Sosyalist Dergi: 14 |  Arsızlar |
Iraklı Askerlerin Üniforma garipliği

Bu gördüğünüz kupür Türkiye’deki en Amerikancı gazetelerin birinde çıktı. Şimdi diyeceksiniz ki Türkiye’de büyük medyaya dahil olup da ABD sempatisi taşımayan mı var? Haklısınız da, bu gazetenin adı Habertürk (gerçi artık adı değişti, Yarın oldu) ve de kurucusu, para vereni, sahibi, başyazarı, genel yayın yönetmeni, ıvırı zıvırı Ufuk Güldemir adlı bir Türkconi. Yani gazetenin adı Türk, sahibi coni; öyle bir şey işte.

Ta gençliğinden beri istikbalini ABD egemenlerinin her dediğini ayet okur gibi tekrarlamakta gören bir şahsiyet. Bu Türkconi’nin gazetesi, ABD’nin Irak saldırısı öncesinde kamuoyunu bu saldırının haklılığına inandırmak ve emperyalistlere meşruiyet sağlamak için ne gerekiyorsa yapıyordu. Uzun zamandır elimizde beklettiğimiz bu haber de onlardan biri. Bu haber Irak askerlerinin ne kadar kötü kıyafetler giydiğinden bahsederek, o her iklime uygun ve de modern giysiler içindeki Amerikalılarla asla baş edemeyeceğini ima ediyor.

Zaten bu kıyafet meselesi biliyorsunuz çok mühim. Değerli anti-emperyalistimiz İlhan Selçuk abimiz de Arap kadınlarıyla Amerikalı askerin giysisini karşılaştırmış ve doğal olarak modern kıyafetli ABD’linin haklılığına lafı getirmişti. Neyse konuyu dağıtmayayım.

Bu Türkconi’lerin gazetesindeki müthiş atlatma haberin son cümlesine dikkatinizi çekmek isterim. ‘Bu askerler Amerika’yla savaşacak’. Sonuna bir tek kahkaha efekti koymadığı kalmış. Bu iğrenç insanlara ilkokulda öğrendikleri Kurtuluş Savaşı destanlarını hatırlatsak, yalınayak köylülerin direnişlerini aktarsak, işe yarar mı dersiniz?

Peki, bu ABD sevdalıları Irak’ın şu andaki hali için ne düşünüyorlar acaba? O kötü kıyafetli Iraklılar her gün birkaç askeri öldürüyor. Acaba bu Amerikalıların modern asker giysileri o denli çok işlevli ki, aynı zamanda kefen niyetine de mi kullanılıyor? Irak halkının postalı yok, gece görüş dürbünü yok, bir atışta binlerce insanı öldüren silahları yok, ama direniş gücü var, işgalcileri ülkelerinden kovma kararları var, ya “istiklal ya ölüm” şiarları var. Onlar ABD conisini halletsinler, Türkconisini halletmek bizim işimiz olsun.


SATIŞA DEVAM...


Son günlerde medyada sık sık gündeme gelen ve özelleştirmenin kelimenin tam anlamıyla “sınır tanımayan” boyutunun nerelere vardığına bir göz atalım. Hükümet adeta bir gayrimenkul tüccarına dönmüş vaziyette! Bir emlakçı mantığı ile o işhanı, bu büro, yok olmadı şu çarşı öteki plaj, bir bir satışa sunuyor! Bildiğiniz gibi hükümet, ikinci parti hazine arazi denilen, yani öteki adıyla “elde avuçta ne kaldıysa” türündeki hazineye ait gayrimenkuller olan arsa, ormanlık alan ve köyleri özel şahıslara ve şirketlere satışa sundu. Özelleştirmeyi savunanlar bu olayı yalnızca bir teknik mesele gibi göstermeye çalışıyorlar. Yani ne var bunda; söz konusu olan yalnızca bu arazilerin mülkiyet değiştirmesiymiş, daha önce devlete ait olanlar şimdi özel kişilerin mülkiyeti geçiyormuş, yani bu kadar basitmiş! Mülkiyetin el değiştirmesini bu kadar basit gibi göstermeye çalışan bu kesimlerin, mülkiyete ne kadar düşkün olduklarını herhalde belirtmeye gerek yoktur. Öyleyse bu kadar mülkiyete önem verenlere şunu sormak lazım: Bu mülkler devlete, yani dolayısıyla halka ait olduğuna göre, nasıl halka sorulmadan satılabiliyorlar? Sorunun cevabını duyar gibiyiz. “Sanki halka soran mı var?”

İşte mesele de burada.. Bu araziler, yollar, köyler, ormanlık alanlar halka rağmen, satılamazlar. Bu satışlar haksızdır. Bu satışlar önce PTT’nin T’si ile başlamıştı, sonra büyük kârları olan ama zarar ediyor zırvasıyla pompalanan POAŞ’ın satışı gerçekleşmişti, şimdilerde PETKİM vs. gibi kuruluşlarla devam ediyor özelleştirmeler. Halka ait ne var ne yok teker teker elden çıkarılıyor. Şimdi ise bu defa kamuya açık, kamu yararına işletilmesi gereken arazilerden tutun da, binalara, işhanlarına, hatta okullara, plajlara, koylara, limanlara, otogarlara kadar uzandı satma işi. Düşünsenize, artık bu saydığımız yerlerden para ödemeden yararlanamayacağız. Tüm bunların karayollarını, oto yolları, demir yollarını, hava yollarını, köprüleri satmaktan ne farkı var? (Hatırlatalım Türk hava yolları da özelleştirilecek kuruluşlar arasında). Şimdi yeni durumda, yakında, köprülerden, karayollarından, otoyollardan vergi alan, her köprü geçişinde ödeme yaptığımız devlet yerine özel şirketlere, hatta özel kişilere ödeme yapacağız anlamına gelir. Bir önceki kuşağın dilinde “hava bedava, su bedava” şarkısı vardı. Herhalde, özellikle büyükşehirlerde, suyun parasız olduğunu genç kuşak hiç görmedi. Bizden sonraki kuşak da havaya para ödeyecek, yani yok öyle hava bedava, su bedava, hepsi paralı olacak. Ama eskiden hiç olmazsa, ödenen her kuruş verginin “yol, su, elektrik, okul” olarak halka geri dönme umudu vardı. Ama artık “yolun, suyun, elektriğin, okulun” kendisi de satılıyor. Halka ne kaldı?


Jet gibi uçuyorlar!


Bunu biliyor muydunuz? Amerika’nın Holivut burjuvalarından ve de jet sosyetesinin görgüsüzlerinden Brad Pitt ve saygıdeğer eşi Jennifer Aniston, yalnızca “bakım” için ayda 1 milyon 600 bin dolar harcıyormuş. Türk lirasına vurunca kaç para yapıyor siz kendiniz hesaplayın.

Kimi insan vardır, sosyalizm düşüncesi ona uzaktır, sosyalizmin “eşitlik”, “adalet” ve “özgürlük” kavramlarını algılayamaz. Dahası garipser ve küçümser, bu değerler ona uzak gelir, ama örneğin “televole”lerde anlatılan hayatları günbegün takip eder, orada gördüğü ucubeleri garipsemez, gördüğü hayatlara gıpta ile bakar. Televolelere büyülenmişcesine bakanların, asıl buradaki yaşamın garipsenmesi gerektiğini düşünebilmeleri için bu rüyadan uyandırılmaları gerekir.

Olağanüstü servet ve para birikimlerini salt sinema, müzik, reklam, dizi prodüksiyonunun yapıldığı bu piyasadan sağlayan ve “star” denilen bu kesimin yaşam tarzı sıradan emekçilerin hayalinde bile göremeyeceği zenginlik, bolluk ve israfla içiçedir. Gerek Hollywood sinemasının, gerekse Sony, Maxell gibi müzik şirketlerinin gözdesi önde gelen ünlü artistlerden kimisinin serveti, orta büyüklükteki bir ülkenin gayri safi milli hasılasının birkaç misli büyüklüğünde olabiliyor.

Ama şunu herkes bilecek ki, eğer bu dünyada yaşıyorsan, tüm insanlığın ortak havasını teneffüs ediyorsan, suyunu içip bu yeryüzü toprağında üretilmiş besinlerle hayatını devam ettiriyorsan, böyle harcama ya-pa-maz-sın. İşte o kadar. Hiç kimse, insanlar açken, temiz bir su içme imkânından yoksunken, başını sokacak bir çatısı yokken, ‘size ne ben kazandım, ben yerim’ diyemez. Diyemeyecek. Dedirtmeyeceğiz.

İnsanlık, bu kadar harcama yapanların insanlık suçu işlediğini bilincine çıkartana kadar, ‘ben bir gecede birkaç asgari ücretlinin aylık maaşı kadar harcama yaparım’ deme marifetini gösteren ahlâksızları arasından def edene kadar mücadele devam edecek. Yoksulluk, emeğiyle geçinmek, kıt kanaat bir gelire sahip olmak onurlu bir iştir, her işçi, emekçi bu durumuyla övünür. Tersi, yani her gece sınırsız harcama yapmak, insanlar yarın ne yerim kaygısı güderken evinin lüksüne milyarlar harcamaktır ayıp olan, utanmazca olan. Bu da çok uzak olmayan bir günde değişecek.

Kimdir bilinçsiz yoksul sorusuna, içinde bulunduğu sınıfın bilincine varıp bu uçurumu, bu eşitsizliği ortadan kaldırmak için mücadele etmesi gerekirken bu durumu olağan karşılayanlardır cevabını vermek gerekir. Ama bilinçli işçi sınıfı asla bu israfa, bu adaletsizliğe göz yumamaz. İşçi sınıfının biliminde bir yanda bebeği için süt bulamayan ve sefalet yaşayan analar varken, bunlar için mücadele vermeyip televole hayatlara özenen, gıpta ile bakan anlayışa yer yoktur.

Yalnızca sosyalizm, bu muazzam uçuruma, emekçi sınıflarla asalak sınıfların yaşam tarzındaki böylesi haksız, adaletsiz farkı ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle sosyalizm mücadelesini yükseltmek için haydi safları sıklaştıralım. [f.ş.]



 
Yazarın Diğer Yazıları
 SSK'yı işçiler batırdı!
 OLUMSUZ Mehmet Y. Yılmaz
 Maliye rantiye peşinde (imiş)
 YORUMSUZ
 Rıdvan Budak
 ÖRNEK ÜLKE, TÜRKİYE
 ESNEKLEŞTİRME Mİ, BELKEMİKSİZLEŞTİRME Mİ
 ÜZEYİR GARİH'İN SON SÖYLEŞİSİ!

 
İrtibat: 0212 - 245 28 11
E-posta: posta@urundergisi.com | RSS