Sosyalist Dergi: 16 |  ÜRÜN |
Sonuç Bildirileri

SONUÇ BİLDİRİSİ: İŞGALİN DEĞİL, DİRENİŞİN SAFINA!
26 EKİM 2003

Ürün Okurları Türkiye Koordinasyonu 26 Ekim 2003 tarihinde ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen temsilcilerin katılımıyla İstanbul’da toplanarak yurt ve dünya sorunlarını görüştü. Bir önceki toplantıda alınan kararların ne ölçüde yerine getirildiğini değerlendirdi. Önümüzdeki süreçte yapılması gerekenleri masaya yatırdı.
Irak’ta gün geçtikçe gelişen, daha örgütlü hale gelen tüm anti-emperyalist unsurları bir araya getirmeye başlayan direnişi selamladı. Iraklı kardeşlerimizin işgalci sömürgecileri ülkelerinden kovma doğrultusundaki kararlılıklarının dünya ve Türkiye ilerici güçlerine umut verdiğini tespit etti. Anti emperyalist güçlerin silahlı direnişine Iraklı komünistlerin katılmasını Türkiyeli komünistler adına coşkuyla selamladı. Türkiye emekçi sınıflarının bu direnişe vereceği desteğin daha somut hale getirilmesinin bölge halkları açısından büyük önem taşıdığını vurgulayarak tüm ilerici, yurtsever ve devrimci güçleri bu yönde çalışmaya davet etti.
On yılı aşkın bir süre boyunca Irak’ın ambargo altında kalmasına yol açan BM’nin, bu kez de işgale verdiği destek nefretle kınandı. Bu kararın insanlığın ortaklaşa geliştirdiği barış, dostluk, işbirliği ilkelerinin ayaklar altına alınmasından ve yeni savaşlara zemin hazırlamaktan başka bir sonuç doğurmayacağını tespit etti.
İsrail’in 245 km uzunluğunda bir duvar inşa ederek Filistin devletinin topraklarının bir kesimini daha ilhak etme girişiminin halkların dayanışmasıyla mutlaka ortadan kaldırılacağını belirtti. BM’nin genel kurulunda ABD, İsrail, Marşal Adaları ve Mikronezya dışında bu kararı kınayan ve geçersiz sayan tüm dünya ülkelerini ve halklarını kutladı.
Emperyalizmin Latin Amerika üzerindeki emellerinin halkların ve işçi sınıfının tepkisiyle geri püskürtülmeye başlandığını da tespit etti ve mücadeleyi selamladı.
Türkiye egemenlerinin Irak’a ilişkin ABD’ye tam teslimiyet politikasının hüsranla sonuçlanacağını belirtti. ABD’nin talebiyle kabul edilen asker gönderme kararı, Amerikan işbirlikçileri dahil tüm Iraklılar tarafından reddedildi. Egemenlerin asker gönderme niyetini bütünüyle ortadan kaldırmak üzere Türkiye halkının işgal karşıtı teyakkuz durumunun devam etmesi gerektiğini ifade etti.
İşbirlikçilik ve Iraklı kardeşlerimize düşmanlık doğrultusunda ABD’ye verilen tüm açık ve gizli taahhütlerden derhal vazgeçilmesi ve halklar arası dostluğu pekiştirecek adımlar atılması çağrısında bulundu. Aynı şekilde, Kürt sorununun demokratik çözümünün ülke ve bölge halkları için taşıdığı önemi bir kez daha beyan etti.
Bu bağlamda savaş ve işgal karşıtı güçler arasında görülen farklılıkların BAK ve ISHK adlarıyla kalıcı hale gelmesinin önüne geçilmesi için Ürün’ün elden geleni yapması gerektiğini bir kez daha vurguladı.
YÖK sisteminin despotizmine karşı bugüne kadar kararlı biçimde mücadele yürüten Ürün, üniversiteleri emekçilere kapatan, yetkilerin rektörlerden milli eğitim bakanına geçmesine yol açacak olan yeni YÖK tasarısını da aynı kararlılıkla reddetti. Ürün, Emekçi Üniversitesi’nin oluşması için öğrenci, akademisyen ve üniversite emekçilerinin verdiği mücadelenin yanında yer almaya devam edecektir.
Ürün Okurları Türkiye Koordinasyonu, halkımıza yoksulluk, açlık, işsizlik ve sefalet dışında bir şey vermeyen İMF’ci özelleştirme programının yırtılıp atılması ve PETKİM, TÜPRAŞ, TEKEL, THY gibi kamu kuruluşlarımızın elden çıkartılmaması için Petrol-iş, Hava-iş, Tek Gıda-iş sendikalarının verdiği mücadelenin yanında yer aldığını bildirdi. Tüm okurlarını, ilerici gençlik ve kadın örgütlerini de bu yönde sendikalarımıza destek olmaya çağırdı.
Yaklaşan yerel seçimler emekçiler açısından önemli bir basamak olarak kullanılabilir. Koordinasyonumuz, tüm sol, sosyalist, ulusal ve demokratik güçlerin birliğinin sağlanması durumunda belirli oranlarda başarılar elde edilebileceğini tespit ederek bu doğrultuda atılacak adımlara katkı koymaya hazır olduğunu da beyan etti.
ÜRÜN OKURLARI TÜRKİYE KOORDİNASYONU



İSTANBUL’DAKİ İNTİHAR SALDIRILARI
22 KASIM 2003

İstanbul art arda dört intihar eylemiyle sarsıldı. 15 Kasım 2003 Cumartesi günü Kuledibi’nde Neve Şalom Sinagogu ile Şişli’de Beth İsrael Sinagoguna yapılan kanlı saldırıda 25 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. 20 Kasım 2003 Perşembe günü Levent’te İngiliz sermayesine ait HSBC Bankası ile Galatasaray’da İngiltere Konsolosluğu’na yapılan daha da büyük çaplı saldırılarda ise 32 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. İntihar saldırılarını İslamcı El Kaide örgütü üstlendi.
İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Roger Short’un yanı sıra halktan çok sayıda kişinin ölümüne ve yaralanmasına, sade insanların, banka işçilerinin, esnafın, aydının, sokaktan geçen genç yaşlı, kadın erkek, çeşitli inançlara ve görüşlere sahip yerli ve yabancının yok olmasına ve sakatlanmasına yol açan bu saldırıları şiddetle kınıyoruz. Sivil halkın ve sivil hedeflerin vurulması, işyerlerinin, ibadet evlerinin hedef alınması savaş hukukuna bile aykırıdır.
Bu eylemler, belki eylemcilerin sandığı gibi işgalci Amerikan, İngiliz ve İsrail sömürgecilerine karşı halkın seferber edilmesi değil, korkuya kapılan sade insanların tam da işgalcilerin ve işbirlikçilerinin istediği yöne kanalize edilmesi sonucunu doğuracaktır. Kurt dumanlı havayı sever. Egemen güçler, yaratılan korku ve dehşet havası içinde kendi halk düşmanı programlarını daha rahat uygulamaya sokacaklar, baskı önlemleri için can korkusuna kapılan halktan destek bulacaklardır. Bu provokatif eylemler ara güçlerin emperyalistlerin safına sürüklenmesi sürecine hizmet edecektir.
Emperyalizme ve işbirlikçilere karşı mücadele her türden yabancı düşmanlığını ve ırkçılığı reddeder. Emperyalizme, sömürgeciliğe ve siyonizme karşı savaş, bütün halkların eşitliği ve dayanışması, bütün inançların saygınlığı temelinde yürütülür. Özgürlük, bağımsızlık ve kurtuluş için savaşanlar, Arap ve İslam halklarına karşı düşmanlığı ve ırkçılığı reddettiği gibi, Yahudi düşmanlığını da reddederler. İstanbul’da yapılan bu intihar eylemleri, Afganistan, Irak ve Filistin halklarına değil, bu halkları sömürü ve işgal çemberinde tutmaya çalışan zalimlere yaramıştır. Günümüzün Hitlerleri olan Buş’un, Blair’in ve Şaron’un ekmeğine yağ sürmüştür.

Madalyonun Öteki Yüzü
Öte yandan, bu eylemleri sömürerek Amerikan emperyalizminin ve yardakçılarının zulüm programını halkın kafasına sokuşturmaya çalışan çığırtkanların demagojisini kararlı biçimde püskürtmek, bütün devrimcilerin, yurtseverlerin, barışseverlerin, dürüst insanların görevidir. Emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı mücadele meşrudur. Sömürü ve zulme karşı direnmek haktır. İşgal altındaki Afganistan, Irak ve Filistin halklarının kurtuluş savaşı anaların ak sütü gibi helâldir. Bu kurtuluş savaşlarını desteklemek de bütün dürüst insanlar için farzdır.
Türkiye, uzun süreden beri halkın ısrarla ortaya koyduğu iradeye uygun olarak Afganistan, Irak ve Filistin halklarının kurtuluş savaşlarına destek olmalıdır. Amerikan ve İngiliz emperyalizminden ve İsrail siyonistlerinden uzak durmalıdır. Amerikan, İngiliz ve İsrail işgalcilerine destek olmak, onlarla birlik olmak, onların emrine asker göndermek zulme ortak olmak demektir.
Hatırlanacağı gibi, Ürün, Millet Meclisi Irak’a asker gönderme kararı aldığında bu akılalmaz kararın ülkemizi mahşerin kapısına sürükleyeceği uyarısında bulunmuştu: “İşte bu koşullarda, Irak direnişine karşı Amerika’nın safında savaşmaya karar vermek, Türkiye’yi bütün Ortadoğu’da emperyalist, sömürgeci, işgalci ve ırkçı Haçlı-Siyonist ordularının kiralık askeri durumuna getirecektir. İslam dünyasının göbeğinde İslam halklarına karşı kapitalist Haçlı-Siyonist seferine hem de açık açık, topla tüfekle katılanlar, nasıl bir lanetin pençesine düşeceklerini bilmiyorlar mı? İç siyasette İslam dinini hâlâ siyasi sermaye olarak kullanan eski İslamcı işbirlikçi kapitalist AKP de, laikliği ve çağdaşlığı siyasi sermaye olarak kullanan militarist ve işbirlikçi kapitalist çevreler de, demek ki, kendi sınıf menfaatleri için bu silinmez laneti göze alıyorlar. Bu lanete razı olan Amerikan işbirlikçilerinin yaratacağı toplumsal felâketi önlemek için elimizden geleni yapmalıyız. Türkiye, Irak ve bölge halklarının militarizmin ve şovenizmin tuzağına düşürülmesine hâlâ engel olabiliriz. İşbirlikçi egemenler Millet Meclisine Irak’taki işgale asker verme kararını dayatarak Amerikan sömürgecilerinin kuyruğunda ülkeyi ve bölgeyi mahşerin kapısına sürüklüyorlar.” (Mahşerin Kapısında, 15 Ekim 2003).

Afganistan’a Dikkat
Türkiye sonuçta Irak’a asker gönderemedi. Ama bu kez, kendi işbirlikçileri cephesi içindeki çelişmeler nedeniyle Irak’ta Türk askerinden vazgeçmek zorunda kalan Amerika, Türkiye’yi yeniden Afganistan’a asker göndermesi için sıkıştırmaya başladı. Amerika’yla aralarını iyice düzeltmeyi kendi politikaları için vazgeçilmez sayan egemen çevreler bu konuyu pazarlık etmeye başladılar. Bu ortamda, eski Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, NATO Genel Sekreterinin Afganistan Özel Temsilcisi görevine atandı. Bu gelişme, Afganistan’da işgale karşı direnişi bastırmak için Türk birlikleri yollama planının iyice pişirildiğinin bir belirtisi olarak değerlendirilebilir. İşte esas olarak Afganistan’da mevzilenmiş El Kaide’nin İstanbul’da giriştiği intihar eylemleri tam da bu döneme rastladı.

Sonuç
Bu kanlı eylemler, emperyalizmin ve işgalcilerin safında yer almanın, nelere yol açabileceği konusunda aklı başında her insana bir fikir veriyor. Mahşerin kapısı henüz aralanırken meydana gelen bu olaylar, kapı ardına kadar açılacak olursa nasıl bir felaket tablosuyla karşılaşacağımızın ipucu olarak görülmelidir. Öyleyse, ülkemizi Amerikan, İngiliz ve İsrail cephesinden uzakta tutmak için, Türkiye’yi kardeş halklara karşı sömürgeci zulme ortak etmemek için mücadeleyi hızlandıralım. Barış, yurtseverlik ve insani dayanışma adına yürüteceğimiz bu mücadele, aynı zamanda, Türkiye’yi toplumsal bir felâketin kanlı pençesine düşmekten koruma anlamına da gelecektir.



SADDAM HÜSEYİN VE BÜTÜN DİRENİŞÇİLER SERBEST BIRAKILSIN!
21 ARALIK 2003

Yeraltına çekilerek sömürgecilere karşı savaşan Irak Devlet Başkanı ve Baas Partisi lideri Saddam Hüseyin, Irak’taki ulusal direnişi bastırmak için aylardır vahşi bir insan avına girişen Amerikan işgal ordusuna 13 Aralık 2003 günü esir düştü. Saddam Hüseyin’i esir alarak Irak bağımsızlık savaşını bitirebileceklerini hayal eden Amerikan emperyalistleri ve işbirlikçileri her yerde bayram ediyor. Emperyalizmin psikolojik savaş aygıtı yatık medya, Irak’ta ve bütün dünyada kapitalist sömürüye ve emperyalist zorbalığa karşı direnen halkların moralini çökertmeye çalışıyor.

Halkların Direnişini Durduramazsınız

Ama sömürü ve zulmün efendileri ne yapsalar boşuna! Hiçbir güç halkların özgürlük, bağımsızlık ve eşitlik mücadelesini durduramaz. Tek tek kişileri ve yöneticileri esir alabilir veya öldürebilirsiniz, ama bir halkın ortak iradesini yok edemezsiniz. Özgürlük, bağımsızlık ve eşitlik için ayağa kalkan bir halkın direniş azmi, sömürgecilerin uçaklarından, tanklarından, toplarından, işkence ve ölüm aletlerinden daha güçlüdür.
Açlığa, her türlü baskıya ve ölüme katlanarak sömürgeliğe razı olmayacağını haykıran Irak halkının yiğitlik destanı bu gerçeğin en yeni kanıtını oluşturuyor. Daha ilk adımda, Saddam Hüseyin, sorgucularını aşağılayarak kahraman Irak halkının onurunu savundu, sömürgecilere ve işbirlikçi kuklalara hak ettikleri yanıtı verdi. Irak halkı Bağdat’ta, Tikrit’te, Musul’da, Ramadi’de, Felluce’de, Samarra’da ... sokaklara dökülerek Saddam Hüseyin’e sahip çıktı. Direniş savaşçıları eylemlerini sürdürdü. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, bu eylemler, sömürge orduları kovulana, özgür ve bağımsız Irak kurulana kadar daha da güçlenerek ve genişleyerek sürecektir.

Yurtseverlik Yargılanamaz
Uluslararası hukukun ve adaletin en temel kurallarını durmadan çiğneyen Amerikan sömürgecileri ve işbirlikçi kuklalar, küstahlıkta sınır tanımayarak Saddam Hüseyin’i yargılayacaklarını ilan ettiler. Oysa, uluslararası hukukun bütün belgeleri sömürgeciliğe karşı savaşın meşru olduğunu, bir halkın nefsi müdafaa hakkının mutlak olduğunu kabul eder. Ayrıca, her devletin anayasasında olduğu gibi, Irak devletinin anayasasında da, ülkenin bağımsızlığını ve egemenliğini savunmak bütün yurttaşların hakkı ve görevi olarak tanımlanır. Bu bağlamda, devlet yöneticileri göreve başlarken ülkelerinin egemenliğini ve bağımsızlığını koruyacaklarına dair ant içerler.
Demek ki, Saddam Hüseyin sömürgeci işgalcilere karşı savaşarak andına sadık kalmış, egemenliği ve bağımsızlığı saldırıya uğrayan ülkesini savunmuş bulunuyor. Bu eylemi asla bir suç teşkil etmediği gibi, hem uluslararası hukuka, hem Irak hukukuna göre vazgeçilmez bir hak ve görev niteliğini taşıyor. Vazgeçilmez bir hak ve görevi yerine getirdiği için hiç kimse suçlanamaz ve yargılanamaz. Ne işgalci ABD, ne işbirlikçi kukla Irak Yönetim Konseyi, ne Irak’ın saldırıya uğramasını sessizce seyreden Birleşmiş Örgütü, Saddam Hüseyin’i yargılayamaz. Saddam Hüseyin ve Irak’ta esir düşmüş bütün direnişçiler derhal ve kayıtsız şartsız serbest bırakılmalıdır. Saddam Hüseyin ve direnişçiler değil, başta Bush ve Blair olmak üzere Irak’ı işgal eden sömürgeci elebaşılar ve işbirlikçileri uluslararası savaş suçlusu olarak yargılanmalıdır.

Geçmişin Muhasebesini Bizzat Halk Yapar
Saddam Hüseyin’in geçmişteki günahlarını bahane ederek bugün Amerikan zorbalığını mazur göstermeye çalışanlara gelince. Halka karşı işlenen suçların hesabını halk sorar. Irak’ta sömürgeciliğe karşı ayaklanan yurtseverler vatanlarını sömürgecilerden kurtardıklarında geçmişin muhasebesini de kendi aralarında yapmasını bileceklerdir. Bugün komünistler de, Baasçılar da, İslamcılar da Irak’ın bağımsızlığı, özgürlüğü ve birliği için mücadele ediyor. Hangi görüş, köken ve inançta olursa olsun bütün yurtseverlerin, sömürgeci zorbalara karşı dayanışmayı arttırmaya, işgale karşı birleşik bir ulusal kurtuluş cephesi oluşturmaya, gerilla direnişini ülke çapında topyekün bir kurtuluş savaşına dönüştürmeye ihtiyacı var. Bu ihtiyacı görmeyenler, eski yaraları kaşıyarak yurtsever güçleri birbirine düşürmeye çalışanlar, geçmişe takılarak bugünün görevlerini yerine getirmekten kaçınanlar nesnel olarak emperyalizmin suç ortağı durumuna düşerler.

Güce Tapanlara Hayır

Saddam Hüseyin’in esir düşmesini fırsat bilerek Amerikan emperyalizmine yaltaklananlar insanlık adına hazin bir tablo oluşturuyor. İşgalci İngiltere, İspanya ve İtalya yönetimlerinin yanı sıra, sözüm ona barışçı Almanya ve Fransa yöneticileri Saddam Hüseyin’in yakalanmasından memnun olduklarını açıkladılar. İran, Saddam Hüseyin’den davacı olacağını ilan etti. Tayyip Erdoğan, “zaten bitmiş olan savaşın sembolik olarak da sona erdiğini” söyledi. Abdullah Gül, “artık Irak’ta demokrasinin kurulmasının önünde hiçbir engel kalmadığını” duyurdu. Bülent Arınç, “Saddam Hüseyin’in sonundan herkes ibret almalıdır” diye buyurdu. Güce tapan, hakkı ve adaleti umursamayan, zorbaya boyun eğmeyi ve düşmüşe bir tekme daha indirmeyi marifet sayan kapitalistlerin aksine, halklar, mazlumlardan yana çıktı. Filistin’de, Lübnan’da, Ürdün’de, Hindistan’da, Saddam Hüseyin’in serbest bırakılması için gösteriler yapıldı.

Irak’ta Direnenlere Bin Selam
Bütün halklar gibi, Türkiye halkı da mazlumlardan yanadır. Türkiye halkı, hangi eğilimde olursa olsun Irak’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü için savaşan bütün direnişçileri içtenlikle destekliyor. Iraklı yurtseverlerin yalnız kendi vatanları için değil, bütün bölge halkları için, bütün ezilen halklar için, kapitalist sömürü ve emperyalist baskıdan acı çeken bütün insanlık için direndiğini biliyor. Bu bilinçle, Saddam Hüseyin’in ve Irak’ta esir düşen bütün direnişçilerin derhal ve kayıtsız şartsız serbest bırakılmasını, işgale son verilmesini talep ediyor. Sömürgeci zorbaların ve işbirlikçi kuklaların Iraklı direnişçilere karşı çirkin saldırılarını lanetliyoruz. İster komünist, ister Baasçı, ister İslamcı bütün yurtsever direnişçilerin şahsında özgür ve bağımsız Irak’ı selamlıyoruz.




BAAS’TAN İKİ AÇIKLAMA
29 ARALIK 2003

Saddam Hüseyin’in tutuklanmasından sonra Irak direniş güçlerinin Baas kolunun yaptığı iki önemli açıklamayı yayınlıyoruz.

Açıklama
Irak Arap Sosyalist Baas Partisi, Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in tutuklanmasından sonra, beni Partinin yönetimini ve işgale karşı direniş kuvvetlerinin komutasını devralmakla görevlendirmiş bulunuyor. Bugüne kadar Irak Devrim Komuta Konseyi Başkan Yardımcısı olarak sürdürdüğüm görevimi, bundan sonra Irak Arap Sosyalist Baas Partisi Sorumlusu ve Irak Direniş Kuvvetleri Komutanı olarak sürdüreceğim.
Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in hayatına gelecek her zarardan doğrudan doğruya işgal kuvvetlerini sorumlu tutacağımızı açıkça beyan ederim. İnanıyorum ki, Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in tutuklanması, bütün Direniş güçlerini, direniş mücadelesini son işgalciyi de Irak topraklarından kovana kadar yükseltme yolunda teşvik edecektir.

19 Aralık 2003
İzzet İbrahim el-Duri/Irak Arap Sosyalist Baas Partisi Sorumlusu
ve Irak Direniş Kuvvetleri Komutanı


Basın Açıklaması
Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in tutuklanmasından bu sabaha kadar geçen süre içerisinde kahraman direniş güçlerine bağlı birliklerin mücahit Irak’ın çeşitli bölgelerinde yaptıkları eylemlerin sayısı 243’e ulaştı.
İşgal kuvvetlerine hizmet eden bir casusluk şebekesi kurdukları gerekçesiyle üç hain tutuklandı ve sorguya alındı.
Komutanlığımıza ulaşan bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in yakalanması, Amerikan Yönetiminin iddia ettiği gibi bir ihanete uğramasının sonucunda değil, kendisini görmeye gelen bir ziyaretçisinin işgal kuvvetleri tarafından izlenmesi sonucunda meydana gelmiştir.
Cumhurbaşkanının tutuklanmasından bugüne kadar gecen süre içerisinde düşman kuvvetleri 14 tank, 18 Humvee ve 4 zırhlı araç kaybetmiş, fakat bu kayıplar açıklanmamıştır.
Komutanlığımızın edindiği bilgilere göre, Arap uydu televizyon kanallarının bulunduğu ülkelerin devlet yöneticilerine baskı yapılmış, sözü edilen bütün kanalların direnişle ilgili haber vermeleri, direniş birliklerinin eylemlerini duyurmaları, Amerikalı kâfirlere karşı yapılan gösterilerin resimlerini yayınlamaları bu yolla engellenmiştir. Olayları takip eden herkes bu bilgiyi kolayca teyit edecektir.
Gelecek günlerin düşmana felâket getireceğine ant içeriz. Şüphesiz Allahın lütfuyla zafer bizlerin olacaktır.

21 Aralık 2003
Irak Direniş ve Kurtuluş Genel Komutanlığı Basın-Yayın Dairesi



SONUÇ BİLDİRİSİ: HALKLAR KAZANACAK!
25 OCAK 2004

ÜRÜN Okurları Türkiye Koordinasyonu, 25 Ocak 2004 tarihinde, çeşitli bölgelerden gelen temsilcilerin katılımıyla İstanbul’da toplandı ve dünya, bölge ve yurt sorunlarını görüştü. Toplantı sonunda, aşağıdaki karar ve görüşlerin emekçi halkımıza duyurulması kararlaştırıldı.
Doğal bir kar yağışının tüm ülkeyi felç etmesi, sistemin tüm kurumlarının zaaf ve zayıflığını ortaya çıkartmıştır. Halka hizmet etmeyi birinci amaç olarak benimsemeyen hiçbir yönetimin ülkenin en temel ve basit sorunlarını dahi çözemeyeceği bir kez daha kanıtlanmıştır.
Dünyanın pek çok ülkesi ABD’nin açık işgali altında bulunuyor. ABD’nin emperyalist saldırganlığı dünya halklarında gittikçe hızlanan bir karşı tepki oluşturmaya başladı. Gün geçtikçe daha geniş halk kesimlerini kucaklamaya başlayan Irak direnişinin ABD emperyalizminin dünyayı işgal planlarına sekte vurduğu net bir şekilde görülüyor. Irak’taki direnişin içerdiği komünist, Baas’çı, İslamcı, yurtsever ve anti-emperyalist kuvvetleri selamlıyor ve Türkiye emekçilerinin bölgemizdeki bu direnişte daha aktif bir rol alması için mücadelenin yükseltilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
Halktan ve milletvekillerinden gizlenen bir kararname ile ülkemizin emperyalist bir gücün hizmetine koşulması kararına AKP’si, TÜSİAD’ı, yüksek askeri ve sivil bürokrasisi ile tüm egemenlerin ortak bir sesle onay vermesi, işbirlikçiliğin vardığı aşamayı göstermiştir. Sermayenin ve tüm temsilcilerinin, ülkemizin bağımsızlığını asla önemsemeyecekleri bir kez daha kanıtlandı. Ürün, bu tutumun tüm yurtsever ve anti emperyalist güçlerin bilincine çıkartılması için elden gelen her şeyi yapacaktır.
Genişleme sürecine giren Avrupa Birliği’nin ABD’den bağımsız bir odak olma hayali yeni üyelerin Amerikancı tutumuyla suya düşmüş görünüyor. Gümrük Birliği ile yıllardır AB’nin ekonomik sömürgesi haline getirilen Türkiye’nin durumu, ister müzakere tarihi verilsin, isterse verilmesin, yakın bir süreçte değişmeyecektir. Ülkemizin kurtuluşu tam bağımsızlık politikasındadır.
Ülkemizin en önemli kurumlarından TÜPRAŞ’ın birkaç yıllık geliri karşılığında birilerine teslim edilmesi kararı kabul edilemez. Ürün, özelleştirmelerin tüm sonuçlarına karşı halkımızın ve işçi sınıfımızın çıkarlarını korumaya devam edecektir. Ulusötesi ve yerli sermayenin taze pazar arayışlarının bir sonucu olan özelleştirmeler yasadışı ilan edilmeli ve tüm ulaşım, haberleşme, basın yayın araçları ile enerji kaynakları kamulaştırılmalıdır. Bu bağlamda, Koordinasyonumuz, tüm okurlarımızı Petrol-İş’in ve hedefteki Tekgıda-İş’in verdiği mücadeleye bulundukları bölgelerden katkı sunmasının acil bir görev olduğunu hatırlatır.
Ürün’ün işçi sınıfının yapısına ve yönelimlerine ilişkin tespitleri sendikal hareket içinde doğrulanıyor. Genel kurullarını tamamlayan, tarihsel olarak mücadeleci sendikalarda sosyalist kimlikli yönetimlerin oluşması, bu başarının her alana taşınması görevini doğuruyor. Sınıfın bilinçli işçilerini desteklemek ve geliştirmek en başta gelen görevimizdir.
Komünistlerin seçimlere ilişkin ilkesel tutumlarına uygun olarak, Ürün, demokrat, yurtsever, anti-emperyalist, sosyalist ve komünist güçlerin birliğini esas alır. Sosyalist ve devrimci partiler bloku oluşması için tüm gayretleri gösterir. 28 Mart 2004 yerel seçimlerinde, tüm okurlarımız, bu ilkesel tutum ışığında, bölgelerinde oluşacak somut koşullara göre hareket edeceklerdir.
Emperyalistlerin İstanbul’da yapmayı planladıkları NATO zirvesine karşı tüm yurtsever güçlerin oluşturdukları platformları destekliyoruz. Ürün, NATO’nun ülkemizden defolması için mücadelesini her alanda yükseltecektir. Ancak, ayrı kulvarlarda yürüme eğilimi taşıyan NATO’yu protesto çalışmalarının ortaklaştırılması için çaba sarf edilmesinin gerekliliğini vurgular.
Ürün, yukarıda sayılan görev ve amaçların en kısa sürede yerine getirilebilmesi için tüm komünist kadroların daha fazla özveriyle çalışması gerektiğini belirtir.
ÜRÜN OKURLARI TÜRKİYE KOORDİNASYONU



DK֒LERE SALDIRILAR SON BULSUN!

6 NİSAN 2004

AKP hükümeti sınıfsal özüne uygun bir şekilde devrimcilere saldırmaya devam ediyor. Hiçbir ilerici talebe, düşünceye dahi tahammülü olmayan siyasal iktidar devrimci kurumlara karşı sindirme operasyonuna girişti. Geçtiğimiz günlerde aralarında Anadolu’nun Sesi Radyosu, Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği, İdil Kültür Merkezi, TAYAD, Ekmek ve Adalet Dergisi, Halkın Hukuk Bürosu, İdil Kültür Merkezi, Okmeydanı Halkın Sesi Gazetesi, ve Okmeydanı Kültür Derneği’nin de bulunduğu pek çok kurum çok sayıda polisin görev aldığı bir operasyonla basıldı. Baskınlarda onlarca insan yaka paça gözaltına alındı. Türkiye’deki baskınlara paralel olarak beş Avrupa ülkesinde de “yasadışı örgüt operasyonu” adı altında Türkiyeli devrimcilere yönelik bir cadı avı başlatıldı. Burjuva demagoglarının Kophenag kriterlerinden, insan haklarından dem vurduğu günlerde gerçekleşen bu haksız saldırı “AB tipi demokrasinin” gerçekte ne olduğunu bir kez daha en kör gözlere bile gösterdi. Tamamı yasal olan ve yıllardan beri çeşitli faaliyetlerde bulunan bu kurumlar soyut ve inandırıcılıktan uzak bahanelerle talan edildi. Gerici AKP iktidarının son icraatı olan bu çirkin saldırıyı kınıyoruz. Gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerin derhal serbest bırakılmasını istiyoruz.

Saldırılar Hepimize

Bu operasyonlar aynı zamanda Türk burjuvazisinin Haziran ayında ev sahipliği yapacağı NATO zirvesi öncesine gelmiştir. Nedir NATO? Başını ABD’nin çektiği dünya emperyalizminin silahlı gücüdür. Kapitalizmin en vahşi yüzü, milyonlarca insanın ölümünden sorumlu kanlı bir terör örgütüdür. Elbette ki böylesi bir toplantıya ev sahipliği yapan işbirlikçi yardakçı burjuvazi sınıf kardeşlerine şirin gözükmek için bu gibi saldırılarına devam edecektir. Saldırılarda hedef alınan tek bir düşünce yada tek bir siyasi duruş değil ülkedeki anti-emperyalist, ilerici muhalefetin tamamıdır. Önümüzdeki günlerin benzer olaylara gebe olduğu görülmektedir. Biz saldıranı iyi tanıyoruz. Türkiyeli devrimciler benzer olayları daha önce de defalarca yaşadı ve hepsinden de alnının akıyla çıkmayı bildi. Kimsenin şüphesi, endişesi olmasın ki gerici iktidarların bütün tehdit ve baskılarına rağmen bu ülkede devrimciler vardı, var olmaya devam edecek!


SONUÇ BİLDİRİSİ - 2 Mayıs 2004

Bütün ülkelerin işçileri birleşin!

Ürün Okurları Türkiye Koordinasyonu, 2 Mayıs 2004 tarihinde ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen temsilcilerin katılımıyla İstanbul’da toplandı, bölge ve Türkiye gündemine ilişkin gelişmeleri görüştü. Son toplantıda alınan kararların ne ölçüde yerine getirildiğini değerlendirdi.
İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’ın İstanbul’da ve tüm ülkede coşku içinde ve büyük işçi katılımıyla kutlanmasının umutları yükselttiğini belirtti. Ancak, İstanbul’da Türk-İş ile DİSK/KESK odağında iki ayrı yerde kutlama yapılmasının emekçilerin birliğine büyük zararlar vereceğine dikkat çekti. Emekçilerin 1 Mayıs’ta Taksim’de kutlama yapmasının önündeki engelin 12 Eylül faşist yasalarıyla pekiştiği bilinmekte. Ürün Okurları Türkiye Koordinasyonu, bu yasanın boşa çıkartılması ve 1 Mayıs Alanı’nın 2005 yılından başlayarak yeniden işçi sınıfına açılması için atılacak bütün adımların en önünde yer alma kararlığını açıkladı. Ne var ki, bugün yaşanan yapay ayrımın her iki taraf açısından da kalıcı hale getirilmemesinin ve tekrardan işçi sınıfının birliğinin sağlanmasının acil bir devrimci görev olduğunu da tespit etti.
Amerikan sözcülerinin “Irak’ta savaş bitmiştir” demelerinin üstünden bir yıl geçtikten sonra Irak halkının yarattığı destan, Amerikan emperyalizminin dünya egemenliği planlarını çatırdatacak bir yöne evrilmeye başladı. Ülkenin her yanında yükselen direniş, işgalcilerin umutla beklediği Sünni-Şii savaşının gerçekleşmemesi, aksine gün geçtikçe tek cephe dahilinde mücadeleye katılma işaretleri ABD ile yardakçılarının Orta Doğu’da uzun müddet barınamayacaklarını kanıtlamıştır. Türkiye komünistlerinin enternasyonalist görevi Irak halkının verdiği topyekün mücadeleye her yönden katkı koymaktır.
Siyonist İsrail devletinin Filistin halkını tecrit etmeye yönelik duvar inşaatı devam ediyor. ABD’den işgali altında tuttuğu  toprakları ilhak etmesi konusunda destek alan İsrail, terör yöntemleriyle Hamas liderlerine yönelik suikastlarına devam ediyor. Ancak, zamanında ilerici yurtsever örgütlere karşı gerici bir seçenek olarak kurulan Hamas’ın, bugün gelinen aşamada laik-İslamcı çatışmasını sona erdirecek ve FKÖ içinde yer alabilecek bir değişim geçirmekte olduğunu tespit eden Ürün Okurları Türkiye Koordinasyonu, bölgedeki anti-emperyalist, yurtsever güçlerin birliğinin sağlanmasının ülkemizin kurtuluşu için de yol gösterici olacağını değerlendirdi.
ABD’ye kölece itaat eden devletler yaratmayı ve enerji koridorunu bütünüyle denetim altına almayı amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) başarısızlığa uğraması için politikalar geliştirmek devrimci görevler arasında yer almaktadır. “Amerikancılığın” yeni dönemdeki kod adı olarak kullanılan “ılımlı” sıfatı taşıyan oluşumların gücünü kırmak ve BOP’un karşısına halkların eşit ve özgürce bir arada yaşamasını hedefleyen Ortadoğu Devrimci Çemberi’ni (ODÇ) çıkartmak acil görevlerimiz arasındadır.
NATO’nun BOP’u hayata geçirmekteki rolünün tartışılacağı toplantı, yeni üyelerinin de katılımıyla Haziran sonunda İstanbul’da yapılacak. Ürün Okurları Türkiye Koordinasyonu NATO kodamanlarının ve halkların katili Bush’un bu toplantılara katılmamasını sağlamak hedefiyle harekete geçilmesi talebinde bulundu. Koordinasyonumuz tüm Ürün okurlarından NATO karşıtı etkinliklere aktif katılmasının sağlanması için gerekli hazırlıkların yapılması çağrısında bulundu.
Ürün Okurları Türkiye Koordinasyonu Kıbrıs’ta referandumlardan sonra meydana gelen durumu görüştü. ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin kapitalist/emperyalist emellerine karşı koymanın yolu, dün olduğu gibi bugün de  halkların birliğinden geçiyor. Adadaki bölünmüşlüğü kullanarak BOP çerçevesinde özellikle Kuzey’de yeni üsler elde etmeye çalışan ABD’nin askeri politikalarını önleme görevi daha da acil hale geliyor. Şovenizm zehirini etkisizleştirmek için halklar arasına çitler çekme eğilimini kararlı biçimde eleştirmek  gerekiyor.
Ürün Okurları Türkiye Koordinasyonu direnişçilerin Irak’ın ve Filistin’in istilasına karşı yürüttükleri mücadelenin, AKP iktidarının aynen uygulamaya devam ettiği İMF’nin açlık ve sefalet programına karşı işçilerin, köylülerin ve bütün emekçilerin mücadelesiyle birleştirilmesi gereği üzerinde durdu. Yakın dönemin işsizliğe, pahalılığa, yaygınlaşan yoksulluğa ve kapitalist vurgunculuğa, özelleştirmelere, sigortasız, sendikasız çalışmaya, işten atılmalara, kıdem tazminatı hakkının emekçilerin elinden alınmaya çalışılmasına ve öğrencilere yönelik soruşturmalara karşı bir topyekün bir direnişe dönüştürülmesi için işçi ve emekçi sendikalarını, bütün devrimci ve ilerici parti ve hareketleri birlikte davranmaya çağırdı ve okurlarının bu yönde hazırlıklar yapmasını kararlaştırdı.

Ürün Okurları Türkiye Koordinasyonu






 
Yazarın Diğer Yazıları
 Açıklama
 TKP Tüzük Taslağı
 TKP Program Taslağı
 TKP Yasal Kuruluş Hazırlık Konferansı Sonuç Bildirisi
 Tarihimizden
 Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor
 Emperyalist Savaş Blokunun Pirus Zaferi
 Merhaba
 Dünya Komünist ve İşçi Hareketinden: Yunanistan Komünist Partisi Programı - II
 Gündemden
 Norveç’te Faşist Katliam
 15‑16 Haziran 1970’in Derslerini Tartıştık
 15-16 Haziran
 Ortadoğu'dan
 Selamlaşma

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS