Sosyalist Dergi: 15 |  Ahmet Erhanlı |
CİA ve EDEBİYAT Bir Operasyonun Öyküsü

     İngiliz yazarı George Orwell Animal Farm adlı ünlü eserini, İkinci Dünya Savaşı sırasında Kasım 1943-Şubat 1944 tarihleri arasında yazdı. Yazar, o sıralarda komünizmin insanlık için en büyük tehdit kaynağı olduğu görüşünü savunuyordu. Daha sonraları kitabın Ukrayna dilindeki baskısına yazdığı önsözde (Mart 1947) belirttiği gibi, "Sovyet efsanesinin yıkılması gerektiğine inanıyordu" ve yıllardan beri "Sovyet efsanesini herkesin kolayca anlayabileceği ve başka dillere kolayca çevrilebilecek bir öyküyle teşhir etmeyi düşünmüştü". [Orwell 1968: III, 404 vd.].
     Kitabını hemen yayımlatmak isteyen George Orwell, bu isteğine anında ulaşamadı. Çünkü, o sırada İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri Sovyetler Birliği'yle aynı safta bulunuyor, Almanya, İtalya ve Japonya'nın oluşturduğu faşizm cephesine karşı savaşıyordu. Bu siyasal hicvin komünistleri rahatsız edeceğini ve Sovyetler Birliği ile kurulmuş olan bağlaşmaya zarar vereceğini düşünen yayıncılar başlangıçta kitabı yayımlamayı reddettiler.


     Hayvan Çiftliği ancak İkinci Dünya Savaşının sona erdiği, Soğuk Savaşın ilk belirtilerinin ortaya çıktığı, ABD ve İngiltere'nin Sovyetler Birliği ile ilişkilerinin bozulmaya yüz tuttuğu bir sırada, Ağustos 1945'te yayımlandı. Soğuk Savaş havası yerleştikçe kitap büyük bir başarı kazandı ve art arda dünyanın çeşitli dillerine çevrildi. Sonuçta, Hayvan Çiftliği dünyanın belki de en tanınmış siyasal hicvi olarak tarihe geçti. Kitap, George Orwell'e dünya çapında ünün yanı sıra büyük bir servet de kazandırdı.
     Frances Stonor Saunders'in son yıllarda büyük yankılar uyandıran the Cultural Cold War (The New Press, New York, 2000) adlı kapsamlı araştırması sayesinde, bugün bu sürecin bütününe Soğuk Savaş mantığının yön verdiğini biliyoruz. Saunders'in ABD ve İngiltere'de artık gizliliği kaldırılan devlet belgelerine ve dönemin ilgilileriyle yaptığı söyleşilere dayanarak açıkladığı gibi, George Orwell'in Hayvan Çiftliği ve ardından yazdığı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört kitabı ile bu kitaplardan yararlanılarak yapılan filmler, Soğuk Savaşın kültür alanındaki en büyük operasyonlarından biri olarak Amerikan Merkezî İstihbarat Teşkilatı CİA'nın çok yönlü desteğiyle bütün dünyaya dağıtılmıştı.
     [Saunders 2000: 293-298]. Bir başka deyişle, George Orwell'in ve Hayvan Çiftliği'nin büyük başarısı salt edebiyat çerçevesinde kalarak açıklanamazdı; bu başarının ardında dünya politikasının katı gerçekleri ve bir büyük devletin siyasal stratejik tercihleri yatıyordu. Siyasal iktidar edebiyat dünyasına müdahale ediyor ve bir edebiyat eseri güç ilişkilerinin bir aleti olarak kullanılmak üzere siyasal yöntemlerle öne çıkarılıyordu.

     Kitap Türkçeye Çevriliyor
     Gelelim kitabın Türkçe'ye çevrilmesi sürecine. Hasan Âli Yücel'in eğitim bakanlığı döneminde 1-5 Mayıs 1939 tarihleri arasında toplanan I. Türk Neşriyat [Yayıncılık] Kongresi'nde alınan kararlar doğrultusunda kurulan Tercüme Bürosu'nun yayımladığı Tercüme dergisinin Ocak 1953 tarihli 55. sayısında bir duyuru yer alır. Duyuruda, "Tercüme Bürosu'nun 1952-1953 çalışma devresine başladığı 21 Kasım 1952 tarihinden 1 Ocak 1953 tarihine kadar, tetkik ederek yayımlanmasına karar verdiği eserler" açıklanır. Devletin resmi bir kurumu olan Tercüme Bürosu'nun inceleyerek yayımlanmasını kararlaştırdığı eserler arasında, "Yeni Amerikan Edebiyatı Serisinden" "Prof. Halide Edip Adıvar'ın George Orwell'den çevirdiği Hayvan Çiftliği (Animal Farm)" de bulunmaktadır.Galiba hepinizin dikkatini çekmiştir; burada ilginç olan nokta, George Orwell'in adı geçen kitabının çevrilerek yayımlanması kararından ibaret değildir. George Orwell'in yapıtı, Türkiye toplumuna -gerçekte olduğu gibi- yeni İngiliz edebiyatı serisinden değil, aksine, -gerçeğe aykırı olarak- yeni Amerikan edebiyatı serisinden sunulmaktadır!

     Basit Bir Yanlışlık Mı?
     Bu noktada, insanın aklına basit bir dalgınlığın, bir dil veya kalem sürçmesinin söz konusu olabileceği düşüncesi geliyor. İnsan, bu dil veya kalem sürçmesinin anında fark edilerek düzeltileceği, örneğin bir sonraki sayıda gerekli açıklamanın yapılarak dergi okurlarından özür dileneceği beklentisine kapılıyor. Ne var ki, böyle bir açıklama asla gelmiyor! Ama bu aşamada, yapılan yanlışlardan dolayı toplumdan özür dileme kültürünün devlet bürokrasisinde pek gelişmemiş olabileceğini dikkate alarak herhangi bir özür açıklaması olmadan yanlışlığın yine de düzeltileceği beklentisinden vaz geçmiyoruz.
     Peki, hiç değilse bu beklentimiz gerçekleşiyor mu? Hayır! Eğitim Bakanlığı -daha doğrusu, o zamanki adıyla Maarif Vekâleti- kitabı 1954 tarihinde İstanbul'da Maarif Basımevi'nde bastırarak yayımlıyor. Kitap, Tercüme dergisinde verilen yanlış bilgiye uygun olarak Yeni Amerikan Edebiyatı serisinden çıkıyor. İşte bu anda, artık basit bir hata veya dalgınlıkla karşı karşıya olmayabileceğimizi düşünmeye başlıyoruz. Son bir umutla, George Orwell'in Hayvan Çiftliği adlı yapıtını yeni Amerikan edebiyatının Türkçe'ye çevrilmiş ikinci ürünü olarak sunan kapak sayfalarını geçip çevirmenin önsözüne bakıyoruz. Ne var ki, bu önsözde de aradığımızı bulamıyoruz. Prof. Halide Edip Adıvar, önsözünde çok şeyler söylüyor, ama eserin İngiliz edebiyatının ürünü olduğuna hiç değinmiyor.
     Dahası var. Kitabın ikinci baskısı 1966 yılında adı artık Milli Eğitim Bakanlığı'na çevrilen aynı kurum tarafından yapıldığında da yukarıda açıkladığımız yanlış bilgi sürdürülüyor, Yeni Amerikan Edebiyatı tanımı değiştirilmiyor. Kısacası, kitabın okurları ve bir bütün olarak Türkiye toplumu bile bile yanıltılmış oluyor. Yeni Amerikan Edebiyatı tanımı ancak kitabın 1990 yılında yapılan baskısında -üstelik herhangi bir açıklama verilmeden- kayboluyor. Demek oluyor ki, devletin resmi bir kurumu olan Milli Eğitim Bakanlığı 1953 yılından 1990 yılına kadar 37 yıl boyunca Türkiye toplumuna Hayvan Çiftliği'ni Amerikan edebiyatı ürünü, dolayısıyla da George Orwell'i Amerikan yazarı olarak tanıtıyor.

     Acaba Neden?
     Uzun yıllar İngiltere'de yaşayan ve İngiliz Edebiyatı Tarihi adlı üç ciltlik yapıtın da yazarı olan çevirmen Halide Edip Adıvar'ın, ülkenin seçkin uzmanlarının görev yaptığı Tercüme Bürosu'nun ve bir bütün olarak Eğitim Bakanlığı'nın İngiliz edebiyatını Amerikan edebiyatı sanacak kadar bilgisiz oldukları düşünülemeyeceğine göre, bu aykırı olguyu nasıl açıklayacağız?
     Çeviriyi toplumsal bağlamından yalıtılmış olarak ele aldığımızda, toplumsal-insani etkinliklerin bütünlüğünden kopardığımızda herhangi bir açıklama verebileceğimizi sanmıyorum. Akla uygun bir açıklama için, salt çevirinin sınırları ötesine geçmek, çeviriyi öbür alanlarla etkileşimi içinde değerlendirmek, kuramlarımızı toplumsal-insani etkinliklerin bütünselliği kavramını gözetecek şekilde oluşturmak gerekecektir. Milli Eğitim Bakanlığı'nın Hayvan Çiftliği'ni toplumumuza sunarken niçin böylesine çarpıcı bir yanıltmacaya yönelmiş olduğunu açıklayabilmek için siyaset bilimine başvurmak, dönemin Türkiye politikasını ve Türk-Amerikan ilişkilerini incelemek zorunlu olacaktır. Şimdi kısaca söz konusu döneme bir göz atalım.

     Ülke ve Dünya Bağlamı
     Türkiye'de iktidarı elinde tutan Cumhuriyet Halk Partisi'nin tek-parti rejimi, İkinci Dünya Savaşı'nın Almanya-İtalya-Japonya blokunun yenilgisiyle sonuçlanacağının kesinleşmesi üzerine ABD ve İngiltere'yle ilişkilerini geliştirme kararı aldı. Dünyadaki yeni güç dengesine uyum sağlamak üzere, 1945 yılının Temmuz ayında ülkede parti kurma yasağı kaldırıldı ve çok partili parlamenter sisteme geçildi. Türkiye'de çok partili sisteme geçiş sıkı sıkıya kontrollü bir süreç oldu. TKP'yle bağlantılı Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) ve Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) gibi sol partiler hemen kapatıldı. Buna karşılık, tek parti döneminin eski bir bakanı ve başbakanı olan Celal Bayar'ın genel başkanlığındaki liberal-muhafazakâr kapitalist bir partinin, yani Demokrat Parti'nin (DP) yolu açıldı. İlk çok partili seçim 1946 yılında yapıldı. "Açık oy, gizli sayım" ilkesinin uygulandığı seçimi CHP kazandı, ama Demokrat Parti Millet Meclisi'ne girmeyi başardı. Demokrat Parti, tek-parti döneminin baskısından bunalmış halk yığınlarının yanı sıra, yavaş yavaş, büyük iş çevrelerinin ve büyük toprak sahiplerinin desteğini kazandı. [Kaplan 1999: 199-200].
     Öte yandan, İkinci Dünya Savaşı'ndan -ister galipler, ister mağluplar safında olsun- yakılıp yıkılarak çıkan ve güç kaybeden bütün sanayileşmiş ülkelerin tersine, ABD olağanüstü kazançlı çıkmıştı. [Chomsky 2000: 11-26]. ABD'nin dünya hakimiyetini eline geçirme stratejisini benimsemesi ve bu stratejiye uygun olarak, "dünyanın her yanında Sovyet tehdidine karşı mücadele"yi öngören "Truman doktrini"ni kabul etmesinin ardından, Türkiye ile ABD arasındaki ilk ikili anlaşma 12 Temmuz 1947'de imzalandı. Bu anlaşma uyarınca ABD, Türkiye'ye 100 milyon dolar tutarında askeri ve ekonomik kredi açıyor, karşılığında Türkiye'de üs kurma hakkını elde ediyor ve askeri, ekonomik ve hukuksal ayrıcalıklara kavuşuyordu. Türkiye 1948 yılında Marshall Planı kapsamına da alındı ve yeni krediler elde etti.
     14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimleri Demokrat Parti kazandı. Demokrat Parti hükümeti, Soğuk Savaş zihniyetini bütünüyle benimsiyor, programında, mevcut dünya ortamında düşünce özgürlüğüne izin verilmesinin yıkıcı sonuçlara yol açacak bir gaflet olacağını vurguluyordu. [Kaplan 1999: 216-218].
     Demokrat Parti yönetiminin ilk işlerinden birisi, ABD'nin isteğine uyarak Kore'ye asker göndermek oldu. 4500 kişiden oluşan Kore Türk Tugayı 25 Temmuz 1950'de alınan bakanlar kurulu kararıyla Kore'ye gitti ve savaşa katıldı. Savaş politikasına karşı çıkan, bağımsız ve bağlantısız bir dış politikayı savunan muhalifler hapse atıldı. Kore'ye asker gönderilmesine karşı bildiri yayımlayan Barışseverler Cemiyeti yöneticileri hemen içeriye alındı. 1951 yılında başlatılan TKP tutuklamasında Şefik Hüsnü Deymer, Zeki Baştımar, Reşat Fuat Baraner, Mehmet Bozışık, Mihri Belli, Behice Boran, Ruhi Su, Vedat Türkali, Ahmet Arif, Enver Gökçe, Şükran Kurdakul, Arif Damar, Adnan Cemgil, Mübeccel Kıray, İlhan Başgöz, Ulvi Uraz, Orhan Suda, Arslan Kaynardağ, Nijat Özön gibi düşünce, yazın, sanat ve çeviri yaşamında önemli roller oynayan aydınlar tutuklananlar arasındaydı. Türkiye, 18 Şubat 1952'de NATO'ya üye oldu.
     Demokrat Parti yönetiminin en gözde sloganı, hepinizin bildiği gibi, "Türkiye'yi küçük Amerika yapacağız" sloganıydı. Demokrat Parti'nin "küçük Amerika"sı, dönemin McCarthy Amerikası gibi, düşünce özgürlüğüne tahammülün sıfıra indiği bir ülke konumundaydı. Türkiye'yi saran Amerikan hayranlığı, yüzlerce yıllık Rus salatasının adını "Amerikan salatası"na çevirecek boyutlara ulaşmıştı.

     Sonuç
     İşte Hayvan Çiftliği'nin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından edebiyat dünyamıza Amerikan edebiyatının ürünü olarak sokulması böylesi bir bağlamda gerçekleşmiştir. Ülkenin siyasal, ekonomik, askeri ve kültürel olarak ABD'ye bağımlı duruma gelmesi, bilinçsizliğin yaygınlaşması ve Amerikan hayranlığının toplum yaşamımıza damgasını vurması, resmi bir kurumun böyle bir yanıltmacaya kalkışmasına yol açmış; dünyadan az çok haberli herhangi bir kişinin bile fark edebileceği bu apaçık yanlış, hiç kimsenin itirazına veya düzeltmesine olanak tanınmayan bir ortamda toplumumuza gerçeğin ta kendisiymiş gibi sunulabilmiştir.
     Bir noktayı daha anımsatayım: George Orwell'in adı geçen yapıtını Türkçe'ye çeviren Halide Edip Adıvar, 1950-1954 yılları arasında Millet Meclisi'nde Demokrat Parti milletvekili olarak görev yapmıştır.
     Öyleyse, Hayvan Çiftliği'nin öyküsünü kısaca şöyle özetleyebiliriz: Soğuk Savaş ortamı, Amerikan Merkezî İstihbarat Teşkilatı CİA'nın Animal Farm kitabını Soğuk Savaşın kültür cephesinde bir koz olarak kullanmaya karar vermesi, Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerikan etki alanına girmesi, Demokrat Parti hükümetine bağlı Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir kurumu olan Tercüme Bürosu'nun kitabın Türkçe'ye çevrilmesini kararlaştırması, kitabın Demokrat Parti milletvekili Halide Edip Adıvar tarafından Hayvan Çiftliği adıyla çevrilmesi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanması ve Türkiye toplumuna Amerikan edebiyatının ürünü olarak sunulması.
     George Orwell'in Animal Farm adlı yapıtının Türkiye'deki serencamını da kapsayan öyküsü işte budur. CİA'nın edebiyat alanında dünya çapında yürüttüğü bir operasyonun Türkiye ayağı işte böyle gerçekleştirilmiştir.

Kaynaklar
Chomsky, Noam. 2000. Sam Amca Ne İstiyor : İkinci Dünya Savaşı'ndan Günümüze Amerikan Politikaları. İstanbul: Minerva Yayınları.Kaplan, İsmail. 1999.
Türkiye'de Milli Eğitim İdeolojisi. İstanbul: İletişim Yayınları.
Orwell, George. 1968. Collected Essays, Journalism and Letters of George Orwell. Four volumes, edited by Sonia Orwell and Ian Angus. New York: Harcourt.
Saunders, Frances Stonor. 2000. The Cultural Cold War. New York: The New Press.
 
Yazarın Diğer Yazıları
 Kıdem Tazminatını Gasp Edemeyeceksiniz
 Liseli Gençliğe Saldırı
 12 Mart Darbesinin Kırkıncı Yılı
 NADER’İN MEKTUBU
 Belediye-İş Sendikası’na Çağrı
 İntikam Politikası
 Çekin Ellerinizi Komünist Şairimizden
 İşgalin Beş Yılı
 Yeni Bir Atılım İçin
 Amerikan Emperyalizminin Gerilemesi Sürüyor
 Felluce'nin Anlattığı
 CİA ve EDEBİYAT Bir Operasyonun Öyküsü
 Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Günümüz
 George Orwell: Sömürge polisi, sosyalist, muhbir
 ABD'NİN ORTADOĞU VE DÜNYA PLANLARI

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS