Sosyalist Dergi: 16 |  Ahmet Erhanlı |
Belediye-İş Sendikası’na Çağrı



Aslında çağrımız genel hizmetler işkolunda örgütlü Belediye-iş, Genel-iş ve Hizmet-iş sendikalarının üçünü de kapsıyor. Ancak, aşağıda anlatacağımız olay İstanbul belediye şoförlerini ilgilendiriyor ve o şoförler de Belediye-iş sendikasında örgütlü. Bu nedenle öncelik Belediye-iş sendikamızda.

Konuyu kısaca özetleyelim:
Biliniyordur. İstanbul’da belediye otobüslerinde normal basılı bilet ile elektronik bilet olarak tanımlanan akıllı bilet, akbil geçerli. Halk otobüslerinde ise normal bilet kullanılamıyor ama, hem para hem de akbil geçiyor. Eğer yanında bilet ya da akbil yok ise, para karşılığında sadece halk otobüslerinden yararlanabiliyorsun. En azından kısa bir süre öncesine kadar böyleydi. Şimdi ise, belediye otobüs şoförleri servislerine başlamadan önce kendi akbillerini dolduruyorlar. Sonra da eğer biletin veya akbilin yoksa, kendilerinde bulunan cihazı verip karşılığında senden bilet parası alıyorlar.
“Bu işten ne kârları var” diyebilirsiniz. Normalde İstanbul için tam otobüs bileti 1 milyon lira, eğer akbil kullanıyorsan 900 bine denk geliyor. Yani, belediye, akbil kullanımını teşvik etmek için bilet fiyatlarında yüz bin liralık bir indirim yapıyor. İşte, şoförlerimiz aradaki bu farkı yolcudan talep ediyor. Yolcu akbil tomunu bir kez kullanıp kayda 900 bin lira olarak geçirtiyor; ama, şoför yolcudan 1 milyon alıyor.
Kısacası, daha önce, genellikle yağmur çamur demeden, soğuk sıcak demeden ara duraklarda bekleyen işportacı karaborsacıların işini şoförler devralmış vaziyetteler. Artık bileti olmayanlar halk otobüslerini beklemek veya karaborsadan bilet satın almak yerine doğrudan belediye otobüslerine biniyorlar.
Şoförlerin hayırlı bir iş yaptığını söyleyebilirsiniz. Ki, gerçekten de öyle. Zor durumda kaldığın zaman otobüsün içine girip bilet veya akbil sormak zorunda kalmıyorsun. Daha hızlı ve daha uygar bir çözüm yolu bulunmuş bile sayılabilir. Aynı zamanda ücretleri iyice düşük kalan belediye işçilerinden hiç olmazsa şoförlerin ek bir gelire sahip olmaları sağlanmış oldu böylece.
Ama, bizim aklımıza başka bir sorun geldi. Tartışılmak üzere söylüyoruz. İstanbul belediye çalışanlarının mücadeleci bir geleneği var. Sendikalarına sahip çıkma gibi bir özelliğe de sahipler. Refah’lı belediye başkanları döneminde Hak-iş’e bağlı Hizmet-iş sendikasının yetkiyi Belediye-iş’in elinden alması için olmadık hukuk tartışmaları yaşanmasına ve yıllar boyunca yetki problemi yaşanması dolayısıyla toplu sözleşme mağduru olmalarına rağmen, mücadeleden vazgeçmeyen bir yapısı vardır belediye işçilerinin.
Belediye işçileri arasında da çalışma koşulları en ağır olan kesimlerin başında biliyoruz ki şoförler geliyor. İstanbul’un inanılmaz trafik keşmekeşinde yorulan, sinirleri yıpranan, doğru dürüst bir mola merkezi bulunmayan, soğukta titreşen, sıcaklarda pişen küçücük barakalarda sıralarının gelmesini bekleyen emektar şoförlerimiz var.
Ama, bugün bu arkadaşlarımızın bir kısmı, (bizim gözlemimiz ezici bir bölümü), bu yeni uygulama sayesinde ek bir gelire kavuştu.
Peki, bu durum Belediye-iş sendikasının yeni dönemdeki toplu sözleşme görüşmelerini etkilemeyecek mi dersiniz? Acaba, sendikanın görüşmeler sonucunda alması muhtemel eylem kararlarına, bu ek gelir sahibi şoförler diğer çalışanlar kadar aktif ve kararlı bir şekilde katılabilecekler mi? Acaba, sendikalar bu durumu göz önüne alan yeni politikalar geliştiriyorlar mı? Yoksa, işi oluruna mı bıraktılar?
Şoförlerin bu uygulaması vatandaşın işine ne kadar yararsa yarasın, son tahlilde bakıldığında kamusal bir hizmetten özel çıkar elde eden bir kesim yaratılmasına yol açıyor. Bu durumun liberal ideolojik hegemonyanın etkisi altındakilerin ilgisini, dikkatini ve tepkisini çekmediğini biliyoruz. Günümüzde yaşanan onlarca hortumculuk, yağmacılık ve hırsızlık yanında bunun sözünü bile etmeye değmez bulunabileceğini de tahmin ediyoruz. Ancak, biz tam da bu sebeple sendikaların olaya müdahale etmeleri gerektiğini söylüyoruz.
Çünkü, sendikalar ve işçi sınıfı, kendi içinde imtiyazlara sahip kesimler yaratılmasına engel olmalıdır. Aksi takdirde, verilen mücadele ancak en zayıfların, en alttakilerin ve en ezilmişlerin savaşına döner. Bu da, topyekün kavga önündeki en büyük engel haline gelir. Özal’ın bir zamanlar ettiği “benim memurum işini bilir” hakaretinin bir benzerinin işçiler için sarf edilmesini engellemek emek yanlılarının birinci görevi olmalıdır. İşçi sınıfı “işini bilmez”, o alınterinin hakkını almak için mücadele eder. İdeolojisiyle, politikasıyla, duygusuyla, etik değerleriyle bu mücadeleden verilen her taviz sermayenin işini kolaylaştırır.
Bu durumun değerlendirilmesi ve tatmin edici bir çözüm bulunması için sendika yetkililerini, özellikle İETT Taşıtlar Şubesi sorumlularını, derhal harekete geçmeye davet ediyoruz.


 
Yazarın Diğer Yazıları
 Kıdem Tazminatını Gasp Edemeyeceksiniz
 Liseli Gençliğe Saldırı
 12 Mart Darbesinin Kırkıncı Yılı
 NADER’İN MEKTUBU
 Belediye-İş Sendikası’na Çağrı
 İntikam Politikası
 Çekin Ellerinizi Komünist Şairimizden
 İşgalin Beş Yılı
 Yeni Bir Atılım İçin
 Amerikan Emperyalizminin Gerilemesi Sürüyor
 Felluce'nin Anlattığı
 CİA ve EDEBİYAT Bir Operasyonun Öyküsü
 Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Günümüz
 George Orwell: Sömürge polisi, sosyalist, muhbir
 ABD'NİN ORTADOĞU VE DÜNYA PLANLARI

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS