Sosyalist Dergi: 27 |  ÜRÜN |
Yaklaşan Felaket ve Kurtulma Çareleri

V. I. Lenin

İlk bölümünü geçen sayımızda yayınladığımız makalenin devamını sunuyoruz


Mali iflas ve karşı koyma çareleri
Buğday fiyatındaki yükselmenin bir başka yönü daha var. Bu, piyasaya aşırı ölçüde kâğıt para sürülmesine, hayatın pahalılaşmasına, mali bozukluğun artmasına yol açacak; mali iflası yakınlaştıracaktır. Herkes, piyasaya kâğıt para sürmenin en kötü zorla borç alma biçimi olduğunu, özellikle işçilerin ve toplumun en fakir kesiminin durumunu ağırlaştırdığını ve mali düzensizliğin en kötü görünüşü olduğunu biliyor.
Sosyalist Devrimci ve Menşeviklerce desteklenen Kerenski hükümeti de özellikle bu çareye başvuruyor!
Mali düzensizliği ve kaçınılmaz mali çöküşü önlemek için sermayenin çıkarlarını devrimci bir biçimde bozmak ve gerçekten demokratik bir kontrol, yani “aşağıdan” fakir işçi ve köylülerin kapitalistler üzerinde yapacağı kontroldan başka çare yoktur. Biz bütün açıklamamız boyunca bu çareden söz ettik.
Piyasaya sınırsız ölçüde kâğıt para sürmek spekülasyonu teşvik ediyor, kapitalistlere milyonlar kazanma imkânını veriyor ve aslında çok gerekli olan üretimin genişlemesini engelliyor. Çünkü malzemenin, makinelerin pahalılığı büyük hızla artıyor. Zenginlerin spekülasyonla gerçekleştirdikleri zenginlikler saklı dururken bu duruma nasıl çare bulunabilir?
Gelirler üzerine, büyük, çok büyük gelirler için yüksek oranda müterakki (giderek artan) vergi konabilir. Hükümetimiz bu vergiyi öteki emperyalist hükümetlerden sonra koydu. Ama bu önemli ölçüde hayal olarak kaldı, çünkü önce, paranın değeri gittikçe daha hızlı düşüyor, sonra, gizlenmesinin büyüklüğü ölçüsünde gelirler, kaynaklarını spekülasyondan alıyorlar ve ticari gizlilik daha iyi korunuyor.
Vergiyi, hayal olmaktan çıkarmak, gerçek kılmak için kâğıt üzerinde kalmayan gerçek bir kontrol gerekir. Oysa kapitalistler üzerindeki kontrol bürokratik kaldığı sürece geçersizdir, çünkü bürokrasi binlerce bağla burjuvaziye bağlıdır. Bunun içindir ki batı Avrupa’nın bütün emperyalist devletlerinde –monarşi veya cumhuriyet olmasının önemi yok– mali durumun düzeltilmesi ancak işçiler için askerî zindan veya askerî kölelik anlamına gelen zorunlu çalışma görevinin yerleştirilmesi pahasına elde edildi.
Emperyalist devletlerin, demokratik cumhuriyet olan Fransa ve Birleşik Amerika dahil, savaşın yükünü emekçi sınıfların üzerine yüklemek için bildikleri tek çare gerici bürokratik kontroldür.
Hükümetimizin politikasındaki temel çelişki “demokratik devrimci” adını verdiği fakat aslında Burjuvazi ile bozuşmamak ve onunla “koalisyonu” bozmamak için, çarlığı yıkan halkı aralıksız yanıltarak, öfkelendirerek, çileden çıkararak, uygulamak zorunda olduğu gerici bürokratik kontroldür.
Oysa yalnız ezilen sınıfları, işçileri, köylüleri, yani yığınları örgütlerde toplayan demokratik devrimci tedbirler, zenginler üzerinde etkili bir kontrol kurulmasına ve gelirlerin gizlenmesine başarıyla karşı koymaya imkân verebilir.
Enflasyona karşı mücadele için çek kullanımı teşvik edilmeye çalışılıyor. Bu tedbirin fakirler için hiçbir önemi yoktur, çünkü onlar günü gününe yaşamakta, kazanmayı başardıkları bir kaç kuruşu kapitalistlere geri vererek, “ekonomik devrelerini” bir haftada tamamlamaktadırlar. Çek kullanımı zenginler için büyük önem taşıyabilir. Bu, bankaların ulusallaştırılması, ticari gizliliğin kaldırılması gibi tedbirlerle birleştirilirse, devlete kapitalistlerin gelirlerini kontrol etme, mali sistemi “demokratlaştırma” (ve aynı zamanda düzeltme) olasılığı tanıyacaktır.
Ama buradaki engel de burjuvazinin ayrıcalıklarına zarar vermek ve onunla “koalisyonu” bozmak korkusudur. Çünkü, gerçekten devrimci tedbirler almadan, ciddi zorlama yapılmadan kapitalistler hiçbir kontrole razı olmayacak, bütçelerini açıklamayacak, kâğıt para ihtiyatlarını demokratik devletin kontrolüne bırakmayacaklardır.
Bankaları ulusallaştırarak, çek kullanımını bütün zenginler için zorunlu kılacak bir kanunu çıkararak, ticari gizliliği kaldırarak, gelirlerin saklanmasını mallara el koyma, vs. ile cezalandırarak örgütlenmiş işçiler ve köylüler zenginler üzerindeki kontrolü büyük bir kolaylıkla gerçek ve evrensel hâle getirebilirler; bu kontrol, kâğıt paraları elinde tutan ve saklayanlardan alıp hazineye geri verebilir.
Bunun için, devrimci emekçi sınıflar tarafından yönetilen demokrasinin devrimci diktatörlüğü gerekiyor; başka deyişle demokrasi gerçek devrimci olmak zorunda. Her şey bu noktada toplanıyor. Ama bizim halkı yanıltmak için “devrimci demokrasi” bayrağına sarılan, görüşü her zaman “Bizden sonra tufan!” olan burjuvazinin gerici bürokratik politikasını destekleyen Sosyalist Devrimciler ve Menşeviklerimiz bunu istemiyorlar.
Çok kutsal burjuva mülkiyeti hakkında demokrasiye karşı alışkanlıklarla ön yargıların kendimizde ne kadar aşırı ölçüde yerleşmiş olduğunu gerçekte fark edemiyoruz. Bir mühendis veya bankacı, işçinin geliri, gideri, kazancı ve emeğinin verimliliği üzerine veriler yayınladığında olay yerinde ve doğru olarak değerlendiriliyor. Hiç kimse bunda mühendis tarafından işçinin özel hayatına karışma ve hafiyelik çabası olduğunu düşünmüyor. Burjuva toplumu ücretli işçinin emek ve kazancını kendisine ait, her burjuvanın işçi “lüksünü” ve “tembelliğini” ortaya koymak için istediği vakit kontrol edebileceği açık bir defter gibi kabul ediyor.
Peki, tersine bir kontrol? Eğer demokratik devlet, memur ve hizmetçi sendikalarını kapitalistlerin gelirlerini, giderlerini kontrol etmeye, yayınlamaya, gelir saklamaya karşı koymak için yardıma çağırsa ne olur?
Bu “hafiyeliğe” karşı burjuvazi hangi vahşi haykırışı koparmaz ki! “Efendiler” hizmetçilerini, kapitalistler işçileri kontrol ettiğinde her şey normal, işçinin ve sömürülenin özel hayatı dokunulmaz olarak kabul edilmiyor, burjuvazi her “ücretli köleye” hesap sorabiliyor, gelir ve giderlerini her an topluma açıklayabiliyor. Ama ezilenler ezeni kontrol etmeye, gelir ve giderlerini açıklamaya, “lüks”ünü ele verdirmeye çalıştıklarında hem de bu lüks, açlığın ve sınırdaki orduların doğrudan ölüm nedeni olduğu hâlde, hayır, burjuvazi “hafiyeliğe” izin vermeyecektir!
Soru her zaman şuraya geliyor: Burjuvazinin egemenliği devrimci, gerçek demokrasi ile uzlaşmıyor. 20. yüzyılda, kapitalist ülkede eğer sosyalizme yürümekten korkuluyorsa devrimci demokrat olunamaz.

Sosyalizme ilerlemekten korkarak öncü olunabilir mi?
Bu söylenenler Sosyalist Devrimci ve Menşevikler arasında geçerli olan oportünist düşünüyle beslenmiş okuyucuda şu itirazı rahatlıkla yaratabilir: Aslında burada sözü edilen tedbirler demokratik değil, sosyalist tedbirlerdir!
Burjuva, Sosyalist Devrimci ve Menşevik basındaki bu yaygın ve alışılmış itiraz (şu veya bu şekil altında) geri kalmış kapitalizmi savunmak için yapılıyor ve Struve’nin uşaklığını ediyor. Sosyalizm için henüz olgun olmadığımız, onu “kurmanın” çok erken olduğu, devrimimizin burjuva devrimi olduğu, onun için de burjuvazinin uşağı olmak gerektiği söyleniyor. (Oysa Fransa’nın büyük burjuva devrimcileri bundan 125 yıl önce devrimlerinin büyüklüğünü zorbalara, toprak derebeylerine, kapitalistlere karşı olduğu gibi şiddet kullanarak sağlamışlardı.)
Böyle düşünen ve burjuvazinin uşaklığını yapan sözde Marksistlerle onlara katılan Sosyalist Devrimciler (eğer onların anlayışlarının teorik temeline dikkat edilirse) emperyalizmin, kapitalist tekelin, devletin, devrimci demokrasinin ne olduğunu bilmiyorlar. Çünkü, eğer bunu anlasalardı sosyalizme yürümeden önde gidilemeyeceğini kabul etmek zorunda kalırlardı.
Herkes emperyalizmden söz ediyor. Ama emperyalizm tekelci kapitalizmden başka bir şey değildir.
Şeker sendikası, “Prodougol” ve “Prodamet’”nin yeterince kanıtladığı gibi, kapitalizm Rusya’da da tekelcidir. Aynı şeker sendikası tekelci kapitalizmin tekelci devlet kapitalizmine dönüşümü konusunda da ilgi çekici bir örnek veriyor.
Peki, devlet nedir? Devlet hâkim sınıfın örgütüdür. Örneğin Almanya’da kapitalistlerle köyde yaşayan soyluların örgütüdür. Bu yüzden Alman Plekhanov’ların (Scheidemann, Lensch ve ötekilerin) “savaş sosyalizmi” diye adlandırdıkları şey, aslında savaş dönemi tekelci devlet kapitalizmi veya daha açık ve basit deyişle işçiler için askerî zindan ve kapitalist kârların askerî korunmasıdır.
Kapitalistlerle köyde yaşayan soyluların devleti, yani kapitalistlerle büyük toprak sahiplerinin devleti yerine demokratik devrimci devleti yani bütün ayrıcalıkları devrimci biçimde yıkan, tam demokratlığı devrimci biçimde uygulamadan korkmayan devleti koymaya çalışın biraz. Göreceksiniz ki gerçekten demokratik ve devrimci bir devlette tekelci devlet kapitalizmi kaçınılmaz olarak sosyalizme doğru bir veya bir çok adım atılması anlamına gelecektir.
Çünkü, eğer büyük bir kapitalist iş yeri tekel hâline gelirse tüm halka birden zarar verir. Eğer bu devlet tekeli ise iş yerini devlet (yani devrimci demokratik yönetimde toplumun, ön planda işçi ve köylülerin, silahlı örgütü) yönetir. Kimin yararına?
Ya büyük toprak sahipleri ve kapitalistler yararına, bu durumda devlet devrimci demokratik değil, gerici bürokratik, emperyalist bir cumhuriyettir.
Ya da devrimci demokrasi yararına ve bu ne eksik, ne fazla sosyalizme doğru atılmış bir adımdır.
Çünkü sosyalizm tekelci devlet kapitalizmini hemen izleyen bir evreden başka bir şey değildir. Veya sosyalizm kapitalist tekel olmaktan çıkmış tüm halkın hizmetinde tekelci devlet kapitalizminden başka bir şey değildir.
Burada orta yol yoktur. Gelişmenin objektif yönü (savaşın sayısını, önemini ve rolünü on kat arttırdığı) tekellerden itibaren sosyalizme yürümeden ilerlenemeyeceğini ortaya koyuyor.
Ya gerçekten devrimci demokrat olunur ve sosyalizme doğru ilerlemekten korkulmaz ya da sosyalizme doğru ilerlemekten korkulur ve bu yolda atılan adımlar, Plekhanov’ların, Dan’ların ve Çernov’ların dediği gibi, devrimin burjuva devrimi olduğu ve sosyalizme geçilemeyeceği bahanesiyle suçlanır. Bu durumda kaçınılmaz olarak Kerenski, Milioukov ve Kornilov’un politikalarına, yani “devrimci demokrat” isçi ve köylü yığınlarının özlemlerini gerici bürokratik yolla bastırmaya varılır.
Orta yol yoktur.
Bizim devrimin temel çelişkisi de burada yatmaktadır.
Tarihte genel olarak ve özellikle savaş döneminde bir noktada direnmek olanaksızdır. İlerlemek veya gerilemek gerekir. Cumhuriyet ve demokrasiyi devrim yoluyla elde eden 20. yüzyıl Rusya’sında sosyalizme yürümeden, sosyalizme doğru ilerlemeden gelişme olanaksızdır, (ilerleme teknik ve kültürel düzeyle belirlenir; yoğun makineleşme nasıl şeker üretiminde ortadan kaldırılamazsa, köylü işletmelerine de yoğun biçimde sokulamaz.)
İlerlemekten korkmak, gerilemek yerine geçer. Milioukov’ların ve Plekhanov’ların hayran alkışları ve Tsereteli ile Çernov’ların akılsızca işbirliği ile Kerenski’lerin yaptıkları budur.
Tarihin diyalektiği öyledir ki tekelci kapitalizmin tekelci devlet kapitalizmine dönüşmesini inanılmayacak ölçüde hızlandıran savaş, aynı şekilde insanlığı önemli ölçüde sosyalizme yaklaştırdı.
Emperyalist savaş sosyalist devrimin yakınlığını gösteriyor. Bu yalnızca savaşın korkunçluğunun proleter ayaklanmayı meydana getirmesinden değil –ekonomik bakımdan olgun olmayan hiçbir ayaklanma sosyalizmi yaratamaz– ama tekelci devlet kapitalizminin sosyalizmin en eksiksiz maddi hazırlığı olmasından, sosyalizme geçiş olması, başka bir aşamanın sosyalizmden ayırmadığı tarihi aşama olmasından ileri geliyor.
Sosyalist Devrimcilerle Menşeviklerimiz sosyalizm sorununu ezbere ve yanlış öğrendikleri bir öğreti açısından düşünüyorlar. Sosyalizmi uzak, bilinmeyen, karanlık bir gelecek gibi sunuyorlar.
Oysa bugün, sosyalizm tüm çağdaş, kapitalizm yollarının ucundadır; sosyalizm, modern kapitalizm üzerine ileriye doğru atılan bir adım olan her hazırlıkta doğrudan ortaya çıkıyor.
Zorunlu çalışma hizmeti nedir?
Modern tekelci kapitalizm temeli üzerine ileriye doğru bir adım, belirli plana göre, tüm ekonomik hayatın düzenlenmesine doğru bir adım, kapitalizm tarafından çılgınca ziyan edilmeyi önlemek için ulusal çalışma ekonomisine doğru atılan bir adımdır.
Almanya’da büyük toprak sahipleriyle kapitalistler, işçiler için kaçınılmaz olarak askerî zindan hâline gelen zorunlu çalışma hizmeti kuruyorlar.
Aynı kuruluşun demokratik devrimci devlette kazanacağı önemi düşününüz, işçi, asker ve köylü temsilcileri Sovyetleri tarafından kurulan, düzenlenen, yönetilen zorunlu çalışma servisi henüz sosyalizm değildir, ama hiç olmazsa kapitalizm de değildir. Sosyalizme doğru çok önemli, gerçek bir demokraside geriye dönüşü, kapitalizme dönüşü, yığınlara karşı şiddet kullanmadan imkânsız kılan bir adımdır.

Savaş ve ekonomik yıkıma karşı kavga
Yaklaşan yıkıma karşı koymak için alınacak tedbirler sorunu, bizi çok önemli başka bir soruyu açıklamaya götürüyor: iç politikanın dış politika ile bağlantısı veya fetih amaçlı emperyalist savaşla devrimci, proleter savaş; cani vurgun savaşla haklı demokratik savaş arasındaki ilgi.
Bir yandan, yıkımı önlemeye yönelik saydığımız bütün tedbirler, daha önce de belirttiğimiz gibi, ülkenin savunma gücünü, başka deyişle askerî gücünü arttıracaktır, öte yandan, fetih savaşını haklı savaşa dönüştürmeden, kapitalistlerce onların yararına sürdürülen savaşı isçilerin ve ezilenlerin yararına, emekçi sınıflar tarafından yürütülen bir savaşa dönüştürmeden bu sözü edilen tedbirleri uygulama olanağı yoktur.
Gerçekten, bankaların, patron sendikalarının ulusallaştırılması, ticari gizliliğin kaldırılması ve kapitalistler üzerinde işçi kontrolünün kurulması sadece ulusal çalışma ekonomisinde çok büyük tasarruf yaratma anlamına gelmeyecek, aynı zamanda çalışan yığınların, yani toplumun çoğunluğunun durumunun düzelmesi demek olacaktır. Herkes modern savaşta ekonomik örgütlenmenin kesin önemi olduğunu biliyor. Rusya’nın yeteri kadar buğdayı, kömürü, demiri, petrolü var; bu açıdan durumumuz Avrupa’nın öteki savaşan ülkelerinden daha iyi. Eğer Rusya ekonomik yıkıma karşı, yukarıda sözü edilen yollarla, yığınların girişkenliğine dayanarak, onların durumlarını düzelterek, bankaları ve sendikaları ulusallaştırarak mücadele etse, kendi devrimini ve demokratlığını ülkeyi çok daha yüksek ekonomik örgütlenme düzeyine çıkarmak için kullanabilir.
Eğer Sosyalist Devrimciler ve Menşevikler her kontrol tedbirini engelleyen, üretimi baltalayan burjuvaziyle “koalisyon” kurmak yerine Nisan ayında iktidarı Sovyetlere devretselerdi, zamanlarını bakanlıklarda köşe kapmaca oynamakla, Kadetlerin yanında bakanlık ve müsteşarlık koltuklarının kadifelerini eskitmekle değil, işçi ve köylüleri kapitalistlere karşı kontrol çalışmalarında yönetmekle kullansalardı Rusya şimdi köylülerin toprak sahibi olduğu, bankaların ulusallaştırıldığı, yani bütün öteki kapitalist ülkeleri geçmiş, ekonomik değişme içinde bir ülke olacaktı.
Bankaların ulusallaştırıldığı bir ülkenin savunma yeteneği, bankaları özel ellerde bulunan bir ülkenin savunmasından üstündür. Toprağın köylü komiteleri elinde olduğu köylü bir ülkenin askerî gücü, büyük toprak sahipleri ülkesininkinden üstündür.
Fransızların 1792 ve 1793 yıllarındaki kahraman yurtseverlikleri ve askerî mucizelerinden sık sık söz edilir. Ama bu mucizeleri mümkün kılan maddi, ekonomik, tarihî şartlar unutulur. Devrini tamamlayan feodalitenin gerçekten devrimci yıkımı; üstün bir üretim biçiminin bütün ülkede çabukluk, kararlılık, fedakârlık ve enerjiyle kabul edilmesi; toprağın köylülerce serbestçe elde edilmesi: İşte ekonomik temelini canlandırarak, yenileştirerek Fransa’yı “mucizevi” bir çabuklukla kurtaran maddi ve ekonomik şartlar.
Fransa örneği bir tek şeyi kanıtlıyor: Rusya’yı kendini savunacak hâle getirmek, ülkede kitle kahramanlığı “mucizeleri” yaratmak için eski olan her şeyi yatışmaz bir aşırı devrimcilikle süpürmek, ülkeyi ekonomik bakımdan canlandırmak, yenileştirmek gerekir. Oysa bu 20. yüzyılda sadece çarlığı ortadan kaldırmakla yapılamaz. (125 yıl öncesi Fransa’sı da bununla yetinmemişti) Bu sadece büyük toprak sahipliğinin devrimci biçimde ortadan kaldırılmasıyla (Sosyalist Devrimcilerle Menşevikler köylüyü aldattıklarından biz bunu dahi yapamadık), sadece toprağın köylüye verilmesiyle de gerçekleştirilemez. Çünkü biz 20. yüzyılda yaşıyoruz; bankalara egemen olmadan toprağa egemen olmak, halka yaşantısını yenileştirme ve canlandırma garantisini vermeye yetmiyor.
Fransa’nın 18. yüzyıl sonundaki maddi, ekonomik yenileşmesi, politik ve ruhsal yenileşmeye, devrimci demokrasinin ve devrimci proletaryanın diktatörlüğüne ve gericiliğin her türüne karşı açılan dinmek bilmeyen savaşa bağlıydı. Tüm halk –özellikle yığınlar, yani ezilen sınıflar– sınır tanımayan devrimci coşkunlukla ayaklanmıştı. Herkes savaşı, haklı savunma savaşı kabul ediyordu ve öyleydi de. Devrimci Fransa gerici, monarşik Avrupa’ya karşı kendini savunuyordu. 1792‑1793 yıllarında değil, ama yıllar sonra, ülkede gericiliğin zaferinden sonra, karşı devrimci Napolyon diktatörlüğü Fransa’nın savaşlarına savunma niteliğini kaybettirdi, onları fetih savaşlarına dönüştürdü.
Peki, ya Rusya’da? Biz kapitalistlerin çıkarına, emperyalistlerle ittifak hâlinde, çar tarafından İngiltere ve öteki ülkeler kapitalistleriyle yapılan ve Rus kapitalistlerine öteki ülkelerin, İstanbul, Lvov, Ermeni ülkesi ve ötekilerin yağmasını vadeden gizli anlaşmaları uygulayarak emperyalist savaşa devam ediyoruz.
Savaş, Rusya adil bir barış teklif etmediği ve emperyalizmle bağlarını koparmadığı sürece Rusya açısından fethe yönelik savaş olarak kalacaktır. Savaşın sosyal niteliği ve gerçek anlamı (eğitilmemiş köylünün basit anlayışı düzeyine düşen Sosyalist Devrimcilerle Menşeviklerin düşündüğü gibi) düşman birliklerinin işgal ettiği pozisyonlarla belirlenmiyor. Onun niteliği şu iki soruya verilen cevapla tayin ediliyor: Savaş hangi politikayı sürdürüyor? (“savaş politikanın devamıdır”) Hangi sınıf, hangi amaçla savaş yapıyor?
Gizli anlaşmalar gereğince kitleler vurgun savaşlarına götürülemez ve onların heyecanına bel bağlanamaz. Devrimci Rusya’nın öncü sınıfı, emekçi sınıfları, bu savaştaki kıyıcılığı gittikçe daha iyi anlıyor; burjuvazi de kitlelerin bu kanısını değiştirmek şöyle dursun, aksine güçlendiriyor. Rusya’da iki başkentin, emekçi sınıfları kesinlikle uluslararası birlik yanlısı.
Buradan kitlelerin savaş için heyecanının ne olabileceğini görüyorsunuz.
İç ve dış politikanın biri, ötekine ayrılmaz biçimde bağlıdır. Büyük ekonomik reformları gözüpeklik ve kararlılıkla gerçekleştirecek halkın yüce kahramanlığı olmadan ülkeyi kendini savunacak duruma getirmek olanaksızdır. Emperyalizmle bağları koparmadan, bütün halklara demokratik bir barış önermeden, böylece, kıyıcı fetih ve vurgun savaşını, haklı savaşa, savunma ve devrimci savaşa dönüştürmeden kitlelerde kahramanlık yaratma olasılığı da yoktur.
Devrimimizi ve emperyalizmin demir mengenesine yakalanan ülkemizi ancak dış politikada olduğu gibi iç politikada da kapitalistlerden iyi düşünülmüş, kesin bir kopma kurtarabilir.
Devrimci demokrasi ve devrimci işçi sınıfı
Günümüzün Rusya’sında demokrasi gerçekten demokratik olabilmek için işçi sınıfı ile yakından birleşmek, onu tek devrimci sınıf olarak sürdürdüğü kavgada sonuna dek desteklemek zorundadır.
İşitilmemiş büyüklükteki yıkıma karşı koyma çarelerinin incelenmesi bizi bu sonuca götürüyor.
Savaş öylesine bir buhran yarattı, halkın maddi ve moral gücünü öylesine gerdi, mevcut sosyal düzene öylesine ağır darbeler indirdi ki insanlık şu seçim karşısında bulunuyor: Mahvolmak ya da daha üstün bir üretim biçimine, mümkün olduğu ölçüde hızlı ve köklü biçimde geçebilmek için geleceğini en devrimci sınıfa emanet etmek.
Pek çok tarihî neden yüzünden –Rusya’nın hatırı sayılır geriliği, savaşın yarattığı özel güçlükler, çarlığın aşırı ölçüde dağılması, 1905 geleneğinin olağanüstü canlılığı– Rus devrimi öteki ülkelerdeki devrimi geride bıraktı. Siyasal yönetimi açısından Rusya devrimle bir kaç yıl içinde ileri ülkelere yetişti.
Ama bu yeterli değil. Savaş acımasızdır. O, soruyu kesin bir açıklıkla ortaya koyuyor: Mahvolmak ya da ileri ülkelere yetişmek ve onları ekonomik bakımdan da geçmek.
Bu mümkündür, çünkü gözlerimizin önünde çok sayıda ileri ülkenin hazır deneyi var; onların kültür ve tekniklerinin aldığı sonuçlar var… Biz savaşa karşı Avrupa’da büyüyen protesto hareketinde, bütün ülkelerde yükselen işçi devrimi havasında moral destek buluyoruz. Bizi uyaran, kamçılayan emperyalist savaş dönemindeki olağanüstü devrimci demokratik özgürlüktür.
Mahvolmak veya tüm hızla ileri atılmak. Tarih soruyu böyle soruyor.
Böyle bir dönemde işçi sınıfının köylü sınıfına karşı tutumu, durumun gerektirdiği değişikle, eski bir Bolşevik ilkeyi doğruluyor: Köylü sınıfını burjuvazinin etkisinden kurtarmak. Devrimin kurtuluş güvencesi buradadır.
Köylü sınıfı küçük burjuva kitlesinin en kalabalık öğesidir.
Bizim Sosyalist Devrimciler ve Menşevikler gerici bir görev üstlendiler: Köylü sınıfını burjuvazinin etkisinde tutmak, ona işçi sınıfıyla değil, burjuvaziyle güç birliği yaptırmak.
Devrim deneyi kitleleri çabuk eğitti. Sosyalist Devrimcilerle Menşeviklerin gerici politikası iflas etti: iki başkentin Sovyetlerinde yenilgiye uğradılar, iki demokratik küçük burjuva partisinde “sol” muhalefet artıyor. 10 Eylül 1917’de Petrograd’daki Sosyalist Devrimciler kongresinde işçi sınıfıyla işbirliğine yanaşan ve burjuvaziyle güçbirliğini reddeden solcu Sosyalist Devrimciler üçte iki çoğunluk kazandılar.
Sosyalist Devrimcilerle Menşevikler burjuvazinin pek sevdiği şu iki kavramın zıtlığını kendi hesaplarına geçiriyorlar: Burjuvazi ve demokrasi. Ama aslında bu zıtlık metre ile kilogramın karşılaştırılması kadar saçmadır. Demokratik bir burjuvazi olabileceği gibi bir burjuva demokrasisi de olabilir: Bunu inkâr etmek için ekonomi ve tarihten hiç anlamamak gerekir.
Sosyalist Devrimciler ve Menşevikler inkâr edilemez bir gerçeği gizlemek için bu yapma zıtlığa gereksinme duyuyorlardı; bu gerçek burjuvazi ile işçi sınıfı arasında küçük burjuvazinin yer aldığıdır. Bu sınıf kendi ekonomik ve sosyal durumu nedeniyle kaçınılmaz olarak burjuvazi ve işçi sınıfı arasında tereddüt ediyor.
Sosyalist Devrimciler ve Menşevikler küçük burjuvaziyi burjuvazi ile işbirliğine itiyorlar. Onların bütün “koalisyon”larının, Kerenski’nin, şu benzeri olmayan yarı Kadet’in, bütün politikasının temeli budur. Altı aylık devrimde bu politika tamamen iflas etti.
Kadetlerin etekleri zil çalıyor: Görüyorsunuz, diyorlar, devrim iflas etti, devrim ne savaşın, ne de ekonomik durgunluğun hakkından gelebildi.
Bu yalandır, iflas edenler Kadetlerle Sosyalist Devrimciler ve Menşeviklerdir; çünkü Rusya’yı altı aydır yöneten bu bloktur (bu ittifaktır); bu altı ay boyunca ekonomik durgunluğu arttırdılar, askerî durumu güçleştirdiler.
Burjuvazinin Sosyalist Devrimciler ve Menşeviklerle ittifakı ne kadar çabuk iflas ederse halk o kadar çabuk ders alacaktır, o kadar çabuk doğru çözümü bulacaktır; bu çözümse: Fakir köylü sınıfının, yani köylülerin çoğunluğunun işçi sınıfı ile ittifakıdır.

10‑14 (23‑27) Eylül 1917’de kaleme alındı.
Petrograd’daki “Priboi” Yayınevince
Ekim 1917 sonunda broşür olarak yayınlandı.
Lenin, Toplu Eserler
Paris‑Moskova, c. 25, s. 347‑397.

 
Yazarın Diğer Yazıları
 Açıklama
 TKP Tüzük Taslağı
 TKP Program Taslağı
 TKP Yasal Kuruluş Hazırlık Konferansı Sonuç Bildirisi
 Tarihimizden
 Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor
 Emperyalist Savaş Blokunun Pirus Zaferi
 Merhaba
 Dünya Komünist ve İşçi Hareketinden: Yunanistan Komünist Partisi Programı - II
 Gündemden
 Norveç’te Faşist Katliam
 15‑16 Haziran 1970’in Derslerini Tartıştık
 15-16 Haziran
 Ortadoğu'dan
 Selamlaşma

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS