların ve Kürt uyanış hareketinin üzerine sürmüştü. Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm isteyen emekçi kitlelere ve aydınlara gözdağı vermek üzere idam sehpasına çıkarılan üç yiğit devrimcinin son sözleri şunlar olmuştu: “Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm‑Leninizm yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!”

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın son sözleri bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Kapitalizme ve emperyalizme karşı öncü ve temel gücünü işçi sınıfının oluşturduğu devrim mücadelesini sürdürürken onların taktik ve stratejik hatalarından ders çıkarıyor, canları pahasına da olsa devrimci onuru yüksek tutma azimlerini örnek alıyoruz.



İşçi Sınıfının Yarım Taksim Zaferi

2 Mayıs 2009

İşçi sınıfımız uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’ın ücretli tatil olması hakkını kazandıktan sonra 1979’dan beri kendisine kapalı tutulan Taksim meydanına beş bini aşkın işçi ve emekçi temsilcisiyle girmeyi de başardı. AKP iktidarı, sözünü ettiğimiz temsilcilerin en az on katı kalabalığındaki işçi, emekçi ve öğrenci kitlesini sabahın köründen öğleden sonraya kadar polisin gaz bombaları, biber gazı, copu, basınçlı suları altında meydandan uzak tutabildiyse de, sonunda meydanı işçi sınıfının vekillerine açmak zorunda kaldı.

Böylece, burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki diktatörlüğünün icra komitesi olarak hareket eden AKP’nin terörü, proletaryanın Taksim’i “vekâleten kazanması”nı önleyememiş oldu; 1 Mayıs’a katılmak için gelen büyük kitlenin vekilleri Taksim’de sınıfın taleplerini haykırabildi. Proletaryanın Taksim’i bu yıl vekâleten kazanması, gelecek yıl aslen kazanmasının yolunu açacaktır. Bu yılın yarım zaferi gelecek yıl tam zafere dönüşecektir.

Taksim meydanının demir bariyerlerle kuşatılmasına bu kez Taksim’e, Beyoğlu’nda Tarlabaşı caddesine, Şişli’de Halaskârgazi caddesi ile Cumhuriyet caddesine açılan her sokağın da bariyerlerle tutulması eklenmiş, komşu illerden takviyelerle 27 bin polis işçi sınıfının üzerine sürülmüştü. Ne var ki, AKP, bu kez geçen yılki Pirus zaferini bile kazanamadı; kendini bu kadar rezil ettiği hâlde, işçi sınıfının iradesine yarım da olsa boyun eğdi.

Kurtuluş’ta, Feriköy’de, Dolapdere’de, Kasımpaşa’da, Mecidiyeköy’de, Nişantaşı’nda, Cihangir’de polisin uluslararası hukuka ve hatta ulusal mevzuata göre açıkça suç oluşturan terörüne rağmen Taksim ablukasını yarmak için mücadele eden komünist, sosyalist ve devrimci örgüt ve grupları aşırılıkla suçlayanlar, iktidarın kapitalist terörizmini gözlerden gizlemeye çalışıyorlar. İşçi sınıfının birlik ve bütünlüğünü parçalamak, işçi sınıfının siyasal örgütleriyle sendikal örgütleri arasına kama sokmak, siyasal örgütlerden arınmış steril bir “salt sendikacılardan oluşan 1 Mayıs” tezgâhı düzenlemek isteyenlerin hevesleri kursaklarında kaldı. DİSK’in ve KESK’in bütün baskılara rağmen bu oyuna gelmemesini önemli buluyoruz. Burjuvazinin aynı oyunu ilerde de tekrarlamaya çalışacağını bilerek bütün işçi sınıfı örgütlerinin bu konuda uyanık olması gerekiyor.

İktidarın baskılarına boyun eğerek Taksim talebinden vazgeçen sendika ve örgütler pek zavallı bir duruma düştüler. Türk‑İş’in, Hak‑İş’in ve EMEP’in bu yıl yaşananlardan ders çıkararak sınıf güçlerini bölen bu vahim hatayı düzeltmelerini talep ediyoruz. CHP’nin bile katıldığı Taksim yürüyüşüne katılmayan ve ulusalcı SİP’in son anda gösterdiği kıvraklığı bile gösteremeden Kadıköy’e giden EMEP’i anlamakta güçlük çekiyoruz.

Liberal çevrelerin hâl⠓demokrasi savaşçısı” olarak göstermeye devam ettikleri AKP’nin emekçi kitleler gözünde yıpranması 1 Mayıs 2009’da uyguladığı faşist terörle daha da hızlanacaktır. Kapitalizme ve emperyalizme karşı emekçi kitleler içinde örgütlenmenin koşulları daha elverişli hâle geliyor. Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm yolunda yürümeye devam edeceğiz. Başarı, işçi sınıfının ve dostlarının olacaktır.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 Açıklama
 TKP Tüzük Taslağı
 TKP Program Taslağı
 TKP Yasal Kuruluş Hazırlık Konferansı Sonuç Bildirisi
 Tarihimizden
 Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor
 Emperyalist Savaş Blokunun Pirus Zaferi
 Merhaba
 Dünya Komünist ve İşçi Hareketinden: Yunanistan Komünist Partisi Programı - II
 Gündemden
 Norveç’te Faşist Katliam
 15‑16 Haziran 1970’in Derslerini Tartıştık
 15-16 Haziran
 Ortadoğu'dan
 Selamlaşma

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS